İçeriden Öğrenenlerin Ticareti: İslâm’da Dolandırıcılık mıdır?

İçeriden Öğrenenlerin Ticareti: İslâm’da Dolandırıcılık mıdır?

Cilt/Sayı

2012 23. cilt – 3. sayı

Yazar

Siti Faridah Abdul JABBARa

aMuhasebe Yüksekokulu, Hukuk Bölümü, Universiti Kebangsaan Malaysia, Ekonomi ve Yönetim Bilimleri Fakültesi, Bangi, Malezya

Öz

Amaç: Bu makalenin amacı içeriden öğrenenlerin ticaretinin/insider dealing İslâm’ın perspektifinden sahtekârlık olup-olmadığını incelemektir. Tasarım/metodoloji/yaklaşım: Bu makale Kur’ân ve sünnetteki emirlerin analojisini (kıyas) ve İslâm’la ilgili literatürün eleştirel analizini kullanır. Bulgular: Makale şu bulguları elde etmiştir: İçeriden öğrenenlerin ticareti İslâm’da dolandırıcılıktır (tağrîr) ve dolandırılan taraf sonradan ortaya çıkan kusura (hıyâru’l-’ayb) ilaveten dolandırıcılık nedeniyle işlemi feshetme hakkına (hıyâru’t- tedlîs) sahiptir. Pratik etkileri: Makale içeriden öğrenenlerin ticareti konusuyla ilgili yasalar çıkarmada özellikle de Şeriat’’ın, hukukun temel kaynağı olduğu yerlerde bir başvuru kaynağı olarak kullanılabilir. Orijinallik/özgünlük/değeri: Makale içeriden öğrenenlerin ticaretinin İslâm’ın perspektifinden dolandırıcılık olduğunu tanıtmada yeni bir teşebbüs sunmaktadır.

Anahtar Kelimeler

Suçlar; Finans; Dolandırıcılık; İçeriden Öğrenenlerin Alışverişi; İçeriden Öğrenenlerin Ticareti; İslâm

Abstract

Purpose: The purpose of this paper is to examine whether insider dealing is fraud from the perspective of Islam. Design/methodology/approach: The paper uses analogy (qiyas) of the injunctions in the Qur’an and Sunnah and critical analysis of literature on Islam. Findings: The paper finds that insider dealing is fraud (taghrir) in Islam and the defrauded party has the option to rescind the transaction for fraud (khiyar al-tadlis) as well as for latent defect (khiyar al-’aib). Practical implications: The paper is practical as a source of reference in legislating laws relating to insider dealing particularly where Shari’ah is the principal source of law. Originality/value: The paper presents a novel attempt in establishing that insider dealing is fraud from the perspective of Islam.

Keywords

Crimes; Finance; Fraud; Insider dealing; Insider trading; Islam


ABD’de içeriden öğrenenlerin ticareti uzun süredir dolandırıcılık olarak kabul edilmektedir. 1934 Menkul Kıymetler Borsası Yasası bölüm 10 (b) uyarınca Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu (SEC) tarafından 1942 yılında yayımlanarak yürürlüğe giren 10b-52 numaralı kanun, diğerlerinin yanı sıra, güvenilir bir alış ya da satışla ilgili gerekli bilgileri açıklama görevini uygulamaya koymaktadır. ABD mahkemeleri böyle bir durumda ifşa etmemenin dolandırıcılık olduğuna karar vermişlerdir. İngiltere’de gerekli malumatı ifşa etmeyi ihmal etme Dolandırıcılık Yasası 20063 kapsamında yasal dolandırıcılık kabilinden ceza gerektiren bir suça eş değer olabilir. Hâlbuki sadece ifşa etmeme genel hukuk çerçevesinde dolandırıcılık değildir. Güney Afrika’da hisse senedi işlemlerinde gerekli bilginin ifşa edilmemesi malların satışında sonradan ortaya çıkan kusurun ifşa edilmemesine benzer, dolayısıyla işlemin tıpkı yasaklanmış bir muamele olan içeriden öğrenenlerin ticareti gibi olmasına neden olur.4 Jabbar5 içeriden öğrenenlerin ticaretinin İslâm’da suç olduğunu ve bir ta’zir6 suçu olarak sınıflandırılabileceğini savunmuştur. Bununla birlikte İslâm içeriden öğrenenlerin ticaretini dolandırıcılık olarak da değerlendirir mi? Bu makalenin cevap aradığı ikinci soru budur. O nedenle bu makale içeriden öğrenenlerin ticaretini dolandırıcılık olarak ve içeriden öğrenenlerin ticareti ile sonradan ortaya çıkan kusur yasası arasındaki ilişkiyi İslâmî perspektiften inceler.

