İshak b. İsa et-Tabbâ‘ (ö. 215/830) ve Hadis İlmindeki Yeri

İshak b. İsa et-Tabbâ‘ (ö. 215/830) ve Hadis İlmindeki Yeri

Cilt/Sayı

2018 29. cilt – 3. sayı

Yazar

Recep TUZCUa

aTemel İslam Bilimleri Bölümü Hadis AD, Gaziantep Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Gaziantep, TÜRKİYE

Öz

İshak b. İsa b. Necîh el-Bağdâdî el-Ezenî et-Tabbâ‘ (ö. 215/830)  hicri ikinci asırda Bağdat’ta doğmuş, el-Medine’de öğrenimini tamamlamış, Adana’da uzun süre murabıtlık yapmış ve hicri üçüncü asrın başında vefat etmiştir. Bu sebeple el-Bağdâdî ve el-Ezenî nisbesi ile anılır. Hadis ilminde sika bir ravidir. Hadis öğretimi, Sünnet’e ittiba, bazı rivâyetlerin isnadı ve metni konusunda usule dair görüşleri vardır. Hocaları İmam Malik ve Zeyd b. Hammad’ın hadis metodundan etkilenmiştir. İshak et-Tabbâ‘ın üç yüze yakın rivâyeti Kütüb-i Tisa‘ müellifleri tarafından tahric edilmiştir. Bu rivâyetlerin geneli hadis usulü açısından, sahih oldukları görülür. Araştırma sonucunda İshak et-Tabbâ’ın hadisçilerin yaklaşımına sahip olduğu söylenebilir.

Anahtar Kelimeler

İshak et-Tabbâ‘ ; hadis; tahric; tenkit

Abstract

İshak b. İsa b. Necîh el-Bağdâdî el-Ezenî et-Tabbâ‘ (ö. 215/830) was born in Bağdat in the second century of hijra. He completed his education in el-Medine, worked as a commander in Adana for a long time and died in Adana in the third century of hijra, this is why he was called el-Bağdadî and el-Ezenî. He is one of the reliable figures in the study of hadith. He presented significant views about hadith education, about the knowledge of sunnah; in addition, he made contributions to the methodology about some religious narratives,  sanad (chain of narrators) and matn (text). He was influenced from method of İmam Malik and Zayd b. Hammad. Almost three hundred reports of İshak et-Tabbâ are analyzed and recorded in the nine canonic hadith books by reporters. When the related reports and documents are analyzed, it is seen that they are authentic hadith. In the conclusion, we can say that Ishak b. İsa et-Tabbâ has the perspective traditionists.

Keywords

Ishak b. İsa et-Tabbâ‘ ; hadith; takhrij; criticism


İshak b. İsa et-Tabbâ‘ hicri 140, miladi 757 yılında Bağdat’ta doğmuş, Şam,  Medine ve Mısır’a ilim talebi için yolculuklar yapmış, uzun süre görevi yeri olan Adana’da Murabıt (sınır muhafızı) olarak çalışmıştır. Aynı zamanda bir muhaddis olarak birçok öğrenci yetiştirmiş ve hicri 215, miladi 830 yılında Adana’da vefat etmiştir.  Mâlik b. Enes (ö. 179/796)’in Muvatta isimli eserinin ravilerindendir.[1] İshak et-Tabbâ‘, sika ve meşhur olmuş çok sayıda hadis âliminden ilim tahsil etmiştir. Özellikle Medine’de Mâlik b. Enes’in ve Hammâd b. Zeyd (ö.179/795)’in yanında uzun süre ilim tahsil etmiştir. Bu iki âlimin rivâyet usûlünü benimsemiştir. İshak et-Tabba‘ın en çok rivâyette bulunduğu hocaları; Mâlik b. Enes, Leys b. Sa’d  (ö.165/781) ve Abdullah b. Lehia’(ö. 174/790)’dır. Ahmed b. Hanbel
(ö. 241/855) İshak et-Tabba’ın öğrencisi olup Müsned’inde iki yüz yetmiş

rivâyetini tahric etmiştir. İshak et-Tabbâ‘ rivâyet ilmi açısından önemli bir halkadır. Çünkü rivâyetleri klasik hadis kitaplarında yer almaktadır. Bu İshak et-Tabbâ‘ ve hadisçiliğinin tanıtılması önemli kılan sebeplerdir.

