Esûlûciya’da Akli ve Duyulur Kozmos

Esûlûciya’da Akli ve Duyulur Kozmos

Cilt/Sayı

2017 28. cilt – 2. sayı

Yazar

Mehmet Murat KARAKAYAa

aMilli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğü, Ankara

Öz

Tanrı’nın veya Bir’in dışında varlık katmanları kategorik bir sınıflamaya tabi tutulduğunda Akli ve Duyulur olmak üzere iki tür varlık alanından bahsetmek mümkündür. Akli Kozmos hakiki varlık alanlarının, Duyulur Kozmos ise, hakikatin misal olarak yansıdığı varlık alanlarını ifade etmektedir. Antik Yunandan günümüze bu varlık alanlarına dair birçok felsefi eser yazılmıştır. Bu eserlerden biri de İslam felsefesine büyük katkısı olan ve Neoplatonyen gelenek çizgisinde yazılan yazarı meçhul Esûluciya (Aristo Teolojisi) kitabıdır. Bu makale, Esûlûciya’da Akli ve Duyulur Kozmos ile ilgili yaklaşımları geniş bir şekilde ele almaktadır.

Anahtar Kelimeler

Esûlûciya, akli kozmos, duyulur kozmos, sudur, kuvve, fiil, irade

Abstract

When the strata of existence other than God or One are subjected to a categorical classification, it is possible to talk about two types of being such as Intellectual Cosmos and Sensual Cosmos. The Intellectual Cosmos refers to the realms of being and the Sensual Cosmos refers to the realms of being that are reflections of the Idea. Many philosophical works have been written about these areas of being from ancient times to the present in ancient Greece. One of these works is the book Esulucia (Theology of Aristotle), whose author is unknown, which contributed greatly to Islamic philosophy and written in the Neoplatonian tradition line. This article deals extensively with approaches to the Intellectual and Sensual Cosmos in Esulucia.

Keywords

Esulucia, intellectual cosmos, sensual cosmos, emanation, potentiality, act, will


Plotnius’a atfedilen ancak Aristo Teolojisi olarak da bilinen Esûlûciya adlı eser[1], Farabi döneminde ontoloji alanında Yunan felsefi mirasına ait en önemli eserlerden biri olarak bilinmektedir. Kelime olarak “teoloji” kelimesinin karşılığı olan Esûlûciya’nın en önemli özelliği, Bir’in/Tanrı’nın birliği ile alemin çokluğu arasındaki ilişkiyi geniş bir yelpazede ele alması ve Plotinus felsefesindeki Bir, Akıl, Nefs ve Duyulur Alem ile ilgili hususlara geniş bir perspektif sunmasıdır.

Neoplatonyen gelenekte varlık mertebelerini dört aşamada ele almak mümkündür. Bunlar, İlk Varlık,[2] Akli Varlık(lar), Nefs ve Duyulur Varlık alanlarıdır. İlk Varlık, bütün varlık alanlarının kendisinden sudur ettiği en üst varlıktır. İlk Varlık’tan sonra İlk Akıl ve diğer Akli varlıklar katmanı gelmektedir. Yönü hem yukarıya hem aşağıya dönük Akli alemin son varlık alanı olan Nefs, Akli ve Duyulur Kozmos arasında “aracı” varlık alanı olarak bulunmaktadır. Duyulur Kozmos ise bu varlık alanının en alt katmanında yer almaktadır.[3] Esûlûciya adlı eser, bu varlık katmanlarını Plotinus ve öğrencisi Porfiryus’un felsefi paradigmaları ekseninde geniş boyutlarıyla ele almaktadır. Bu makalede Esûlûciya’da yer alan Akli ve Duyulur varlık alanları ve bunlar arasındaki etkileşimler ele alınacaktır.

    ESÛLÛCİYA’DA AKLİ VE DUYULUR KOZMOS

Esûlûciya’da Platonyen ve Neoplatonyen gelenekte Akli ve Hissi Kozmos olmak üzere iki alem ayrımı vardır.[4] Esere göre Duyulur Kozmos, varlığa çıkmadan önce Akli alem ile biri diğerine yapışık (mülazıg) halde bulunmaktaydı. Daha sonraki süreçte, Akli Kozmos, Duyulur Kozmos’u yaratmış, böylece Akli Kozmos, Duyulur Kozmos’a katkı yapmış, yani ona fayda vermiş (müfid) ve taşmıştır. Buna karşılık Duyulur Kozmos da Akli Kozmos’tan gelen şeyleri kabul etmiş, müfid olandan müstefid olmuştur.[5]

Özelde Esûlûciya’da ve genelde taşma/sudur nazariyesinde bütün her şeyin yaratıcısı İlk/Bir/İlk Aniyye olarak bilinse de taşma süreçleri itibariyle yani İlk’in Akla, Aklın Nefs’e, Nefsin de Duyulur kozmos’a taşması sebebiyle[6] İlk’in yaratıcılığı dışında “alt yaratıcılık” katmanları oluşmuştur. “Alt yaratıcılık”, bir varlığa varlık mertebesinin bir alt kısmına nispetle verilmiştir. Buradan yola çıkarak bir değerlendirme yapıldığında, Esûlûciya’da Duyulur Kozmos’un yaratılmasıyla ilgili olarak üç farklı yaklaşım sergilendiği görülmektedir. Duyulur Kozmos’un yaratıcısı ve ona taşan varlık ve varlıklar, bazı yerlerde İlk Aniyye, bazı yerlerde Nefs ve burada olduğu gibi Akli Kozmos olarak ifade edilmiştir.[7] Esere göre, İlk Aniyye (el Aniyyetü’l Ûlâ), bütün varlıkların suretleriyle birlikte kendisinden taştığı İlk Varlık’tır.[8] Bu manada bütün varlıkların yaratıcısı İlk Aniyye’dir.[9] İlk Aniyye, Aklı aracısız, diğer varlıkları ise Nefs aracılığı ile yaratmıştır.[10]

