Beşer Dilinin İmkânları ve Kur’an-ı Kerim’in Anlatım Üslubuna Dair

Beşer Dilinin İmkânları ve Kur’an-ı Kerim’in Anlatım Üslubuna Dair

Cilt/Sayı

2016 27. cilt – 1. sayı

Yazar

Hatice GÖRMEZa

aTefsir BD, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara

Öz

Kur’an-ı Kerim gönderildiği toplumun lisanı olan Arapça ile gelmiş olsa dahi kendine özgü ifade biçiminden söz etmek mümkündür. Kur’an’ın nazil olduğu bölgenin sosyo-kültürel dokusu doğal olarak Kur’an’ın dil yapısında önemli etkenlerden biridir. Ancak Kur’an kullandığı kelimelerin anlam dünyasını genişleterek insanlık ufkunda bir inkılap gerçekleştirmiştir. Kur’an’da bir hakikati ifade ederken tek bir üslup kullanılmaz. Bazen bir hüküm cümlesiyle, kimi zaman kıssalar veya temsillerle, bazen de terğib ve terhible hakikat ifade edilir. Hitap ve diyalog, temsil ve teşbih, hakikat ve mecaz, yeminler, kıssalar ve tekrarlar da hem Kur’an’ın kendine özgü ifade ve üslupları hem de beşer dilinin imkânları içinde başvurulan anlatım tarzlarıdır.

Anahtar Kelimeler

Kur’an dili, beşer dili, arapça, anlatım üslubu, hitap, dil ve kültür

Abstract

It is possible to state that the Qur’an has a distinctive form of expression though it was revealed in Arabic language used by the society in which it was revealed. The socio-cultural context of the Qur’an is one of the significant features of its linguistic structure. The Qur’an, however, made a revolution on the horizon of humanity by expanding the semantic world of its wordings. The Qur’an uses various linguistic styles in expressing a truth. This is stated with a provisional sentence or with narrations of the earlier prophets and exemplifications or it is expressed with targhib (encouragement of good)-tarhib (discouragement of evil) method. Among the particular expressions and styles in the Qur’an and forms of expression utilized within the facilities of human language are addressing and dialogue; simile, haqiqa (true/real meaning) and majaz (metaphorical meaning); oaths and repetitions.

Keywords

Language of the qur’an, human language, arabic, expression style, addressing, language and culture


GİRİŞ: KUR’AN, LİSAN VE İNSAN

İslam’a göre vahiy Allah’ın kendi iradesini dil aracılığıyla bildirmesidir. Allah’ın insana onun dili ile hitap etmesi tesadüfi olmayıp kendi iradesiyle kelamına aracı olarak Arapçanın seçilmiş olması Kur’an vahyini en karakteristik özelliklerindendir.1 Mesajını her yaşta ve her düzeyde insana bütün zamanlarda ve mekânlarda ulaştırmak durumunda olan Kur’an için elbette bir üslup söz konusudur.2 Kur’an üslûbu demek, surelerde ve ayetlerde kelimelerin seçiminde, cümlelerin teşkil edilmesinde ve konuların beyan edilmesinde, kendisine mahsus anlatım tarzı demektir. Kur’an-ı Kerim Arapça dil kaidelerine uygun bir üslup kullandığı halde diğer bütün ifadelerden hemen ayırt edilen mucizevî bir anlatım tarzına sahiptir. Kur’an’ın beşer üstü bir kitap olması, muarızlarına meydan okuması ve kendisine nazire yapılamaması3 mucize oluşunun delillerinden kabul edilmiştir. Çalışmamız bağlamında Kur’an-ı Kerim’in beyan üslubu ve ikili anlatım sistemi değerlendirilecektir. BEŞER DİLİ VE KUR’AN DİLİ Yüce Allah vahiy yoluyla insanlara hakikati bildirmek için gönderdiği kitabında kendi katında belirlediği özel bir dil kullanmamıştır. Gönderdiği peygamberin kavmi hangi dili kullanıyorsa o dilin imkânları çerçevesinde vahyetmiştir. Başka bir ifade ile Allah beşeriyete beşer dili ile hitap etmiş, ilahi hitabın kendi özel bir dili olmamıştır:

“Biz her peygamberi, ancak kendi kavminin diliyle gönderdik ki, onlara (Allah’ın emirlerini) iyice açıklasın. Allah dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. O mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”4 Ayet-i kerime bize sadece peygamberlerin değil, onlara gönderilen vahyin de o kavmin dili ile nazil olduğunu ifade etmektedir. Bu lisan Hz. Musa ve Tevrat için İbranice, Hz. İsa ve İncil için Aramice/Süryanice, Hz. Muhammed ve Kur’an-ı Kerim için Arapçadır. Eğer böyle olmasaydı beşerden gelebilecek muhtemel itirazlar olacaktı. Bunları Yuce Allah şoyle ifade etmektedir.

“Eğer biz onu, yabancı dilden bir Kur’an kılsaydık, diyeceklerdi ki: Ayetleri tafsilatlı şekilde açıklanmalı değil miydi? Arap’a yabancı dilden (kitap) olur mu? De ki: O, inananlar için doğru yolu gösteren bir kılavuzdur ve şifadır. İnanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır ve Kur’an onlara kapalıdır. (Sanki) onlara uzak bir yerden bağırılıyor (da Kur’an’da ne söylendiğini anlamıyorlar.)”5

Hakikat bu olduğu halde Mekke müşrikleri vahyin Hz. Muhammed’e Allah katından nazil olmadığını, Arap olmayan bir beşer tarafından öğretildiğini iddia ettiler. Bunun üzerine vahiy aracılığı ile cevap şöyle oldu:

“Şüphesiz biz onların: ‘Kur’an’ı ona ancak bir insan öğretiyor’ dediklerini biliyoruz. Kendisine nisbet ettikleri şahsın dili yabancıdır. Halbuki bu (Kur’an) apaçık bir Arapçadır.”6

Kur’an-ı Kerim aslında inkârcıların her hâlükârda iman etmeyeceklerini bildirmektedir:

“Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de bunu onlara o okusaydı, yine ona iman etmezlerdi.”7 Bu gerçek Kur’an-ı Kerim’de 13 kez açıkça ifade edilmiştir. Her şeyden önce bunun ilk kez vahiy alan bir topluluk için kolaylık olduğu vurgulanmıştır.8 Bazı ayetlerde ise yapılan uyarıların açık ve net bir şekilde yerini bulması için bu yöntemin seçildiği ifade edilmiştir.9

