Din ve Suç İlişkisi Üzerine Uygulamalı Bir Araştırma

Din ve Suç İlişkisi Üzerine Uygulamalı Bir Araştırma

Cilt/Sayı

2011 22. cilt – 1. sayı

Yazar

Doç.Dr. Kemaleddin TAŞ, Adem GÜRLERb

aDin Sosyolojisi AD, Süleyman Demirel Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Isparta bSosyolog, Manisa

Öz

Bu araştırma, suç işleme konusunda hükümlülerin din algılarının ne derecede etkili olduğunu belirlemeye yönelik bir çabanın ürünüdür. Bu bağlamda araştırmada, hükümlülerin işledikleri suçta dinin pozitif veya negatif etkileri ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Araştırma, Manisa E Tipi Kapalı Ceza ve İnfaz Kurumunda, 28 Şubat 2009 – 03 Temmuz 2009 tarihleri arasında 371 hükümlü üzerinde uygulanmıştır. Elde edilen bulguların çözümlenmesinde yüzde ve frekans dağılımları, aritmetik ortalama, t-testi, varyans analizi ve Lsd Post-hoc çoklu karşılaştırma testleri kullanılmıştır.

Anahtar Kelimeler

Din, suç, yabancılaşma, anomi, sosyal süreçler

Abstract

This study has been carried out to observe the religious effects on criminal acts of prisoners and to observe the positive and negative effects of religion on crime. Application performed between the dates of 28 February 2009 and 03 July 2009 in Manisa Jail with 371 prisoners. In order to analyze the findings, we recruited the methods of percent and frequency extension, arithmetic ratio, t-test, variance analyzing and multiple test for LsdPost-hoc.

Keywords

Religion, crime, alienation, anomie, social processes


DİN VE SUÇ İLİŞKİSİNİN SOSYOLOJİK TEMELLERİ

Toplumsal yaşam birçok birey, grup ve kurumun karşılıklı ilişkileri ile meydana gelen karmaşık bir yapıdır. Toplum içinde işlevlerini yerine getiren kurumların birbirleri ile de ilişkileri vardır. Bu bağlamda toplumlar; kültürü, politikayı, ekonomiyi ve kanunları bireyüstü organizasyonlar olarak değil, birbirleri ile ilişkili ve fonksiyonel açıdan tamamlayıcı unsurlar olarak görmelidir.1

Toplum içinde işlev gören ekonomi, siyaset, hukuk vb. toplumsal kurumlar içeriside din; bireyleri, grupları ve toplulukları bir arada tutan en önemli yapılardan biri olarak önemli işlevler görmektedir. Kültürün yerleşik bir sistem haline gelmesinde ve bireylerin topluma bağlanmasında önemli roller üstlenen din, temel sosyalizasyon kurumlarından biridir. Dinin toplum için vazgeçilmez bir unsur olduğu ve tüm toplumların temel kurumlarından olduğuna dair bir mutabakat söz konusudur. Din bu bakımdan ağacın bir dalı değil gövdesidir.2 Din sosyal hayatta bireylerin zihniyetlerini ve sosyal yaşamlarını şekillendirmektedir. Bu sayede aktörlerin kurguladıkları dünyanın temeline dini yerleştirmek mümkündür. Berger de toplumların hayatlarını etkileyen aşkın bir güç olarak dinin, toplumsal yaşamın her alanında varlığını sürdüren vazgeçilmez bir kurum olduğunu belirtmektedir.4

Din, mistik ve ilahi boyutları yanında bu sosyal özellikleri itibarı ile bireylerin sosyal yaşamını şekillendiren bir etkiye sahiptir. Stark’a göre insanlar sık sık Tanrı için ya da Tanrı’nın bazı özelliklerinden dolayı, bazı faaliyetler yaparlar.5 Bu faaliyetlerin içeriği, hem bireysel hem de toplumsal alanda önemli bir boşluk doldurmaktadır.6 Din, toplum içinde uyumcu davranışları pekiştirerek bireylerin sapkın, marjinal, yabancılaşmış ve suçlu davranışlara yönelmelerini engellemektedir.7 Wilber, dinsel sembolizm ölçülerin korunmasının, gerilimin azaltılması bakımından işlevsel olduğu kadar faydalı olduğunu da belirtmektedir.8 Weber- ’e göre yeni dünyanın temelini atan Püriten ahlaka göre kanun, bu dünyanın temelidir ve kanunlar temelini Tanrı’dan alırlar.9

Din, toplumsal yaşamın üst kurumlarından biri olarak bireylere çeşitli davranış kalıpları aşılar. Bu sosyalizasyon çoğu zaman uyumcu bir şekilde bireylerin takip ettikleri düzenli bir yaşam oluşturur. Ancak düzenin pekişmesi için aykırı davranışlarda bulunan bireylerin zorlamalara tabi olması gerekir. Durkheim ve takipçilerinin bütüncül bakış açısına göre bireylerin eylemleri sosyal baskı dolayısıyla şekillenir. Biz sosyalizasyon sürecinin pasif ürünleriyizdir. Nedensel süreç makro düzeyde gerçekleşir. (Yapıdan aktöre) Bu halde okun ters yönde ilerlemesi problem oluşturur. (Aktörden Yapıya).

Günümüzde gücünü devlet otoritesinden alan hukuk, toplumsal yaşamı düzenleyen temel toplumsal normdur. Örfî, ahlakî ve dinî normlar, bireylerin yaşamlarında davranışlarına çizecekleri sınırları belirleyen diğer toplumsal düzen kurallarıdır. Bu kurallar arasındaki ilişki modernizm ile toplumsal yaşamda geleneksel ve modern olarak ikiye ayrılabilecek bir dikotomi oluşturmuştur.

Geleneksel ve modern düzen kuralı olarak hukuk ve din arasındaki ikilem modernizmin temel mücadele alanlarından biri olarak dikkat çekmektedir. Dinin sağladığı güçlü toplumsal zemin, birçok ülkede din-devlet ilişkisinde farklı uygulamalar karşımıza çıkarmaktadır. Amerika’da sistemin dini olarak tasvir edilen Protestan yapı,10 ya da İsveç’te dinin devlet eli ile kullanılma modeli,11 ya da Fransa’daki uygulamalar bu örneklerden bazılarıdır. Dinin, resmi ideoloji ile bu kadar iç içe olduğu bir görüntünün modern yaşamda laik bir uygulama olarak karşımıza çıkma nedeni, Batı dininin ve sekülerliğinin coğrafî ve toplumsal farklılıklar dolayısıyla değişik kültürel anlamlarda kullanılabilecek birçok tarihi mirasa sahip olmasıdır.12 Bu dönüşüm ile birlikte dinin toplum içindeki varlığı konusunda, toplumların farklı uygulama biçimleri geliştirerek dini sosyal yaşama adapte ettiği görülmektedir. Tocquivelle din ve özgürlük düşüncesinin seküler anlamda zıt yönlerde, fakat Amerika’da ise bunların aynı yönde ilerlediğini belirtmektedir.13 Günümüzde birçok Batılı seküler devlet din ve toplum ilişkisini, sosyal düzeni desteklemek için kuvvetlendirmeye çalışmaktadır.

Dinin gördüğü bütünleştirme işlevine karşın suç, bir çözülme emaresi olarak toplumdaki ahenge zarar vermektedir. Suç mağduru olsun ya da olmasın toplum içindeki değerlere verilen zararlardan dolayı bir tehdit olarak kabul edilmiştir. Suç, korku kültürünün yayılmasına neden olabilecek bir yabancılaşma* etkisi oluşturması bakımından, toplumsal yaşama hissedilen güveni zedeleyen bir davranış biçimidir.

* Latince kökenli bir kelime olup (alienatio) sosyolojik olarak bireyler ve ötekiler arasındaki bağın çözülmesi anlamında kullanılmıştır. Din ile ilişkisi açısından yabancılaşma, modernizm ile beraber dini kurumların etkisinden sıyrılan bireyleri ifade etmek için kullanılmaktadır. Bu anlamda yabancılaşma, bireyler ve Tanrılar arasındaki bağın çözülmesidir. Raymond Boudon, François Bourricaud; A Critical Dictionary Of Sociology, Translated By Peter Hamilton, Taylor & Francis E-Library, 2003, s.30.

Suçlu davranışları, hayatımızın birçok anında görme ihtimalimiz hiç de düşük değildir. Çevreye karşı işlenen suçları çevre kirliliği gibi, politik suçları bastırılan bir muhalefet olarak, ideolojik suçları sansürlenen olgular olarak görme ihtimalimiz her zaman mevcuttur. Kişiye, gruba, kuruma, topluma, çevreye ve hatta kişinin kendisine karşı işlenen suçlar, hayatımızın her alanında karşılaşabileceğimiz türden davranış biçimleridir.