Eserde, Sema Alemi’nin; Duyulur Kozmos’un faili veya yaratıcısı olarak zikredildiği yerlerde ise, Duyulur Kozmos’un (arz), edilgen, Sema Alemi’nin ise etken olduğuna vurgu yapılmıştır. Bu minvalde, Semavi Alem’in Duyulur Kozmos’ta yaptığı bütün fiiller tabiidir/hakikidir; arızi değildir. Zira bu fiiller arızi olsaydı, orada sağlam (itkan) ve doğru (savab) bir gayeden bahsetmek mümkün olmazdı.[11] Bu durum, her ne kadar varlıkların hiyerarşik yapısında Duyulur Kozmos’un katman olarak alt seviyelerde olduğunu göstermiş olsa da onun “değer” açısından küçümsenmemesi gereken bir yönü olduğunu ortaya koymaktadır. Bu manada Duyulur Kozmos, gayesi bakımından bir değere ve bir anlama haizdir.[12] Bütün bunlarda ortak olan yön, Duyulur Alem’in, İlk Aniyye’den başlayan yaratılış sürecinin bir parçası olması; bizatihi değil, bir üst Akli varlık veya Akli varlık alanları tarafından yaratılmış olmasıdır. Ancak mükemmellik açısından değerlendirildiğinde, kevn ve fesat alemi olan Duyulur Kozmos noksanlık niteliği ile maluldür. Buna karşın Akli Kozmos ziyadelik ve eksikliği kabul etmediği için noksanlık ile malul değildir.[13]

Esûlûciya’da genelde varlık alemleri “akli” ve “hissi” alem olarak ifade edilmektedir. Ancak “akli” ve “hissi” kelimelerinin yerine bazen “sema” ve “arz” kelimeleri de kullanılmaktadır. Esûlûciya’ya göre, Akli Kozmos, İlk Aniyye’den bir aracı olmaksızın yaratılmış gizli, görünmeyen varlıklardan oluşmaktadır. Duyulur Kozmos ise, dairevi şekilde deveran eden bir varlık alanı olarak Hakiki/Akli Alem’in bir yansıması (rüsum) ve misalidir.[14] Burada, Esûlûciya bağlamında “Hakiki Alem ve onun yansıması olan misal alemi” şeklinde ikili Platonik idea-imaj doktrinini görmek mümkündür. Esûlûciya’ya genel olarak bakıldığında, “misal” kelimesi ile duyusal varlık, basit (mebsud) cisim, bitki ve hayvanlarda her cevheri içkin “tabiat” kastedilmektedir.[15] Bunların dışında eserde, “Duyulur Kozmos, Akli Kozmos’un işaretidir.” sözünde geçen “işaret” kelimesiyle de benzer anlamda Duyulur Kozmos’a vurgu yapılmıştır.[16] “Misal” ve “işaret” gibi kelimeler, Duyulur Kozmos’un, özünde kendi zatıyla kaim bir varlık alanı olmadığını, Akli Kozmos’un yansıması ve devamı olduğunu sembolik manada vurgulamaktadır. Bu çerçevede kelimeler, başka bir açıdan Duyulur Kozmos’un “olumlu” ve “iyi” olduğunu da zimnen beyan etmektedir.[17] Zira esere göre, Akli Kozmos, Duyulur Kozmos’u gerekli kılmaktadır.[18]

Esûlûciya’ya göre, Ulvi/Akli Alem’de zaman mefhumu yoktur. Mazi ve müstakbel orada birdir. Varlıklar orada değişmezler ve bulundukları hal üzere süreklidirler. Bu sebeple Ulvi Alem’deki bütün varlıklar, külli olarak sabit, kendi başlarına kaim, ve daimi olarak cevherdir.[19] Bu alemde bulunan bütün şeyler akıldır, varlıktır. Dolayısıyla burada, akıl ve varlık birbirinden ayrık değildir.[20] Akıl akıldır, çünkü varlığı akletmektedir. Varlık varlıktır, çünkü akıl tarafından akledilmektedir. Buna göre, akıl ve varlık birlikte yaratılmıştır. Bu sebeple akıl ve varlık arasında bir ayrılık ve farklılık yoktur. Yani akıl ve varlık şeklinde iki farklı şey yoktur. Akıl ve varlık birdir, birliktedir. Başka bir deyişle, orada akıl ve makul beraberdir. Zira aklın başkalık (gayriyye) yani makul olmaksızın veya kendisinden başka bir mevcut olmaksızın akletmesi mümkün değildir.[21] Dolayısıyla İlkler (evail), hareket ve sükûn ile birlikte akıldır, varlıktır, başkalıktır, benzerliktir. Akıl, belirtildiği gibi, hareket eder; ancak bu hareket bir halden başka bir hale değişim ve dönüşüm içermez.[22] Bu yönüyle Akıl sükûnettir. Akıl aynı zamanda başkalıktır. Çünkü akıl ve makul ayrı, Akıl ve Akli cevherler farklıdır. Ama aynı zamanda Akıl ve makul, Akıl ve Akli cevherler beraberdir. Zira Akli Alem bütünüyle cevherdir.[23] Akıl, benzerliktir; zira akıl, makulünü kendi bulunduğu halin dışına çıkmaksızın ve değişmeksizin gerçekleştirir. Bu nedenle Akıl ve makul benzerdir.[24] Bütün bunlar, Akıl’dan diğer alt katmanlarda bulunan varlık türlerine tezahür etmiştir. Dolayısıyla varlık türleri “akıl”, “varlık”, “başkalık”, “benzerlik”, “hareket” ve “sükûnu” kendi tabiat, konum ve kabiliyetlerine göre bünyelerinde taşımaktadır. Bu durum başka bir açıdan bakıldığında Duyulur Kozmos’taki varlıklara “kategorik” bir perspektif sunmaktadır.