Bu bağlamda nazil olan ayetlerde vurgulanan en önemli ilke Kur’an’ın “anlaşılır” olmasıdır. Bizzat Kur’an “apaçık bir Arapça lisanıyla indirildiğini, yine “âcemi değil, yani Arapça dışında bir lisan ile yazılmamış” olduğunu ifade etmektedir. Öyleyse Kur’an’ın kendisi yeni bir dil oluşturarak insanlara hitap etmek yerine beşerin kullandığı dilin sınırları çerçevesinde kaldığını müşahede etmek gerekir. Yine dikkat edilirse Kur’an’ın kendi dilinin Arapça olduğunu bizzat belirtmektedir. Buna göre bazılarının söylediği gibi “Kur’an Arapca değil Rabbcadır” iddiası -ki Necip Fazıl bunu savunanlardan biridir- Kur’an icin doğru değildir. Şair Kur’an ve Hadis adlı bir şiirinde şoyle seslenir:

Kur’an yaratık değil; Zerresi kıtık değil,

Bîr nur ki, dile sığmaz, ona yetmez Arapça;

O, Arapçaya inmiş Allah kelamı, Rabça…10

Kur’an’ın diline dair üzerinde durulması gereken hususlar şunlardır:

Kur’an-ı Kerim gönderildiği toplumun lisanıyla gelmiş olsa dahi kendine özgü hiçbir ifade biçimi barındırmaz mı?

Sadece doğrudan hitap ettiği kavmin lisanının ifade ve istifade imkânlarını mı kullandı? Başka bir ifadeyle indiği dilin anlamlar dünyasına çok şey kattığı halde ifade biçimlerine de müdahale etmiş olamaz mı?

Kur’an’ın kullandığı kelimeler arasında Arapça olmayan sözcükler var mıdır?

Kur’an üslubunu sadece dil değil kültür de etkilemiş midir?

Bu konular başlangıçtan beri ulemanın ilgisini çekmiş ve ulûmu’l-Kur’an dair ve diğer eserlerde üzerinde çokça durulmuştur. Şâtıbî (ö.790/1388) elMuvafakât adlı eserinin “el-Fehmu ve’l- İfhâm” başlığında Kur’an’ın en önemli ilkelerinden birinin anlaşılır olmak olduğunu vurgulamaktadır. Kur’an’ın anlaşılabilmesinin ilk şartı da ona mutlaka Arap dili açısından yaklaşmaktır. Şatıbî’ye göre Arapça dışında bir dille Kur’an’ı anlamak mümkün değildir.11

Kur’an’ın kullandığı kelimeler arasında Arapça olmayan sözcüklerin olup olmadığı konusu garibu’lKur’an ilmi çalışmalarının ilgi alanındadır. İbn ‘Abbas (ö.68/687-88) ve İkrime (ö.105/723) Kur’an’da Arapça olmayan kelimelerin varlığını kabul ederken başta Şafiî (ö.204/820) olmak üzere birçok kimse de olmadığını savunmuştur. Şâtıbî’ye göre bu konudaki en doğru tez şudur: Kur’an nazil olduğu ortamdaki insanların dili ne ise onunla nazil olmuştur. Yabancı kökenli de olsa Araplar bir kelimeyi kullanıp kendilerine mal etmişlerse bunu problem edinmenin anlamı yoktur. Zira Araplar o kelimeyi alıp mutlaka kendi telaffuzlarına uydurmuşlardır. Kur’an’da yabancı kökenli kelimeler, Araplar kendi dillerinde nasıl telaffuz ettilerse öyle zikredilmiştir. 12 Izutsu’ya göre Kur’an Arapça olduğu için bu kitapta bulunan bütün kelimelerin Kur’an öncesi veya İslam öncesi bir geçmişi vardır.13

Ayrıca Kur’an doğal olarak kelimelerin anlam çerçevelerinin ucundan tutarak onları fizik âlemden metafizik âleme doğru genişletmiştir. Bu yolla kelimelerin fizik âlemle sınırları aşılmış metafizik âleme yöneltilmiştir. Zaten Kur’an’ın en büyük devrimi de buradadır. Yani Arabın kullandığı kelimenin aynısını kendisi de kullanmış ama manasında özellikle dinî bir farklılık meydana getirmiştir. Mesela hidâyet kelimesi: Kur’an’ın nüzulünden önce basit ve genel anlamda kervanların çölde yolunu bulması,14 dalâlet ise kervanların yollarını kaybetmesidir.15 Hâdi veya Mehdi yolunu tekrar bulma gücüne sahip olan develere verilen isimdir. Ama Kur’an-ı Kerim bütün bu kavramları farklı anlamlar da ve aslına sadık kalmak şartıyla çöl sınırlarını aştırarak bütün âlemi kuşatacak bir manaya dönüştürmüştür. Aynı zamanda maddi anlamı metafizik anlama taşımıştır. Kur’an elbette beşer dilinin imkânlarıyla hitap etmiş ama anlam dünyasını genişleterek insanlık ufkunda bir inkılap gerçekleştirmiştir.

İslam toplumu ve kültürü, hareket noktası ve dayanakları itibariyle dil merkezli bir iletişime dayalıdır. Vahiy de insanlara lisan olarak ulaşan bir mesajdır.16 Kur’an’ın nazil olduğu Hicaz bölgesinin sosyo-kültürel dokusu Kur’an’ın dil yapısında önemli etkenlerden biridir. Bu doku Mekke ve Medine’nin coğrafi yapısı ile sınırlı kalmayıp çöl hayatının içindeki bedevi toplum, Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in izini sürmeye çalışan hanifleri ve Medine’de yaşayan Yahudileri de kapsıyordu. Birbirinden farklı sosyo-kültürel yapının oluşturduğu Arap dilini Kur’an’ın farklı bir bütünlük içerisinde kullandığı görülmektedir.17 Bu sebeple dilin kültürel dokusunu anlamadan ne Arapça yazılmış bir edebî eseri, ne de Kur’an-ı Kerîm’i tam olarak anlamak mümkündür.