Suçlu, sapkın, marjinal davranışlar her toplumda görülmüştür. Genel olarak sosyolojik bakış açısı bu davranış biçimlerini toplumsal hedeflerden sapma ya da bu hedeflere başka yollardan ulaşma çabası olarak genelleştirilebilecek anomi* ile açıklamaktadır. Durkheim gibi14 insan doğasının gereksinimlerinin sınırsızlığını kabul eden Merton, bunları sınırlayıp, bu istek ve beklentilerin, toplumsal meşru yolların dışında karşılanması durumunda, toplumca istenmeyenin, kısaca sapmanın ortaya çıktığını belirtmektedir. Modern toplumların hastalığı olarak nitelenen suç, bireysel alanı aşıp kamusal alana giren ve toplum düzenini bozan, toplumsal değerleri çiğneyen her türlü eylem olarak tanımlanabilir.15

Genel olarak değişimin hızlandığı endüstrileşme ve kentleşme süreçleri ile birlikte toplumların artan bir suç profili ile karşı karşıya kaldığı söylenebilir. 19. yy İngiltere ve Fransa’sı haricindeki** gelişmiş toplumların tamamı, günümüz de dahil olmak üzere, artan bir suç problemi ile baş etmek zorunda kalmışlardır.16 Elbette bu artışın zaman zaman bazı toplumlarda kısa periyotlar halinde bir düşüş seyri gösterdiğini de belirtmek gerekir. Örneğin Amerika’da son 10 yılda, sert adalet sistemine veya ekonomik gelişmeye bağlı olduğu tartışmaları ile birlikte, suç istatistiklerinde bir düşüş görünmektedir.17 Gelişmiş ülkeleri takip eden ülkeler için de standart bir endüstrileşme sorunu olarak suç; gün geçtikçe artan ve toplumsal düzeni aksatan veya bozan bir tehdit olarak mücadele edilmesi gereken bir toplumsal olgu ve gerçekliktir. Diğer taraftan suçlu davranışın, ortak şuuru oluşturan normlar üzerinde yıkıcı bir etkiye sahip olsa da olumlu sonuçları da vardır. Çünkü suç; sosyal değişimi tetikler. Aynı zamanda istikrarlı davranışları -düzeni koruyan normların etkinliğini, düzene uyan bireylerin zihninde kuvvetlendirir- canlı tutar. Suçlu davranış toplumda yeni fikirlerin ve gelişimin oluşmasını sağlar. Bu bağlamda suçun adaptasyon fonksiyonu (adaptive function) ile ilgili faydasının olduğu düşünülebilir. Buna göre suçlular değişen şartlara toplumun ayak uydurabilmesini sağlayan yenilikçiler olarak görülebilmektedir.18

* Anomi, 16. yy.ın son zamanlarında din felsefesinde plansızlık, şüphe ve belirsizlik anlamında kullanılmıştır. Kavram Durkheim tarafından sosyolojik literatüre sokulmuştur. Sosyolojik literatürde Marksist bakış açısı ile “emek ve sermaye anatagonizması” ile temellenen yabancılaşma kavramı ile benzerlik gösterir. William Sims Bainbridge, The Religious Ecology Of Deviance, American Sociological Review, Vol:54, April, 1989, s.288-289. Kavram, yabancılaşmanın bir boyutu olarak da görülebilmektedir. Ayrıntılı bilgi için bkz. Randy Martin, Anomie, Spirituality And Crime, Journal Of Contemporary Criminal Justice, Sage Publications, Vol. 16 No. 1, 2000.

** Bu iki ülkenin suç istatistiklerinde bu tarihlerde meydana gelen düşüşün nedenleri toplumsal bütünleşme kaynaklı bir gelişim süreci sonrasında oluşmuş değildir. İstatistiki verilerin toplanmasında dönemin şartları gereği çekilen zorluklar ve bu dönemde ülkelerin geçirdiği iç savaş gibi çalkantıların neden olduğu kargaşa sonrasında görülen bu azalmalar şartlar gereği normal görünmektedir.

Stack ve Canavy Durkheim’ın tezine göre bir yorum yürüterek dini entegrasyonu sapkın davranışın antidotu olarak nitelemişlerdir. Kiliseye devam etme davranışlarının daha yüksek olması Katoliklerin Protestanlardan daha yüksek bir uyum mekanizması geliştirmelerine neden olmuştur. Ayrıca cinsellikteki liberalleşme açısından Katoliklerin daha konservatif bir anlayışa sahip olmaları onları tecavüz suçunu işlemekten uzak tutmakta ve Katoliklerin intihara daha az meyilli hale gelmelerine neden olmaktadır.19 Bu bağlamda Parsons bir toplumsal sistemde yer alan aktörlerin en yüksek derecede tatmin olma eğilimi içinde olduklarını belirtmiştir. Parsons, bütünleşme noktasında bireylerin anomi ve yabancılaşma gibi çözülme unsurlarına kapılmamaları için yönelmeleri gereken bütünleşme unsurları olarak eğitim, aile ve din kurumlarına dikkat çekmiştir.20

Batıda dinin ve suçun sosyal yaşamdaki bu dinamikleri onları bu olgular arasında bir ilişki olduğuna yönelik bir bilimsel kaygıya yöneltmiştir. Ağırlıklı olarak 1970’lerde başlayan bu çalışma biçimi genel olarak şu tip varsayımlar üzerinden hareket eder. Dini inanç yükseldikçe suçlu davranışın ortaya çıkma ihtimali düşecektir. Suç işleyen birinin dini inancı işlemeyen kimseye göre daha düşüktür. Bu iki olgunun birbiri ile ilişkilerinde pozitif ve negatif ilişkiler tespit eden çalışmalar, aralarında kısmi bir ilişki olduğuna yönelik çalışmalar ya da aralarında ilişki olmadığına yönelik çalışmalar bulmak mümkündür. Araştırmalar şu şekilde özetleyebileceğimiz kaygılar sonucu incelenmeye başlanmıştır: Acaba modern dünyanın seküler21 kaygıları sonucunda, dinin toplumsal hayattan soyutlanması -ki bunun doğruluğuna yönelik seküler karşıtı eleştirilerin oldukça revaçta olduğunu eklemek gerekir- toplumda düzeni tehdit eden suçlu davranışın dizginlenmesini sağlayan sapkınlığın iplerini boşa mı çıkarmıştır? Suç işleyen bir kişinin karşılaşacağı ilahi yaptırımın niteliği ile ilgili dini anlamlar, bireylerin peşinde sürüklendiği yaşam mücadelesinden daha mı az kıymetlidir?

Batı dünyasında yapılan din ve suç ilişkisine yönelik bir çalışmada genel olarak ölçülmeye çalışılan değişkenler şu başlıklara ayrılabilir:

Akidevi Doktrin: Bu başlıkta bireyin Tanrıya, şeytana, meleklere, cennet ve cehenneme, ahiret ve kadere inanma oranları ölçülür.

Ritüel: Kiliseye gitme ve dua etme değişkenleri ölçülür.

Suça Etki Ettiği Düşünülen Ara Değişkenler: Suçlu davranış ile ilgili olarak çalışmanın niteliğine göre ilişkili görülen ara değişkenler olarak uyuşturucu madde kullanımı, alkol kullanımı, aile içi şiddet, mikro çevrede suçlu modele sahip olma durumu vb. özellikler ölçülür.

Suç: Bu başlıkta bireyin işlediği suç tipi veya saldırgan faaliyetleri ölçülür. Genel olarak bu başlıklara ayrılabilecek bir modele sahip olan din ve suç araştırmaları, araştırmacıların ilişki kurmak istedikleri bağımlı ve bağımsız değişkenlere göre bazı farklılıklar içermektedir. Ancak dinin yapısı ve incelenmek istenen diğer değişkenleri ölçme çabası bu tip sınıflandırmalara sahiptir.

ARAŞTIRMANIN METODOLOJİSİ VE UYGULANMASI

Araştırmamız suç işlemiş bireylerin dini algılarını ve bu algıların suçlu davranış ile ilişkisini ölçmeye yöneliktir. Bunun tespiti için şu tip sorulara cevap aranmaktadır. Hükümlülerin dindarlık düzeyleri nelerdir? Hükümlülerin günlük yaşamlarında din ne kadar etkilidir? Aldıkları dinî eğitim düzeyi nedir? İşledikleri suç ile ilgili dini bir kaygı taşımaktalar mıdır? Dini algıları ile işledikleri suç tipleri arasında bir ilişki var mıdır? Bu ve benzeri sorular araştırmadan elde edilen bulgular doğrultusunda cevaplandırılmaya çalışılacaktır.