Daha öncesinde belirtildiği gibi, Esûlûciya’ya göre, Bir, Akıl, Nefs ve Duyulur Alem’den oluşan hiyerarşi, bazı pasajlarda geçişkenlikler arz etmektedir. Plotinus felsefesinde de benzer yaklaşımlar vardır.[25] Nitekim taşma nazariyesine göre genelde İlk, Akıl ile Akıl Nefs ile Nefs de Duyulur Kozmos ile ilişkili iken eserde farklı bağlamlarda Aklın doğrudan Duyulur Kozmos’la ilişkili olduğu pasajlara rastlamak mümkündür. Buna göre, Duyulur Kozmos’taki hayat ve akıllardaki farklılıklar, hayatın ve aklın hareketliliğinin farklılığından kaynaklanmaktadır. Bu sebeple hayvanat ve akıllar birbirine müsavi değildir, birbirinden farklıdır. Yani Duyulur Kozmos’taki hayvanat ve bu hayvanatta var olan akıllar çeşitlilik arz ettiğine göre, hayvanatın ve onlarda bulunan akılların birbirlerine eşit olması mümkün değildir. Dolayısıyla Duyulur Kozmos’ta hayvanatın ve akılların kendi aralarında birbirlerinden üstünlük, farklılık ve öne çıkan belirgin özellikleri bulunmaktadır.[26]

Bu çerçevede, İlk Aniyye’den taşan İlk Akla[27] yakın olmak, varlıklara önemli fonksiyonel bir pozisyon kazandırmaktadır. Esere göre, İlk Akla en yakın olan Akıllar, kuvve, aydınlık ve nur açısından daha güçlü bir konumda iken, diğer Akıllar daha alt bir konumda bulunmaktadır. Bu nedenle Akıllar arasında ikinci, üçüncü… vb. sıralama ve derecelendirmeler vardır. Dolayısıyla Akıllardan kimi ilahi, kimi düşünsel (natıka) kimi de İlk Akla mesafesinin çok olması sebebiyle gayr-ı natıktır.[28] Bu ayrım, sadece Duyusal Kozmos’ta bulunan varlıklar için geçerlidir. Bu bağlamda duyulur varlıkların değersel konumu, akılların güçlülük ve zayıflığına göre değişmektedir.[29] O halde, Duyulur Kozmos’ta bulunan akıllar, noksanlık niteliği olan akıllardır; bu nedenle “tam” değillerdir.[30] Ancak Duyulur varlıkların ideası olan Akli Kozmos’taki varlıklar zaviyesinden bakıldığında ise, Duyulur Kozmos’ta gayr-ı natık olarak bulunan varlıkların Akli Kozmos’ta natık varlıklar olarak bulundukları görülmektedir. Bir başka ifadeyle, Duyulur Kozmos’ta aklı olmayan varlıklar, Akli Kozmos’ta akıl sahibi varlıklardır. Bu sebeple örneğin, “At” için ilk akıl, akıl’dır. Bundan dolayı “At” orada akıl; At’ın aklı At’tır.[31] Bunun teorik gerekçesi Esûlûciya’ya göre şöyle izah edilebilir: İlk Akıl bir şeyi aklettiği zaman, akıl ve aklettiği şey eşittir. Yani Akıl ve akledilen (makul) şey birdir. Aklın akıl olarak gayr-ı makul bir şeyi akletmesi mümkün değildir. Şayet böyleyse, Aklın, aklettiği şeyin akıl türünden olması gerekir.[32]

Esûlûciya’ya göre, bütün varlıkların ilk hakikati külli boyutta Akli Kozmos’ta bulunmaktadır. Örneğin bitki açısından söylenirse, Akli Kozmos’ta “İlk Hakiki Bitki” ve onun alt katmanlarında misali olan ikinci ve üçüncü bitkiler vardır. Akli Kozmos’ta bulunan “İlk Hakiki Bitki”, diğer bitkilere taşar ve onlara hayat verir. Akli Kozmos’ta tür itibariyle “külli” ve “tek” olarak bulunan bitki, Duyulur Kozmos’ta “cüz’i” ve “çok” olarak bulunmaktadır. Özetle, “İlk Form Bitki”den, buradaki bitkilere hayat taşmaktadır.[33] Esere göre, söz konusu idea-misal örnekliğini bütün diğer duyusal varlık alanlarına genişletmek mümkündür. Mesela, yeryüzü (arz) Akli alemdeki Arz’ın bir misalidir (sanem). Dolayısıyla yeryüzünün de bir hayatı vardır. Bitki-dağ metaforuyla söylenirse, dağlar Arz’ın bitkileridir. Dağların içinde ise canlı varlıklar ve madenler vardır. Bütün bunlar, yeryüzünün canlılığına örnek gösterilebilir. Yeryüzünün canlı olması çekirdekteki “suret” gibi onun Ulvi Alem’de asli formunun olduğunu göstermektedir.[34] Bu ifadeler bağlamında düşünüldüğünde, varlıkların her bir cins ve türünün Aklî alanda bir karşılığı vardır. Yine yeryüzündeki insanın Ulvî Âlem’deki karşılığı olan “Aklî İnsan”, bir bütün olarak ve bütün sıfatlarıyla Aklî Kozmos’ta bulunmaktadır. Ancak Aklî Kozmos’taki “İnsan”ın sıfatları, Duyulur Kozmos’ta bulunan “insan”ın sıfatları gibi aşamalı şekilde olgunlaşmış ve gerçekleşmiş değildir. Aklî Kozmos’taki “İnsan”, bütün özellik ve sıfatlarıyla bir defada gerçekleşmiş, bir defada tam ve kamil olmuştur.[35] Duyulur Kozmos’taki insan ise, özellik ve sıfatlarını belirli aşamalardan sonra elde etmektedir. Duyulur Kozmos’ta “insan”ın nutku ve düşünümselliği, bir görüş ve fikir çerçevesinde cereyan ederken, Akli Kozmos’taki “İnsan”ın nutku, bir görüş ve fikir çerçevesinde cereyan etmemektedir. Bu manada Akli Kozmos’taki “İnsan”, Duyulur Kozmos’taki “insan”dan üstündür.[36] Buradan bakıldığında, Akli Kozmos’ta bulunan diğer hayvanatta, keyfiyet açısından buradaki hayvanatın aynısı değildir. Dolayısıyla Akli Kozmos’taki canlılar, Duyulur Kozmos’taki canlılardan niteliksel olarak daha üstün ve daha yücedir.[37]