    1. HAYATI

1.1. KİMLİK BİLGİSİ

Kaynaklarda bulunan kayıtlara göre; el-Hâfız, el-İmâm, Ebû Yakûb, İshak et-Tabbâ‘ kimlik bilgileri ile bilinmektedir.[2] İshak b. İsa, daha çok et-Tabbâ‘[3] nisbesiyle meşhur olmuştur. İshak et-Tabbâ‘ ve kardeşleri; Muhammed ve Yusûf da muhaddis olup doğdukları yere nispetle el-Bağdâdî, murabıt[4] olarak uzun süre yaşadıkları Adana’ya nispetle el-Ezenî nisbesiyle anılmışlardır.[5]

1.2. DOĞUMU VE VEFATI

İshak et-Tabbâ‘ hicri 140 miladi 757 yılında Bağdat’da doğmuştur. Yeğeni ve öğrencisi Muhammed b. Yusuf et-Tabbâ‘ın (ö. 276/890) ifade ettiğine göre İshak et-Tabbâ‘, kardeşi Muhammed et-Tabbâ‘(ö. 224/839)’dan on yaş daha büyüktür. Kardeşi Muhammed et-Tabbâ‘ hicri 150, miladi 767 yılında dünyaya gelmiştir.[6] Babalarının vefatından sonra İshak et-Tabbâ‘ kardeşlerinin eğitimiyle ilgilenmiştir.[7] İshak’ın,  diğer kardeşi Yusuf et-Tabbâ‘dır. Bu kardeşinin künyesi Ebu’l-Hasen’dir (ö. 210/826).[8]

Muhaddisler, İshak et-Tabbâ‘ın ömrünün sonlarında Ezene (Adana) şehrine taşındığını, vefatına kadar orada ikamet ettiğini ve 215/830 yılı Rebiülevvel ayında vefat ettiğini haber vermektedir. [9] 

1.3. İLMÎ HAYATI

Her âlim gibi İshak et-Tabbâ‘ doğduğu şehir Bağdat’ta ilim öğrenmeye başlamıştır. Hocalarının nisbelerine baktığımızda ilmi yolculuğu Bağdat’tan Harran, Şam, Medine, Mekke, Basrâ, Kûfe, Mısır ve Adana’ya uzandığı bilinmektedir. Onun esas tedris hayatı, zamanında Hadis ilminin üstadı kabul edilen İmam Mâlik’in hadis meclisleri olmuştur.

1.3.1. Hocaları

Rical ve rivâyet kitaplarından İshak et-Tabbâ‘ın elliden fazla hocası olduğu anlaşılmaktadır.[10] Mizzî[11]  İshak et-Tabbâ‘ın rivâyette bulunduğu hocaları şu şekilde sıralar: Ebû Damre, Enes b. ‘Iyâd el-Leysî el-Medenî (ö. 200/815),[12] Cerîr b. Hâzim b. Zeyd b. Abdullah el-Ezdî el-Basrî (ö.170/786),[13] Ebu’l-Eşheb, Câfer b. Hayyân el-‘Utâridî, (ö. 165/781),[14] Hammâd b. Delîl el-Medâinî el-Kûfî (ö. 191-200/807-816),[15] Hammâd b. Seleme b. Dînâr el-Basrî el-Hırakî (ö. 167/784),[16] Hammâd b. Zeyd; Hâlid b. İlyâs b. Sahr el-Kuraşî el-‘Adevî el-Medenî (ö. 161-170/788-786),[17] Şerîk b. Abdillah en-Neha’î el-Kûfi el-Kâdî (ö. 177/793),[18] Abdullahb. Lehia; Abdurrahmân b. Zeyd b. Eslem el-Kuraşî el-‘Adevî el-Medenî (ö.182/798),[19] Kâsım b. Abdullah b. Ömer el-Ömerî el-Medenî (ö. 150/767),[20] Kâsım b. M’an b. Abdurrahmân el-Mes’ûdî el-Kûfî (ö. 175 / 791),[21] Mâlik b. Enes (ö. 179/796); Muhammed b. İbrâhîm b. Ebî ‘Adî es-Sullemî el-Basrî el-Kasmelî (ö. 194/810),[22] Mahled b. Huseyn el-Ezdî el-Masîsî el-Mehlebî (ö. 191/807),[23] M’an b. İsâ b. Yahyâ b. Dînâr el-Kazzâz el-Eşca’ el-Medenî (ö. 198/814),[24] Munkedir b. Muhammed b. el-Munkedir el-Kuraşî et-Temîmî (ö. 180/796),[25] Ebû Ma’şer Necîh b. Abdurrahmân es-Sindî el-Medenî (ö. 170/787),[26] Huşeym b. Beşîr b. el-Kâsim b. Dînâr es-Sulemî el-Vâsitî (ö. 183/799),[27] Şu’be b. ‘Ayyâş b. Sâlim el-Esedî el-Kûfî (ö. 193/809),[28] İsmâîl b. ‘Ayyâş b. Süleym el-‘Ansî el-Hımsî (ö. 181/797).[29]