Yapacağımız araştırmada dinin ölçümünde kullanacağımız değişkenler Batıda yapılan değişkenlerden daha girift bir bütün oluşturmaktadır. Toplumumuzdaki hakim dini inanç biçimi olarak İslam dinine uygun bir şekilde akidevi doktirinler ve ritüeller ile ilgili bilgiler yanında, toplumumuzdaki geleneksel algılar çerçevesinde dinin popüler ve mistik yapısı üzerine bilgiler elde edilebilecek bir anket formu oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu sayede dindarlık algıları ile ilgili geniş bir çerçeve şekillendirilmiştir. Bunun yanında geleneksel normlar ile ilgili algılarda dinî bir içerik olup olmadığı ölçülmeye çalışılmış ve toplumsal yaşamı düzenleyen bu temel norm biçimleri ile ilgili sorular vasıtası ile hukukî normların çizdiği suç profili ile ilgili karşılaştırmalarda kullanılacak veriler elde edilmeye çalışılmıştır.

Toplum yapımızda dini algıların bir standarda bağlanması gerçekten de zordur. Aile yapıları bakımından ne çekirdek ne geleneksel, inanç bakımından ne dindar ne inançsız, dayanışma biçimi bakımından ne köylü ne şehirli olan birçok bireyin toplumumuzdaki varlığı; geçiş sürecindeki bir toplum olduğumuzu gösteren emarelerdir. Ülkemiz, bireylerin dini algıları bakımından geleneksel ve modern arasında gidip gelen, kitle iletişim araçları ve gelişen iletişim teknolojilerinin toplumdaki değer yapıları üzerinde bir baskı unsuru haline gelmesi ile dindarlığı standart algılardan uzaklaştıran bir süreç oluşturmuştur. Bu çerçevede araştırmamızda dini algılar şu başlıklar halinde belirlenmeye çalışılmıştır:

İnanç Boyutu: Akidevi unsurların oluşturduğu altı temel üzerine inşa edilen bu bölüm; mezhepler ile ilgili kitabi dindarlığa ilişkin daha gelenekçi bir din anlayışından, popüler unsurların zenginleştirdiği ve dini çoğulculuğa da etki eden günlük yaşam ile ilgili maddelere sahiptir.

İbadet Boyutu: Namaz kılma, oruç tutma, zekat verme gibi İslam dininin somut ritüelleri farz ve nafile ibadetler olarak hükümlülere yöneltilebilecek bir şekle büründürülmüştür.22 Dini bakımdan önemli günlerde ibadetlerinin artma oranları ve modern yaşamda dini ibadetler ile ilgili algıların değişmesine etki eden tartışmalardan etkilenme derecelerini ve ritüel boyutunda bu etkilerin fonksiyonunu belirlemek için sorular çeşitlendirilmiştir.

Normlara ilişkin Sosyal Boyut: Geleneksel bir toplum olmamız dolayısıyla yukarıda bahsi geçen açıklamalar ile ilgili olarak sosyal yaşamı düzenleyen kurallar ile ilişkili algılarda dini içeriğin niteliği belirlenmeye çalışılmıştır.

Araştırmamızda suç ile ilgili dini algıları ölçmek için toplumumuzda genel olarak düzene aykırı eylemler olarak kabul edilen çeşitli davranış ve tutumlar ile ilgili maddeler ile hukuki normların cezalandırdığı eylemler ve bunlara ilişkin dini algılar ölçülmeye çalışılmıştır.

Bu araştırmada hükümlülerin suçlu davranışlar ile algılarında dinin olumlu ya da olumsuz herhangi bir fonksiyonunun olup olmadığı belirlenmeye çalışılmıştır. Bu nedenle araştırma karşılaştırmalı ilişkiler kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmanın bağımlı değişkeni “din ve suça yönelik inanç ve tutumlar” ile bağımsız değişkenleri olan “yaş, cinsiyet, eğitim durumu, doğulan bölge, medeni durum, gelir durumu, dini öğrenim durumu ve dindarlık düzeyine ilişkin tutumu, işlenilen suç tipi ile mükerrer hükümlülük durumu” arasındaki karşılaştırmalar değerlendirmelerimizin çatısını oluşturacaktır.

Çalışmamız Adalet Bakanlığı Ceza İnfaz Kurumu Genel Müdürlüğünden alınan izin çerçevesinde gerçekleştirilmiştir. Uygulama, kurumun açık ve kapalı görüş günlerinde ve telefon görüşmelerinin yapıldığı günlerde oluşan yoğunluk dolayısıyla kurumun sisteminde herhangi bir soruna yol açmamak için, yemekhanede ve kurumun koğuşa girilmesinde sakınca görmediği durumlarda koğuşlara girilerek, gerçekleştirilmiştir. Bu durum cezaevi yaşamının gözlenebilmesi ve hükümlülerin algılarının daha yakından müşahede edilebilmesi için bize oldukça faydalı bir çalışma imkanı sunmuştur.

Araştırma evrenimiz, Manisa E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda 28/02/2009-03/07/2009 tarihleri arasında, hükümlü olarak bulunan kişilerden oluşmuştur. Bu evrende bulunan fakat cezaevi yönetiminin uygun gördüğü koşul ve kişiler dışında kalan hükümlüler ile görüşme imkanımız olmamıştır. Bu kişiler rehabilitasyon ve müşahede koğuşlarında bulunan bazı hükümlülerdir.

Bir hükümlü ile görüşme süresinin ortalama 30-40 dakika arasında olması görüşmelerin hızlı bir şekilde ilerlemesini engellemiştir. Araştırmanın bittiği 3 Temmuz 2009 tarihinde cezaevi popülasyonu şu şekildedir: Toplam mevcut 839 kişidir.* Bunlardan 388’i hükümlü, 451’i tutukludur. 839 kişinin 28’i çocuk, 30’u kadındır. Ayrıca kadınlardan ikisinin çocuğu da cezaevinde bulunmaktadır. Araştırma süresi boyunca, 371 hükümlü ile görüşülmüştür. Alınan iznin mahiyeti doğrultusunda hükümlü olan kişilerle yapmamız gereken görüşmeler dışında uygulama esnasında tutuklu olduklarını belirten kişiler ile görüşmelerimiz yarıda bırakılmamıştır. Değerlendirmeye dahil edilen bu görüşmelerin sayısı 10 civarındadır.

* Cezaevi popülasyonu yeni gelen ve tahliye olan hükümlü ve tutuklular ile başka cezaevlerine nakledilenler olduğu için sürekli bir değişim içindedir. Görüşmelerimiz koğuş sırasına göre devam ettiği için bu tarihler arasında cezaevinde bulunan bazı hükümlüler ile görüşme imkanımız olmamıştır.

Araştırmamızda elde edilmek istenen verilerin toplanması amacıyla üç ölçekten oluşan bir anket formu geliştirilmiştir.

İlk ölçekte İslam dininin akidevi doktrinlerine ilişkin inancın ve dini ritülerin ölçüldüğü sorular bulunmaktadır. 16 maddeden oluşan bu ölçek “Dini İnanç ve Davranış Ölçeği” şeklinde isimlendirilmiştir.

İkinci ölçek ise, sosyal ve kültürel yaşam ile ilgili dini algıları ölçebileceğimiz şekilde hükümlülerin yaşadıkları dünyada, dini nereye yerleştirdiğini belirlemeye çalıştığımız 10 sorudan oluşan “Sosyal ve Kültürel Hayata İlişkin Din Algısı Ölçeği”dir.

Din ve suç ilişkisini ölçmek üzere çeşitli suç tiplerine göre bireylerin dini algılarının tespit edilmeye çalışıldığı 12 sorudan oluşan “Din ve Suç İlişkisi Ölçeği” de üçüncü ölçek olarak geliştirilmiştir.

Anketi oluşturan maddelerin likert tipinde iki tip beşli derecelendirme seçenekleri kullanılmıştır. Cevapların puanlamasında; “Tamamen katılıyorum” ve “Her zaman” cevabını veren hükümlülere 5, “Katılıyorum” ve “Çoğu zaman” cevabını veren hükümlülere 4, “Kararsızım” ve “Bazen” cevabını veren hükümlülere 3, “Katılmıyorum” ve “Nadiren” cevabını veren hükümlülere 2, “Hiç Katılmıyorum” ve “Hiçbir zaman” cevabını veren hükümlülere 1 puan verilmiştir. Ölçeklerdeki madde sayılarına göre her hükümlünün işaretlediği seçeneğe göre puanları toplanarak toplam tutum puanları hesaplanmıştır.