İSLÂMÎ AÇIDAN DOLANDIRICILIK OLARAK İÇERİDEN ÖĞRENENLERİN TİCARETİ

İslâm bireyler arasındaki herhangi bir konuda dolandırıcılığın her türünü yasaklar.7 Dolandırıcılık Hz. Muhammed (sav)’in Sünnet’inde8 örneği görüldüğü gibi ciddi ve iğrenç bir ahlâkî suç olarak değerlendirilir. Onun şöyle buyurduğu rivayet edilmektedir:

[ … ] Aldatan bizden değildir.9

Bir Müslüman her koşulda dürüst ve doğru olmalı ve inancını her türlü dünyevî kazancın üstünde tutmalıdır.10 Ticarî ilişkilerde dürüstlük ve iyi niyet Kur’ân ve hadiste de vurgulanmaktadır.11 Bu örneklerden biri Hz. Peygamber’in Ebû Hureyre’den rivayet edilen şu hadisidir:

Bir kimse -böyle olduğunu bilmeden- bir musarrat satın alırsa o takdirde onu kabul etme ya da bir miktar hurmayla iade etme hakkına sahiptir.12

Hadis’te belirtilen musarrat hayvanın muhtemel alıcısına onun normal süt verimi hakkında haddinden fazla iyimser bir izlenim verecek şekilde bir süredir sağılmayan bir inek ya da keçi gibi bir dişi hayvandır.13 Dolandırıcılığı fark edince alıcı satışı iptal etme ve hayvandan almış olduğu süt için uygun bir bedeli verme hakkına sahiptir.14 Bu hadise istinaden her türlü hileli işlemleri kapsayan bir kıyas (analoji) yapılmış15 ve hileli kontratın fâsit (geçersiz) olduğuna dair yasa oluşturulmuş16 bu sayede sözleşme akdetmiş olan dolandırılan kimse dolandırıcılığı fark edince sahtekârlık nedeniyle kontratı iptal etme hakkına sahiptir.17

İslâm‘da dolandırıcılık kavramı birçok farklı terimle ifade edilmektedir. En yaygın olanları tağrîr, tedlîs, ğabn, ğubn, ğuşş ve ğarârdır, daha az yaygın olanlar ise hallâb, hıyâneh, ihtiyal, tahayyül, tadlîl, iham, nasb ve hati’e dir. Hepsi dolandırıcılık, hilekârlık, aldatma, kandırma, yanlış beyan, üçkâğıtçılıktan hilebazlığa kadar pek çok manaya gelmektedir.18 Takip eden tartışmanın amaçları doğrultusunda, İslâm‘da dolandırıcılık kavramını ifade etmek için tağrîr terimi kullanılacaktır. Tağrîr el-Rimâvî’de19 Zerkâ20 tarafından, fiiller ya da sözler biçiminde yanıltıcı vasıtalar kullanarak ve böylelikle bu gibi vasıtalar kullanılmasaydı yapıp etmeyeceği işlemi yapmak üzere diğerini kandırarak başkasını dolandırma eylemi olarak tanımlanır. Bu tanımdan aldatıcı fiiller ve ifadelerin tağrîr ile aynı anlama gelebileceği anlaşılabilir. Bir hileli fiil tağrîr-i fi’lî ve hileli ifade tağrîr-i kavlî olarak adlandırılır.21 Tağrîr-i fi’lî aldatıcı veya yanlış hareket ve manevralarla kendini gösterirken tağrîr-i kavlî yalan söyleme gibi22 aldatıcı ya da yanlış sözlü atıflar23 yoluyla olur. Dahası tağrîrin olabilmesi için sebep-sonuç ilişkisi olması gerektiği ve doğrusunu bildiği takdirde muamele yapmayacağını göstermek üzere kanıtlama yükümlülüğünün dolandırılan şahsa ait olduğu da anlaşılabilir.

Başka bir bilim adamı Sanhurî24 dolandırıcılığı, başkasının hataya düşmesine neden olan ve kendisini sözleşmeye ikna eden hilekâr bir eylem olarak tanımlar. Sanhurî’ye göre dolandırıcılık diğer sözleşme yapan tarafı aldatmak için yeterli olmalı ve sözleşmeye bir ivme kazandırmalıdır.25 Bu yüzden sebep-sonuç ilişkisi ve önem derecesinin dolandırıcılığın unsurları olduğu açıktır ve Sanhurî’ye göre onlar sözleşme ve dolandırılan kişinin yaşı, tecrübesi, zekası ve ticarî bilgisi gibi kişisel şartların her birine bakarak tespit edilir.26 Coulson27 dolandırıcılık fiilinin kanûnî kovuşturmaya tâbi tutulabilmesi için “fiilin herhangi bir normal tedbirli kimseyi aldatabilecek derecede kurnazlık olması” ve dolandırılan kimsenin zarara (maddi zarar) uğramış olması gerektiğini sözlerine eklemiştir. Zararın ne miktarlarda olduğu ticarî standartlar ve uygulamalara bağlıdır, enflasyon fiyatının ödenmesi bu durumun örneklerindendir.28 Bu nedenle yukarıda belirtilenden, tağrîrdeki sebep-sonuç ilişkisinin işlemle ilgili sebep-sonuç ilişkisi veya zararla ilgili sebep-sonuç ilişkisi olabileceği zannedilebilir, oysa önem derecesi “makul adam testi reaksiyonu” kullanılarak tespit edilir, fakat dolandırılan kişinin şartlarına eklenmiş bir sübjektif faktör karmaşık bir sözleşme unsurudur. Sonuç olarak tağrîrdeki önem derecesi dolandırıcılığın yüz yüze muamele şeklinde ya da borsa gibi kişisel olmayan pazar üzerinden yapılan bir muameleyle gerçekleşip gerçekleşmediğine bağlı olarak adapte edilebileceği de anlaşılabilir.

