Din İstismarı Üzerine

Din İstismarı Üzerine

Cilt/Sayı

2011 22. cilt – 1. sayı

Yazar

Prof.Dr. Hüseyin CERTELa

aFelsefe ve Din Bilimleri Bölümü, Din Psikolojisi AD, Süleyman Demirel Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Isparta

Öz

Toplumumuzda geçmişten günümüze, bazen dindarlar, genellikle de dindar olmayan ya da dine soğuk bakan kesimler tarafından sıkça dillendirilen bir din istismarı suçlaması sürüp gitmektedir. Ancak, ahlâkî, siyasî ve hukukî yargıların hareket noktasını teşkil eden bu kavramın, hangi somut davranışları ifade ettiği konusu açıklığa kavuşmamıştır. Bu yazımızda, gerçekte istismar ve onun özel bir türünü teşkil eden din istismarı nedir? Din istismarına zemin hazırlayan bireysel, sosyal ve siyasal sebepler nelerdir? Kişi ya da gruplar dini nasıl ve niçin istismar ederler? Bu istismar türünde din, hangi amaçlara alet edilmektedir? İstismar edilen dinî değerler nelerdir? Daha çok dindarlar mı yoksa din karşıtları mı din istismarı yaparlar? Bizzat din istismarı kavramının kendisi, bir istismar konusu yapılabilir mi? Bir başka ifadeyle din istismarı suçlaması, dindarlar üzerinde bir baskı unsuru olarak kullanılabilir mi? vb. sorulara, yaşanan hayata dair müşahedelerimize dayanarak cevap ararken, geçmişten günümüze İslâm dünyasında yaşanmış somut istismar olaylarına da işaret edeceğiz.

Anahtar Kelimeler

İstismar; din istismarı; din istismarının istismarı

Abstract

Many people claim that religious individuals and groups misuse even abuse religion.Although  religious people have always been accused of abusing religion, it is not clear that what  sort of behaviors considered as  the misuse of religion in concrete level.We want to deal with the following questions in this paper: What is really the misuse of religion?What are individual, social and political background of the misuse of religion?Why do people misuse religion?Why do irreligious people use the concept of the misuse of religion against religious people?In the light of practical examples, we aim to analyze  the concept of the misuse of religion in this paper.

Keywords

Misuse; the misuse of religion; the abuse of religious abusing


Dilimize Arapçadan geçmiş bir kelime olan istismar; bir şeyi işletmek, meyvesini almak; menfaat sağlamak, bir kimse ya da zümrenin iyi niyet ve hareketini kötüye kullanmak; sömürmek anlamlarına gelmektedir.1

Kelimeye yüklenen manalardan anlaşılacağı üzere istismar, istismara konu olan şeye, yapılış amacına ve sonuçlarına göre hem olumlu hem de olumsuz bir eylemin adı olabilmektedir. Aynı zamanda ahlâkî bir kusur sayılan olumsuz manadaki istismarın özel bir biçimi de din istismarıdır.

Bir değer istismarı türü olarak din istismarı ise; dini suiistimal etme, dini kullanma, din sömürüsü yapma, dini menfaati için kullanma, dini asıl maksatlarının dışında kullanma, dine, dinî inanç ve duygulara haksız çıkar elde etmek amacıyla atıfta bulunma, dini bir şeye alet etme, dinî değerleri kullanarak toplumdan maddî veya manevî çıkar sağlama, Allah’ın adını kullanarak çıkar elde etmek gibi anlamlarda kullanılmaktadır.2

Din, insanın mutluluğu için gönderildiğine göre, birey ya da toplum olarak insanın, ondan gönderiliş gayesine uygun olarak yararlanması, dindarca yaşamanın semeresini alması, dinin bizzat kendi amacıdır. Yani din insan içindir, insanın yararına olarak gönderilmiştir. İnsana maddî, manevî, dünyevî, uhrevî, sosyal, psikolojik vb. pek çok faydalar sağlar. Nitekim pragmatik bir yaklaşımla insan hayatına etkileri açısından bakıldığında, dinin, hayatın sürdürülmesinde itici bir güç olduğu, insan hayatının daha iyi yaşanması ve bireyin ruh sağlığı, kişilik ve sosyal gelişimi açısından faydalı olduğu; hayata ve olaylara dair sunduğu anlam çerçevesi, günlük hayatta karşılaşılan zorluklarla başa çıkma konusunda verdiği ve yerini başka hiçbir şeyin tutamayacağı muazzam destek dolayısıyla, insanın ona muhtaç olduğu söylenebilir.

Binaenaleyh bireyin, bizzat dinin de hedef olarak ortaya koyup teşvik ettiği Allah’ın rızasını kazanarak dünya ve âhiret saadetine erişmek, ruhen ve bedenen sağlıklı, kendisi, çevresi ve Rabbiyle uyumlu ve barışık iyi bir mü’min, kâmil bir insan olmak vb amaçlara yönelik olarak dinden yarar sağlaması, gayet tabii hatta gereklidir. Bu amaçlara yönelik olarak dinden yararlanmak bir din istismarı değildir.

Din istismarı ya da din sömürüsünden maksat, kişinin dindarlığını, dindarca yaşamanın amaçları dışındaki dünyalık menfaatlere alet etmesidir. Ya da gerçekte dindar olmadığı halde kişinin, dinî hassasiyet sahibi kimselere kendisini dindar göstererek maddî, manevî, sosyal ve siyasî çıkarlar sağlamayı amaçlayan davranışlarıdır. Yani kişinin, dini, Allah tarafından gönderiliş amacının dışında ve din tarafından onaylanmayan amaçlara alet etmesi bir din istismarıdır.

Bugün dilimizde yaygın olarak, din veya başka herhangi bir değerin, olayın, olgunun, kişinin, objenin istismarı denildiğinde; o şeyin kendi amacının dışında başka amaçlara alet edilmesi, kötüye kullanılması, sömürülmesi kastedilmektedir. Kelimenin olumlu yöndeki anlamı kaybolmuştur. Yani istismar kelimesi daha ziyade, ‘ahlâkî, siyasî ve hukukî yargıların hareket noktasını teşkil eden, fakat hangi somut davranışları ifade ettiği konusu açıklığa kavuşmamış olumsuz bir kavram’3 haline gelmiştir.

Ahlâkî söylemde ise, istismar kavramı; bir kişinin iyi niyetinden, saflığından, bilgisizliğinden istifade ederek ve bir ahlâkî değer veya toplumsal idealin çekiciliğini kullanarak, hak edilmemiş bir yarar elde etmek anlamına gelmektedir. Bu manadaki istismarın, sahibi için ahlâkî bir kusur teşkil ettiği açıktır.4

Şu halde kişiler, olaylar, olgular, objeler, fikirler, ideolojiler, dinler, mezhepler, maddî manevî her türlü değerler yerine göre istismar konusu olabilmektedir. Biz bu yazımızda, istismarın hususi bir yönünü teşkil eden din istismarından bahsedeceğiz.

İstismara konu olabilecek temel toplumsal değerlerden birisi de hiç şüphesiz din ve dindarlıktır. Hatta din, istismara en müsait alanlardan biri olup, istismarcılar için bir başka alanla kıyaslanamayacak derecede yüksek çıkarlar temin edilebilecek bir istismar konusudur. Bu yüzdendir ki, tarihin çeşitli dönemlerinde ve çeşitli toplumlarda din ve dindarlık, en çok istismar edilen değerlerin başında gelmiş; gerek çıkar peşinde koşan tek tek bireyler ve gerekse kurumlar, hep dini ve dindarı istismar edip sömürmenin yollarını aramışladır.