Anket öncelikle işçi statüsündeki çeşitli işlerde çalışan ve suç tipleri açısından çeşitlilik gösteren ve nispeten sıcakkanlı ve uyumlu kimselerden oluşan E koğuşlarındaki işçi hükümlüler ile uygulanmıştır. Diğer koğuşlarda birbirlerine benzer veya aynı suçlardan hükümlü bulunan kimseler olduğu için anket sorularına çekimser veya yanıltıcı cevap verme eğilimleri ölçülmeye çalışılmış ve bu koğuşlardaki hükümlüler ile uygulanmaya başlanılan anketin geçerlilik ve güvenilirlik analizleri yapılmıştır.

Ölçeklerin her birinin tek bir yapıyı ölçme güçlerini test etmek için faktör analizi uygulanmıştır. Yapılan faktör analizi sonuçlarının değerlendirilmesinde, maddelerin faktör yük değerlerinin.40 ve üzerinde olması ölçüt alınmıştır. Bu değerden düşük rakamlara sahip maddeler ölçekten çıkartılmıştır. Ölçekte yer alan ifadelerin ayırt etme gücü ve ölçekteki maddelere verilen tepkiler ile ölçekten alınan toplam puanlar arasındaki ilişki pearson korelasyon katsayısı ile hesaplanmıştır. Ölçeğin güvenilirliği Cronbach Alfa iç tutarlılık katsayısı ile ölçülmüştür.

Araştırmada elde edilen verilerin analizinde yüzde ve frekans dağılımı, aritmetrik ortalama, ttesti, varyans analizi (Anova), Lsd Post-hoc çoklu karşılaştırma testleri kullanılmıştır. Mükerrer hükümlülük durumları ile cinsiyet farklarında, ölçekler ve gruplar arasındaki karşılaştırmalarda ttesti kullanılmıştır. Diğer bağımsız değişkenlerin ölçekler ile karşılaştırılmasında varyans analizi (Anova) kullanılmıştır. Araştırma sonucunda tutum düzeylerinin farklılaştığına ilişkin bir sonuca varıldığında, hangi grupların tutum düzeylerinde farklılaşmalar bulunduğunu tespit etmek için Lsd Post-hoc testi uygulanmıştır. Söz konusu testlerde anlamlılık .05 olarak alınmıştır. .01 düzeyindeki anlamlılıklar da değerlendirmeye dahil edilmiştir.

ARAŞTIRMANIN BULGULARI VE YORUMLAR

GÖRÜŞÜLEN HÜKÜMLÜLERİN OLGUSAL KİMLİKLERİNE İLİŞKİN ÖZELLİKLER

Hükümlülerin yaş aralıkları şu şekildedir. Örneklem grubunun %32.5’i 26-35, %30.9’u 18-25, %21.’i 36-45, %10.8’i 46-55, %4’ü 56 ve üzeri yaşlara sahiptir.

Hükümlülerin %93’ü erkek, %7’si kadındır.

Örneklem grubunun %57.5’i ilköğretim, %16.7’si lise, %4.3’ü üniversite mezunudur. Hükümlülerin %15.3’ü okur-yazar, %6.2’si okuma yazma bilmemektedir.

Hükümlülerin %44.6’sı evli, %44.6’sı bekar, %5.9’u boşanmış, %4.8’i duldur.

Örneklem grubunun %25.5’i işçi, %17.2’si esnaf, %16.7’si serbest meslek sahibi, %7.5’i çiftçi, %1.3’ü emekli, %1.3’ü memurdur. %0.5’i de ticaret ile uğraşmaktadır. Görüşülenlerin %20.4’ü mesleğinin olmadığını, %9.4’ü diğer* cevabını vermiştir.

* Diğer cevabını veren hükümlülerin geçimlerini sağlamak için suç ilişkilerini kullandıkları söylenebilir. Mesleği yok cevabını verenlerin de küçük bir kısmında bu tip ilişkilerle geçimlerini sağlayan kişiler bulunmaktadır.

Hükümlülerin %38.7’si orta, %22.8’i düşük, %18’i çok düşük, %17.2’si iyi, %3.2’si çok iyi düzeyde bir gelire sahip olduğunu belirtmiştir.

Örneklem grubunun %27,2’si okulda, 17.7’si aile içinde, 14.8’i Kuran kursunda, %14.5’i camide din eğitimi gördüğünü belirtmiştir. %25.8’i ise din eğitimi görmemiştir.

Hükümlülerin %44.6’sı kendisini dindar, %42.5’i din ile az ilgili, %7.3’ü dine karşı ilgisiz, %5.6’sı çok dindar olarak nitelemiştir.

Örneklem grubunun %42.2’si kişiye karşı işlenen suçlardan, %28’i mala ilişkin suçlardan, %11.3’ü cinsel suçlardan, %10.2’si uyuşturucu maddeye ilişkin suçlardan cezaevinde bulunmaktadır.

Hükümlülerin %65.3’ü ilk kez cezaevinde bulunmaktadır. %34.7’si ise daha önce suç işleyip cezaevine geldiklerini belirtmişlerdir.

DİN VE SUÇ İLİŞKİSİNE ETKİ EDEN FAKTÖRLERLE İLGİLİ BULGULAR

Din ve suç ilişkisine yönelik olarak olgusal kimlik değişkenleri ve ölçekler arasında yapılan karşılaştırmaya göre hükümlülerin işlediği suç tipi, mükerrerlik durumu, gelir durumu ve cinsiyeti arasında bir ilişki tespit edilememiştir. Buna karşın yaş, eğitim, medeni durum, doğum yeri, meslek, dini öğrenim durumu, dindarlık durumu ile oluşturulan ölçekler arasında çeşitli ilişkiler tespit edilmiştir (Tablo 1).

Bu çerçevede elde edilen anlamlı bulgular şu şekilde sıralanabilir.

18-25 yaş grubunda bulunan hükümlülerin dini inanç ve davranışlarındaki toplam tutum puanları 36-45 yaş grubunda bulunan hükümlülere göre farklılaşmaktadır. Yaşça büyük hükümlülerin dini inanç ve davranışlarındaki tutum düzeyleri genç olan hükümlülere göre daha kuvvetlidir.

Okur yazar ve ilköğretim mezunu olan hükümlüler ile üniversite mezunlarının dini tutum ve davranışları ve sosyal hayata ilişkin din algıları farklılaşmaktadır. Buna göre üniversite mezunu olan hükümlüler ilköğretim düzeyinde eğitim gören ve okur yazar olan hükümlülere göre belirgin bir şekilde düşük tutum düzeylerine sahiptirler. Genel olarak eğitim düzeyinin yükseldiği nispette dini tutumlarda düşüş görülmektedir.

Boşanmış ve bekar olan hükümlülerin din ve suç algısına yönelik tutumları farklılaşmaktadır. Boşanmış olan hükümlüler, bekar olan hükümlülere göre, yüksek bir tutum düzeyine sahiptirler.

Doğum yerlerine göre Akdeniz, İç Anadolu ve Doğu Anadolu Bölgelerinde doğan hükümlülerin dini inanç ve davranışlarında, Karadeniz bölgesinde doğan hükümlülerden; İç Anadolu Bölgesinde doğan hükümlülerin de din ve suç ilişkisine yönelik tutumlarında Akdeniz ve Marmara bölgelerinde doğan hükümlülere göre daha yüksek tutum düzeylerine sahip olduğu tespit edilmiştir.

Meslekleri* bakımından diğer cevabını veren hükümlülerin dini inanç ve davranışlarının işçilik ile geçimlerini sağlayan hükümlülere göre; sosyal hayata ilişkin din algılarında da emekli olan hükümlülerin serbest meslek ve işçilik ile uğraşan hükümlülerden daha düşük tutum düzeylerine sahip olduğu bulunmuştur.

* Hükümlülerin cezaevine girmeden önceki mesleki faaliyetleri dikkate alınmıştır. Ülkemizde cezaevlerinde imalathaneler ve çeşitli mesleki faaliyetleri yürütmek mümkündür. Bu faaliyetlere ilişkin beyanatlar dikkate alınmamıştır.

Dindarlık durumuna göre çok dindar, dindar, din ile az ilgili ve din ile alakası olmayan hükümlülerin tutum düzeyleri arasında farklılaşmalar bulunmaktadır. Buna göre, çok dindar olanlar din ile az ilgili ve din ile hiç ilgisi olmayan hükümlülere göre; dindar olanlar din ile az ilgili ve din ile hiç ilgisi olmayan hükümlülere göre; din ile az ilgili olanlar da din ile hiç ilgisi olmayanlara göre dini inanç ve davranışlarında yüksek tutum düzeylerine sahiptirler. Çok dindar olanlar din ile az ilgili ve din ile hiç ilgisi olmayan hükümlülere göre; dindar olanlar din ile az ilgili ve din ile hiç ilgisi olmayan hükümlülere göre; din ile az ilgili olanlar da din ile hiç ilgisi olmayanlara göre sosyal hayata ilişkin dini algılarında yüksek tutum düzeylerine sahiptirler.