Mesela Kur’an’ın ısrarla kanı haram kılmasının hikmetini anlamak ilk bakışta bir hayli güçtür.18 Zira normalde kimse kanın bir besin değeri taşıdığını düşünmez. Bu konuda bir Arap darb-ı meseli olan lem yuhram men fuside leh sözü, ilgili ayetin doğru anlaşılmasına yönelik ipuçları vermektedir.19 Mesel “Yola çıkan kişi yanına ‘kanın pıhtılaşmasıyla elde edilen’ fasîd lokmaları alırsa mahrumiyet yaşamaz (Türkçe karşılığı olarak) hiç yoktan iyidir” der. Fasîd, devenin kanının pıhtılaşmasıyla elde edilen bir nevi hamur tarzı bir yiyecek anlamında olup Cahiliye döneminde yolculuğa çıkanın en temel azığını oluştururdu. Bu bilgiye ulaşıldığında Kur’an’ın kan yemeyi yasaklamaya yönelik vurgusu daha iyi anlaşılmaktadır. Fasîdin bir başka kültürde birebir karşılığını bulmak ise imkânsızdır.20 Toplumun kültürünün, dili çepeçevre sarmakta ve şekillendirmekte olduğunu göstermek açısından bu ilginç bir örnektir. Pek çok dilde kelimelerin durumu bu tür kültür araştırmalarıyla açıklık kazanmaktadır.

Bir hakikati ifade ederken tek bir üslup kullanılmaz. Bazen bir hüküm cümlesiyle, kimi zaman kıssalar veya temsillerle, bazen da terğib ve terhible hakikat ifade edilir. Konuyu daha iyi izah edebilmek ve yukarıda sıraladığımız soruları tartışabilmek için hem Kur’an’ın kendine özgü ifade ve üsluplarını hem de beşer dilinin imkânları içinde başvurulan anlatım tarzlarını kısaca ele almak gerekmektedir.

KUR’AN-I KERİM’İN EDEBÎ ÜSLUBU

Kur’an-ı Kerim, lafzı, nazmı, üslubu ve içeriğiyle muhataplarını kendisinin bir benzerini getirmekten aciz bırakmış, ilk andan itibaren inanan inanmayan muhataplarını büyülemiştir. İslam’ın kuvvet ve kudretinin henüz oluşmadığı ilk davet sürecinde Kur’an’ın icazı ve üslubu davetin makes bulmasında en etkin âmillerden biri olmuştur.21 Kur’an ele alıp işlediği konuları kendine has üslubu ve ahengi ile birçok yerde değişik şekillerde takdim eder. Kur’an üslubunu anlamak ancak Kur’an’a ve onunla ilgili ilimlere vakıf olmakla mümkün olur.22 Kur’an’ın kullandığı anlatım tarzı bütün dillerde görülen, edebiyatçıların kullandığı ve birçok müfessir ve âlimin de dikkat çektiği bir yöntemdir.23 Kur’an üslûbu demek, surelerde ve ayetlerde kelimelerin seçiminde, cümlelerin teşkil edilmesinde ve konuların beyan edilmesinde, kendisine mahsus anlatım tarzı demektir.24 İndiği çağdaki toplum ve bu toplumun fikir seviyesi ne ise Kur’an onu esas almış ve insanlara teklif ettiği şeyler de o seviyede olmuştur. Bununla birlikte İlahi hitap diğer bütün ifadelerden hemen ayırt edilen mucizevî bir anlatım tarzına sahiptir. Kur’an’ın kendine özgü ifade ve beyan üsluplarını aşağıdaki şekilde izah etmek mümkündür:

1. ŞİİRİN VE NESRİN HUSUSİYETLERİNİ MEZCEDEN NAZMI

Kaynaklarda Kur’an’ın üslubu ile ilgili bir takım özelliklerden bahsedilmektedir. Zerkeşî (ö.794/ 1392) ve Suyûtî (ö.911/1505) Kur’an’ın nüzul keyfiyetine dair şunu kaydetmektedir: “Kur’ân beş vecih üzere nazil olmuştur; helal, haram, muhkem, müteşabih ve emsal. Helali işleyin, haramdan sakının, muhkeme tabi olun, müteşabihe inanın ve emsalden ibret alın.”25 Kur’an’ın mevcut edebî türlerden farklı olduğunu söyleyen Seyyid Kutup (1906-1966) ise Kur’an üslûbunun eşsiz büyüsünü, onun hem şiirin hem de nesrin meziyetlerini bir araya toplayan nazmına irca eder. Kutup, Taha Hüseyin’in, “Kur’an’ın ne şiir ne de nesir olduğunu, onun sadece Kur’an’dır” sözünü naklederek, “Bizim bu kabil kelime oyunlarına ihtiyacımız yoktur. Kur’an nesirdir, ama kendine has, harika bir nesir sanatını ihtiva eden, mümtaz bir tür” olduğunu ifade etmektedir.26

Kur’an ayetlerinin kaynağı itibariyle asla şiir olamayacağını belirten bir başka isim de Musa Carullah Bigiyev’dir (1875-1949). Ona göre Kur’an-ı Kerim’in ifadeleri, ayet-i kerimeleri vezinli (ölçülü) olabilir ama şiir değildir. “Biz ona şiir öğretmedik, zaten ona (Peygambere) yaraşmazdı da…”27 gibi ayet-i kerimeleri delil gösteren Carullah bu konuda şöyle devam eder:

Her hâlükârda şiir, İslamiyet’te edebiyat hazinesi ve hikmet divanıdır. Şairlik ise değerli bir sanat, kuvvetli bir kabiliyet, yüce bir şereftir. Ancak şairlik, Şâri’-i Hakîm’in şerefine uygun bir haslet değildir. Şairlik kendi içinde ne kadar büyük bir faziletse de, şâri’ olma büyüklüğüne nispet edilirse basit kalır. Kur’an-ı Kerim sözün kaynağı ve maksadı bakımından şiir olmaktan, hikmetli Peygamberimiz şairlikten uzak kabul edilmiştir. Yani Kur’an-ı Kerim’in manaları ve nazmı, Rûhu’l-Kudüs’ün, emanet olarak ilahi arştan alıp Muhammedu’l-Emîn’in tertemiz, lekesiz kalbine indirmesiyle gerçekleşmiştir. 28

2. MEKKÎ- MEDENÎ ÜSLUP FARKI

Kur’an üslûbu anlatılan konu ve olaya bağlı olarak değişiklik göstermiştir. Daha çok inanç esaslarından bahseden Mekkî sureler şiir veya hitabet üslûbuna yakın birtarzda gelmişken ferdî ve içtimaî hukuktan bahseden Medenî sure ve ayetlerde yalın bir anlatım tarzı öne çıkmıştır. Bu husus bir yandan Kur’an’ın ilâhî kaynaklı olduğunu ortaya koyarken öte yandan ona olan ilgiyi hep canlı tutmuştur. Kur’an’ın üslûbundaki bu özellikler onun mucize oluşunun bir delili olarak değerlendirilmiştir. 29