Din istismarının nesnesi ya da bir başka deyişle mağdurları genellikle dindarlar olmakla birlikte,5 ilerleyen sayfalarda temas edileceği üzere, yerine göre bir dine inanmakla birlikte dinin gereklerini yerine getirmeyenler, dinden uzak, dine soğuk ve ilgisiz olanlar, hatta din karşıtları da olabilmektedir.

Dinin istismar konusu yapılmasının temelinde yatan sebeplerden biri hiç şüphesiz ki, dinin sahip olduğu meşrulaştırma gücünden yararlanılmak istenilmesidir. Zira toplumsal değerler içerisinde merkezî bir konuma ve belirleyici etkiye sahip olan temel bir değer olarak din, hem değer üretebilmekte ve hem de diğer değerlerin toplum tarafından kabullenilmesinde meşrulaştırma işlevi görmektedir.6 Onun bu meşrulaştırma işlevi, bireylerin davranışlarının toplumsal onay görmesi açısından da önemlidir. Bunun için bireyler yeterince dindar olmasalar bile, davranışların sosyal onay almasında dinin referans kabul edildiği dindar bir muhitte davranışlarını meşrulaştırmak için dini referans gösterebilir, onun meşrulaştırma işlevinden yararlanma yoluna gidebilirler.

Şu halde din istismarı davranışının zihinsel arka planında, dinin meşrulaştırma gücünden yararlanma düşüncesi yatmaktadır. Çünkü insanlar, davranışlarının meşruluğuna yalnız kendileri inanmakla kalmaz, başkalarını da buna inandırmak, toplum tarafından onaylanmak isterler. Böylece toplum tarafından genel kabul gören din vb. değerlere göre hareket etmenin rahatlık ve güvenliğini hissederler. Kişi ya da grupların, dinin bu gücünü, aslında meşru olmayan davranışlarını meşrulaştırmak için kullanarak bireysel, toplumsal, ekonomik, siyasî ve cinsel çıkarlar sağlama yoluna gitmeleri, din istismarıdır. Bu istismar, başkalarının aslında meşru olan davranışlarını, dini kullanarak gayr-ı meşru ilan etmek suretiyle de yapılabilir.7 Aslında bu meşrulaştırma çabası her iki şekliyle, kişinin kendi emellerine ulaşmak için davranışlarına dinî bir kılıf aramasından başka bir şey değildir.

Din istismarı görünüşte, dinin ve dindarların lehinde ve aleyhinde olmak üzere iki şekilde yapılabilir, ama gerçekte o, her halükarda dinin ve dindarların aleyhinedir ve geçmişten günümüze bu iki şekliyle yapıla gelmiştir.

Birincisi, daha ziyade dindarlık adına yapılan din istismarı olup, dinin ve dindarlığın, dinin vaz ediliş amaçlarının dışında kullanılması ve dinin meşru görmediği hedeflere alet edilmesidir. Bir başka ifadeyle, bu istismar biçiminde dindarlar dini, bir amaçtan ziyade, dindar olmanın ya da dindar görünmenin kendilerine sağlayacağı siyasî, sosyal, ekonomik vb. faydalar için araç olarak görmektedirler. Allport, bu tür dindarları dış yönelimli dindarlar olarak nitelemektedir. Ona göre, iç yönelimli dindarlar dinlerini içselleştiren, dini din olduğu için yaşamaya değer gören, dinlerini ciddiye alan, onu kimlikleri ile özdeşleştiren gerçek mü’minler iken; dış yönelimli dindarlar ise, dinlerini siyasî, sosyal, ekonomik vb. amaçların gerçekleşmesinde bir araç olarak görmektedirler.8 İkinci derece dindarlık olarak da nitelendirilebilecek olan dış yönelimli dindarlık modeli, hem dinin aktüel değerini zayıflatmakta9 ve hem de dindarlık imajını olumsuz yönde etkilemektedir.

Dindar bir insanın hayatın çeşitli alanlarına ilişkin tutum ve davranışlarının, onun dinî inançları tarafından şekillendirilmesi, dinî bir renk taşıması kadar tabii bir şey olamaz. Kişinin dinî inançlarının onun hayatında söz, tutum ve davranış olarak tezâhür etmesi yadırganacak bir şey olamadığı gibi, gerekli ve sağlıklı bir durumdur. Ancak burada esas olan samimiyet ve ihlâstır. Kişinin, dünyalık çıkar sağlamak amacıyla söz, tutum ve davranışlarıyla, kendisini dindar ya da gerçekte olduğundan daha dindar gösterme gayreti içerisine girmesi hem riyâ ve hem de din istismarıdır. “ Dindar insanlar, kendileri gibi dindar insanlara oy verir, dindar insanlarla alış-veriş yapmayı tercih eder, dindar bir kimse ile evlenmek ister, dindarları görüp gözetir, zekat ve sadakasını dindar kimselere vermeyi tercih eder, dindarlara iş verir, onlara daha yüksek değer ve statü atfederler. O halde ben de onların bu eğiliminden yararlanmak için daha dindar bir görüntü vermeliyim” düşüncesiyle yapılan her davranış, bir din istismarı ve riyâdır. Bunu yapan kimseler şu ya da bu düzeyde gerçekten dindar da olabilirler. Dine ilgisiz, dinden uzak, din karşıtı da olabilirler. Burada esas olan, dindarın gerçekte olduğundan daha dindar görünmesi; gerçekten sıkı dindar olanın da dindarlığını çıkar amacıyla daha görünür hale getirmesi; dindar olmayanın ise, aynı amaçla dindarmış gibi görünmesidir. Böyle olunca din istismarının boyutları, riyâdan aldatma ve sahtekârlığa kadar uzanabilmektedir.

Kişi ya da kurumların, kendi davranışlarını dinin meşrulaştırma gücünü kullanarak meşru göstermek suretiyle çıkar sağlama yoluna gitmeleri de sıkça görülen bir din istismarı biçimidir. Bu tür istismarlarda daha çok ticarî, siyasî ve sosyal çıkarlar gözetilmektedir. İnsanların çoğunluğunun dindar olduğu muhitlerde din, tutum ve davranışlara yön veren çok önemli bir değer, dindarlık da en başta gelen değerlendirme kıstasıdır. Her türlü değer ve bu değerlere karşı beslenen inanç, bağlılık, teslimiyet, güven, adanmışlık vb. samimi duygular, kötü niyetli ve çıkarcı insanlar için bir istismar konusu olabilir.