Dini öğrenim durumuna göre hükümlülerin tutumları farklılaşmaktadır. Buna göre aile içinde, camide ve Kuran kursunda din eğitimi almış hükümlüler, din eğitimi almamış hükümlülere göre dini inanç ve davranışlarında; aile içinde din eğitim görenler ve Kuran kursunda din eğitimi görenler, okulda din eğitimi görenlere ve din eğitimi görmeyenlere göre sosyal hayata ilişkin din algılarında yüksek tutum düzeylerine sahiptir.

ÖLÇEKLERDEKİ MADDELERİN DERECELENDİRİLMESİNE İLİŞKİN BULGULAR

Çok yüksekten çok düşüğe doğru hükümlülerin anket maddelerine gösterdikleri tutum puanları Tablo 2 ve 3’te gösterilmiştir.

DİĞER BULGULAR*

* Maddelere cevap vermeyen hükümlülerin sayısı oldukça düşüktür. Maddelere verilen cevapların küsuratları ile yüzde yüz oran arasındaki fark cevap vermeyen hükümlülerin yüzdesini göstermektedir.

Allahın varlığına ve birliğine ilişkin soruya verilen cevaplarda hükümlüler %89.5 oranında tamamen katılıyorum, %8.1 oranında katılıyorum, %1.1 oranında karasızım ve hiç katılmıyorum cevaplarını vermişlerdir. Ahiret günü ve ölümden sonra hayat olup olmadığına ilişkin tutumlarını ölçmek için sorulan soruya verilen cevaplara bakıldığında hükümlülerin %76.8’i tamamen katılıyorum, %11.6’sı katılıyorum, %9.2’si kararsızım, %0.8’i katılmıyorum, %1.6’sı hiç katılmıyorum cevaplarını vermişlerdir. Kuran’da anlatılanların doğruluğuna ilişkin tutumları konusunda hükümlülerin %80.5’i tamamen katıldığını, %11.1’i katıldığını, %5.9’u kararsız olduğunu,%0.8’i katılmadığını, %1.6’sı hiç katılmadığını belirtmiştir. Meleklere olan inanç ile ilgili tutumlarının ölçüldüğü soruda hükümlülerin %84.1’i tamamen katıldıklarını, %12.1’i katıldıklarını, %2.2’si karasız olduğunu, %0.3’ü katılmadığını, %0.8’i ise hiç katılmadığını belirtmiştir. Hz. Muhammed’in peygamberliğine ilişkin tutumlarına hükümlülerin %96.8’i olumlu cevap vermişlerdir. Hükümlülerin %88.7’si maddeye tamamen katıldığını, %8.1’i katıldığını, %1.9’u kararsız olduğunu, %0.8’i hiç katılmadığını belirtmiştir. Kaderin varlığına ilişkin tutumlar konusunda hükümlülerin %76.1’i kaderin varlığına tamamen katılıyorum, %11.6’sı katılıyorum, %7’si kararsızım, %3’ü katılmıyorum, %1.9’u hiç katılmıyorum cevaplarını vermişlerdir. Genel olarak hükümlülerin İslam dininin akidevi doktrinlerine olan bağlılık düzeylerinin yüksek bir düzeyde olduğu görülmektedir.

Farz olan ibadetler yapma sıklıkları ile ilgili soruya hükümlülerin %21.2’si her zaman, %16.2’si çoğu zaman, %29.6’sı bazen, %25.3’ü nadiren, %7.5’i hiçbir zaman cevabını vermiştir. Nafile ibadetleri yapma sıklıkları ile ilgili soruya hükümlülerin %8.1’i her zaman, %14.6’sı çoğu zaman, %25.6’sı bazen, %28.6’sı nadiren, %23.2’si hiçbir zaman cevabını vermiştir. Hükümlülerin ritüellerin tatbikine ilişkin davranışlarının inanca ilişkin tutumlarına nazaran oldukça düşük olduğu dikkat çekmektedir.

Cinsel suçlardan cezaevinde bulunan hükümlülerin dini algılarının diğer suç gruplarına göre yüksek olduğu tespit edilmiştir. Bir değere bağlanma ihtiyaçlarının toplumsal baskı23 dolayısıyla artması ya da işledikleri suç dolayısıyla çevrenin onların dini inançları ile ilgili fikirlerinden duydukları rahatsızlık, bize daha dindar bir görünüm sergilemek durumunda kendilerini hissettirmiş olabilir. Çünkü gözlemlerimiz dahilinde bu suçtan cezaevinde bulunan hükümlülerin genel olarak diğer suçlardan cezaevinde bulunan kişilere göre daha yüksek bir dini algıya sahip bir izlenim oluşturacak dini yapılarının bulunmadığını söyleyebiliriz.

Hükümlüler dini konulardaki bilgilerini sosyal çevrelerinden edinmektedirler. Bu durum dini bilgilerini değişken, tutarsız, şartlara göre değişen bir hüviyete sokmaktadır. Mezheplere ilişkin bilgi düzeylerinin oldukça düşük olması gibi kitabi dindarlığa ilişkin dini tutum kriterlerindeki değişkenlik ve popülerlik bu genellemeyi yapmamıza imkan vermektedir.

Dinin suça teşvik edici özelliği olup olmadığına ilişkin yorumlarında ise örneklem grubumuzun genel eğilimleri şu şekildedir: “Din tamamen olumlu ve insani olana yönlendirici bir unsurdur. İnsanı her türlü kötülükten arındırır.” Bu bakış açısı hükümlüler üzerindeki dini programların da önemini bize göstermektedir. Dinin bütünleştirici, iyiye yöneltici özelliklerine ilişkin algıları onların dini programlar ile sosyalizasyon süreçlerinin kuvvetlendirilebileceği bir uyum sürecine itebilir.

DEĞERLENDİRMELER

Suç olgusu konusunda teorik çalışmaların genel olarak ulaştığı bir sonuç olarak suçun nedenleri ile ilgili net bir tavrın olmaması, araştırmaya çalıştığımız suç ve din ilişkisi ile ilgili hipotezlerin sınanmasında da dikkat çekici bir şekilde kendisini hissettirmiştir. Din ve suç ilişkisine yönelik yaptığımız değerlendirmelerde dini tutumlarda belirgin farklılıklar elde edilmesine rağmen bu farklılıkların suç üzerindeki etkileri için aynı kesinliğin tespit edildiğini söylemek güçtür. Bu bağlamda suç ve din ilişkisinin genel olarak dolaylı bir ilişki olduğunu söylemek mümkündür.

Hüküm giymelerine neden olan suçlu davranış ve dini tutumlar arasındaki ilişkiler şu şekilde özetlenebilir. Bu ilişkiler dini eğitim durumu ve dindarlık durumları ile ilgilidir. Din eğitimi görmeyen kişiler suça ilişkin dini algıları zayıf kimselerdir. Bu bakımdan dinin suçu engellediği düşüncesi doğrulanmış görünmektedir. Ancak dinî eğilimin hükümlülerde genel olarak kuvvetli olması ilişkiyi karmaşık hale getirmektedir. İlişki basit olsa hükümlülerin genel olarak dini algılarının zayıf olması gerekirdi. Suç tiplerine göre yapılan ayrımda anlamlı farklılıklar elde edilse de istatistiki testlerde farklılığın çıkmaması da durumu net bir şekilde ortaya koymamıza imkan vermemektedir. Aynı değerlendirme dindarlık durumları için de geçerlidir. Kendilerini din ile az ilgili ve ilgisiz olarak nitelendiren kimseler dindar kimselere göre daha düşük dini eğilimlere sahiptir. Bu ilişkiler hükümlülerin suç işlemesine etkide bulunmaktadır. Bir süreç olarak düşünüldüğünde bireylerin hayatlarında karşılaştıkları zorlukları aşmak veya meşrulaştırmak için dine sıklıkla başvurdukları düşünülebilir. Bu bakımdan din bizim davranışlarımızda belirleyici bir etkendir.

Bireyin yaşamında dinin belirleyiciliği planlı davranışlarında daha çok etkili görülmektedir. İşlenilen bir cinayet, din ile şu şekillerde bağlantılı olabilir. Dinen ve hukuken yasaklanmış olan bu eylemin oluşmasında din, direkt olarak ilişkili olamaz. Çünkü bu eylem iki toplumsal norm tarafından da ciddi biçimde yasaklanmıştır. Planlanmış bir şekilde bir insanın canına kast eden bir kimsenin dini algılarının zayıf olacağı elde edilen bulgular dahilinde söylenebilir. Ancak sinirlilik, ani bir tepki bu tip bir sonuca bireyi götürdüğünde, dinin başka bir işlevi ortaya çıkmaktadır. Din, bireyin yaptığı eylemi çeşitli formlara büründürmektedir. Namusu korumaya çalışırken bu eylemi yapmak, evine giren hırsızı ailesine zarar vermemesi için etkisiz hale getirmek vb. gibi eylemler din tarafından, bireyin vicdanını rahatsız etmeyecek bir forma büründürülür. Bu eylem neticesinde cezalandırılmak ve toplumdan yalıtılmak bireyi büyük bir yabancılaşmaya iter. Bu yabancılaşmanın yok edilmesi ve topluma yeniden adapte olmak için de din oldukça fonksiyonel görünmektedir.