Mizzî’nin zikretmediği İshak et-Tabbâ‘ın nakilde bulunduğu diğer hocaları da şunlardır: Muhammed b. Selîm er-Râsibî el-Basrî, (ö. 165/781)[30]; Abdulvâris b. Sa’îd b. Zekvân et-Temîmî el-‘Anberî et-Tennurî el-Basrî (ö. 180/796),[31] Mufaddal b. Fudâle b. Ebî Umeyye el-Kuraşî el-Basrî, (ö. ?),[32] Kesîr b. Ziyâd el-Berasânî el-Ezdî el-İtkî el-Basrî, (ö. ?),[33] Eyyûb b. Sâbit el-Mekkî (ö. ?),[34] Abdullah b. Zeyd b. Eslem el-Kuraşî el-Adevî el-Medenî (ö.182/798),[35]  Müslim b. Hâlid b. Sa’îd b. Curce el-Zencî el-Kuraşî el-Mahzûmî el-Mekkî (ö. 180/796),[36]  Fudayl b. İyâd b. Mes’ûd b. Bişr et-Temîmî el-Yerbûî el-Horâsânî el-Mekkî (ö. 180/796),[37] Abdullah b. Mübârek b. Vâdıh el-Hanzalî et-Temîmî el-Mervezî, (ö. 181/797),[38] Mucemmi’ b. Ya’kûb b. Mucemmi’ b. Yezîd b. Câriye el-Ensârî el-Medenî, (ö. 160/776),[39] Abdulazîz b. Abdullah el-Mâcişûn el-Medenî (ö.164/780),[40] Abdullâh b. Ca’fer b. Abdurrahmân b. el-Misver b. Mahrame el-Medenî, (ö. 170/786),[41] Muhammed b. ‘Ammâr b. Hafs b. Ömer b. Sa’d el-Muezzin el-Medenî (ö. 171-180/788-796),[42] Abdurrahmân b. Ebi’l-Mevâl Zeyd el-Medenî (ö. 175/791),[43] ‘Attâf b. Hâlid b. Abdullah b. el-‘Âs el-Kuraşî el-Mahzûmî el-Medenî, (ö. 179/795’ten önce),[44] Yahyâ b. Selîm el-Kuraşî et-Tâifî el-Hazzâ el-Harrâz (ö. 195/810),[45]  Hasen b. el-Hakem en-Neha’î el-Kûfî (ö. 141-149/758 -766),[46] Muhammed b. Câbir b. Seyyâr b. Talk el-Hanefî el-Kûfî el-Yemâmî (ö. 170/786),[47] el-Cerrâh b. Melîh b. ‘Adiy b. Feras b. Süfyân b. el-Hâris er-Ruâsî el-Kûfî (ö. 177/793),[48] Anbese b. Abdulvâhid b. Umeyye b. Abdillah Sa’îd b. el-‘Âs el-Kûfî (ö. 181/797),[49] Hafs b. Ğıyâs b. Talk b. Mu’âviye b. Mâlik b. el-Hâris en-Neha’î el-Kûfî, (ö. 195/810),[50] Muhammed b. Hâzim et-Temîmî es-Sa’dî el-Kûfî, (ö. 195/810),[51] Süfyân b. ‘Uyeyne b. Meymûn el-Hilâlî el-Kûfî (ö.198/813),[52] Abdullâh b. Meysera el-Hârisî el-Vâsitî el-Kûfî, (ö. ?),[53] Yahyâ b. Hamza b. Vâkıd el-Hadramî el-‘Ansî ed-Dımaşkî, el-Kâdî (ö. 183/799),[54] Selâm b. Selem et-Temîmî es-Sa’dî et-Tavîl el-Medâinî, (ö. 177/793),[55] Nasr b. Bâb el-Hurâsânî (ö. ?),[56] el-Leys b. Sa’d b. Abdurrahmân el-Fehmî el-Mısrî, (ö.165/781),[57]  Abdullah b. Vehb b. Muslim el-Fihrî el-Mısrî (ö. 197/813),[58] Miskîn b. Bukeyr el-Hazzâ el-Harrânî (ö.165/781)’dir.[59] Ahmed b. Hanbel, Müsned’inde İshak et-Tabba‘ vasıtasıya 33 hocasından tahric etttiği gorulmektedir.