Açıklamayı ihmal etmeye gelince, önemli bilgilerle ilgili kastî sessizlik durumu hariç İslâm’da genellikle dolandırıcılık kabul edilmez.29 Bu nedenle tağrîr ayrıca basit ihmal, pasiflik ya da bilginin önemli olduğu durumlarda gizlenmesi yüzünden de oluşabilir. Durum böyle olunca, önemli fiyat-duyarlı bilgileri ifşa etmemeyi gerektiren içeriden öğrenenlerin ticaretinin, ABD SEC Yasası 10b-5 ve İngiltere Dolandırıcılık Yasası 2006 çerçevesindeki duruma benzer, fakat sadece suskun kalmanın yasal dolandırıcılık anlamına gelmediği genel hukuk dolandırıcılığına benzemeyen tağrîr ya da dolandırıcılık olarak kabul edilebileceği tahmin edilebilir. Ayrıca İslâm‘da tağrîr, “güven satışı” ya da uberrimae fidei sözleşmeleri olarak bilinen belirli durumlarda ve sözleşmelerde de oluşabilir.30 İslâmî uberrimae fidei sözleşmeleri malın perakende satış sözleşmelerini yani beyü’t-tevliye (maliyetine satış), beyü’l-murâbaha (kârına satış) ve beyü’l-vedi’ayı (indirimli satış) kapsamaktadır.31 Bu üç tür sözleşmede malın orijinal fiyatı hayatî öneme sahiptir. Buna uygun olarak satıcının, iflas kararının sonucu olarak satın alma gibi fiyatı etkilemiş olabilecek tüm gerçekleri eksiksiz açıklama yükümlülüğü vardır.32 Böyle tam ve doğru ifşa etmenin sağlanamaması satıcı tarafında mutlak bir yanlış beyan olarak kabul edilir. Bu durum alıcıya sözleşmeyi feshetme hakkı verir. 33

Daha önce tağrîrin olduğu yerde vurgulandığı gibi, dolandırılan taraf sözleşmeyi ya onaylama ya da feshetme hakkına sahiptir. Ayrıca bu prensip Hz. Muhammed (sav)’den rivayet edilen bir başka hadisle de desteklenmektedir:

[ … ] Başkasını aldatan kimse sonucundan mesuldür. ve:

[ … ] Aldatma tazmin edilmelidir.34

Dolandırıcılık nedeniyle kontratı onaylama ya da feshetme hakkı hıyâru’t-tedlîs olarak adlandırılır. Tercih hakkı öncelikle satıcının, satılacak malın belirli bir yönünü gizlediği ve alıcının aldatılmasına neden olduğu malın satış sözleşmesinden sadır olmuştur.35 Bu tür gizleme caiz değildir ve satılan maldaki gizlemeyi fark ettikten sonra sözleşmeyi onaylama ya da feshetmekte serbest olan alıcının tercihine bağlı olarak kontratı fasit hale getirir.36 Ancak hıyâru’t-tedlîs hakkı aldatmanın fark edildiği andan itibaren makul bir süre içerisinde kontrat mukavelesinin satıcı tarafından kasıtlı kandırma veya yalan beyan yoluyla elde edildiğini kanıtlama becerisine bağlıdır.37 Başka bir ifadeyle alıcı, diğer hususların yanı sıra, kendisinin hıyâru’t-tedlîs hakkına sahip olmasına neden olan muameleyi ispat etmek durumundadır.

Hıyâru’t-tedlîs doktrini ilk bakışta açık seçik gibi görünmesine rağmen doktrinin daha derin bir incelenmesi onun uygulamasının değişik İslâmî hukuk ekollerinin farklı yorumlarına tâbi olduğunu ortaya koymaktadır.38 Şâfi’î‘ye göre dolandırılan kişinin herhangi bir ğabna (kayıp veya zarar) maruz kalmadığına bakılmaksızın tağrîr olduğu sürece dolandırılan taraf hıyâru’t-tedlîs hakkına sahiptir.39 Ancak Hanefî‘ye göre dolandırılan taraf sadece ğabn-ı fâhiş (aşırı kayıp veya zarar)40 ile sonuçlanan tağrîr olduğunda ya da tağrîr ve ‘ayb (sonradan ortaya çıkan kusur) olduğunda hıyâru’ttedlîs hakkına sahiptir.41 Sadece ğabn-ı yesîr (minimum kayıp veya zarar) olduğunda Hanefîlerin bazısı, iptal edilmesine değil sadece tazminat istemine izin verirler.42 Bu arada Hanbelî‘ye göre hıyâru’t-tedlîs hakkı sadece ğabn-ı fâhiş ile sonuçlanan tağrîr durumunda ve dolandırılan kimse tecrübeli bir alıcı olmadığı durumda ortaya çıkar.43 Hanbelî‘ye göre ğabn-ı fâhiş‘ten zarar görmüş olabilmelerine rağmen tecrübeli alıcıların hıyâru’t-tedlîs hakları yoktur. Yalnızca ğabn-ı yesîr olduğunda Hanbelî şayet tağrîr-i fi’lî (hileli fiil) olmuşsa hıyâru’t-tedlîs hakkı verir.44 Hanbelî‘ye göre sadece ğabn-ı yesîrle sonuçlanan tağrîr-i kavlî (hileli ifade) hıyâru’t-tedlîse neden olmaz. Mâlikî‘ye gelince hıyâru’t-tedlîs hakkı alıcının, beyü’l- emânet veya beyü’l- müstersil çerçevesinde satıcının fiyatı açıklamasına güvendiği durumda ortaya çıkar. Beyü’l- emânet alıcının, satıcının orijinal satın alma fiyatını açıklamasına güvendiği bir satıştır. Beyü’l- müstersil ise alıcı ya da satıcının fiyat hakkında bilgisiz olan diğerine sır verdiği ve piyasa fiyatı üzerinden satın almak veya satmak için sorduğu bir satıştır.45