Esûlûciya’ya göre his (duyu), her iki alemde de bulunmaktadır. Yani his, hem Akli Kozmos’un hem de Duyulur Kozmos’un bir özelliğidir. Ancak Akli Kosmos’taki, yani en yüce cevherdeki his, Aşağı Kozmos’taki hisle asla benzer değildir. Fakat Akli Alem’deki “İnsan”ın hissi ile Aşağı (süfli) Alem’deki “insan”ın hissi birbirinden tamamen kopuk değildir; birbiriyle ilişkili ve ittisal halindedir. Dolayısıyla Aşağı Kozmos’ta bulunan “insan”ın duyularının Akli Kozmos’taki “İnsan”ın hissiyle bağlantı kurması mümkündür.[38] Bu manada Yüce Alem’de buradaki cisimler gibi cisimler varsa, o zaman Nefs orayı hissedecek ve oraya ulaşacaktır. Dolayısıyla aşağı kozmos’ta bulunan insan da en yüce alemde bulunan “Akli İnsan”a ulaşabilecektir.[39] Esûlûciya’ya göre, Duyulur Kozmos, Akli Kozmos’un misali olduğuna göre buradan bakıldığında, Duyulur Kozmos’ta bulunan insan da Akli Kozmos’ta bulunan “Akli İnsan”ın bir misali olacaktır. Ancak “Akli İnsan”, bütün uzuvları ve bütün yönleriyle aklidir (ruhani), duyulur değildir.[40]

Esûlûciya’ya göre Akli Kozmos, İlk Yaratıcı’dan yaratılmasından dolayı fesada uğramaz ve yok olmaz. Çünkü o, bakidir, ebedidir. İlk Yaratıcı, onu bir görüş ve fikir olmaksızın yaratmıştır.[41] Akli Kozmos aynı zamanda mahza muhabbettir. Orada, çelişkinin ve zıddın olması mümkün değildir. Zıtlık, farklılık ve çelişkiler, bu alemde yani Duyulur Kozmos’tadır.[42] Ancak Duyulur Kozmos’ta zıtlık, farklılık ve çelişkilerin olması, Duyulur Kozmos’un kötü ve olumsuz bir yer olduğu anlamına gelmemelidir. Duyulur Kozmos, kendi içinde değerlendirildiğinde hayattır, cevherdir, güzeldir. Çünkü Semavi Alem’in misalidir.[43] Bu nedenle Semavi Alem’den Duyulur Kozmos’a kınanacak bir şey, yani şer gelmemektedir.

Esere göre, Semavi Alem’den Duyulur Kozmos’a şer gelmemesi, bu alemde iradenin olmamasından kaynaklanmaktadır. Semavi Alem’de irade yoktur. Çünkü eserde kötülük, irade alanıyla eşdeğer tutulmuştur. Buna göre, “Her failin ‘irade’ ile yaptığı her iş, övülebilir ve zemmedilebilir özelliklere veya şer/kötü ve hayr/iyi niteliklere sahiptir.[44] Bu manada, irade olmaksızın fiilini gerçekleştiren failin fiili, iradesi ile fiilini gerçekleştirenin üstündedir. Dolayısıyla iradesiz yapılan fiiller sadece “Hayr”dır ve bütün olarak “İyi”dir. Semavi Alem’de irade yoksa, oradan gelen şeyler salt “iyi’dir, şer değildir.[45] Esere göre şer, Semavi Alem’den zorunlu olarak gelen şeylerin arzdaki varlıklarla karışımından kaynaklanmaktadır. Bu çerçeveden bakıldığında, eserde “İlk Aniyye’nin İradesi”nden bahseden teorik nazariyata yönelik cümle veya cümlelere rastlamak mümkün değildir.[46]

Esûlûciya’da “kuvve” ve “fiil” kavramları, Neoplatonik felsefenin genel nazariyesine göre farklı şekilde ele alınmış; “kuvve”, “fiil” halinden daha üst bir konuma yerleştirilmiştir.[47] Bu değerlendirmeyi Plotinus felsefesinde doğrudan görmek mümkün değildir.[48] Buna göre, Duyulur Kozmos’ta fiil kuvveden; Ulvi kozmos’ta ise kuvve fiilden daha üstündür. Zira Akli cevherlerdeki kuvvede, bir şeyden başka bir şeye yönelik hususlarda, bir fiile ihtiyaç yoktur. Çünkü Akli cevherler tam ve kamildir. Buna göre, Akli cevherler, örneğin gözün duyusal şeyleri idrak etmesi gibi akli/ruhani şeyleri doğrudan idrak etmektedir.[49] Bu durum, Duyulur Kozmos’ta geçerli değildir. Zira Duyulur Kozmos’ta hissi şeyleri idrak etmek ve cevherlerin künhünü bilmek için kuvve halinden fiil haline geçmeye gereksinim vardır. Kuvve halinden fiil haline geçmeden hissi şeyleri idrak etmek mümkün değildir. Buradan yola çıkarak Akli Kozmos’ta bulunan Nefs’in, kendi zat’ını ve şeyleri fiili ile değil, kuvvesiyle gördüğünü ve bildiğini söylemek mümkündür. Çünkü “Akli Kozmos’taki varlıklar (şeyler), basittir. Basit ise, ancak basiti idrak eder.”[50] Bu sebeple mürekkep olan varlık, basit olan varlıkların künhünü idrak edemez.[51] Dolayısıyla her iki alem arasında “aracı” olan Nefs, Duyulur Kozmos’ta bulunduğunda, yani bireysel Nefs sürecinde Akli Kozmos’a kuvvesiyle değil ancak fiili ile ulaşabilmektedir.[52]