Tablo 1. İshak et-Tabbâ‘ın Hocalarının Cerh/Tadil Durumları ve Rivayet Sayıları

İmam Mâlik b. Enes143 
Abdullah b. Lehîa22Zayıf
Leys b. Sa’d18 
Şerîk b. Abdullah7Zayıf
Abdurrahmân b. Ebi’z-Zinâd6 
Cerîr b. Hâzim6 
Yahyâ b. Süleym5 
İsmail b. Ayyâş5Zayıf
Yahyâ b. Hamza5 
Hammâd b. Seleme5 
Hammâd b. Zeyd4 
Abdurrahmân b. Zeyd3 
İbrâhîm b. Sa’d2 
Attâf b. Hâlid el-Mehzûmî2 
Munkedir b. Muhammed2Zayıf
Ebû Avâne el-Vaddâh b. Abdullah el-Yeşkurî1Zayıf
Mucemmi’ b. Ya’kub1Zayıf
Abdullah b. Ca’fer ez-Zührî1 
Süfyân b. Uyeyne1 
Dâvûd el-Attâr1 
Müslim b. Hâlid ez-Zincî1 
Muhammed b. Câbir1 
Abdurrahmân ibn Ebi’l-Mevâl el-Medenî1 
Selâm b. Seleme1 
Abdülazîz ibn Ebî Hâzim1 
Saîd b. Abdurrahmân el-Cumahî1 
Hafs b. Ğiyâs1 
Abdullah b. Zeyd b. Eslem1 
Hüşeym b. Beşîr1 
Ebû Ma’şer Necîh b. Abdurrahmân el-Medenî1Zayıf
Muhammed b. Sâbit el-Abdî1Zayıf
Muhammed b. Ammâr1 
Fuleyh b. Süleymân el-Medenî1 

İshak et-Tabbâ‘ın rivâyet nakillerine bakıldığında, Medine’de Mâlik b. Enes, Basra’da Hammad b.  Zeyd, Mısırda Leys b. Sa’d Leys b. Sa’d ve Abdullah b. Lehia’nın ilim meclislerinde belli bir süre bulunduğu anlaşılmaktadır. 

1.3.1.1. Mâlik b. Enes

İshak et-Tabbâ‘ ilmî şahsiyetinin oluşumunda İmam Mâlik b. Enes’in yeri büyüktür. Mâlik b. Enes’in derslerine uzun süre katıldığını ve onun Muvatta isimli eserinin ravilerinden biri olduğunu rical kitapları zikretmektedir.[60] Hatib el-Bağdâdî, İshak et-Tabbâ‘ın tedris hayatından sonra da hocası Mâlik b. Enes’ten kitabet yöntemi ile rivâyet aldığını kaydetmektedir.

İshak et-Tabbâ‘ın, İmam Mâlik’e kendisinden rivâyet ettiği bir hadisin nüshasından düştüğünü ve hatırlamak için onu sorduğunu görmekteyiz. İshak et-Tabbâ’ın mektubuna yazdığı cevabî mektubunda Mâlik b. Enes şöyle diyordu: ‘Nüshandan düşen bir hadisi bana ulaştı. Bana onu soruyorsun. O Abdullah b. Ömer’in hadisidir. Sen benimle kardeşlerim arasında sevginin daim olmasını istediğim, vefa göstereceğini ve duyduğu sevgide istikamet üzere olacağını ümit ettiğim kimselerdensin[61].  Bu hadis senin de bildiğin gibi Abdullah İbn Ömer’in mevlası Nafi‘in naklettiği hadistir. Abdullah b. Ömer çarşıdayken bevletti. Sonra abdest aldı; yüzünü, kollarını yıkadı ve başına meşhetti. Sonra mescide döndü. Kendisi bir cenaze namazı kıldırmaya davet edildi. Su istedi ayaklarına meshetti ve sonra cenaze namazını kıldırdı.’ İshak et-Tabbâ‘, hadisi (mektupla)  sorduktan sonra Malik ile karşılaştım ve hadisi sordum. Bana yazdığı şekilde rivâyet etti. Mektupta (Mâlik b. Enes’e ait mühürde) “Allah bize yeter, Allah ne güzel vekildir” cümleleri yazılıydı.[62]