3. LÂFIZ-MANA DENGESİ

Kur’an’da mana ile lâfız dengesine vurgu yapan Zerkeşî’ye göre “İstenilen manayı anlatmak için, hangi kelimeler gerekiyorsa, fazlası veya eksiği olmaksızın, Kur’an onları kullanmıştır. Mana kelimeye bürünerek lâfız hâline gelmiştir. Aslında Kur’an’da zaid söz yoktur.”30 Lâfız ve mana dengesi ile ilgili Draz ise şunları ifade etmektedir: “Lâfız bir bedense mana onun ruhudur. Bunların birbiri ile olan irtibatları, ruhun bedenle olan irtibatı gibidir. Onun zayıflamasıyla zayıflar, güçlenmesiyle güçlenir.”31 Kur’an’da lafız ve mananın beşerin ihtiyacı olan açıklamayı son derece güzel bir şekilde ortaya koyduğu görülür.Çünkü Kur’an, “Ayetleri, hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan Allah tarafından sağlamlaştırılmış ve sonra da açıklanmış bir kitaptır.”32

4. FARKLI SEVİYELERE HİTAP Tahir b. Âşûr (1909-1970) Kur’an’ın, aynı anda farklı seviyelere hitap ettiğini söyleyerek şunları ifade eder: “Zannedilmesin ki, bir ayetten zıt manalar çıkabilir. Gerçek şudur ki birçok ayetin genel manası aynı kalmakla beraber sathı, derinliği ve kökleri bulunabilir. Geniş kitle zahiri manayı; kültürlü kesim derinlikteki manayı; ihtisas ehli ise mananın köklerinin çoğunu anlar ve gelecek nesillere de yeni taraflar kalır. Farklı anlayışlara imkân veren bir ayeti, ilk nesiller kendi durumlarına göre, daha sonraki nesiller ise ulaştıkları ilmi seviyelere göre anlarlar.”33 Ayetlerin insanların farklı ilmî seviyelerini gözetip onların anlayışlarını dikkate alarak hitap etmesi, başlı başına Kur’an’ın bir mucizesidir. Nitekim Kur’an’da yer alan mevzular beşeri üslubun tersine, konu esasına göre bölümlere ayrılarak değil, hepsi ahenkli bir bütün oluşturacak tarzda iç içe ele alınmıştır. Kur’an’da beyan tarzlarının çok çeşitli olduğunu ifade eden Zurkânî de bir işin yapılması için açık emir kipinin yanında on beş kadar ayrı üslûp kullanılmasını örnek olarak göstermektedir. 34

5. AKLA VE DUYULARA DENGELİ HİTAP

Kur’an üslûb bakımından çeşitli anlatım yollarına başvurmaktadır. Bu yöntemlerin her birinin Kur’an-ı Kerîm’de son derece mükemmel bir uyum dâhilinde akıp gittiği görülür. Ramazan elButi bu üslûp sayesinde Kur’an mesajının her kesimden insanın aklına, kalbine, ruhuna nüfuz etmekte olduğunu ifade ederek şöyle der: “Akıl ve duygu, insanın sahip olduğu iki ayrı olgudur. Akıl, öğrenmek için hakikati, tasdik etmek için de iyiyi araştırır. Duygu ise eşya ve olayların elem ve lezzet tarzındaki yansımalarına tercüman olur. Bunların her ikisinin de doyurulmaya, beslenmeye, ikna edilmeye ihtiyacı vardır ve ikisine birden hitap edebilmek oldukça zordur. Beşer ifadesi ise akıl ile duygu arasında dengeyi her zaman başarılı bir şekilde kuramaz. Oysa Kur’an, hem akla hem de duygulara birlikte hitap ederek her ikisini de tatmin edebilmiş yegâne kitaptır.”35

KUR’AN-I KERİM’İN ANLATIM ÜSLUBU

Kur’an’ın kullandığı başlıca anlatım üslupları Hitap ve Diyalog, Temsil ve Teşbih, Hakikat ve Mecaz, Terğib ve Terhib, Yeminler, Kıssalar ve Tekrarlar gibi edebi sanat formlarıdır. Aşağıda bu tarzlar üzerinde durulacaktır.

1. HİTAP VE DİYALOG

Beşer dilinin imkânlarından biri olan ve birçok ayette yer alan bir anlatım tarzıdır. Kur’an’ın kendine has ifade biçimi ile konuşanın durumuna uygun bir üslupla aktarılan konuşma cümlelerinden oluşmaktadır. Nitekim O, Allah’ın Hz. Âdem’i yaratmak istediği zaman melekler ve şeytanın önünde gerçekleşen ilk konuşma sahnesinden başlayarak,36 peygamberlerle ve onların kendi kavimleriyle aralarında geçen konuşmaları37 bize takdim etmektedir. Kur’an-ı Kerim’de, diyalog üslûbu içerisinde konuşan taraflar genelde insan olmakla birlikte,38 kimi zaman Allah ve melekler,39 kimi zaman Allah ile insan,40 kimi zaman Allah ile şeytandır.41 Bazen ise insan ile melek42 ve insan ile hayvan43 olduğu müşahede edilir. Nihayet Yüce Allah’ın kıyamet günü yarattığı varlıklarla yapacağı konuşmalara44 da kitabında yer vermesi diyalogun Kur’an’da çokça kullanılan bir üslup olduğunu göstermektedir. Kur’an-ı Kerim’de diyalog üslubu ağırlıklı olarak Mekkî âyetlerde öne çıktığı için Kur’an’da diyalog tarzının kullanıldığı Mekkî âyet sayısının Medenî âyet sayısından daha fazla olduğunu söylemek mümkündür.

Oldukça sık başvurulan anlatım yollarından biri de hitaptır. Suyûtî bu hitap şekilleri arasında umumi hitap, hususi hitap, hususilik ifade eden umumi hitap, umum ifade eden hususi hitap, cinse hitap, nev’e hitap, övgü hitabı, yerme hitabı gibi daha birçok farklı hitap tarzlarını nakletmektedir.45 Kur’an’da görülen bu hitaplar bazen bir emir ve nehiy, bazen müjde ve ikaz, kimi zaman tefekkür ve tedebbür, bazen de insanoğluna verdiği nimetleri hatırlatan teselli şeklindedir.