Esûlûciya’ya göre, varlıkların güzelliği küllilik ve cüz’ilik boyutlarına göre değerlendirilmektedir. Buna göre, varlıkların külli olarak güzellikleri olduğu gibi her bir varlığın hususi olarak kendisine özgü bir güzelliği de vardır. Dolayısıyla Duyulur Kozmos, farklı varlıklardan oluşan mürekkep varlık alanları olduğuna göre,[53] bu kozmosta farklılıklardan kaynaklı noksanlıklar kötülük kapsamında değil, fazilet kapsamında değerlendirilmelidir. Bu çerçeveden bakıldığında, küllilerden her biri, “üst fazilet” ve “tamamlık” açısından bakıldığında fazilettir.[54] Zira Duyulur Kozmos’taki her bir suretin diğer Kozmos’ta bir karşılığı vardır. Ancak Akli Kozmos’taki suretler daha üstün ve daha yücedir. Yine suret, burada heyula vasıtasıyla gerçeklik bulurken, Akli Kozmos’ta heyulaya gereksinimi yoktur.[55] Buradan bakıldığında, Esûlûciya’da Duyulur Kozmos, Plotinus felsefesinde olduğu gibi “olumlu” bir niteliğe sahiptir.[56] Zira İllet, hakiki ise, malul de hakiki olacaktır. Eserde geçen ifadeyle, “Nur hakiki ise nuru kabul eden de hakiki olacak, Hayr Hakiki ise, hayrı kendisine taştığı varlık da Hakiki olacaktır.[57] Bu çerçevede İlk Aniyye Akla taşmış; Akıl Nefsi tasavvur etmiş, Nefs de kendisinin altında bulunan Duyulur Kozmos’a değerli fiil ve kuvveleriyle tesir etmek için inmiştir (hübud). Zira esere göre tesir, ancak yüce olanın aşağı olanı etkilemesinde geçerlidir. Bu manada Akli Kozmos’ta tesir söz konusu değildir.[58]

Buna göre, kevn ve fesad altında bulunan varlık alanları, hakikatin bir yansıması ve hatta kendi veçhesinden hakikatin kendisi veya parçası olarak kabul görmektedir. O zaman, ontolojik açıdan varlık katmanlarının en alt katmanında bulunan Duyulur Kozmos, kendi bağlamında “süfli” olarak değerlendirilmiş olsa da söz konusu pasajlar üzerinden değerlendirme yapıldığında, bu kozmos, aynı zamanda hakikati kabul eden misali varlık olarak ulvi bir boyut kazanmış olacaktır. Dolayısıyla Duyulur Kozmos’ta bulunan varlıklar, özleri itibariyle süfli olmanın ötesinde ulvi boyutlarıyla değere haiz olmaktadırlar.[59] Bu durum, -Madde-Kötülük ilişkisi Esûlûciya’da her ne kadar  Enneadlar’da olduğu kadar geniş boyutlarıyla ele alınmamış olsa da- bize Plotinus felsefesi istikametinde bir bakış açısı sunmaktadır. Plotinus’ta gördüğümüz gibi Maddi Alem, ontolojideki hiyerarşik yapıda en alt kademede yer alsa da, Bir ile ilişkisi açısından düşünüldüğünde, bu alem var olan hiyerarşinin dışında değil, içerisinde yer almaktadır.[60] O zaman Duyulur Kozmos ontolojik hiyerarşinin dışında değilse, olumlu bir boyut kazanacaktır. Bu bağlamda salt kötülük, ontolojik anlamda değerlendirme dışı kalacak; dolayısıyla Duyulur Kozmos, hakikatin bir yansıması olacaktır.

Özetle, İlk Fail’in fiilinin güzel olmaması mümkün değildir. Zira O, İlk Güzel’dir (hüsn).[61] İlk Fail’in fiili güzel ise, İlk fiil ile İlk Fail arasında bir vasıta olmadığı için güzellik sonsuza dek sürecektir. (lem yezel)[62] Esûlûciya’ya göre, içinde bütün varlıkların (şeylerin) mündemiç olduğu İlk Suret güzeldir.[63] Bütün şeylerin mündemiç olduğu İlk Suret güzelse ve Aşağı Kozmos’ta bulunan bütün varlıkların suretleri Ulvi Kozmos’ta bulunuyorsa[64] bütün varlıklar güzelliği hak edecektir.

    SONUÇ

Plotinus felsefesi ekseninde yazılan ancak Plotinus’a ait olmayan Esûlûciya bağlamında Akli ve Duyulur Kozmos’a bakıldığında her iki varlık alanının ilk etapta birbirine yapışık halde olduğunu ve sonrasında Akli Kozmos’un tesiriyle Duyulur Kozmos’un yaratıldığını söylemek mümkündür. Ancak bu, açıklamanın bir vechesidir. Bunun dışında eserde Akli Kozmos ve Duyulur Kozmos’la ilgili farklı değerlendirmeler bulunmaktadır. Bunlardan en önemlisi, Akli Kozmos’un varlığının Duyulur Kozmos’un varlığını gerektirmesidir. Bu durum, varlık mertebeleri içerisinde en alt katmanda yer alan Duyulur Kozmos’un yaratılış sürecinin bir gereği olarak ortaya çıktığını göstermektedir.