Din istismarının dinden ve dindardan yana görünerek yapılan bu türüne yaşanan hayattan daha somut örnekler vermek gerekirse, mesela, âhir zamanda gelecek bir Mehdi inancının yaygın olarak benimsendiği ve dindarların Mehdi beklentisi içinde olduğu bir Müslüman toplumda, birtakım çıkar hesaplarıyla kişinin Mehdilik iddiasıyla ya da ahir zamanda gelecek bir Mesih inancının bulunduğu ve dindarların Mesih beklentisi içinde olduğu bir Hıristiyan toplumda Mesihlik iddiasıyla ortaya çıkması (yahut bunu ima etmesi), geçmişte ve günümüzde sıkça tekrarlanan bir din istismarı örneğidir. Aynı şekilde bazı kimseler kendilerine veya önderlerine peygamberlik, müceddidlik,10 bedi’lik,11 kutubluk,12 mürşidlik vb. sıfatlar yakıştırarak da bu türden bir istismar yoluna gidebilmektedirler. Dindarların kendisinden alış-veriş yapmalarını, kendisine oy vermelerini sağlamak, dindarlar katında itibar ve statü sahibi olabilmek, dindar bir ailenin kızı ya da oğluyla evlenebilmek, işe girmek ve işinde yükselmek vb. amaçlarla bir kimsenin kendini dindar ya da olduğundan daha dindar göstermeye çalışması, birer din istismarıdır. Dindar insanların şefkât, merhamet, hayırseverlik duygularından yararlanmak üzere türlü dualarla dilencilik yapmak, dinî kurumların adını kullanarak para toplamak birer din istismarıdır. Samimi olmadığı ve gerçekleştirme amacı bulunmadığı yahut bunu gerçekleştirmeye güç yetiremeyeceğini bildiği halde, dindar kesimlerin oylarını alabilmek için, din eğitimi alanındaki baskı ve kısıtlamaları kaldırmak ve dinî özgürlükleri genişletmek ya da bu konuda baskıcı uygulamalara son vermek gibi, dinin ve dindarların lehine olacak vaatlerde bulunan bir siyasî parti, din istismarı yapmış olur. Gerçekte namaz kılmadığı halde, seçim çalışmaları esnasında seçmenlere dindar görünerek oylarını almak amacıyla namaz kılan kişi, dini istismar etmiş olur. Yıl boyunca yaptığı yayınlarla dini ve dindarları aşağılayan, dinî ve ahlakî değerleri aşındıran, dışlayan, küçümseyen, dejenere eden, ama Ramazan ayı gelince de iftar ve sahur programları düzenleyerek reytingini artırmak suretiyle reklam pastasından daha büyük bir pay kapmayı amaçlayan TV kanalı, din istismarı ya da bir başka deyişle din ticareti yapmaktadır. Dini ret ve inkâr etmeseler bile toplumun manevî değerleri ve dinine yabancılaşmış, onlarla barışık olmayan, hatta yerine göre onlara karşı düşmanca bir tavır içinde oldukları intibaı uyandıran kişi ve kurumların, Müslümanların dinî duygularının coştuğu ve daha hayırsever oldukları Ramazan ayında, onların zekât ve fitrelerinden pay alma çabaları, Kurban Bayramı’nda kurban derilerine talip olmaları bir din istismarı ve ticaretidir. Bir tıp doktorunun, dinî kavramları fazla telaffuz etmek suretiyle kendisine dindar bir görünüm vererek dini ve aynı zamanda doktorluk statüsünü de kullanarak bazı şifalı bitkileri piyasa değerinin kat kat üstünde satması, çok açık bir biçimde hem dinin hem de doktorluk mesleğinin istismar edilmesi demektir. Bugünün şartlarında hiç gerek olmadığı halde, belediyeye para kazandırmak amacıyla Ramazanda mahallelerde davul çalma işini ihale eden yerel yönetici de, kendisi oruç tutmadığı halde sırf para kazanmak için davul çalarak insanları rahatsız eden davulcu da din istismarı yapmaktadır. Hatta daha ileri giderek sırf halkın yükselen dinî duygularından istifade ederek gönüllerini fethetmek ve bunu bir sonraki yerel seçimlerde oya tahvil etmek amacıyla Ramazan etkinlikleri düzenleyen bir belediye başkanının da din istismarı yapmakta olduğunu söyleyebiliriz. Bir belediye başkanının temizlik hizmeti sunduğu bütün camilerinin duvarlarına “Bu camiin temizliği falanca belediye başkanlığı tarafından yaptırılmaktadır” diye tabela astırmasının amacı, mabede, dindarlara dolayısıyla dine yapılan hizmeti oya tahvil etmektir. Bu amaçla yapılan cami hizmeti ise; ihlâsla yapılmış bir hayır amel değil, din istismarıdır. Din istismarı davranışının en bariz özelliği, dindarlık davranışının çıkar amaçlı olarak yapılmasıdır. Bu amacın gerçekleşmesi için de, bu gibi davranışların başkaları tarafından görülmesi, şayet görülmüyorsa reklam yoluyla gösterilmesi için özel çaba harcanması gerekmektedir. Yani burada çıkar sağlama amacı ve riyâ ön plandadır.

Hangi davranışın din istismarı sayılacağı konusunda belirleyici (kritik) faktör niyettir. Çünkü insanların davranışlarını değerlendirip bir yargıya varırken, onları bir nedene dayandırırız. Bu neden, kişinin davranışıyla gerçekleştirmek istediği niyettir. Niyetleri görmezden gelip sadece davranışın sonuçlarına bakarak, kişileri din istismarı ile suçlamak doğru değildir. Din istismarının varlığından bahsedebilmemiz için, istismar için yapıldığını düşündüğümüz davranışı işleyen kimsenin niyetine ve onu bu davranışa sevk eden sâiklere bakmamız gerekir. Dinî inanç ve değerlere yapılan atıfları, kişiden söz, tutum, davranış, ibadet vb. olarak sadır olan her türlü tezâhürü din istismarı olarak nitelendirebilmemiz için, bunların özellikle ve bilinçli olarak haksız menfaat elde etmek gayesiyle yapıldığından emin olmamız gerekir.13 Aksi halde din istismarı suçlamasının bizzat kendisinin, dindarları din istismarı ile suçlamak suretiyle onları dinlerini yaşamaktan, ona sahip çıkmaktan alıkoyarak çıkar sağlama amacına yönelik olarak yapılan bir din istismarı olma ihtimali gözden uzak tutulmamalıdır. Binaenaleyh hiçbir dünyalık çıkar gözetmeksizin dininin gereklerini eksiksiz yaşadığı, dinine ve dindaşlarına hürmet ve hizmet ettiği, dinini öğrenip öğrettiği için, samimi dindar insanları din istismarcısı ilan etmeye hiç kimsenin hakkı yoktur. Dindar insanların çoğunlukta olduğu bir muhitte, kendisinin böyle bir amaç ve beklentisi olmadığı halde, sırf samimi bir dindar olduğu ve bu özelliğiyle insanların güvenini kazandığı için, halkın alış-veriş için kendisini tercih ettiği bir esnafı, nasıl din istismarıyla suçlayabiliriz?