2. TEMSİL VE TEŞBİH

Temsili ve teşbihi anlatım tarzları, Kur’an’ın edebi güzelliğinin açıkça sergilendiği anlatımlar olarak kabul edilmektedir. Bu üslupta mesela; bazı ayetlerde güzel söz kökü sağlam bir ağaca,46 Allah’ın nuru cam bir fanus içindeki ışığa,47 dünya hayatı gökten inen bir yağmura,48 arz beşiğe, dağlar çadır kazıklarına, gece elbiseye ve güneş kandile49 dalgalar dağlara50 benzetilmiştir. Yapılan teşbihin gayesi ise insanlar öğüt alsınlar51 ve düşünüp anlasınlar52 diye beyan edilmektedir. Kur’an’da toplam 20 ayette temsiller, darb-ı mesel olarak yer almaktadır.53 Zemahşerî (ö.538/1144) ve Âlûsî (ö.1270/1854) gibi müfessirlerKur’an-ıKerim’in temsil,teşbih ve diyalog üslûbuyla ve çarpıcı tablolar halinde soyut gerçekleri idraklere sunma amacı taşıdığını belirtmiştir.54

3. HAKİKAT VE MECAZ

Hakikat bildiren lafızlar asıl manaları dışında anlam taşımayan, takdim-tehir ifade etmeyen ve olumsuzluk kabul etmeyen ifadelerdir.55 Kur’an’ın büyük bir kısmı bu tür kelimelerden oluşmaktadır. Mecaz hem beşer dilinde hem de Kur’an’da yer alan etkin anlatım üsluplarından biri olarak; bir bakıma kutsal metnin “Aşkın (Müteal)” olandan “sonlu” olana doğru düşey yönlü bir tezahür yapılanmasıdır. Kur’an için mecaz Aşkın olanın insanî seviyeye indirilmesini mümkün ve müyesser kılan bir konuşma figürü” olarak karşımıza çıkmaktadır.56 Mecazî olarak kimi zaman kalpler taşa benzetilmiş,57 bazen kaçınılması gereken haramların inanç dünyasını kirleten eylemler olduğu58 gerçeği mecazi bir dille ortaya konulmuştur. Kur’an’da görenle görmeyen, aydınlık ile karanlık diriler ile ölüler de mümin ile kafir için birer darb-ı mesel olup59 mecazi bir anlatım örneği sergilenmektedir.

4. TERĞİB VE TERHİB

Dinin hakikat, iyi, doğru, sevab, güzel, fazilet dediği söz ve davranışlara özendirmek, teşvik etmek ve Allah’ın kullarını nehyettiği ve emrettiği şeylere muhalefet ettiklerinde korkutmak ve sakındırmaktır. Her iki kelime özellikle hadis literatüründe adeta tek bir kavram gibi birlikte kullanılmış ve meşhur olmuştur.60

Terğib ve terhib üslubu Kur’an-ı Kerim için de geçerli olup farklıformlarda yer almıştır: Bazen heriki kavram aynı ayette peş peşe gelmiştir.61 Her iki üslup birbirinitakip eden iki ayette62 veya aynı bağlamda değerlendirilen ayetlertopluluğu içinde yer almışlardır.63 Ayrıca bazen terğib ifade eden ayetler önce, terhib ifade eden ayetler sonra gelmiştir.64 Kimi zaman da bunun tam tersi görülmüştür.65 İstisnai olsa da terğib ve terhibin tek başına geldiği ayetler veya sureler de mevcuttur.66 Terğib ve terhib üslubunun yer aldığı ayetlerin mümin, münafık ve kafirtüm insanları muhatap aldığı görülür. Bu üslup aynı zamanda iman, ibadet, itikad ve muamelat gibi her alanı kapsamaktadır.67 Terğib ve terhib üslubu ile ilgili ayetler ahlak,fazilet ve değerler konularını da ihtiva eder.68 Terğib ve terhib ayetlerininKur’an’da insanı her yönden kuşattığı müşahede edilir. Cennetin sınırsız nimetlerini, Allah’ın birliği, mağfireti ve rahmetini, korku, zulüm ve helakten kurtuluşun yollarını, her türlü iyilik ve güzelliği ifade eden terğib ayetleri ile birlikte Allah’ın gazap ve azabı, cehennem ateşi, pişmanlık ve hüsran, nimetlerin yok olması, hidayetten yoksunluk, kalplerin mühürlenmesi gibi pek çok hususta insanları uyaran ve tehdit eden terhib ayetleri de vardır.69

Kur’an-ı Kerim’de çok fazla kullanılan diğer üsluplara da işaret etmek gerekmektedir. Yeminler ve tekrarlar bu kapsamda değerlendirilmektedir.

5. YEMİNLER Kur’an’ın, nazil olduğu toplumun dil imkânlarını bütün yönleriyle kullandığının açık göstergelerinden biri de yeminlerdir. Zira İslam öncesi Arap toplumunda yemin lafızlarının çok yaygın olduğu bilinmektedir.70 Yemin ifadeleri 66’sı Mekkî, 18’i Medenî olmak üzere 84 surede geçmektedir. Kur’an’da Allah sekiz yerde kendi zatına,71 ayrıca peygamberlere,72 Kur’an’a,73 kıyamet gününe,74 kâinata ve kâinattaki bazı olay ve varlıklara75 yemin etmiştir.

Mekkî ayetlerde daha çok Allah’ın sonsuz kudretine, risaletin gerekliliği ve Hz. Peygamber’in tezkiyesine,76 ayrıca diriliş, haşr, ceza, vaad ve vaîde dair yeminler görülmektedir.77 Medine döneminde ise imanın hakikatine yönelik yeminler,78 müminlerin imtihanına dair kasemler,79 inananların zaferini te’kid,80 gerçek müminlerin nail olacakları ecirler,81 Yahudi ve Hıristiyanların batıl fikirlerini ifade için kullanılan yeminler,82 vahyin nazil olduğu yer/makamlar,83 zaman mefhumu84 gibi önemli hususlar üzerine yemin edildiği müşahede edilmektedir. Ayrıca -bir görüşe göre- Yüce Allah 29 surenin başında zikredilen mukatta harfleri ile de yemin etmektedir.