Böylece tağrîr doktrininin köklü olduğu tahmin edilebilir ancak dolandırılan kişinin aşırı kayıp sebebini kanıtlamak zorunda olup-olmadığı konusunda ya da bir iptalle ilgili iddiasında sebebi hiçbir şekilde ispat etmek zorunda olup-olmadığı hususunda dört İslâmi fıkıh ekolü arasında ortak görüş olmadığı için hıyâru’t-tedlîs‘in uygulanmasıyla ilgili kurallar açık değildir. Bu müşkül durum dolandırıcılık unsurlarının/ilkelerinin uygulanmasının açık olmadığı ve mahkemeler tarafından çeşitli yorumlara açık olan ABD SEC Yasası 10b-5 çerçevesindeki duruma biraz benzer.46 Buna göre içeriden öğrenenlerin ticareti İslâm‘da dolandırıcılık ya da tağrîr kabul edilebilir ve işlemi feshetme kararını verecek olan dolandırılan kimse tarafından kanıtlanması gereken unsurlar, unsurların tam olarak uygulanması farklı İslâmi hukuk ekollerinin çeşitli yorumlarına bağlı olduğu için açık olmamasına rağmen önem derecesi ve sebep-sonuç ilişkisidir.

İSLÂMÎ PERSPEKTİFTEN İÇERİDEN ÖĞRENENLERİN TİCARETİ VE SONRADAN ORTAYA ÇIKAN KUSUR KANUNU

Tartışmadaki konuyla alakalı bir diğer doktrin ‘ayb-ı hafîdir. ‘Ayb-ı hafî:

[ … ] Kontratın amacı açısından önemli olan ve önemli ölçüde alıcıya karşı malın değerini düşüren, sözleşme sırasında malda var olan gizli bir kusur veya hata anlamına gelir. Bunlar normal ticarî kullanım (‘örf) tarafından belirlenirler.47

‘Ayb-ı hafî olması durumunda hıyâru’l-‘ayb veya hıyâru’n- nakisat hakkı yani kusur nedeniyle malı kabul ya da reddetme seçeneği verilir. Çünkü her malın satış sözleşmesinde o malın herhangi bir kusurdan arınmış olmasını ve onun satılabilir kaliteye sahip olmasını gerektiren zımnî bir şart vardır.48 İslâm her satıcı üzerine malın, belirtilen kullanım amacı doğrultusunda49 herhangi bir kusur, hata ya da uygunsuzluğunu tamamen ifşa etme görevi yüklemektedir. Nitekim Hz. Muhammed (sav)’den rivayet edilen bir hadiste bu durum şöyle belirtilmiştir:

[ … ] Bir Müslümanın kardeşine kusurlu bir malı satması, kusurunu kendisine açıklamadıkça helâl olmaz.50

İslâm‘da sadece satıcıtarafından bilinen herhangi bir kusur, alıcı tarafından sorulmamasına rağmen kendisine açıklanmalıdır.51 Ayrıca açıklama, kusuru dolaylı ya da genel olarak değil özel olarak belirtmelidir. Veyahut da alicinin hayalî kusurlar arasında gerçek kusurlu malı bulması konusunda yanlış fikir verecek şekilde hayalî kusurlarlistesi arasında gerçek kusuru belirtme şeklinde de olmamalıdır.52

‘Ayb-ı hafî olması durumunda alıcının hıyâru’l- ‘aybı kullanma hakkı, sözleşmenin yapılmasından önce veya sözleşme sırasında alıcının sonradan ortaya çıkan kusurun farkında olmaması; alıcının kusuru, malı teslim aldıktan sonra fark etmesi; ve kusurun malın kalitesinin sözleşmede belirtilenin aksini göstermesi koşullarına dayanır.53 ‘Ayb-ı hafî dolandırıcılık ile birleştirildiğinde satıcı tağrîr bi’l- ‘ayb suçu işlemiştir.54 Kasıtlı olarak maldaki bir kusuru gizleme dolandırıcılıktır ve böyle bir gizleme Hanefî‘ye göre haramdır; Malikî‘ye göre o tedlîsi oluşturur; ve Şafiî ile Hanbelî‘ye göre o ğuşş (aldatma)’dır.55 Dört İslâm hukuk ekolünün hepsi böyle birsatış hususunda hıyâru’t- tedlîs hakkının alıcının lehine tesis edileceğini ittifakla kabul ederler.56 Buna göre şu sonuca varılabilir; satılan malda sonradan ortaya çıkan bir kusur olması durumunda alıcı hıyâru’l- ‘ayb hakkına sahiptir ve sonradan ortaya çıkan kusur satıcı taraf üzerinde dolandırıcılık ile birleştirilmesi durumunda alıcı hıyâru’l- ‘ayba ilaveten hıyaru’t- tedlîs hakkına sahiptir.57