Mektubunda Mâlik b. Enes öğrencisi İshak et-Tabbâ‘a güvendiğine işaret etmiştir. İkinci olarak bu mektuptan İshak et-Tabbâ‘ imlâ ettiği hadisleri tedris yıllarından sonra da zaman zaman hocası ile kitabet yoluyla müzakere ettiğini görmekteyiz. Ayrıca bu kitabet yönteminde hocasına ait mektubun mühürlü olarak geldiği anlaşılmaktadır.

1.3.1.2. Hammâd b. Zeyd (ö.179/795)

İshak ikinci olarak Basra’nın muhaddisi ve fakihi Hammâd b. Zeyd’den’den hadis ilimleri konusunda etkilenmiştir.[63] İshak et-Tabbâ‘, Mâlik b. Enes ve Hammâd b. Zeyd’in talebeleri arasında tebarüz eden birisidir. 

İshak et-Tabbâ‘, onun hakkında “Hammad b. Zeyd’den daha akıllı birini görmedim” dediği nakledilir.[64] Hammâd b. Zeyd b. Dirhem’in künyesi Ebû İsmâîl, lakabı el-Ezrak olup Basralıdır. Hammâd, 98/717 yılında dünyaya gelmiştir.[65] İbn Sa’d, Hamamd b. Zeyd’in sekizinci tabakadan bir ravi olduğunu belirtir. Hammâd b. Zeyd’in, Hz. Osman’ı Hz. Ali’den daha faziletli görenlerden olduğunu, sika, sebt ve çok hadis rivâyet eden biri olduğunu söylemiştir. ‘Iclî de onu sika ve sebt bir ravi olarak değerlendirmiş, dört bin hadisin ezberinde bulunduğunu söylemiştir. Tebe-i tâbiînin orta tabakasındandır. Abdurrahman b. Mehdî “İnsanların imamı dörttür. Kûfe’de Sevrî, Hicaz’da Mâlik, Basra’da Hammad b. Zeyd, Şam’da Evzâî’dir.”[66] Sünneti Hammâd b. Zeyd’den daha iyi bilen bir adam görmedim”[67] demiştir. Hammâd b. Zeyd 10 Ramazan 179/795 tarihinde Cuma günü seksen bir yaşında vefat etmiştir.[68]  İshak et-Tabbâ‘ın hocası Hammâd b. Zeyd’den hadis ilimlerine dair nakilleri vardır.