Esûlûciya’ya göre, Duyulur Kozmos, Platonyen ve Neoplatonyen gelenekte olduğu gibi Hakiki Alem’in bir misalidir. Duyulur Kozmos’ta bulunan her varlığın Akli Alem’de türsel olarak külli boyutta bir karşılığı bulunmaktadır; Duyulur Kozmos’taki insanın Akli Alem’de “Akli İnsan” olarak karşılığının bulunması gibi. Bunun yanında Duyulur Kozmos’taki insan, Akli Alem’e ulaşabilmekte, oradaki varlıklarla ittisal edebilmektedir. Esûlûciya’da farklı olan ve belirgin bir şekilde vurgulanan hususlardan biri de  Duyulur Kozmos’ta fiilin kuvveden, Akli Kozmos’ta ise kuvvenin fiilden üstün olmasıdır.  Bu manada Akli cevherlerde bir şeyden başka bir şeye yönelik hususlarda bir fiile ihtiyaç yoktur. Akli cevherler tam ve kamil oldukları için idrak edecekleri şeyi bir fiile ihtiyaç duymaksızın kuvveleriyle doğrudan idrak etmektedirler.

Esûlûciya’ya göre, Semavi Alem’den Duyulur Kozmos’a kınanacak bir şey, yani şer gelmemektedir. Semavi Alem’den şerrin gelmemesi, bu alemde iradenin olmamasından kaynaklanmaktadır. Çünkü kötülük esere göre irade alanıyla eş değer tutulmuştur. Buna göre, iradenin olduğu yerde hem methedilir hem de zemmedilir fiillerin ortaya çıkması mümkündür. Dolayısıyla irade olmaksızın yapılan fiil, irade ile gerçekleştirilen fiilden üstündür ve “sırf hayr”, iradesiz yapılan fiiller ile gerçekleşmektedir. Şer ise, Semavi Alem’den zorunlu olarak gelen şeylerin Duyulur Kozmos’taki varlıklarla karışımından kaynaklanmaktadır. Esûlûciya’ya göre, varlıklar, akıllarının İlk Akla yakın olmasıyla farklılık kazanmaktadır. İlk Akla yakın olan akıl, aydınlık ve nur açısından daha kuvvetli iken, uzak olan akıl, kuvve ve aydınlık açısından daha alt konumda bulunmaktadır. Bu nedenle Akıllar arasında derecelendirmeler vardır. Bu manada Akıllardan kimi ilahi, kimi natık, kimi de gayr-ı natıktır.


KAYNAKÇA

[1] Esûlûciya, Bedevi, Abdurrahman, Eflutin inde’l Arab, Mektebetü’n Nehdati’l Mısriyye, Kahire; 1955, içinde; Eserde iki farklı sayfa numaralandırması vardır. Eserin Bedevi tarafından yapılan “tanıtım ve giriş” kısmı ayrı, Esûluciya ve diğer bölümler ayrı numaralandırılmıştır. Makalede verilen sayfa numaraları kitabın Esûluciya bölümünde yer alan sayfa numaralarıdır. 

[2] Plotinus felsefesinde Bir “varlık” değildir, varlık-ötesidir (Plotinus, The Enneads, Translated by Stephen MacKenna, London: Faber and Faber Limited, Trhsz. I.7.1). Plotinus Esuluciya’da ise, İlk, “Varlık”tır. “İlk Aniyye”dir. “Aniyye”, “varlık” anlamına gelmektedir. (Esûlûciya, Dokuzuncu Mimer, s. 131).

[3] Esûlûciya, Yedinci Mimer, s. 88, 89.

[4] Esûlûciya, Birinci Mimer, s. 26.

[5] Esûlûciya, Dördüncü Mimer, s. 56.

[6] Esûlûciya, Onuncu Mimer s. 136.

[7] Esûlûciya, Altıncı Mimer, s. 79.

[8] Esûlûciya, Üçüncü Mimer, s. 51.

[9] Esûlûciya, Dokuzuncu Mimer, s. 131.

[10] Esûlûciya, Onuncu Mimer s. 134.

[11] Esûlûciya, Altıncı Mimer, s. 79.

[12] Esûlûciya, Altıncı Mimer, s. 79; Esere göre, etken ve edilgenlik açısından Duyulur Kozmos’un cüz’leri kendi içerisinde hem etken hem edilgendir. Etken olmaları kendi zatları, edilgen olmaları ise Sema’ya ait cirmleri itibariyledir.

[13] Esûlûciya, Onuncu Mimer, s. 139, 140.

[14] Esûlûciya, Yedinci Mimer s. 87; Esûlûciya’ya genel olarak bakıldığında, “misal” kelimesinin yanı sıra “rüsûm” ve “sanem” kelimeleri de benzer anlamda kullanılmaktadır. Bu kelimeler ile –“misal” kelimesinde olduğu gibi- duyusal varlıklar kastedilmektedir.

[15] Esûlûciya, Onuncu Mimer, s. 136; Burada Duyulur Kozmos’un misal olması “sanem” kelimesi ile ifade edilmiştir.

[16] Esûlûciya, Yedinci Mimer, s. 87.

[17] Esûlûciya, Yedinci Mimer s. 87.

[18] Esûlûciya, Yedinci Mimer s. 87; Ancak esere göre, İlk Yaratıcı, (Bari-i Evvel) ne Akli ne Hissi Alem’i gerekli kılmaktadır.

[19] Esûlûciya, Sekizinci Mimer, s. 111.

[20] Esûlûciya, Sekizinci Mimer, s. 111.

[21] Esûlûciya, Sekizinci Mimer, s. 112.