Ancak ‘ayb-ı hafî doktrininin tatbiki malın satış sözleşmeleriyle sınırlı değildir. Doktrin aynı şekilde kiralama sözleşmeleri, hizmet sözleşmeleri ve gayrimenkul satış sözleşmeleri gibi diğer sözleşmeler için de geçerlidir/uygulanır. Kiralama ya da hizmet sözleşmelerinde ‘ayb-ı hafî doktrini kiralanmış mülk ya da hizmetin sözleşmelerin önerilen amacı için uygun olması gereken zımnî bir şart olması dolayısıyla uygulanır.58 Öte yandan gayrimenkul satış sözleşmelerinde bir kiralamanın mevcudiyeti gibi mülkiyet üzerinde yapılan her türlü haklar ve ipoteklerin satıcı tarafından alıcıya açıklanması gerekir.59 Haklar ve ipoteklerin gizlenmesi yani satış objesinin avantajlarını elde etmek satışın mutlak amacına müdahaledir ve bu tür gizleme bir kusurun gizlenmesi dolayısıyla “pazarlığın sona ermesine tesir etme kadar önemli kabul edilir.60 Aynı şekilde ‘ayb-ı hafî doktrininin, işlem hakkında sadece tek tarafın hisse senetlerine dair önemli ölçüde olumsuz gizli bilgiden haberdar olduğu hisse senetlerinin alım-satımına da uygulanabileceği öne sürülebilir. Birey tarafından sahip olunan böyle bir bilgi malın bir satıcısı tarafından özel olarak elde edilen sonradan ortaya çıkan bir kusur hakkındaki bilgiye benzer. Eğer satıcı malın satışında sonradan ortaya çıkan kusuru ifşa etme yükümlülüğü altındaysa bu durumda önemli olumsuz gizli bilgiyi ifşa etmek zorunda olacağı için hisse senetleri işleminde bireye açıklama yapmak zorundadır. ‘Ayb-ı hafî doktrini ilk formüle edildiğinde “hisse senetleri” öngörülen bir unsur olmamasına rağmen o hisse senedi alım-satımının doktrinin kapsamına giremeyeceğinin kesinlikle bir göstergesi değildir. Bir çok İslâmî prensip ve uygulama çeşitli İslâmî geleneksel hukukî metotlar kullanılarak sınırsız sayıda durumu kapsayacak şekilde Kur’ân ve Sünnet‘teki emirlerden çıkartılabilir. Buna ‘ayb-ı hafî doktrini ve uygulaması dahildir. ‘Ayb-ı hafî doktrini uygulandığında içeriden öğrenen kimse, hisse senetleri işleminde içeriden öğrenilen önemli bir bilgiyi ifşa etme sorumluluğu altındadır ve onun böyle yapmayı ihmal etmesi diğer işlem yapan tarafa hıyâru’l- ‘ayb ve hıyaru’t- tedlîs hakkı verir. Açıklama konusuyla ilgili soru şudur; eğer açıklama kendisine zarar verecekse, örneğin zamanından önce açıklama yapma birey üzerinde mesuliyetin zorla kabul ettirilmesine temel teşkil etmesi durumunda açıklama yapmanın bir görev olup-olmamasıdır. Bu soruyu cevaplamadan önce İslâm‘ın, her koşulda her zaman dürüst ve doğru olması gereken ve inancını her türlü dünyevî kazancın üstünde tutması gereken Müslüman tarafın son derece dürüst olmasını vurguladığına dikkat edilmelidir.61 Bu nedenle açıklamanın kendine zarar verecek olması ve gizlemenin diğer sözleşme yapan tarafın zarara uğramasına yol açacak olmasından dolayı açıklama ve gizleme arasında bir çatışma söz konusu olması durumunda bir Müslümanın diğer tarafın çıkarını kendi kişisel çıkarının üstünde tutması gerekir. Bu ilk Müslümanların uygulamalarında en güzel şekilde örneklenir. Nitekim onlar sattıkları mallar konusunda doğruyu söyleme ve kusurlarını açıkça belirtme uygulamalarını kesinlikle gözlemlemişlerdir. İbn Sîrîn bir alıcıya satmakta olduğu koyunun yemini teptiğini söylemiştir.62 Öte yandan Hasan İbn Sâlih bir alıcıya sattığı köle kızın kan tükürdüğünü söylemiştir. Halbuki o kız bunu sadece bir defa yapmıştı fakat Hasan’ın Müslüman ahlakı köle kız için daha düşük bir ücret alma riski ortaya çıkaracağını bilmesine rağmen kendisini gerçeği söylemeye sevk etmiştir.63 Zamanından önce açıklama üçüncü bir tarafa örneğin malumatın ilgili olduğu firmaya zararlı ya da kamu yatırımına zarar verici olduğu durumlarda birey gizlemenin diğer sözleşme yapan tarafa zararı ile önceden açıklamanın üçüncü tarafa zararı arasını ölçüp tartmalı ve daha az zararlı olanı seçmelidir. Bu durum İslâm hukukunun “şiddetli zarar daha hafif bir zarar ile defedilir” (ed- dararu’l- eşeddü yuzâlü bi darari’l- aheffi) ya da “iki zarardan daha hafif olanını seçme” (ahaffu’d- darareyn) şeklindeki ilkelerine dayanır. 64 Bununla birlikte, zamanından önce açıklamanın üçüncü tarafa ve gizlemenin diğer sözleşme yapan tarafa zararlı olacağı içeriden öğrenenlerin ticaretinde İslâm, içeriden öğrenen kimsenin gerekli bilgiyi ifşa etmekten ve aynı zamanda işlem yapmaktan sakınmasını emreder.