Din istismarı tek tek bireyler tarafından yapılabileceği gibi, gruplar ve kurumlar tarafından da yapılabilir. Zira dini kullanarak elde edilecek menfaatler kişisel olabileceği gibi kurumsal da olabilir. Yani dinî grup ve cemaatler, din dışı gruplar, siyasî partiler, devletler ve devletin organları da din istismarı yapabilirler. Mesela, “siyasî iktidarın veya devletin varlığının süreklilik kazanması, toplum katındaki meşruiyetinin devamlılığına bağlıdır”.14 Toplum nezdinde meşrulaştırma işlevi gören en güçlü değer ise dindir.15 Böyle olunca toplumu yönetenler, dinin meşrulaştırma işlevinden dinin amaçları doğrultusunda yararlanabilecekleri gibi, bunu istismar da edebilirler. Milletleri yönetenlerin toplumda birlik, beraberlik, yardımlaşma, dayanışma, sevgi ve hoşgörü ortamı oluşturmak, huzur ve güveni sağlamak, suçu önlemek, çevreyi korumak, tasarrufu teşvik etmek gibi dinin de vaz ediliş gayesine uygun amaçlarla dinden faydalanmaları, dinen onaylanan yerinde bir davranış ve halka hizmet iken; her türlü icraatlarına meşruiyet kazandırmak, halkı daha kolay yönetilir ve itaatkâr kılmak, kendi hükümranlıklarını ve imtiyazlı konumlarını devam ettirmek,16 siyasî otoriteyi elde etme ya da Müslümanları yönetme hakkını belli bir soy ya da mezhebin tekeline alma17 vb. amaçlara dini alet etmek olumsuz bir davranış ve çirkin bir din istismarıdır.

Maalesef dinin siyasî çıkar amaçlı olarak istismar edilmesi, dört halife dönemini müteakip hemen başlamış ve o günden bu yana başta yönetimi elde etme, devam ettirme, iktidarı ve onun icraatlarını meşrulaştırma gibi amaçlara yönelik olarak değişik şekillerde devam ede gelmiştir. Bu tür istismarın en ileri şekli devleti yönetenlerin, kendilerini Allah’ın yeryüzündeki temsilcisi olarak görüp, kendilerine itaati Allah’a itaat, kendilerine isyanı da Allah’a isyan olarak göstermeleridir. Kurumlar tarafından yapılan din istismarının sebebiyet verdiği zararların, bireyler tarafından yapılan münferit istismardan çok daha büyük olacağı da âşikârdır. Din istismarının kurumlar tarafından yapılması denince, akla öncelikle dinî gruplar ve siyasî partiler gelmektedir.

Yeri gelmişken günümüz Türkiye’sinde dinî özgürlüklerin kısıtlanması ve bu kısıtlamaların olağanüstü dönemlerde daha da artmasının, dinin siyasî çıkar sağlama amacıyla hem dinden yana tavır alanlar ve hem de dine ve dindarlara karşı olumsuz tavır içinde olanlar tarafından istismar konusu edilmesine zemin hazırladığını söylememiz gerekir. Böyle bir ortamda toplumun dindar kesimleri, dinî hayattaki baskıları kaldırmaya yönelik vaatlerde bulunan siyasî partilere teveccüh gösterirken; dine soğuk, ilgisiz, dinden uzak ve din karşıtları ile farklı din ya da mezhep mensupları ise, dinî hayat üzerindeki baskıların devamından yana olan statükocu siyasî partilere yönelebilirler. Böyle olunca dinî hayata yasaklar getirmek, her iki siyasî yönelime mensup partiler için din istismarı zemininin oluşturulması demektir.

Şu bir gerçek ki, insanların hayatın çeşitli alanlarına ilişkin tutum ve tercihlerini belirlemelerinde etkili olan temel değerlerden biri dindir. Zira her tutum ve davranışın ilgili olduğu bir değer sahası vardır; her değer kendisiyle ilgili tutum ve davranışlara, dolaylısıyla tercihlere yön verir. En temel değer olan din ise, hayatın hemen her alanıyla ilgilidir. Bunun tabii bir sonucu olarak bireylerin dindar olup olmamaları, dine bağlılık ve dinî pratikleri gerçekleştirme düzeyleri, dini algılama biçimleri, hatta din ve mezhep mensubiyetleri, pek çok alanda olduğu gibi, onların siyasî tutum, davranış ve tercihleri üzerinde de belirleyici rol oynar.18 Nitekim eğitim düzeyi, cinsiyet ve dindarlığın, Türk seçmenlerin siyasî parti tercihlerinde rol oynayan en etkili değişkenler olduğu görüşünü teyit eden araştırmalar vardır.19 Bunun içindir ki, dinî hassasiyet sahibi insanların siyasî tercihlerinde, parti ya da adayların dindar olup olmamaları, dine, dindara ve dinî kurumlara karşı geliştirdikleri olumlu-olumsuz düşünce, tutum ve davranışlarının etkili olması gayet tabiidir. Bu yüzden ne toplum ve ne de onların teveccüh gösterdiği aday veya siyasî partiler suçlanamaz. Ancak, bir aday ya da parti, kendisini gerçekte olduğundan daha dindar, dinden ve dindarlardan yana göstermek suretiyle, toplumun dinî duygularını oya tahvil etmek üzere araç olarak kullanırsa, bu, siyasî çıkar amaçlı bir din istismarıdır. Yoksa dinî vecibelerini yerine getiren samimi dindar bir birey, siyasete girdiği için dindar olmaktan vazgeçecek değildir. Dini ve kendisinin dindar oluşunu, dindarların dinî duygularını oya tahvil etmek ya da elde ettiği siyasî konumunu devam ettirmek, siyasî icraatlarını meşrulaştırmak gibi siyasî çıkarlarına alet etmedikçe, kimsenin, onu din istismarı ile suçlamaya hakkı yoktur. Aksi halde bunun, din istismarı kavramının bizzat kendisini istismar ederek, dindar insanları siyasetin dışına itmek, siyasî rakipleri tasfiye etmek ve dindarın şahsında din düşmanlığı yapmak vb. amaçlara matuf bir eylem olabileceğinin dikkate alınması gerekir.

Toplumumuzda tarikat, cemaat vb dinî gruplar, dinî ve sosyal hayatta pek çok yararlı işlevler gördüğü gibi, elbette bunlar arasında dini istismar edenler de vardır. Saf ve temiz dinî duygularla kendisine güvenip bağlanan insanları istismar ederek ekonomik, sosyal, siyasi, cinsel çıkarlar sağlama yoluna giden dinî grup oluşumları az da olsa görülebilmektedir. Bu tür davranışlar içinde olanlar, bir yandan kendilerine tabi olanları çok yönlü olarak istismar ederken; bir yandan da toplumdaki din ve dindar imajını olumsuz yönde etkilemekte ve modern dünyada sosyal hayatın bir gereği olup yararlı hizmetlere vesile olan dinî gruplara karşı toplumda olumsuz bir tutum oluşmasına zemin hazırlamaktadırlar.

Öte yandan bir değer olarak dinin bizzat kendisi ve dindarların duygu ve düşünceleri kadar, cami, dinî eğitim veren okullar, Kur’ân Kursu, Diyanet İşleri Başkanlığı vb. dinî kurumlar; müftülük, vaizlik, imamlık, müezzinlik gibi dinî statü ve konumlarla bunları işgal eden kişiler; başörtüsü, takunya, seccade, tesbih gibi objeler ve nihayet dinî semboller, şiarlar (şe’âir-i diniyye), kelime ve kavramlar istismar konusu olabilir.