[22] Esûlûciya’ya göre, Aklın hareketi, bizim algımızda var olan hareket kavramıyla izah edilemez. Akıl harekettir, Ancak bu hareket, değişimi ve dönüşümü gerektiren bir hareket değildir. Esere göre, Aklın hareketi, “müstevi” bir harekettir. “Müstevi hareket”, bir hâlde başka bir hâle geçmeyi gerekli kılmayan, değişim ve dönüşüme de sebep olmayan “neredeyse sükûna benzeyen” bir harekettir. Bu hareketle Akıl, zatından ayrık bir hâle gelmemekte; yukarıda belirtildiği gibi, sadece zatına bakışında değil, varlıklara bakışında da değişmeden aynen kalmaktadır. Zira Akılda şeylerin (eşyanın) toplamı mevcuttur ve şeyler onda birdir(Esûlûciya, İkinci Mîmer, s. 34). Ancak vurgulamak gerekir ki; esere göre, Akıl Nefs’in yaratımında hareketli olarak değil, “sakin” olarak bulunmaktadır: “Bir’den taşan İlk varlık olması hasebiyle büyük bir kudrete ve güce sahip olan Akıl, Hakiki Bir’e benzemek onu taklit etmek suretiyle ‘hareketsiz’ bir şekilde Nefs’in suretini yaratmıştır (ibda). Nitekim Aklı yaratan Hakiki Bir de Aklı yaratırken ‘sakin’di” (Esûlûciya, Onuncu Mîmer, s. 136).Buna göre, Akıl, kendisinden Nefs’in taşmasında sakin olmakla Bir ileaynı niteliğe sahiptir. Ancak bu sükûnet, daimî bir sükûnet değildir; geçicidir. Özetle Esûlûciya’da hareket ve sükûnet konusunda Akıl için üç farklı yaklaşım olduğu söylenebilir: i. Hareket, ii. müstevi hareket ve iii. sükûnet. Buna göre Akıl, kendisinden Nefs’in taşması dışındaki bütün fiiliyatlarında hareket hâlindedir. Zira hareket hâlinde olmadığında bir şey yapma imkanını ve kudretini kaybetmektedir. Ancak Aklın bu hareketi, kendisinin altında bulunan varlıkların hareketi gibi değil, sükûnet-hareket arası müstevi bir harekettir. Bunların dışında Akıl Nefs’in kendisinden taşmasında sakindir, sükûnet hâlindedir (Esûlûciya, İkinci Mîmer, s. 34).

[23] Esûlûciya, Sekizinci Mimer, s. 111.

[24] Esûlûciya, Sekizinci Mimer, s. 112.

[25] Örneğin, Plotinus, “Ne Aklî İlke, ne de Nefs (Küllî) basit değildir. Onlar, bütün her şeyi en yalın hâlleri ve nihaî çeşitlilikleriyle içlerinde barındırmaktadır” (Plotinus, The Enneads, VI.7.13) sözüyle varlığın bütünüyle Aklî İlke’de içerilmiş olduğunu vurgulamaktadır. Bu minvalde düşünüldüğünde, Plotinus’a göre, Aklî İlke varlığa dair bütün hususiyetleri içerisinde barındırmaktadır. Zira Aklî İlke, bir fiiliyat çerçevesinde varlıklardaki farklılıkları bünyesinde barındırmasaydı, hayatın bütün çeşitlilikleriyle zuhuru mümkün olmazdı. Yine Aklî İlke’nin hareketi bütün yönlere değil de tek bir yöne doğru olmuş olsaydı, o zaman da bu hareket, tek bir türe yönelik hareket olmuş olur ve diğer varlık türlerinin vücuda gelmesi mümkün olmazdı. Dolayısıyla Aklî İlke’nin hareketinin, bütün hayata, bütün evrene ve bütün türlere şamil bir hareket olması gereklidir (Plotinus, The Enneads, VI.7.13).

[26] Esûlûciya, Onuncu Mimer, s. 150.

[27] İlk Aniyye’den taşan İlk Akıl.

[28] Esûlûciya, Onuncu Mimer, s. 150.

[29] Esûlûciya, Onuncu Mimer, s. 151.

[30] Esûlûciya, Onuncu Mimer, s. 151.

[31] Esûlûciya, Onuncu Mimer, s. 150.

[32] Esûlûciya, Onuncu Mimer, s. 151.

[33] Esûlûciya, Onuncu Mimer, s. 153.

[34] Esûlûciya, Onuncu Mimer, s. 153, 154; (Esûlûciya’nın genelinde “idea” düşüncesine göndermeler olsa da, bu göndermeler, genel olarak ideanın Arapça karşılığı olan ‘müsül’ kelimesi üzerinden yapılmaz. Müsüllerin misali üzerinden, yani Aşağı Kozmos’ta bulunan varlıkların örnekliği üzerinden Ulvi Kozmos’ta bulunan varlıkların ispatına yönelik metotla yapılır. Dolayısıyla eserde “idea” açısından Platon’a vurgu, onuncu bölümün son pasajlarında görüldüğü üzere sadece bir yerde yapılmıştır.  Burada müsül, suretler (suver) olarak yorumlanmış, Platon tarafından suretlerin, varlıklar (aniyyat) ve cevherler olarak zikredildiği vurgulanmıştır. (Esûlûciya, Onuncu Mimer, s. 159) Esûlûciya’ya göre, Akli Kozmos’ta var olan bütün suretler ve cevherler birbirine eşittir. Biri diğerinden üstün değildir. Hepsi yücedir (şerif) ve güzeldir (hüsn). (Esûlûciya, Onuncu Mimer, s. 159, 160) Yine Ulvi Alem’deki şeylerin bütünü, en yüce ziyada bulundukları için ziyadır. Orada, Küll Küllün içinde Küll ise Bir’dedir. Bu nedenle Akli Kozmosta her şey birdir. Orada Akli varlıkların her biri azimdir, büyük de azimdir, küçük de (Esûlûciya, Onuncu Mimer, s. 154).  Cüz’lerden her biri hem cüz, hem de Küll’dür. Cüz’e bakılırsa Küll, Küll’e bakılırsa, cüz görülür. (Esûlûciya, Onuncu Mimer, s. 155).