SONUÇ

ABD‘de bir hisse alımı ya da satışıyla ilgili olarak gerekli bilgilerin ifşa edilmemesi dolandırıcılıktır. İngiltere’de bilgileri ifşa etmeyi ihmal etme Dolandırıcılık Yasası 2006 kapsamında yasal dolandırıcılık kabilinden ceza gerektiren bir suça eş değer olabilir. Hâlbuki sadece ifşa etmeme genel hukuk çerçevesinde dolandırıcılık değildir. Güney Afrika’da hisse senedi işlemlerinde gerekli bilginin ifşa edilmemesi malların satışında sonradan ortaya çıkan kusurun ifşa edilmemesine benzer, dolayısıyla işlemin tıpkı yasaklanmış bir muamele olan içeriden öğrenenlerin ticareti gibi olmasına neden olur. Çağdaş kanunlardaki dolandırıcılık kavramı, çağdaş kanunlar çerçevesinde yer alandan çok daha geniş durumları kapsamasına rağmen benzerini İslâmî tağrir doktrininde bulur.

Tağrîr içeriden öğrenenlerin ticaretini de kapsar. Çünkü sadece gerekli bilgilerin ihmali de tağrîrin tanımına dahil olacaktır. Bu ABD SEC Yasası 10b-5 ve İngiltere Dolandırıcılık Yasası 2006 kapsamındaki duruma benzer fakat sadece suskun kalmanın yasal dolandırıcılık anlamına gelmediği genel hukuk dolandırıcılığına benzemez. Tağrîr çerçevesinde içeriden öğrenenlerin ticaretinde dolandırılan tarafa, unsurlarının tam uygulanması değişik İslâmî hukuk ekollerinin farklı yorumlarına bağlı olmasına rağmen önem derecesini ve sebep-sonuç ilişkisini ispat edebilmesi şartıyla kontratı onaylama ya da feshetme (hıyâru’ttedlîs) hakkı verilir. Bu nedenle tağrîre benzeyen içeriden öğrenenlerin ticareti ile ABD SEC Yasası 10b-5 çerçevesindeki dolandırıcılık benzeri içeriden öğrenenlerin ticareti arasında bazı benzerlikler olduğu zannedilebilir. Her iki durumda önem derecesi ve sebep-sonuç ilişkisinin unsurları, özel durumun spesifik koşullarına göre uyarlanmaları gerektiğinden dolayı unsurlarının uygulanmasının gerçek kapsamı kesin olmamakla birlikte ispat edilebilir. Bundan başka içeriden öğrenenlerin ticaretinde dolandırılan kimse sonradan ortaya çıkan bir kusur (‘ayb-ı hafî ve hıyâru’l-’ayb) olması halinde, tıpkı Güney Afrika’daki Pretorius & Anor. v Natal South Sea Investment Trust Ltd 65 davasında verilen hükme benzer şekilde işlemi feshetmeyi de tercih edebilir. Son olarak ilginç olan şey İslâm‘da bir kimsenin, açıklama kendisine zararlı olsa bile gerekli malumatı diğerine ifşa etme yükümlülüğünün olmasıdır. Çünkü İslâm’da başkasının çıkarı kişinin kendi çıkarından önce gelir.


KAYNAKÇA

1 Insider dealing: İçeriden öğrenenlerin ticareti/iç casus; şirketin sırlarını başka şirkete satma işi. Sermaye piyasası araçlarının değerini etkileyebilecek, henüz kamuya açıklanmamış bilgileri kendine veya üçüncü kişilere menfaat sağlamak amacı ile kullanarak, sermaye piyasasında işlem yapanlar arasında fırsat eşitliğini bozacak şekilde haksız yarar sağlamak veya bir zararı bertaraf etmektir.

2 17 C.F.r. S 240.10b-5 (1977).