Aslında dinin suç ile ilişkisi net bir şekilde planlı suç eylemlerinde ortaya çıkmaktadır. Bir hırsızın eylemi ani bir davranış ve tutum değişikliği sonucu oluşmuş değildir. Bu eylemi yasaklanmış olarak bildiği halde yapması için kullandığı argümanlar genel olarak dinden münezzeh bir değer yapısı içinde gerçekleşebilir. Burada dini inancın bireyin davranışlarında modern yaşamın oluşturduğu etkisizlik hali akla getirilmelidir. Somut örnekler ile durumu daha anlaşılır hale getirebiliriz.

Uyuşturucu madde satarak, hırsızlık yaparak risk alan bireyler daha az çalışarak zengin olma ya da rahat yaşama veya statü edinme yoluna gidebilir. Ekonomik, sosyal yaşantı vb. dolayısıyla cinsel bir arzuyu gerçekleştirmeye çalışan birinin de bu eylemleri planlı bir şekilde yaptığı görülecektir. Bu planlamayı yapan kimsenin dini inancı, din ve suç ilişkisine yönelik çalışmaların temel değişkeni olmalıdır. Yaratıcı bir güce, tecavüz suçunu işleyen ve işlemeyen herkes inanabilir. Ancak inanç davranışları etkilemek için bazı araçlar kullanır. Hukuk, kitle iletişim araçları ve modern yaşam bireyselliğe ilişkin vurguları ile bu araçları yok etmektedir.

Bu noktada bireyin inancının kendisini ait hissettiği grubu belirlediği mikro çevre tarafından oluşturulan dini ekolojiyi etkin hale getirmek, bireyin bu eylemi ortaya koymasını engelleyebilecek bir güce kavuşmasını sağlayacaktır. Yani bir yanlışı yaptığında tanıdığımız birine, “Bu yanlış bir şey,” dediğimizde, karşımızdaki kişinin şu şekilde bir değerlendirme yapması onu suça yönelme konusunda bağımsız hale getirir. “Bu benim yaşamım”, “Bu benim inancım”, “Benim hayatıma göre böyle olması gerekiyor”. Birey yanlış bir eylem yaptığında, din ona bu dünya ve diğer dünyaya ilişkin tehditlerini savururken, bireyin bu tehditlerin toplum tarafından da gerçekleştirilebileceğini bilmesi gerekir. Bireysel tercihe ilişkin yaşam biçimi suç ve din ilişkisini bu şekilde direkt olarak etkilemektedir. Toplumun birey üzerindeki şekillendirici gücü, günümüzde oldukça azalmıştır. Devletin ya da sistemin cezalandırması ile toplumun ya da grubun cezalandırma gücü düşünüldüğünde davranışlara yön veren yapının bunların hepsini kapsaması gerektiği öngörülebilir.

Bir kişinin neden suç işlediğine ya da bazı insanların neden suç işlediğine ilişkin genellemeler yapılabilir. Dinin burada dolaylı ve dolaysız ilişkileri ortaya koyulabilir. Ancak önemli nokta şudur: Toplumda yaşayan insanların neredeyse hepsi bir kalıba uyarak hareket eder. Bu kalıbı oluşturan temel değişkenlerden biri dindir. Düzeni sağlamak için dinin işlevselliği oldukça önemlidir. Yani aykırı hareket eden belirli bir zümre yanında düzene uyan büyük dilimin uyma nedenleri de net bir şekilde ortaya koyulmalıdır. Araştırmamızda sorduğumuz bir soru bu durumu açıklamak için kullanılabilir. Tecavüz suçunu engelleyen en önemli faktörün din olduğuna ilişkin kuvvetli bir kanı bulunmaktadır. Suç işlemiş kimselerin dahi toplumumuzdaki genel ahlaki yapının bazı unsurları ile normal bir sosyalizasyon yüküne sahip oldukları görülmektedir. Suç araştırmaları konularını özelleştirerek bu sorunların belirlenmesi ile ilgili daha net sonuçlar ortaya konulabilir

Bireylerin dini algıları, günlük yaşam ile ilgili sıkıntı ya da mutluluklarının onları sürüklediği yaşam biçimini kısıtlı bir şekilde etkilemesine neden olmaktadır. Hükümlüler yaşadıkları dünyayı dini pencereden görmemektedir. Bir davranışı yaptıklarında ya da gördüklerinde akıllarına gelen ilk ayrım sevap ve günah ayrımı değildir. Dolayısıyla hükümlülerin birçoğunun, hayatlarında önem verdikleri davranışlar üzerinde dinin dolaylı bir etkisi bulunmaktadır.

Dinin geleneksel toplumlarda belirlediği davranış alanı günümüzde hukuki çerçeve ile belirlenmiştir. Örnek verecek olursak zina haram ve günahtır ama suç değildir. Hukukun tanıdığı bireysel yaşam alanı, bireylerdeki dini bağlılığı değiştirmekte ve sosyal yaşamda yapılması gerekenler ile ilgili bir ayrıma gidilmesine neden olmaktadır. Bireyler arasında oluşan bu serbest alan, bazı kişileri davranışlarında özgür bırakmaktadır. Bu durum suça neden olan bir faktör olarak zaman zaman karşımıza çıkabilmektedir. Örneğin Çingenelerin hırsızlık ile özdeşleştirilmesi, onları hırsızlık yapma konusunda serbest hale getirir. Çünkü bunu yapma ve yapmama arasındaki farkı oluşturan değerler, toplum tarafından kendi eliyle yok edilmiştir.

ÖNERİLER

Batı toplumlarında kiliseler, sadece ayinler ve dua etmek için gidilen yerler değildir. Bu kiliseler bireylere festivaller, doğum günü partileri, spor organizasyonları gibi her türlü toplumsal aktiviteyi sağlamaktadır.24 Bu bakımdan Hıristiyanlıktaki dini ritüellerin bir uzantısı olarak algılanan sosyal yaşantı, onlardaki dini sistemin suçlu davranış ile ilişkisinin araştırılmasında önemli bir etken olmuştur.

Din ve suç ilişkisi ile ilgili çalışmaların, ülkemizdeki suç ve suçlu davranış ile ilgili Chicago ekolü çerçevesinde şekillenen suç araştırmalarına yeni boyutlar kazandırarak, değerlere ilişkin daha güçlü çalışmalara ışık tutacağı düşünülebilir. Suçun nedenlerine ilişkin mikro çevre unsurlarının ve ekonomik-çevresel etkilerin suçlu davranışın açıklanmasında yeterli olmadığı aşikârdır. Değerlere ilişkin araştırmaların artması, suçlu davranışa ilişkin literatür ve önlemler açısından faydalı olacaktır.

Dinin suçu önleme ve bütünleşme vazifesi olduğu gibi aynı zamanda suçluluğa neden olan veya suçun bizzat kendisinin din olduğu bazı süreçler ortaya çıkabilmektedir. Bu ilişkinin daha net bir şekilde ortaya koyulabilmesi için araştırma sahası daraltılmalıdır. Hükümlü olan ve olmayan kişiler arasında yapılacak karşılaştırmalı araştırmalar daha kapsamlı sonuçlar elde edilebilmesi için de faydalar sağlayacaktır.

Bireyin toplum içindeki fonksiyonları düşünüldüğünde kişinin yaptığı davranışlar kadar yapmadığı davranışlar ile de varlığını meşrulaştırdığı unutulmamalıdır. Toplumun kabul ettiği normlara uygun davranış kalıpları düşünüldüğünde toplumdaki tüm bireylerin birçok şablona uygun hareket ettiği görülmektedir. Suç konusunda yapılan çalışmalarda elde edilen bulgular düşünüldüğünde herhangi bir suç tipinde aykırı bir davranış gösteren bireyin, diğer suç tiplerinde de aykırı davranışlar gösterme ihtimali yükselmektedir. Yaralama suçunu işleyen biri, cinayeti ya da gaspı veya başka bir suçu işleyebilir. Ancak bu potansiyele rağmen birçok hükümlünün başka suç tipleri ile ilgili olumsuz bakış açılarının olduğunu gözlemlerimiz dahilinde söyleyebiliriz. Bir insanın kamusal bir alanda bağırarak konuşmaması ya da ahlaka aykırı sözler söylememesi o kişinin sosyalizasyon sürecinde kazandığı davranış kalıplarından biri olarak zikredilebilir. Bir insanın bu kuralı çiğnemesi için bu davranışı engelleyen değerlerin yok edilmesi lazımdır. Alkol ya da uyuşturucu madde kullanımı bu değeri geçici olarak yok ederek bireyin toplumsal yaşama aykırı davranışlar sergileyebilecek bir serbestlik içine girmesine neden olabilir. Ancak bu kişi alkol veya uyuşturucu maddenin etkisi geçtiğinde aynı değerlere uygun davranışlar sergilemeye devam edebilir.