KISSALAR

Anlatım üslubu açısından önem arz eden bir metot olarak kıssaları bizzat Kur’an düşünenler için ibret,85 öğüt,86 uydurmadan uzak, gerçek haber,87 önceki peygamberlerden haber veren ve onları doğrulayan,88 gaybî haberleri bildiren ve açıklayan,89 önceki toplumlardan ve yaşadıkları beldelerden haber veren90 ve inananlar için geleceğe ışık tutan kılavuz olarak tanımlar.

Arâf, Hûd, Enbiya ve Şuarâ gibi surelerde anlatılan peygamber kıssaları Allah’ın birliği, O’na itaat ve kulluk ana fikrinde odaklanırken, Ashâb-ı karye, Ashâb-ı kehf ve harap olmuş kasabaya uğrayan kişiye ait kıssalarda ahiret inancı ve yeniden diriliş teması daha çok ibret almak için işlenmiştir. Bazı kıssalarda91 ise (ashâb-ı cennet, ashâb-ı uhdud gibi) iyi ve kötünün modelleri ortaya konularak erdemlere ve ahlaki olgunluğa teşvik ve kötülüklerden sakındırma amacı güdülmüştür. Bu teşvik ve caydırmalar teşbih, temsil, mecaz ve istiare gibi edebi sanatlarla desteklenmiş ve tasvirlerle somutlaştırılmıştır.92 Aslında 84 konu ve 1560’a yakın ayeti ihtiva eden Kur’an kıssalarında tasvir edilen olaylar vesilesiyle her asrın insanına mesaj verilmekte, kulun aczi ve Yaratanın güç ve kudreti hatırlatılmaktadır.93 Kıssalarda gerçekleşen bütün diyalog ve olaylar adeta Hz. Muhammed ile onun yeni dine davet ettiği ehli kitap ve müşrikler arasında cereyan ediyor gibidir.94 Dolayısıyla Kur’an’daki kıssalar bugün de adeta anlatılan olayları seyrederken durmakta olduğumuz noktayı bize fark ettirirler. Öyle ki kıssalarda tanıklık ettiğimiz başkaları değil, sanki anlatılan bizzat kendimiz oluruz.95

TEKRARLAR

Arap dilinin bilinen üslupları arasında bir söz sanatı ve hatta Arapçanın fesahatindendir.96 Bakıllâni (ö.403/1013) Αcâzu’l-Kur’an adlı eserinde “Kur’an’daki tekrarlar onun bedii özelliklerindendir” der ve bu bedii güzelliğe iki suredeki tekrarları örnek verir. Bunlardan biri İnşirah suresindeki

ayetleri; diğeri Kâfirûn suresinde tekrarlanan

ayetleridir.97 Kur’an’da yer alan tekrarlar; edatların tekrarı,98 kelimelerin tekrarı,99 cümle ve ayetlerin tekrarı100 ve kıssaların tekrarı101 olmak üzere dört tasnife tabi tutulabilir. Mesela; Kamer suresinde üç kez tekrarlanan

“Benim azabım ve uyarılarım nasılmış (gördüler)!”102 ayeti Nuh, Âd ve Semûd kavminin uğradığı ilahi musibetlerden sonra ifade edilen mükerrer cümleler olup Kur’an’daki tekrarların hikmetini anlamak bakımından önemlidir. Özellikle Rahman suresinde 31 kez geçen;

ayeti ile Murselât suresindeki 10 defa tekrar edilen

ayeti müminleri sarsan bir soru kipi ve kınama ifadeleridir.

SONUÇ

Kur’an-ı Kerim ayetlerinde zikretmediğimiz daha birçok edebi üslubu tek tek incelemek bu makalenin sınırları açısından mümkün değildir.103 Yukarıda incelediğimiz anlatım üslubu çerçevesinde Kur’an’ın aynı zamanda belagat ilminin de kullandığı bu edebi formlara başvurmasına dair birçok sebep sayılabilir. Bunlarilahi kudretin yüceliğine dikkat çekmek (Arâf 7/189), maksadı zahire muhalif mana taşıyan bir lafızla anlatmak (Ta-Ha 20/5), muhatabı iz’an ve teslimiyete yönlendirmek (Zümer 39/65), zemmetmek ve kınamak (Tekvir 81/8-9), kaba/kırıcı ifadeden kaçınmaktır (Yusuf 12/23). Ayrıca bu bağlamda; mevzuları etkili ve çarpıcı biçimde anlatmak (Zuhruf 43/18), sözü kısaltmak (Bakara 2/24), akıbete dikkat çekmek (Tebbet 111/1) ve ifadeyi güzelleştirmek (Saffat 37/49) de bu nedenler arasındadır.104

Bu makalede yer verilen ve yer verilmeyen edebi formlar, İlahi hitabın kendine has bir üsluba, muhatabını kuşatan anlaşılır bir dile kavuşmasını sağlamıştır. Allah kelamı olarak mucize olan vahiy, insan konuşmaları hasebiyle de beşer dilinin özelliklerini taşımaktadır. Kur’an-ı Kerim Hz. Peygamber’in en büyük nübüvvet mucizesi ve aynı zamanda taklid edemeyeceğimiz ve tamamıyla keşfedemeyeceğimiz bir ilahi mesajdır. O edebi tür olarak şiir ve nesir değildir. Ancak O mucizevi üslubu kendine has belagati ile Allah’ın kelamıdır.

Sonuç olarak değerlendirdiğimiz bu edebi üslupları ele alış gayemiz Kur’an-ı Kerim’in anlatım hususunda takip ettiği yöntemleri bir kez daha hatırlayarak vahiyle insan aklı ve kalbi arasında, dolayısıyla ilahi hitapla muhatabı olan insan arasında yeniden bir köprü kurabilmek, bir de bu bakış açısıyla Kur’an’la olan ilişkimizi gözden geçirmektir. Zira bu hususta yapılacak doğru değerlendirmelerin Kur’an ayetlerini iyi anlama ve doğru yorumlama çabalarına katkıda bulunacağı aşikârdır.


KAYNAKÇA

1 Izutsu, Toshihiko, Kur’an’da Tanrı ve İnsan, Çev.: Kürşat Atalar, Pınar Yayınları, İstanbul, 2012, ss.232-233.

2 Hamîdullah, Muhammed, Kur’ân-ı Kerîm Tarihi, Çev. Salih Tuğ, İFAV Yayınları, İstanbul, 1993, s.26.

3 Bkz. Bakara 2/23-24; Yunus 10/37-39; Hud 11/13; İsra 17/86-88.

4 İbrahim 14/4.                                        

5 Fussilet 41/44.

6 Nahl 16/103; Şuara 26/193-195.

7 Şuara 26/198-199.