3 S.1-4.

4 Pretorius & Anor. v Natal South Sea Investment Trust Ltd. 1965 (3) SA 410 (W), ayrıca bk., Rider, B.A.K. ve Ffrench, H.L. (1979), The Regulation of Insider Trading, Macmillan, Londra, s. 81-2.

5 Jabbar, S.F.A. (2010), “Financial crimes: prohibition in Islam and prevention by the Shari’a Supervisory Board of Islamic financial institutions”, Journal of Financial Crime, c. 17, No. 3, s. 287.

6 Ta’zir Şeriat’ta (İslâm hukuku) üç suç kategorisinden biridir. O, Şeriat’ın temel kaynakları yani Kur’ân ve Sünnet tarafından özellikle bir suç olarak belirtilmemiş ancak kamu yararı öyle gerektiriyorsa suç olarak telakki edilebilecek olan bir fiil ya da bir ihmali ifade eder.

7 El- Kardâvî, Y. (2003), The Lawful and the Prohibited in Islam, El-Birr Vakfı, Londra, s. 239-40.

8 Hz. Muhammed (sav)’in Hadis olarak rivayet edilen sözleri, fiilleri ve takrirleri.

9 Coulson, N.J. (1984), Commercial Law in the Gulf States: The Islamic Legal Tradition, Graham & Trotman, Londra, s. 65-126; Rayner, S.E. (1991), The Theory of Contracts in Islamic Law: A Comparative Analysis with Particular Reference to the Modern Legislation in Kuwait, Bahrain and the United Arab Emirates, 1. bs., Graham & Trotman, Londra, s. 204-31.

10 El- Kardâvî, Y. (2003), age., s. 239-40.

11 Coulson, N.J. (1984), age., s. 65-126; Rayner, S.E. (1991), age., s. 204-31.

12 Sahîh-i Buhârî, “Büyû” 64, 69; Sahîh -i Muslim, “Büyû” 11 (1524).

13 Pratikte tasriyye olarak bilinir (Coulson, N.J. (1984), age., s. 65-126).

14 Hadis’te bahsedilen “bir miktar hurma” sadece önerilen bir örnektir (Coulson, N.J. (1984), age., s. 65-126).

15 Coulson, N.J. (1984), age., s. 65-126.

16 Rayner, S.E. (1991), age., s. 204-31.

17 El- Kardâvî, Y. (2003), age., s. 239-40.

18 Rayner, S.E. (1991), age., s. 204-31.

19 El- Rimâvî, L. (2004), “Legal aspects of Arab securities regulation with particular reference to disclosure as a tool of investor protection when offering/listing shares in Jordan”, Doktora tezi, LSE, Londra.

20 Zerkâ, A. (1967-1968), El-Fıkhu’l- İslâmî fî Şevbihi’l- Cedîd: El-Cüzü’l- Evvel: El- Medhal El-Fıkhi El-Eam, 9. bs., Şam, s. 374.

21 El- Rimâvî, L. (2004), age.

22 Rayner, S.E. (1991), age., s. 204-31.

23 El- Rimâvî, L. (2004), age.

24 Sanhurî, Masâdiru’l-Hakk, II, 157, Rayner içerisinde (1991).

25 Sanhurî, Masâdiru’l-Hakk, II, 157, Rayner içerisinde (1991).

26 Sanhurî, Masâdiru’l-Hakk, II, 157, Rayner içerisinde (1991).

27 Coulson, N.J. (1984), age., s. 65-126. 28 Coulson, N.J. (1984), age., s. 65-126.

29 Rayner, S.E. (1991), age., s. 204-31.

30 Rayner, S.E. (1991), age., s. 204-31.

31 Coulson, N.J. (1984), age., s. 65-126.

32 Coulson, N.J. (1984), age., s. 65-126.

33 Coulson, N.J. (1984), age., s. 65-126.

34 Coulson, N.J. (1984), age., s. 65-126; Rayner, S.E. (1991), age., s. 204-31.

35 Billâh, M.M. (2006), Shari’ah Standard of Business Contract, A.S. Noordeen, Kuala Lumpur, s. 125- 9.

36 Billâh, M.M. (2006), age., s. 125-9.

37 Coulson, N.J. (1984), age., s. 65-126.

38 İslâm’da dört Sünnî düşünce ekolü vardır yani Malikî, Hanefî, Şâfi’î ve Hanbelî. Temel kavram, ilke ve yöntemler üzerinde hemfikir olmakla birlikte onlar belli özel kurallar ve bunların uygulanması konusunda fikren ayrılırlar ancak onların farklı görüşlerinden hiçbirisi yanlış kabul edilemez.

39 Ğabn hukûkî olarak bir sözleşme mevzuunun değeri ile onun için ödenen bedel arasındaki bir dengesizlik demektir. Örneğin piyasa fiyatından daha yüksek veya daha düşük bir fiyat ödeme gibi. Ğabn, ilki aşırı dengesizlik ikincisi küçük dengesizlik anlamında ğabn-ı fâhiş ve ğabn-ı yesîr şeklinde ikiye ayrılabilir (Salâmeh, M. (1994), Nazariat El-Akid fi El-Fıkh El-Islami min hilâl Akid ElBey’, Fas Diyanet İşleri Bakanlığı, s. 234, El- Rimâvî, L. içerisinde (2004), age.; Tâhâ, G. (1971), El-Vecîz fe El-Nazariat El-Ammah fe El-Tizam, El-Kitab ElAwal: Masadar El-Eltizam, Bağdat, s. 202, El- Rimâvî, L. içerisinde (2004), age.).