Toplumsal yaşam alanlarındaki davranış kalıplarımız, kişiliğimizin ve sosyalizasyon sürecinde kazandıklarımızın topluma sergilenmesidir. Bu bakımdan bir kişinin yaptığı ve yapmadığı davranışlarının toplamının, o kişinin toplum içindeki yerini belirlediğini söyleyebiliriz. Adam öldürme suçunu işleyen biri tüm değerleri çiğnemiş bir kişi değildir. O kişinin tecavüz suçunu işlememiş olması ya da bu suçu işlemenin kötü bir şey olduğuna ilişkin algısı, toplumdaki normal sosyalizasyon sürecinden geçmiş birinin algıları kadar normal olarak devam etmektedir. Ya da tecavüz suçunu işlemiş bir kimsenin namus algısının yok olduğuna ilişkin bir genelleme yapmak mümkün müdür? Bu yönlerden bakıldığında suç işlemiş bir kimsenin toplumdan tamamen koptuğunu düşünmek oldukça yanıltıcı olacaktır. Düzene aykırı olarak yapılan davranışlar üzerinden yürütülen suç çalışmalarının göz ardı ettiği bir yapı olarak bu kişilerin düzene uygun bir şekilde, sağlıklı olarak devam ettirdiği değerler üzerinden yapılacak çalışmalar, farklı bir perspektif oluşturması açısından faydalar sağlayacaktır.


KAYNAKÇA

1 Mervyn F. Bendle, The Death Of The Sociology Of Deviance, Journal of Sociology, Vol:35, No:1, 1999, s.46.

2 Joachim Wach, Din Sosyolojisi, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları, İstanbul 1974, s.40.

3 Peter L. Berger, Dinin Sosyal Gerçekliği, Çev. Ali Coşkun, İnsan Yayınları, İstanbul 1993, s.58.

4 Peter, L. Berger, Invitation To Sociology a Humanistic Perspective, New York 1963, s.115.

5 Rodney Stark, “Religious Effects:In Praise Of Idealitic Humbug”, Review of Religous Research, Vol:41, No:3, 2000, s.289-290.

6 Sosyal psikoloji teorisi olan sosyal kimlik teorisine göre yaratıcının varlığı ve ahiret ile ilgili inançlar, bireylerin kuvvetli bir dünya görüşüne sahip olmalarına neden olmaktadır. Bu etki bireyleri riskli davranışlardan uzaklaştırıp sosyal kurallara uymaya itebilir. Ayrıntılı bilgi için bkz. Renate Ysseldyk, Kimberly Matheson, Hymie Anisman; Religiosity As Identity: Toward An Understanding Of Religion From A Social Identity Perspective, Personality And Social Psychology Review, Vol:14, No:1, 2010, s.62.

7 Elbette heterodoks inançlar, dini çoğulculuk, cemaatlerin sayısının artması ve marjinalleşmesi inananları birbirlerine karşı polarize etmektedir. Bu bakımdan din, marjinal davranış ve çatışmaların ortaya çıkışında da fonksiyonel görünmektedir. Bunun için Weber karizma kavramını kullanarak dinin değişimdeki tetikleyici rolüne vurgu yapar. Buna göre peygamberlerde bulunan karizma eski yapıyı kökten yıkabilecek bir değişim aracı da olabilmektedir. Ayrıntılı bilgi için bkz. Max Weber, Sosyoloji Yazıları, Çev: Taha Parla, İletişim Yayınları, İstanbul 1998; s.325-330.

8 Ken Wilber, Transandantal Sosyoloji, Çev: Cemil Polat, İnsan Yayınları, İstanbul 1995.s.23.

9 Ayrıntılı bilgi için bkz Max Weber, The Sociology of Religion, Translated by Ephrahim Fischoff, Introduction on by Talcott Parsons, Beacon Press, Boston 1963. Elbette seküler görüşlerin öngörülerini boşa çıkartan bu tespit, Weber’in Protestan inancı için yaptığı bir genellemedir. Seküler sürecin dinin etkinliği ile ilgili görüşleri, toplumsal yaşamdaki profanlığa dikkat çekmesi bakımından birçok toplumun maruz kaldığı bir dönüşüm olarak dikkat çekmektedir.

10 İngiltere’de taç giyme törenlerinin (koronasyon) birleştiriciliği gibi örneklerle açıklanan modern sivil dinin ve toplumun monarşik sembollerinin bu gibi törenler ile özdeşleştirildiği, ritüellerin milli bir paylaşım olduğunu belirten teori, sivil din teorisi olarak adlandırılmıştır. İngiliz toplumunda futbolun, kriket maçlarının madencilerin gala gösterilerinin bu seküler ritüelleri oluşturduğu belirtilmiştir. Faydacı olmayan ve düzenli olarak tekrarlanan resmi ideoloji kaynaklı eylemler, kutlamalar ve fiiller için kullanılan ritüel kavramı saray muhafızlarının değişiminden bayrak selamlamaya kadar birçok etkinliğe genellenmiş durumdadır. Bu anlayışlar dini ritüellerin seküler yapıya adaptasyonunu çok basite indirgemesi bakımından eleştiri konusu olmuşlardır. Ayrıntılı bilgi için bkz. Ian Thompson, Odaktaki Sosyoloji-Din Sosyolojisine Giriş, Çev. Bekir Zakir Çoban, Birey Yayıncılık, İstanbul 2004.

11 Petersson İsveç’te kiliselerin fonlarının devletin vergi sistemine entegre halde bulunduğundan bahsetmektedir. Kilise ile ilgili kanunlar parlamento tarafından yapılandırılır. Rahipler devlet tarafından görevlendirilirler. Birçok İsveçli doğuştan kilise üyesi yapılır ve 1991 itibariyle İsveç kilisesine bağlı İsveçlilerin oranı toplam nüfus içinde %93’tür. İsveç Kilisesi de önemli bir derecede politik sistem tarafından şekillendirilir. Ayrıntılı bilgi için bkz. Thorleif Petersson, Religion And Criminality: Structural Relationship Between Church Involvement And Crime Rates In Contemporary Sweeden, Journal Of Scientific Study Of Religion, Vol:30, No:3, 1991, s.282.

12 Fransa’da laiklik, Amerika’da din özgürlüğü olarak kullanılan kavramın içeriği iki ülkede de farklı anlamlar ihtiva eder. Fransa, 17. yy da Katolikler ve Heugenotlar arasındaki çatışmalar ile başlayıp 1. 2. ve 3. Cumhuriyet dönemlerinde devam eden çatışmaların etkisi ile laik sistemde dinin toplumsal yaşamdaki yeri konusunda oldukça hassas davranmış ve eğitim kurumlarında dinî tutumları yasaklamıştır. ABD- ’de ise kuruluşundan bu güne kadar değişik dinî çatışma biçimleri yaşanmış olsa da din, Amerikan toplumunun resmi ideolojisi dahil olmak üzere, toplumsal hayattan hiç çıkarılmamış aksine teşvik edilmiş bir kurum olmuştur. Devletler bazında Fransa inananlardan, ABD ise inanmayanlardan şüphe duymaktadır. Daha fazla bilgi için bkz. T. Jeremy Gunn, Din Özgürlüğü ve Laisite, Çev. Hüseyin Bal – Ö. Faruk Altıntaş, Liberte Yayınları, Ankara, 2006. Amerika’nın toplumsal dinamiklerinde dinin temelde bulunduğunu belirtmek çok da yanlış olmayacaktır. ABD’nin ilk yasama organının ilk toplantısı, 30 Temmuz 1619’da Virginia Jamestown’da bir kilisede yapılmıştır. İngiltere’den gelen Püriten Protestanlar, İngiliz Katolik Kilisesinin aksi görüşlerini Amerika’da yaymayı kendilerine kutsal bir görev addetmiştir. Massachusetts valisi halkı kutsalı yerleştiremedikleri taktirde Tanrı’nın gazabına uğrayacakları konusunda uyarmıştır. Günümüzde mahkemelerde İncil üzerine edilen yeminler, başkanların konuşmalarında Tanrı’nın isminin bulundurulmasına özen gösterilmesi, bu mirasın etkileridir. Ayrıntılı bilgi için bkz. Sharon M. Hanes, Crime and Punishment In America, Thomson Gale, Farmington USA 2005. Bu örnekler ile ilgili değerlendirmeleri din-devlet ilişkisi ve din-toplum ilişkisini ayırt ederek değerlendirmek gereklidir.