1.3.1.3. Abdullah b. Lehîa b. Ukbe Ebû Abdirrahmân el-Hadramî el-Mısrî (ö. 174/790).[69]

Abdullah b. Lehia, Mısır’da bulunmuş olup imam, büyük bir ilim adamı, fakih ve kadıdır.[70] Halife Ebû Cafer el-Mansûr tarafından, o Mısır’a tayin edilmiş olan ilk kadıdır. İbn Sa’d, Abdullah b. Lehîa’yı tebe-i tâbiîn’in büyüklerinden beşinci tabakadan, Halife b. Hayyât’ı dördüncü tabakadan olarak zikretmiştir. Yahyâ b. Bukeyr (ö. 231/846) ve el-Mufaddal b. Gassân el-Ğallâbî (ö. 246/860), Abdullah b. Lehîa’nın hicri 96 yılında dünyaya geldiğini söylemişlerdir. Muhammed b. Sa’d ve Ebû Sa’îd b. Yûnus –Abdurrahmân b. Ahmed- (ö. 347/958) ise hicri 97 yılında dünyaya geldiğini belirtmişlerdir. Ahmed b. Sâlih –el-Mısrî, yani Ebû Cafer b. et-Taberî- (ö. 248/862) “İnsanların söylediklerine göre el-Leys 93 senesinde; İbn Lehîa da el-Leys’ten yaklaşık iki sene sonra dünyaya gelmiştir.” demiştir. Abdullah b. Lehîa; -Ebû Hureyre’nin talebesi- Abdurrahmân b. Hürmüz el-A‘rec’den (ö. 117/735), Mûsâ b. Verdân’dan (ö. 117/735), ‘Atâ b. Ebî Rabâh’tan (ö. 114/732) ve daha başka birçok muhaddisten hadis dinlemiştir. Kendisinden rivâyette bulunanlar da şunlardır: Torunu Ahmed b. İsâ b. Abdullah (ö. ?), ‘Amr b. el-Hâris (ö. 150/767); el-Evzâ’î -Abdurrahmân b. ‘Amr- (ö. 157/774), Şu’be b. el-Haccâc- (ö. 160/777), es-Sevrî –buraya kadar sayılanlar Abdullah b. Lehîa’dan önce vefat etmişlerdir-, el-Leys b. Sa’d (ö. 175/791), Mâlik -ismini açıkça belirtmemiştir-, İbnu’l-Mübârek, İshak b. İsâ et-Tabbâ’ ve daha başka birçok muhaddis onun öğrencisidir. En sonuncuları İbn Rumh’tur (ö. 242/856). el-Mizzî (ö. 742/1341), İbn Hanbel’in onun hakkında şöyle söylediğini dile getirilmiştir: “Mısır’da hadisinin çokluğu, zabtı ve yetkinliği konusunda İbn Lehîa’ya denk kim vardır?” ez-Zehebî de bunu ifade etmiştir.[71] Zehebî, ilaveten şöyle demiştir: “Ahmed b. Sâlih; İbn Lehîa’nın sahîhu’l-kitâb ve ilim düşkünü biri olduğunu söylemiştir.” Ayrıca şöyle demiştir: “Zeyd b. el-Hubâb (ö. 230/845) şunu söylemiştir: Süfyân es-Sevrî, usûl İbn Lehîa’da, furû bizde, demiştir.” Ahmed b. Sa’îd ed-Dârimî (ö. 253/867) Kuteybe b. Sa’d b. Cemîl’in (ö. 240/854) şöyle dediğini işittim: İbn Lehîa’nın ölümü üzerine gelmiştim. el-Leys’in “Ardından kendine denk birini bırakmadan gitti” dediğini duydum. Bu nedenledir ki Zehebî, İbn Lehîa’yı şu sözleriyle methetmiştir: “Hiç şüphe yok ki İbn Lehîa, Mısır diyarının âlimidir. O ve el-Leys birliktedir. Tıpkı o dönemde İmam Mâlik’in Medine’nin; el-Evzâ’î’nin Şam’ın; Ma’mer b. Râşid el-Ezdî (ö. 154/771) Yemen’in; Şu’be ve es-Sevrî’nin Irak’ın; İbrahim b. Tahmân (ö. 167/783) Horasan’ın âlimi olmaları gibi. Fakat İbn Lehîa rivâyet konusunda gevşek davranmış ve bazı münker rivâyetlerde bulunmuştur. Bu nedenle ilim adamları nazarında hüccet alınabilecek mertebeden aşağıda kalmıştır.[72] Ebu’t-Tâhir b. es-Serh Ahmed b. ‘Amr b. Abdullah’ın (ö. 250/864) şu sözleri dile getirilmiştir: “İbn Vehb’in (ö. 197/813) şöyle dediğini işitmiştim: Bana -Allah’a yemin olsun ki- doğru sözlü ve iyilik sahibi Abdullah b. Lehîa tahdis etti.” Ebu’t-Tâhir, “Onun böyle yemin ettiğini hiç duymamıştım” demiştir.[73] İbn Sa’d bunu İbn ‘Asâkir (ö. 571/1175) şöyle zikrettiğini söylemiştir: “Zayıf idi. Çok hadisi vardı. Daha başlarda kendisinden hadis dinlemiş olanlar sona doğru dinleyenlerden daha iyiydi. Mısırlılar ise onun hafıza bozukluğuna uğramadığını söylerler. Ama kendi hadisi olmayan şeyler ona okunduğunda sessiz kalırdı. Bu konuda ona bir şey söylendiğinde “Günahım ne ki? Bana bir kitap getirip okuyorlar ve kalkıyorlar. Bana sorsalardı okuduklarının benim hadisim olmadığını kendilerine söylerdim.” demiştir.”[74]