40 Comair-Obeid (1996); Bellefonds, Traite, I, s. 355, Rayner içerisinde (1991).

41 Salâmeh, M. (1994), age., s. 234, El- Rimâvî, L. içerisinde (2004), age.

42 Sanhurî, Masâdirü’l- Hakk, Pt. 11, ss. 143-6, 160-89 ve Mahmasânî, General Theory, Pt. II, s. 426, El- Rimâvî içerisinde (2004).

43 Salâmeh, M. (1994), age., s. 234; El- Rimâvî, L. içerisinde (2004), age.

44 Salâmeh, M. (1994), age., s. 234; El- Rimâvî, L. içerisinde (2004), age.

45 El- Rimâvî, L. (2004), age.

46 Çözümlenmemiş bazı sorunlar vardır. Bunlar; doğru nokta kaybın meydana gelmesi mi yoksa işlemin meydana gelmesi mi; önem derecesi, güven ve ortak çıkarla sebep-sonuç ilişkisi; zararı doğuran sebep nasıl olmalı; öngörülebilir sorunlar ve müdahale nedeni; ve borsa işlemlerinde sebep-sonuç ilişkisi nasıl işler. Bu çözüm bekleyen sorunlar üzerinde daha fazla tartışma için (Rider, B.A.K. ve Ffrench, H.L. (1979), age., s. 81-2.).

47 Coulson, N.J. (1984), age., s. 65-126.

48 Hamilton, C. (1985), The Hedaya, Commentary on Islamic Laws, c. 11, Kitab Bhavan, Yeni Delhi, s. 496; Comair-Obeid, N. (1996), The Law of Business Contracts in the Arab Middle East, Kluwer Law International, Londra, s. 80-107; Coulson, N.J. (1984), age., s. 65-126; Rayner, S.E. (1991), age., s. 204-31; Billâh, M.M. (2006), age., s. 125-9.

49 İngiliz hukukunun aksine sadece uberrimae fidei kontratlarında görev yüklenir.

50 İbn Mâce ve İbn Hanbel tarafından Zayla’î’de rivayet edilmiştir, Tibyânu’lHakâik: Şerhu Kenzi’d- Dakâik, (Bulaq, 1,313-15; Yeni baskı, Beyrut, n.d.), c. IV, s. 31; Sanhurî, age., s. 183-4; İbn Nucaym, el-Bahru’r- Ra’ik, c. VI, s. 35; İbn Cüzeyy, el-Kavânînu’l- Fikhiyye, s. 263-4; ve Şâfi’î yazar Şîrazî, elMühezzeb, c. I, s. 283-4, Rayner içerisinde (1991).

51 Sorumluluğun müşteriye ait olması ve “sadece sessizlik dolandırıcılık değildir” şeklindeki genel hukuk kuralları bundan farklıdır.

52 Dardir, el-Şerhu’s- Sağîr, el-Sâvî’nin kenarında, c. II, s. 53-4, Rayner içerisinde (1991).

53 Billâh, M.M. (2006), age., s. 129; Comair-Obeid, N. (1996), age., s. 83.

54 Rayner, S.E. (1991), age., s. 204-31; Sanhurî, age., s. 157, Rayner içerisinde (1991).

55 Rayner, S.E. (1991), age., s. 204-31.

56 Rayner, S.E. (1991), age., s. 204-31.

57 Hıyâru’l-‘aybta gizlemenin kasıtlı veya yanlışlıkla, bilerek veya ihmal yoluyla olup-olmadığı önemli değildir. (Sanhurî, age., s. 185, Rayner içerisinde (1991) ve Coulson, N.J. (1984), age., s. 65-126).

58 Hamilton, C. (1985), age., s. 496; Coulson, N.J. (1984), age., s. 65-126; Rayner, S.E. (1991), age., s. 204-31; Billâh, M.M. (2006), age., s. 125-9.

59 Rayner, S.E. (1991), age., s. 204-31.

60 Sanhurî, age., s. 186, Rayner içerisinde (1991).

61 Örneğin Kur’ân’daki Ahzab suresi (33), 70. ayetin mealine bakınız:”Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının, O’ndan korkun ve (her zaman) doğru söz söyleyin”. (El- Kardâvî, Y. (2003), age., s. 239-40).

62 El- Kardâvî, Y. (2003), age., s. 239-40.

63 El- Kardâvî, Y. (2003), age., s. 239-40.

64 Es- Suyûtî (2003), El-Eşbâh ve’n-Nezâir Fî Kavâid Ve Furûi Fikhi’ş- Şafiî, Mektebetu’l- Asriyye, Beyrut. Dusuki, A.W. içerisinde (2007), “Commodity Murabahah programme (CMP): an innovative approach to liquidity management”, Journal of Islamic Economics, Banking and Finance, c. 3, No. 1.

65 1965 (3) SA 410 (W).