Burada yeri gelmişken bir de din adamı, din görevlisi, din bilgini vb. adlarla anılan kimselerin de din istismarı yapabileceğini, hatta yapanların olduğunu söylemeliyiz. Her meslek grubunda meslekî statüsünün kendisine verdiği yetkiyi, saygınlığı, güveni istismar edenler olabileceği gibi, az da olsa bu meslek grubunda da dindarların dine ve din adamına karşı beslediği samimi duyguları istismar ederek para, mevki ve şöhrete tahvil edenlere rastlanabilir. Biz bu konuda özellikle şu hususa dikkat çekmek isteriz: Akademik unvanlarının kendilerine sağladığı prestijden de güç alarak, önce din konusunda genel kabul görmüş ve bilinenlerin dışında, çoğu kez aykırı bir şeyler söyleyerek dikkatleri kendi üzerlerine çekerek popüler olmayı başaran bazı ilahiyatçıların, reyting kaygısıyla hemen üzerlerine atlayan TV kanallarında sık sık boy göstererek bir taraftar ve sempatizan kitlesi oluşturduktan sonra, piyasaya sürdükleri kitaplar, çıktıkları programlar, verdikleri konferanslar vasıtasıyla servetlerine servet, şöhretlerine şöhret katma yoluna gittikleri, bu servet ve şöhretten yararlanarak politikaya bile atıldıkları görülebilmektedir. Burada esas gaye dini yayma, yaşatma, halkı din konusunda aydınlatma ve böylece Allah rızasını kazanmaktan ziyade para, şöhret ve makam elde etmektir. Maalesef toplumumuzda böyle bir din istismarı az da olsa vardır. Dindar insanlar, bu gibi insanların gerçek yüzünü, her hangi bir vesileyle düzenledikleri dinî etkinliklere, kendilerini konuşmacı olarak davet ettiklerinde, istedikleri yüksek ücretlerle karşılaştıklarında görebilmektedirler. Gerçekte kendileri de dindar olmakla birlikte, aynı zamanda ihtiraslarının da esiri olan bu gibi kimselerin yerine göre, para, mevki, makam, şöhret ve itibar konusundaki emellerine ulaşabilmek için, toplumda yaşanmakta olan dindarlığı aşağılayan, onu kendi çıkarlarına hizmet edecek ya da en azından engel olmayacak şekilde düzenlemek isteyen kesimlerin emellerine hizmet edecek tarzda bir din ve dindarlık anlayışı ortaya koyma gayreti içine bile girdiklerini gözlemek mümkündür. Bunun için geçmişten günümüze takip edilen en etkili yöntem, Kur’ân âyetlerini, hadisleri ve dindeki bazı değer ve kavramları, birtakım kişi ya da grupların çıkarlarına hizmet edecek şekilde tevil ve yoruma tabi tutarak çıkarımlarda bulunmaktır.20

Dindarlık ve dine hizmet kisvesi altında, bizzat din istismarının kendisi bir istismar konusu yapılabilir. Nitekim bazı kimselerin konuşmalarında ve kitaplarında ana tema olarak devamlı din istismarı konusunu işleyerek popüler olma, siyasî ve ekonomik çıkar sağlama vb. amaçlarına ulaşmak istedikleri dikkatlerden kaçmamaktadır. Kişi bu amaçla, geçmişten günümüze dinin hep istismar konusu edildiğini ve halen istismar edilmekte olduğunu, dinin istismar amacıyla yanlış yorumlandığını, kendisinin bundan büyük ıstırap duyduğunu dile getirirken; aslında dini anlama ve yaşama adına samimi gayretlerini ortaya koyan tüm kişi ve kurumları güvenilmez ve istismarcı ilan etmek isteyebilir. Böylece o, açıkça veya zımnen kendisini, dini en iyi bilen, anlayan, bu konuda tek samimi ve güvenilir kaynak olarak sunabilir. Bu gibi kimseler, dinin istismar edilmesi konusunda duyarlı davranan samimi dindarlar veya bilgisizlik ve ilgisizlik sebebiyle dindarlık adına yapılan her samimi gayretin istismar olduğu zehabına kapılanlar yahut da dinin ve dindarların varlığından rahatsız olan kesimler arasında bir dereceye kadar kabul da görebilirler. Ancak, belli bir dinî, fikrî, siyasî, sosyal, psikolojik birikime sahip olan kişiler, din istismarının istismarını yapanların gerçek niyetlerini fark etmekte gecikmezler. Nitekim aynı zamanda şiirle de iştigal eden Yakıt, bu konudaki gözlemini, bir rubaisinde şöyle dile getiriyor:

“Bugün dini istismar ediyorlar” diyerek

Nice kitaplar telif eylediler bilerek

Günümüzde köşeyi dönenler onlar oldu

Din istismarcılığını istismar ederek21

Şu halde geçmişten günümüze din adamı, din bilgini vb olarak bilinen bazı kimselerin özellikle din ve dindarların baskı altına alınmak, dinî özgürlüklerin kısıtlanmak istenildiği dönemlere rastlayan ve anlamakta zorluk çektiğimiz tutum ve davranışlarını, bir de bu açıdan değerlendirmek gerekir. Millî ve manevî değerlerimize yabancılaşma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğumuz günümüzde, her konuda olduğu gibi din alanında da, kişisel çıkar hesapları yapmaksızın sağlam duruşunu her hal ve şartta muhafaza edebilme cesareti gösteren sağlam karakterli din ve bilim adamlarına şiddetle ihtiyaç duyduğumuz bir gerçektir.

İkincisi dini ve dindarları sürekli olarak toplumun tamamı veya bir kısmı için tehdit ve tehlike gibi göstererek, insanların dini ve dindarları, kendi varlıklarını, hayat tarzlarını, özgürlüklerini hedef alan bir tehdit ve tehlike olarak algılamalarını sağlayıp, toplumda korku ve panik yarattıktan sonra, kendisini ve kendi temsil ettiği ideolojiyi, mezhebi, partiyi, zümreyi, bu tehdidin panzehiri olarak sunmak suretiyle yapılan din istismarıdır. Dinî tehdit algısına dayalı bu siyasî amaçlı din istismarında istismar edilen şey, din ve dindarlar hakkında özel bir gayret sarf edilerek yapay olarak oluşturulan olumsuz duygular ve kaygılardır. Bizim bu davranışa din istismarı dememizin sebebi, bir tür din üzerinden çıkar sağlama yöntemi olması, ana temasının din olması ve yapanların yeri geldiğinde kendilerinin de dindar, hatta gerçek dindar veya en azından dine saygılı olduklarını söylemelerindendir. Din istismarının bu biçimi, bireysel olarak yapıldığında bir kişiye siyasî ikbal temin etmeyi; kurumsal olarak yapıldığında ise, bir partiyi iktidar etmek ya da iktidarını sürekli kılmak, siyasî rakiplerini tasfiye etmek gibi siyasî ve ideolojik amaçların gerçekleşmesini hedeflemektedir. Nitekim yakın tarihimizde, genellikle dindar olmayan kesimler tarafından yoğun olarak sürdürüle gelmiş bulunan din istismarı suçlamalarının temel hedefinin, dinî özgürlükleri daraltma ve bu alandaki özgürlülüklerin genişletilmesinden yana tavır alan ve bu sebeple millet tarafından tasvip edilen siyasî rakiplerin tasfiye edilmesi olduğu söylenebilir.22

Bu gibi siyasi amaçlı din istismarlarının, sadece siyasî rakipleri değil, sahipsiz ve savunulamaz bir değer haline getirmek suretiyle bizzat dinin kendisini toplumsal hayattan tasfiye etmek ya da hiç değilse etkisiz hale getirmek amacına matuf olabileceği de unutulmamalıdır.