8 Zuhruf 43/2-3. Bkz. Yusuf 12/2; Duhan 44/58; Fussilet 41/3.

9 Şûra 42/7; Ta Ha 20/113; Zümer 39/28; Ahkaf 46/12.

10 Necip Fazıl Kısakürek, “Kur’an ve Hadis”, Esselâm: Mukaddes Hayattan Levhalar, Büyük Doğu Yayınları, İstanbul, tsz., s.52.

11 Şâtıbî, Ebu İshak, el-Muvafakât, Çev.: Mehmet Erdoğan, İz Yay., İstanbul, 1990, c.2, s.61.

12 Şâtıbî, el-Muvafakât, c.2, s.62.

13 Izutsu, Kur’an’da Tanrı ve İnsan, s.36.

14 Izutsu, Toshihiko, Kur’ân’da Allah ve İnsan, Çev.: Süleyman Ateş, Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara, 1975, ss.137-138.

15 Izutsu, Kur’ân’da Allah ve İnsan, ss.137-138.

16 Görgün, Tahsin, “İnşa-Haber Ayırımı ve Kur’an’ın Anlaşılması”, Yüzüncü Yıl İlahiyat Fakültesi Kur’an ve Dil Sempozyumu, Mayıs, 2001, s.450.

17 Gökkır, Necmettin, Kur’an Dilinin Sosyo-kültürel Bağlamı, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları, İstanbul, 2014, s.53.

18 İlgili ayetler için bkz. Bakara 2/173; Mâide 5/3; En’âm 6/145; Nahl 16/115.

19 Sîbeveyh’den naklen Gündüzöz, Soner, “Arapçada Kültür-Dil İlişkisi, Arapça’nın Yapılanması ve Algılanmasında Etkili Öğeler”, Din Bilimleri Akademik Araştırma Dergisi 2005;V(2):221.

20 Gündüzöz, “Arapçada Kültür-Dil İlişkisi”, ss.221-222.

21 Kutup, Seyyid, Kur’an’da Edebî Tasvir, Çev.: Ömer Aydın-Ertuğrul Özalp, İşaret Yay., İstanbul, 2011, s.24.

22 Cerrahoğlu, İsmail, Tefsir Usûlü, TDV Yayınları, Ankara, 2015, s.159.

23 Halefullah, Muhammed Ahmed, Kur’an’da Anlatım Sanatı, Çev.: Şaban Karataş, Ankara Okulu Yayınları, Ankara, 2002, s.378.

24 Bu konuda farklı bakış açıları da vardır. Mesela Mustafa Ahmed ez-Zerka bir makalesinde “Arap dili ile söylenmiş veya yazılmış hiç bir söz ya da kitabın Kur’an ile aynı veya ona benzer bir üslupta olması söz konusu değildir. Çünkü onun üslubu, Arapça ifade tarzı yönünden yepyenidir, orijinaldir.” iddiasında bulunmaktadır. (Mustafa Ahmed ez-Zerka, “Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Nebevi Arasında ‘Üslup’ Mukayesesi”, Çev.: Emin Aşıkkutlu, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakülte Dergisi, 1987-1988(5-6):303-304).

25 Zerkeşî, el-Burhân fî Ulûmi’l-Kur’ân, Kahire, 1957, c.I, s.571; Suyûtî, el-İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, Dâru İbn Kesir, Dımeşk, 1996, c.II, s.131.

26 Kutup, Seyyid, Kur’ân’da Edebî Tasvir, Çev.: Süleyman Ateş, Ankara, 1969, ss.155-156.

27 Yâsîn 36/69.

28 Carullah, Musa, İslam Şeriatının Esasları, Yay. Haz.: Hatice Görmez, Kitâbiyât, Ankara, 2002, ss.100-102.

29 Birışık, Abdulhamit, “Kur’an”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (DİA), 26. Cilt, İstanbul, 2002, ss.383-388.

30 Zerkeşî, el-Burhan, c.2, ss.177-178.

31 Draz, Muhammed Abdullah, en-Nebeu’l-Azîm, Kahire, 1969, s.132.

32 Hûd 11/1. Hasan Çevikoğlu, “Kur’an-ı Kerim’de Edebî Üslup”, Bozok Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2012/1;(1/1):75.

33 İbn Âşûr, Muhammed Tahir, Tefsiru’t-Tahrir ve’t-Tenvir, Dâru Sahnûn, Tunus, 1997, c.1, s.94, 145.

34 Zurkanî, Menâhilu’l-İrfân fî Ulûmi’l-Kur’ân, Dâru’l-Kitâbi’l-Arabî, Beyrut, 1995, c.2, ss.319-322.

35 El-Bûtî, Saîd Ramazan, Min Ravâii’l-Kur’ân, Mektebetu’l-Fârâbî, Dımaşk, 1975, s.111.

36 Bakara 2/30.

37 Bakara 2/33, Bakara 2/61 (Hz. Adem), Âli İmran 3/52-55, Maide 5/110-116 (Hz. İsa), Bakara 2/54-71 (Hz. Musa), Yusuf 12/4-100 (Hz. Yusuf), Kalem 68/48 (Hz. Yunus), Bakara 2/124-140 (Hz. İbrahim), Enbiya 21/83 (Hz. Eyyub), Neml 27/15-16 (Hz. Davud), Neml 27/15-41 (Hz. Süleyman), Hûd11/50-89 (Hz. Hûd), Âraf 7/59-61 (Hz. Nuh), Âli İmran 3/41 (Hz. Zekeriyya), Meryem 19/12-14 (Hz. Yahya), Nisa 4/60-113, Duhâ Suresi, İnşirah Suresi (Hz. Muhammed).

38 Şuarâ, 26/18-51.

39 Bakara, 2/29-32

40 Bakara, 2/260.

41 A’râf, 7/11-18.

42 Meryem, 19/18-21

43 Neml, 27/20-28

44 Yasin 36/50-65 (Kıyamet ve ahiret) vb. ayetler hitap ve diyalog üslubuna dair
örneklerdir.

45 Suyûtî, el-İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, c.II, s.744-749.

46 İbrahim 14/24-25.

47 Nur 24/35.

48 Kehf 18/45.

49 Nebe 78/6-7, 10, 13.

50 Şuarâ 26/63.