13 Toplumsal sözleşme adlı eserinde Rousseau, Hıristiyanlığın sivil bir din olmaya uyum sağlayamadığını belirtmektedir. Fakat Amerika’da demokrasi adlı eserinde Hıristiyanlığın Amerikan siyasi hayatında önemli bir yeri olduğunu belirten Alexis De Tocquiville, Amerika’da yerleşik hayata sahip ev sahiplerinin ve göçmenlerin demokratik ve cumhuriyetçi olduklarını dinsel hoşgörüsüzlükleri aştıklarını belirtmiştir. Alexis De Tocquiville, Democracy In America, Translation: Henry Reeve, Cambridge University Press, 1865, s.394. Amerikan toplumununun içinde bulunduğu rastlantısal ve özel duruma, bünyesindeki yasalara ve içinde barındırdığı alışkanlık ve geleneklere bağladığı durum onu özel kılmıştır. Din ve modern sistem ile ilgili olarak Fransa’- da gördüğü uygulamaları Aron, Tocquiville’den aktardığı şu cümleler ile özetler: “Bana hergün Amerika’da hayran olduğum bu din anlayışı dışında herşeyin iyi olduğu pek bilgince kanıtlanır ve okyanusun öbür tarafında insan ırkının özgürlüğü ve mutluluğunda sadece Spinoza ile birlikte dünyanın sonsuzluğuna inanmanın ve Cabanis ile beynin düşünceyi sakladığını savunmanın eksik kaldığını öğrenirim. Buna aslında bu dili kullananların Amerika’da bulunmadıklarını, dinsel ve özgür toplum görmediklerin söylemekten başka yanıtım yoktur…Bunlar cumhuriyeti sürekli ve sakin bir durum, düşüncelerin ve geleneklerin çağdaş toplumları hergün sürüklediği zorunlu bir amaç olarak görürler; insanları içten bir şekilde özgür olanlara ses çıkarmaz. Çünkü hem dine karşı tutkulara düşmandır hem de kârlarıyla değil tutkularıyla hareket ederler. Despotizm inançsız olabilir ama özgürlük inançtan vazgeçemez.” Ayrıntılı bilgi için bkz. Raymond Aron, Sosyolojik Düşüncenin Evreleri, Çev. Korkmaz Alemdar, Bilgi Yayınevi, Ankara 1989, s.168-172.

14 Durkheim mekanik dayanışmanın yapıştırıcı özelliklerinin (yapıştırıcılıktan kasıt din ve geleneksel kurumların normlarından oluşan bütünleştirici yapıdır) toplumun organik hale geldiği ölçüde zayıfladığını belirtmektedir. Mekanik dayanışmaya bağlı bağlar üç şekilde değişkenlik gösterir. İlk olarak ortak bilincin (dayanışmanın oluşturduğu tek tip insan: Bu topluluk aynı ekonomik faaliyetleri, aynı zamanda, aynı tekniklerle yapan; aynı dini ritüelleri aynı bağlılık derecesiyle, aynı şekillerde yapan küçük bir cemaat içindeki edilgen insanlardan oluşur) bireysel bilinci kapsaması gerekmektedir. Bu kapsayıcılık arttıkça hem toplum hem de birey güçlenir. İkinci olarak ortak bilinç, zayıf tepkilere sahip olduğunda, bireylerin davranış ve tutumlarında ortak noktaları koruma gücünü kaybedecektir. Son olarak ortak noktaların artması ile bireylerde görülen sapmaların da azalacağı öngörülmektedir. Ayrıntılı bilgi için bkz. Emile Durkheim, Toplumsal İşbölümü, Çev: Özer Ozankaya, Cem Yayınları, İstanbul 2006, s.188.

15 Mehmet Ali Kirman, Din Sosyolojisi Terimleri Sözlüğü, Rağbet Yayınları, İstanbul 2004, s. 214.

16 Antony Giddens, Sosyoloji, Ayraç Yayınları, Haz: Cemal Güzel, Ankara 2005, s.215.

17 Aynı Kaynak, s.236.

18 Ayrıntılı bilgi için bkz. Ian Marsh, Gaynor Melville, Keith Morgan, Gareth Norris, Noe Walkington; Theories Of Crime, Routledge Taylor &Francis Group, Wolverhampton, Great Britain 2006, s.97.

19 Streven Stack; Mary Jeanne Kanavy, The Effect Of Religion On Forciple Rape: A Structural Analysis, Journal For The Scientific Study Of Religion, Vol:22-1, 1983, s.68.

20 Ruth A. Wallace, Alison Wolf; Çağdaş Sosyoloji Kuramları, Çeviren: Leyla Elburuz, M. Rami Ayas, İzmir 2002, s.38.

21 Latince “soeculum” -yaşanılan çağdaki durumanlamına gelen bir kelimeden türetilerek, Protestanlığın oluşum sürecinde literatüre giren ve ilk kez Avrupa’da otuz yıl süren din savaşlarının sonlandırılması ve din-devlet ilişkilerinin birbirinden ayrılması anlamında, 1644 Westfalya Anlaşmasında kullanılmaya başlanan kavram (bkz. Ramazan Altıntaş, Din ve Sekülerleşme, Pınar Yayınları İstanbul 2005, s.37.) günümüzde dünyevileşme anlamında ağırlıklı olarak kullanılmaktadır. Doğaüstü güçlerden ve kutsaldan uzaklaşma yönünde gerçekleşen bir eğilim olarak tanımlanan (Bkz. Kirman, s.196) ve İngilizceye çoğu zaman seküler olarak tercüme edilen “laicite” kavramı ile eşdeğer bir kavramdır ve tarifi oldukça zordur. Le Grent Robert sözlüğünde kavram şöyle tanımlanır: “Devletin dini gücü, kiliselerin de siyasi gücü kullanmadığı; sivil topluluk ve dini cemaatlerin birbirinden ayrılmasını anlatan siyasi bir kavram.” Kavram ilk kez üyelerinin ruhban sınıfına atanması imkansız bir grup keşişi tanımlamak; Fransa’da ise Üçüncü Cumhuriyet döneminde (1870-1941) Kilise ve devlet ilişkilerini belirlemek için kullanılmıştır. Ayrıntılı bilgi için bkz. Gunn, s.3.

22 Anket uygulaması ile yapılan çalışmalarda karşılaşılan önemli bir güçlük de uygulanan ankete verilen cevapların doğru olmasını sağlamaktır. Hükümlüler üzerinde yapılması bakımından ankete verilen cevapların samimi olmasını sağlamak için yüz yüze uygulanan anket maddeleri, anlaşılmayan noktalarda açıklanmış ve samimi bir havada veriler elde edilmeye çalışılmıştır. Dini tutum, siyasi tercih vb. bireylerin hassas olduğu konularda yapılan sosyolojik çalışmalarda bireyler tercihlerini sergilemekte çekinebilmektedirler. Neumann’ın “Suskunluk Sarmalı” olarak şablonlaştırdığı bu etki dolayısıyla hükümlülerin daha kolay cevap verebilecekleri bir tarza anket formu hazırlanmış ve uygulanmaya çalışılmıştır.

23 Cinsel suçlardan cezaevinde bulunan kimselere karşı, özellikle kişiye karşı suç işleyen hükümlülerin, olumsuz bir bakış açısı bulunmaktadır. Cezaevi yönetimi eğitimlerde, sosyal faaliyetlerde bu durumu göz önünde bulundurarak bu suçlardan yatan kimseleri diğer hükümlülerden yalıtmaktadır. Görüşmelerimiz esnasında cinayet suçundan yatan bir hükümlü bize bu kişiler ile ilgili olarak şu şekilde bir değerlendirme yapmıştır: “Hocam, bu adamların burada nefes alması bile bize haramdır” Bu gibi bakış açıları ile bu suçlardan cezaevinde yatan kimselere zarar verme eğilimleri yüksek birçok değerlendirme tespit edilmiştir. Bu bakış açısının oluşmasında dini meşrulaştırma değeri olarak kullandıkları da görülmektedir. Bu gibi bakış açılarına sahip kimselerin işledikleri suçlarda da dinin teşvik edici bir değer olarak bu kişileri suç işlemeye yönlendirdiği de ayrıca düşünülebilir.

24 Matthew R. Lee, The Religious Institutional Base and Violent, Crime in Rural Area, Journal For The Scientific Study Of Religion, Vol: 45, No:3, 2006, s.312.