Yine toplum olarak müşahede etmekteyiz ki, aynı dinî inançlara ve aynı hayat tarzına sahip dindarlar, siyasî tercihlerine göre meşrulaştırılabilmekte ya da meşruiyet sınırları dışına itilebilmektedirler. Yani, dinin siyasete alet edilmesinden en çok yakınanlar yeri geldiğinde, pekâlâ din istismarı yapabilmekte; kendilerini, gerçek ve sağlıklı dindarlığın kıstaslarını belirleme, dindarların niyetlerini okuma ve buna bağlı olarak onlara meşruiyet belgesi verme yetkisine sahip en yüksek otorite olarak görebilmektedirler. Elbette buradaki meşruiyet kıstası, belli bir ideolojinin, partinin, siyasî hareketin çıkarlarına hizmet etmektir.

Din istismarının bu türünde, doğrudan dinin kendisinden ziyade, dinin tehdit ve tehlike olarak sunulması sonucunda gerçekleşen yanlış din ve dindarlık algısı ve imajına dayalı olarak geliştirilen tutumlar, korkular, kaygılar, endişeler ve arayışlar istismar edilmektedir. Burada istismar edilecek olanlar genelde, dine bağlılığı zayıf olan, dini tam olarak özümsememiş, din hakkında bilgisi olmayan ya da dine ilgisiz, soğuk yahut din karşıtı hatta yerine göre din düşmanı kimseler olabileceği gibi, dindar olmakla birlikte, aynı dinin çoğunluk tarafından dışlanan, aşağılanan, ihmal edilen bir mezhebine ya da başka bir dine mensup kişiler de olabilir. Böyle bir istismarın, Müslüman toplumlar üzerinde kötü emeller besleyen, onları bölüp parçalamak ve zaafa uğratmak isteyen dış güçler veya onların yerli işbirlikçileri tarafından da yapılabileceği unutulmamalıdır. Bir Politikacı bu kesimlerin oyunu almak, bir tüccar onlara ürününü satmak amacıyla pekâlâ böyle bir istismarı yapabilir. Nitekim gerçek hayatta bunun müşahhas örnekleri yaşanmıştır ve yaşanmaktadır. Din istismarının en tehlikeli biçimi budur. Çünkü çoğu zaman burada içten içe bir din ve dindar düşmanlığı da vardır. Bu istismarı kendilerine çıkar yol olarak seçenlerin en çok başvurdukları yol, dindarları din istismarı ile suçlamaktır. Onlar bu yolla, dinin ve dindarın lehinde sonuçlar doğurabilecek her hareketin önüne set çekmek isterler. Hatta dindarları alt edebilmek için, yerine göre sûret-i haktan görünerek, dinin elden gittiğini bile söyleyebilir, herkesten daha fazla dine sahip çıkıyor görünebilir, rakiplerini dine ihanetle suçlayabilir, mezhepsel farklılıkları kaşıyabilirler.

Dindar insanları dinlerini yaşadıkları, dinlerine, dindaşlarına ve dinî kurumlara sahip çıktıkları, dinî duyarlılık sahibi oldukları, dinî özgürlüklerinin kısıtlanmasına karşı durdukları için din istismarcılığı ile suçlamak, aynı zamanda din düşmanlığını örtmek üzere kurnazca geliştirilmiş bir din istismarı biçimidir. Bu duruma biz, din istismarının istismarı edilmesi diyebiliriz. Zira burada istismar edilen şey, yakın tarihimizde kullanım değeri ve getirisi oldukça yüksek hale gelmiş bulunan din istismarı kavramının bizzat kendisi olmaktadır. Bundaki amaç, din ve dindarlık lehinde tavır alanları suçlayarak bertaraf etmek suretiyle, en yüce ve etkili bir değer olan dini ve dindarı sahipsiz ve korumasız bırakmaktır.

Toplumun çok büyük bir çoğunluğu tarafından kabul edilen bir dini hedef alarak, ona doğrudan saldırmak elbette akıllıca bir davranış değildir. Bu, inananlar tarafından çok sert tepkiyle karşılanır. Zira insanlar, her ne kadar dinî sorumluluklarını gereği gibi yerine getiremeseler de, dinî inançlarına bir saldırı vâki olduğunda, buna canları pahasına da olsa karşı koyarlar. Bunun içindir ki, siyasî ve sosyal sistemde dinin ve dindarların tehdit ve tehlike olduğu kurgusuna dayalı olarak elde ettikleri imtiyazlı konumun ellerinden gitmesinden korkanlar, dini ve dindarları kendi ekonomik ve siyasî çıkarlarının önünde engel olarak görenler, doğrudan dine saldırmak yerine, din ve dindarlıkla özdeşleştirilen kişi ve kurumları, dinî sembolleri ve şiarları hedef alarak onları yıpratmak, yozlaştırmak, din ve dindar imajını olumsuz yönde değiştirmek suretiyle, dine dolaylı olarak saldırmayı tercih edebilmektedirler. Onlar, dindarların şahsında dine saldırabilmek için, onların en küçük insanî kusurlarını bile abartıp istismar etmek üzere her an tetikte beklerler. Din ve dindar kavramlarıyla özdeşleştirdikleri mürteci, gerici, yobaz, softa, dinci vb. kelimeleri sık sık tekrarlamaları, içlerinde yatan din düşmanlığının dışa vurumudur. Dindarların takdire değer olumlu davranışlarının arka plânında bile ne gibi kötü niyetler olabileceği konusunda niyet okuma yoluyla fikirler yürütürler. Onlara göre dindarlar iyi işler yapsalar bile, bunu gizli ve kötü bir amaca matuf olarak yaparlar. Bu yapıdaki insanlar tabii olarak iyi birer niyet okuyucusudurlar. Bu niyet okuyuculuk aslında, kendilerinin kişilik yapısını ele veren bir yansıtmadır.23 Zira kendi niyeti bozuk olanlar, görünürde iyi işler yapılsa bile, toplumda iyi niyetli insanların olabileceğine ihtimal vermezler.

SONUÇ

Bilindiği gibi bazı istisnaları olsa da insanın davranışları, onun değerler de dâhil olmak üzere kognitif (zihinsel) sisteminin bir yansımasından ibarettir. Her zaman olmamakla birlikte değerler, davranışta birer bağımsız değişken (sebep) rolü oynarlar.24 Her türlü davranışın ilgili olduğu bir değer sahası vardır; her değer kendisiyle ilgili davranışları düzenler. Bireylerin samimiyetle bağlandıkları değerler, onların tutum ve davranışlarına yön veren ve onları etkileyen temel faktörler arasında yer alır.

Değerlerin ve özellikle değerler içinde merkezî bir önem ve etkiye sahip olan dinin tutum ve davranışlara yön verme işlevinden dolayıdır ki, yeterli ahlâkî olgunluk düzeyine ulaşamamış, aşırı hırslı, bencil, amacına ulaşmak için her türlü vasıtayı meşru gören bir kişilik yapısına sahip olan kimseler, insanların tutum ve davranışlarını kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmek için din istismarı yaparlar.

Din istismarı davranışının temelinde yatan çok önemli bir diğer sebep de istismarcıların, dinin sahip olduğu meşrulaştırma gücünden yararlanmak istemeleridir.