[35] Esûlûciya, Onuncu Mîmer, s. 139; Bu manada Akli İnsan “tam” dır, “kamil”dir.

[36] Esûlûciya, Onuncu Mimer, s. 146.

[37] Esûlûciya, Onuncu Mimer, s. 146, 149.

[38] Esûlûciya, Onuncu Mimer, s. 145. 

[39] Esûlûciya, Onuncu Mimer, s. 146. Esûlûciya’ya göre cisme bürünmüş insan (el-insanü’l-cismani i) hem -olumsuz anlamıyla nefsine düşkün- nefsî hem de Akli insandır. Bu, “İnsan her ikisidir.” anlamında değildir. “İnsan her ikisine de yönelip ulaşabilir.” anlamındadır (bknz. aynı yer).

[40] Esûlûciya, Beşinci Mimer, s. 69.

[41] Esûlûciya, Sekizinci Mimer, s. 117.

[42] Esûlûciya, Sekizinci Mimer, s. 98.

[43] Esûlûciya, Sekizinci Mimer, s. 119.

[44] Esûlûciya, Altıncı Mimer, s. 75.

[45] Esûlûciya, Altıncı Mimer, s. 75.

[46] Bu konu, eserde İlk Aniyye ekseninde değerlendirmeye tabi tutulmamıştır. Eserde, sadece bir yerde Bir’in iradesinden bahsedilmektedir (bknz. Esûlûciya, Onuncu Mimer, s. 163). Ancak bu ifade eserin konuyla ilgili genel görüşünü ortaya koyan paradigmatik bir ifade değildir.

[47] Esûlûciya, Sekizinci Mimer, s. 99; Halbuki fiilin kuvveden üstün olması gerekir.

[48] Plotinus felsefesinde fiil kuvveden üstündür (Plotinus, The Enneads, II. 5).

[49] Esûlûciya, Sekizinci Mimer, s. 99.

[50] Esûlûciya, Sekizinci Mimer, s. 99, 100; Ancak eserde Duyulur Kozmos’taki varlıklara yönelik basitlikten de bahsedilmektedir. Nitekim Esûluciya’ya göre, Duyulur Kozmos’taki cisimler de (cirm), basit (mebsut) ve mürekkep olarak ikiye ayrılmaktadır. En azından cisimleri bu şekilde ikiye ayırmak mümkündür(Esûlûciya, Dokuzuncu Mimer, s. 127, 126). Esûluciya’ya göre, “Basit cisim, heyula ve suret’ten mürekkep varlıktır” (Esûlûciya, Dokuzuncu Mimer, s. 125). O halde, bu cümlede, hem heyula hem de suretten teşekkül etmiş bir varlık alanından bahsedildiğine ve cümlede “mürekkep” ifadesi kullanıldığına göre, “basit cisim”, salt “basit” bir cisim değildir. Buradaki “basitlik”, Akli Kozmos’taki varlıkların “basitlik” düzeylerine göre de daha alt bir düzeydir ve suret kazanmış cisme, kazandığı surete binaen söylenmiş bir ifadedir. Zira eseregöre, cismin (cirmin) Nefs sahibi olması, heyula yönünden değildir. Çünkü heyulanın keyfiyeti yoktur. Dolayısıyla cismin (cirmin) Nefs sahibi olması, suret yönüyledir (Esûlûciya, Dokuzuncu Mimer, s. 125). Bu yönüyle cisim “basitlik” keyfiyeti kazanmıştır.

[51] Esûlûciya, Sekizinci Mimer, s. 100.

[52] Esûlûciya, Sekizinci Mimer, s. 100.

[53] Esûlûciya, Onuncu Mimer, s. 152.

[54] Esûlûciya, Onuncu Mimer, s. 152.

[55] Esûlûciya, Onuncu Mimer, s. 152, 153.

[56] Plotinus’a göre, evrende var olan bütün roller Akli İlke ve Neden İlke’sinin biçtiği şekliyle bir birlik ve bütünlük içerisinde gerçekleşmektedir. Orada tesadüf sonucu gerçekleşen bir değişiklik yoktur. Herşey Semavi ve aşkın varlıkların kontrolü altındadır (Plotinus, The Enneads, III.2.11-15). Ayrıca Plotinus, inayetin bütün varlık alanlarını en ince ayrıntısına kadar ulaştığını yine hiçbir noktayı ihmal etmeden her yerde faal olduğunu ve bütün bir evrenin Akli İlke’nin egemenliği altında bulunduğunu söylemektedir (Plotinus, The Enneads, III.2.6; III.2.12-14; II.3.16).

[57] Esûlûciya, Yedinci Mimer, s. 85; Bu söz, her ne kadar “Akıl” için söylenmiş olsa da eserin genelinde Duyulur Kozmos’un kötü olduğuna dair bir ifade yoktur.

[58] Esûlûciya, Yedinci Mimer, s. 85.

[59] Daha önce belirtildiği gibi Esûlûciya’ya göre kötülük, Semavi Alem’den gelen şeylerin arzdaki şeylerle ihtilatından kaynaklanmaktadır (Esûlûciya, Altıncı Mimer, s. 75).

[60] Plotinus, The Enneads, (III.2.6; III.2.12-14; II.3.16)

[61] Plotinus felsefesiyle ilgili bölümde açıklandığı üzere, Bir güzel olarak nitelemez. Buna karşılık Esûlûciya’da Bir, aynı zamanda güzel olarak nitelenmiştir.

[62] Esûlûciya, Onuncu Mimer, s. 140.

[63] Esûlûciya, Onuncu Mimer, s. 140.

[64] Esûlûciya, Onuncu Mimer, s. 140, 141.