51 Zümer 39/27.

52 Ankebut 29/43.

53 Bakara 2/26; Rad 13/17; İbrahim 14/24; Nahl 16/75, 76, 112; Kehf 18/32, 45; Nur 24/35; Hac 22/73; Rum 30/28, 58, Yasin 36/13, 78; Zümer 39/27, 29; Zuhruf 43/17, 57; Tahrim 66/10, 11.

54 Durmuş, İsmail, “Temsil”, DİA, 40. Cilt, İstanbul, 2011, s.435.

55 Suyûtî, el-İtkân, c.II, s.753; Birışık, Abdülhamit, “Mecâzu’l Kur’an”,DİA, 28. Cilt, İstanbul, 2003, s.223.

56 Çağıl, Necdet, “Hakikat-Mecaz Kutuplaşması Bağlamında Kur’an’da Temsili (Simgesel) Anlatım”, İslami İlimler Dergisi 2013;8(1):93-94.

57 Bakara 2/174.

58 Maide 5/90.

59 Fatır 35/19-22.

60 Görmez, Mehmet, “Tergīb ve Terhîb,” DİA, 40. Cilt, İstanbul, 2011, ss.508- 509.

61 Âl-i İmran 3/129; Hadîd 57/19; Mümin 40/2-3.

62 Bakara 2/38-39; Rûm 30/14-16.

63 Besmele ve Fatiha Suresi bu bağlamda değerlendirilen bir örnektir.

64 Bakara 2/1-7; En’am 6/54; Âraf 7/156. 65 Maide 5/40; En’am 6/165; Nisa 4/123-124.

66 Mesela Humeze ve Fîl surelerinde baştan sona terhib söz konusu iken Duhâ ve İnşirah surelerinde ise terğib söz konusudur.

67 Bakara 2/277.

68 Furkan 25/63; İsra 17/37-38.

69 Er-Recebî, Eyman binti Muhammed bin Âmid, Et-Terğib ve’t-Terhîb fi’l- Kur’ani’l-Kerim, Basılmamış Yüksek Lisans tezi, Câmiatu Âli Beyt, Ürdün, 2004, ss.229-231.

70 Kırca, Celal, “Aksâmü’l-Kur’ân”, DİA, 2. Cilt, İstanbul, 1989, s.290.

71 Bkz. Nisâ 4/65; Yûnus 10/53; Hicr 15/92; Meryem 19/68; Sebe 34/3; Zâriyât 51/23; Tegabün 64/7; Meâric 70/40.

72 Bkz. Yasin 36/1-4; Kalem 68/1-3; Necm 53/1-3; Hakka 69/38-41; Tekvir 81/15-20; Hicr 15/72.

73 Bkz. Yasin 36/1-3; Sa’d 38/1-2; Zuhruf 43/1-3; Duhan 44/1-3; Kâf 50/1-2.

74 Bkz. Zariyat 51/l-6, 23; Tûr 52/1-8; Murselat 77/1-6; Tegabûn 64/8; Sebe 34/3; Yunus 10/53.

75 Bkz. Asr 103/1-2; Adiyat 100/1-5; Tin 95/1-6; Leyl 92/l-4; Beled 90/1-4.

76 Cerrahoğlu, İsmail, Tefsir Usûlü, Ankara, 1976, s.169.

77 Turan, Abdulbâki, “Kur’an-ı Kerim’de Yeminler”, Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 1986(2):98.

78 Nisa 4/25.

79 Bkz. Bakara 2/155; Âl-i İmran 3/186; Maide 5/94, Muhammed 47/31.

80 Bkz. Nur 24/55; Hac 22/42, 60; Tevbe 9/25; Âl-i İmran 3/123, 152; Fetih 48/18, 27.

81 Bkz. Âl-i İmran 3/157, 158, 195; Hac 22/58-59.

82 Bkz. Maide 5/17, 72, 73, 82; Bakara 2/120, 145.

83 Bkz. Beled 90/1; Tîn 95/1-3; Tûr 52/1-7.

84 Asr 103/1; Kalem 68/1; Duha 93/1-2.

85 Zariyat 51/38; Yusuf 12/111; Sebe 34/19.

86 Kasas 28/46.

87 Âl-i İmran 3/62; Kehf 18/13; Kasas 28/3.

88 Hûd 11/120; Nisa 4/164; Naziât 79/15.

89 Âl-i İmran 3/44; Yusuf 12/102.

90 Tevbe 9/70; Âraf 7/101; İbrahim 14/9; Burûc 85/17-18.

91 Bakara 2/259.

92 Şengül, İdris, “Kıssa”, DİA, 25. Cilt, İstanbul, 2002, s.499.

93 Kaya, Remzi, “Kur’an-ı Kerim Kıssaları ve Dü_ündürdükleri,” Uluda_ Üniversitesi 2002;11(2):50.

94 Halefullah, Kur’an’da Anlatım Sanatı, s.365.

95 Tatar, Burhanettin, “Kur’an’da Kıssaların Temel Anlamları Üzerine Felsefi Kültür ve Mitoloji Ara_tırmaları Dergisi 2009(6):111.

96 Suyûtî, el-İtkân, c.III, s.179.

97 Bakıllânî, el-Kâdî Ebû Bekr, Muhammed b. Tayyib, Αcâzu’l-Kur’ân, Dâru-İhyai’l-Ulum,Beyrut, 1990, s106.

98 Nahl 16/110. ayette

edatlarının tekrarı bu hususta önemli bir örnektir.

99 Râd 13/5. ayette

kelimesinin üç kez tekrarı her açıdan manayı pekiştirmektedir. Bakara 2/5, 7; Âli İmran 3/42, 78; Enbiya 21/36, Maide 5/25.

100 Bkz. Nisâ 4/131–132, Âli İmran 3/42, 44; Hud 11/35; İnŞirah 94/5-6.

101 Bkz. Âli İmran 3/44; Hûd 11/49, 100 ve Yusuf 12/102. ayetler.

102 Kamer 54/16, 18, 21. ayet

103 Bu edebi üsluplar Kinaye, İstiare, Tariz, İntak, Mübalağa, Telmih, Tenasüp, Terdid, Aliterasyon gibi edebi sanat formlarıdır.

104 Öztürk, Mustafa, “Kur’an Dilinde Kinaye ve Ta’riz,” İslami İlimler Dergisi 2013;8(1):124-138.