Gerek dinden ve dindarlardan yana görünerek dindarların ve gerekse dini ve dindarları tehdit ve tehlike gibi göstererek dine karşı veya mesafeli olanların siyasî çıkar amacıyla istismar edilmelerinde, dinî hayat üzerindeki toplumsal ve siyasal baskılar uygun bir zemin oluşturmakta ve bu zemini beslemektedir.

Her türlü din istismarı için uygun bir zeminin oluşmasında etkili olan önemli bir başka faktör de eğitim düzeyinin ve özellikle din ve ahlâk eğitiminin yetersizliğinden kaynaklanan din ve dindarlık anlayışıdır. Bu itibarla sorunun çözümü de, dinî özgürlüklerin önündeki engellerin kaldırılması ve yeterli din ve değerler eğitiminin verilmesinde yatmaktadır.

Her toplumda olduğu gibi, toplumumuzda da geçmişten günümüze en çok istismar konusu yapılan değerlerin başında din gelmektedir. Din; siyasî, ekonomik, sosyal, etnik, cinsel vb çok değişik amaçlara yönelik olarak istismar edilebilir. Geçmişten günümüze din istismarının en çok siyasî ve ekonomik çıkar sağlama amacıyla yapıldığı söylenebilir. Din istismarının en tehlikelisi ise, dinin siyasî çıkarlara alet edilmesidir.

Hangi davranışların din istismarı kapsamına girdiğinin tespiti hassas bir konu olup, bu konudaki temel belirleyici, davranışın geri planındaki niyet ve dinin, gönderiliş gayesinin dışında kullanılıp kullanılmadığıdır.

Din istismarı suçlamasının bizzat kendisi, getirisi oldukça yüksek bir din istismarı biçimi haline getirilebilir. Günümüzde bunun müşahhas örnekleri az da olsa rastlanmaktadır. Ancak bu din istismarı biçimi genelde gözden kaçırılmaktadır.

Dindarlar tarafından yapılan din istismarında etkili olan en önemli sebep, kişinin sahip olduğu dinî yaşantının kalitesinin düşük oluşudur. Bir başka ifadeyle din istismarcılığı ile sahip olunan dinî yaşantının kalitesi arasında sıkı ilişki vardır. Bir bütün olarak yüksek kaliteli bir dinî yaşantı ise; onun bilgi, inanç, ibadet, tecrübe ve etki (hayatın diğer alanları üzerindeki yansımaları) boyutlarından her birinin kaliteli olmasına bağlıdır. Esasen dindarlık adına yapılan her türlü yanlışlıkların, dindarlıkla bağdaştırılamayan olumsuzlukların, dinin birey ve toplum hayatında gerçekleştirmeyi hedeflediği yüce gayelerin yaşanan hayatta gerçekleşmemesinin altında yatan başlıca sebebin, dinî yaşantıdaki kalite sorunu olduğunu söylersek, konuyu abartmış olmayız. Bu konuda akla gelen ilk çözüm yolu ise, bireylerin, kendilerini din istismarına karşı bilinçlendirecek, din istismarı yapmaktan alıkoyacak kaliteli ve bütüncül bir dindarlık düzeyine ulaştıracak yeterli ve nitelikli bir din ve ahlâk eğimi sürecinden geçmeleridir.

Şu bir gerçek ki, hangi şekliyle olursa olsun, prim verilmeseydi, toplumumuzda din istismarı bu kadar yaygın olarak yapılamazdı. Akıl, mantık ve bilgiden ziyade duyguların kılavuzluğunda davranan bir toplum, istismarcılar için çok uygun bir faaliyet alanıdır. Böyle bir toplumda insanların gönül verip bağlandığı bütün değerleri, onlara karşı beslenen saygı, sevgi, güven, sadakat vb duygularını, hatta değerler konusundaki farklılıklarını istismar etmek üzere bekleyen kişi ya da gruplar her zaman iş başındadır. Sömürülmeye yatkın ve müsait bir toplumda istismarcılar için sömürü aracı yapılabilecek pek çok alan vardır, bunlardan en verimli olanlardan biri de dindir.

İstismar kavramının bizzat kendisini istismar ederek, dini savunulamaz bir değer haline getirmek; dini, dinî kurumları ve dindarları tehdit ve tehlike olarak göstermek suretiyle çıkar sağlamak isteyenlerin olabileceği gerçeği de gözden uzak tutulmaması gereken bir husustur. Zira farklı din ve mezheplere, dinî grup ve cemaatlere, farklı dindarlık kıstaslarına sahip, dine ilgisiz, soğuk ve uzak insanların bulunduğu 70 milyonu aşkın nüfusa sahip bir ülkede, dine yönelik olumlu duygu, düşünce ve tutumlar kadar, olumsuz olanlar da istismar edilmeye müsaittir. Toplumda ortaya çıkabilecek ayrışma ve çatışma ortamından siyasi ve ekonomik çıkar sağlamak isteyenlerin, dinî, etnik ve ideolojik farklılıklarımızı istismar edebilecekleri unutulmamalıdır.


KAYNAKÇA

1 Örnekleriyle Türkçe Sözlük, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, T.T.K. Basımevi, Ankara, 1995, cilt: 2, s. 1429; Özön, Mustafa Nihat, Osmanlıca-Türkçe Sözlük, İnkılâp ve Aka Kitabevi, 4. bas., İstanbul, 1965, s. 352; Devellioğlu, Ferit-kılıçkını, Nevin, En Yeni Büyük Türkçe Sözlük, Rafet Zaimler Kitabevi, İstanbul, 1975, s. 610.

2 Okumuş, Ejder, “Bir Din İstismarı Olarak Gösterişçi Dindarlık”, İslâmiyât, cilt: 5, sayı: 4, Ankara, 2002, s.197-198.

3 Erdoğan, Mustafa,“Din İstismarı, Hukuk ve Temel Haklar”, İslâmiyât, cilt:3, sayı:3, Ankara, 2000, s.29.

4 Erdoğan, adı geçen makale, s.29-30.

5 Erdoğan, adı geçen makale, s.30.

6 Krş. Okumuş, Ejder, “Değerlerin ve Bir Değer Olarak Dinin İstismarı”, IV. Din Şûrası Tebliğleri, s.2.

7 Krş. Çiftçi, Adil, “Din İstismarı: Kavramsal ve Kuramsal Bir Çalışma –Sosyolojik Bir Yaklaşım-“, İslâmiyât, cilt: 3, sayı: 3, Ankara. 2000, s.15-19.

8 Allport, G.W.- Ross, J. M., “Personal Religious Orientation and Prejudice”, Journal of Personality and Social Psychology, vol. 5, 1967, ss. 432-443.

9 Sambur, Bilal, İslâm’ın Aktüel Değeri, Katkı Yayınları, Ankara, 2007, s.69.

10 “Şüphesiz ki, Allah her yüzyılın başında bu ümmete dinî işlerini yenileyecek bir müceddid gönderecektir” (Ebû Dâvud, Melâhim, 1, No: 4291) hadisine dayandırılan inanca göre, cahiller ve din düşmanları tarafından Müslümanlar arasına sokulmuş olan hurafelerden, bid’atlerden, yanlış inançlardan dini arındırmak ve kendisinden bir şey ilave etmeden dini eski haline getirmek üzere her yüzyılda bir müceddid gelecektir. Toplum içinde çıkan bid’atlere karşı koyacak, dine yapılan saldırılar karşısında dini savunacak, yeni meselelere dinde çözüm bulabilecek ve Müslümanlara dinlerini yeniden öğretip onları yönlendirecek şahsiyetlere ihtiyaç vardır. Peygamberlik müessesesi sona erdiği ve bundan sonra artık peygamber gelmeyeceği için, bu görev, Hz. Peygamberin ümmetinden çıkan âlimlere düşmektedir. Bu âlimlere dinî literatürde “müceddid” denilmektedir.

11 El-Bedî‘; Allahü teâlânın esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden) olup, daha önce benzeri olmayan, görülmemiş, işitilmemiş, bilinmeyen şeyleri yoktan var eden, yaratan anlamına gelmektedir. Bedi‘ kelimesi, zamanının (çağının ) benzeri olmayan güzelliği, tasarruf ve irşad sahibi kişi manasında bedî‘uzzaman şeklinde din bilgini kişilere izafe edildiğinde ise, müceddidle nenzer anlamda kullanılmaktadır. Ancak kavramın bu kullanımına klasik İslam kaynaklarında rastlanılmamaktadır.

12 Mutasavvıflara göre değirmen taşının milin çevresinde döndüğü gibi bütün evrenin de kendisinin çevresinde döndüğü kabul edilen veliler başkanına kutub denilmiştir. Herhangi bir sıfatla birlikte kullanılmadığında kutub kelimesi bu başkanı dile getirmekle birlikte, birden çok kutubdan söz etmek mümkün olduğundan, Kutub yerine Kutbu’l-Aktab (Kutublar Kutbu) deyimi kullanılır. Kutub’a, kendisine sığınanlara yardım eden anlamında Gavs ya da Gavsu’lAzam da denilmiştir. Bazı mutasavvıflar, “Bunların sıhhati üzerinde Ehl-i Sünnetin icmaı vardır demişlerse de özellikle Kelam ve Fıkıh bilginleri, Kutub inancının İslam’ın temel inanç ilkeleriyle bağdaşmadığını söylemişlerdir. Kanuni dönemi Osmanlı Şeyhülislâmlarından Sa’di Efendi (v. 1538), kendisi de Ahmediye tarikatına bağlı bir mutasavvıf olduğu halde, Kutub inancı ve Kutub’un varlığı konusunda verdiği fetvada “Küfürdür. Tecdid-i iman ve nikah lazım olur ve Kutub’un vücudu fukaha katında sabit değildir” demiştir. (Geniş bilgi için bknz. Cebecioğlu, Ethem, Tasavvuf Terimler ve Deyimleri Sözlüğü, Rehber Yayınları, Ankara,1996, s. 460-462.

13 Krş. Erdoğan, adı geçen makale, s.30.

14 Taşdelen, Musa, Siyaset Sosyolojisi, Kocav Yay., İstanbul, 1997, s.31.

15. Siyasî meşruiyet-din ilişkisi konusunda geniş bilgi için bknz. Okumuş, Ejder, Gösterişçi Dindarlık, Pınar Yayınları, İstanbul, 2002, s.244- 249.

16 İslâm tarihinde din istismarının bu şekliyle dört halife ve Emevîler dönemlerinde görülen somut örnekleri için bknz. Sarıçam, İbrahim, “Klasik Dönem İslâm Tarihinde Din İstismarı”, İslâmiyât, cilt: 3, sayı: 3, Ankara, 2000, s.139- 146; Öztürk, Mustafa, “İslâm Tefsir Geleneğinde Yorum Manipülasyonu: ‘ Ulû’l- Emr’ Kavramı Örneği”, İslâmiyât, cilt: 3, sayı: 3, Ankara, 2000, s.79-98.

17 Geçmişten günümüze devam ede gelen böyle bir din istismarı hakkında geniş bilgi için bknz. Kutlu, Sönmez, “’Ehl-i Beyt’ Sembolik Kapitalinin Tarihî Süreç İçinde Semerlendirilmesi”, ”, İslâmiyât, cilt: 3, sayı: 3, Ankara. 2000, s.97- 120; Bozkurt, Nahide, “ Abbasilerde İktidarın Meşruiyeti Üzerine Bir Analiz”, İslâmiyât, cilt: 3, sayı: 3, Ankara, 2000, s.147-158.

18 Dindarlık-dinî mensubiyet ve siyasî davranış konusunda geniş bilgi için bknz. Köktaş, M. Emin, Din ve Siyaset, Vadi Yayınları, Ankara, 1997, s.122-178. Ayrıca Türkiye’de siyasî parti üyeliği ve dindarlık ilişkisi hakkında ayrıntılı bilgi için bknz. Köktaş, aynı eser, s. 213-267.

19 Bknz. Kalaycıoğlu, Ersin, “Türkiye’de Köktenci Sağ Partiler ve Seçmen Tercihleri”, Toplum ve Ekonomi, İstanbul, 1994, sayı: 7, s.74-76.

20 Ayrıntılı bilgi ve somut örnekler için bknz. Öztürk, Mustafa, “İslâm Tefsir Geleneğinde Yorum Manipülasyonu: ‘ Ulû’l- Emr’ Kavramı Örneği”. ”, İslâmiyât, cilt: 3, sayı: 3, Ankara, 2000, s.79-98; Kırbaşoğlu, M. Hayri, “ İstismara Elverişli Münbit Toprak: Hadisler”, İslâmiyât, cilt: 3, sayı: 3, Ankara, 2000,s.121-146; Kutlu, Sönmez, “’Ehl-i Beyt’ Sembolik Kapitalinin Tarihî Süreç İçinde Semerlendirilmesi”, ”, İslâmiyât, cilt: 3, sayı: 3, Ankara. 2000, s.97-120.

21 Yakıt, İsmail, Zaman Değirmeni (Dörtlükler), Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2009, s.108.

22 Daha geniş bilgi için bknz. Aktay, Yasin, “ Cumhuriyet Döneminde Din Politikaları ve Din İstismarı”, İslâmiyât, cilt: 3, sayı: 3, Ankara. 2000, s.37-49.

23 Psikolojide bir savunma mekanizması olan yansıtmanın bir şekli de, kişinin, toplum değerlerine aykırı olduğu için toplum tarafından onaylanmayan, beğenilmeyen, ayıp ve günah sayılan güdülerini, düşüncelerini, niyet ve isteklerini dışarı yansıtıp, bunları başkalarında ve çevrede görmeye başlamasıdır. Bireyin, kendi kişilik özelliklerini (özellikle olumsuz olanları) başkalarında görmesi, başkalarının davranışlarını, kendi temel ihtiyaç ve güdülerinin etkisi altında kalarak yorumlaması bir tür yansıtmadır. “ Kişi, kişiyi kendisi gibi bilirmiş” ve “Kem söz sahibinindir” atasözlerimiz yansıtmanın bu türüne giren davranışları anlatır. ( Bknz. Certel, Hüseyin, “Türk Atasözlerinde İhtiyaç ve Güdüler”, SDÜ İlahiyat Fakültesi Dergisi, Isparta, 1997, sayı: 4, s.56.)

24 Güngör, Erol, Değerler Psikolojisi Üzerine Araştırmalar, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 1998, s74.