Zehebî onun hakında şunları söylemiştir: “Sıhah sahipleri onun rivâyetlerinden yüz çevirmişlerdir. Ebû Dâvûd, Tirmizî, el-Kazvînî, İbn Mâce ve Muhammed b. Yezîd (ö. 273/886) onun rivâyetlerini tahric etmişlerdir. İbn Vehb, el-Mukri’ -Abdullah b. Yezîd el-Kuraşî- (ö. 213/828) ve eskilerin ondan yaptıkları rivâyetler daha ceyyiddir. Hafızlardan biri onun hadisini rivâyet eder ve usûl[75] ile ilgili değil ama şahidler ve itibarlar[76] konusunda, züht ve melâhim hakkında zikrederdi. Bazı kimsler İbn Lehîa’nın zayıflığı konusunda abartıya kaçmaktadırlar. Onun münker rivâyetlerinden kaçınılır, onun rivâyetleri tamamıyla heder edilmemelidir. Zira İbn Lehîa kendi zatında adildir.”[77]

İbn ‘Asâkir de şunları ifade etmiştir: “Osmân b. Ahmed b. es-Semmâk’ın (ö. 344/955) bize haber verdiğine göre: Hanbel b. İshak’ın (ö. 273/886) haber verdiğine göre, Abdullah ibn Hanbel dedi ki: İbn Lehîa, kendi yazdıklarını okumak bakımından İbn Vehb’den daha iyidir.”[78] el-Mizzî ve ez-Zehebî’de böyle rivâyet etmişlerdir. Ebû Zur’a (ö. 281/894) ve Ebû Hâtim durumunun muzdarib olduğunu ve hadisinin itibar için yazılabileceğini söylemişlerdir.[79] ez-Zehebî, Ebû Hafs el-Fellâs ‘Amr b. Ali b. Bahr’ın (ö. 249/863) şöyle dediğini ifade etmiştir: “Kitapları yanmadan önce İbn Lehîa’dan yazmış olanların elinde olanlar daha sahihtir. İbnu’l-Mübârek ve el-Mukri’ -Abdullah b. Yezîd-  ve Nesâi gibi âlimler, onun sika olmadığını ve za’îfu’l-hadis olduğunu söylemiştir. Abdurrahmân b. Hirâş (ö. ?) da hadisinin yazılmayacağını belirtmiştir.”[80] Ebû Zur’a ve İbn Ma’în -hadisiyle münferit kaldığında- kendisiyle ihticac edilmez, demişlerdir.[81] ez-Zehebî, İbn Ma’în’in “Kavî değildir” dediğini zikretmekte, yani lâ be’se bihdir demektedir. Zehebî nazarında o sikadır. Mu’âviye b. Sâlih b. Ebî ‘Ubeydullah (ö. 263/877) şöyle demiştir: Yahyâ’nın İbn Lehîa’nın zayıf olduğunu –yani sika olmadığını ve hadisinin yazılmayacağını- söylediğini işittim. İbn Ma’în “Kitapları yanmadan önce de yandıktan sonra da o zayıftır” demiştir.[82] Ebû Zur’a’ya “Peki ya eskilerin işittiği hadisler?” diye sorulduğunda “İlki de sonuncusu da aynıdır. İbn Vehb ve İbnu’l-Mübârek hariç. Çünkü bu ikisi onun usûlünü araştırılar ve ondan yazarlardı.” demiştir.[83]

Kısacası İbn Lehîa hakkında hadis âlimleri ihtilaf etmektedirler. İbn Lehia’nın hadis ilmindeki yeri hakkında söylenenlerden hareketle bir neticeye ulaşabilmek için eski ve yeni ilim adamlarının görüşlerini tahlil etmek suretiyle yapılacak özel bir araştırma konusu yapmaya ihtiyaç vardır. Ancak Abdullah b. Lehîa’nın talebesi olan İshak b. İsâ et-Tabbâ’ın, hocasının kitaplarının yanmasından önce nakilde bulunduğunu göz önünde kitaplarının yanması konusunda bilgilere yer vermek istiyorum.

el-Cürcânî, şöyle zikretmiştir: “İbn Hanbel şöyle dedi: İshak b. İsâ’nın bize tahdis ettiğine göre şöyle söylemiştir: İbn Lehîa’nın kitapları 169 senesinde yanmıştı. Ben kendisiyle 164 senesinde bir araya gelmiştim…”[84] Bu rivâyeti el-Mizzî de nakletmiştir. ez-Zehebî de bu rivâyeti aktarmış ve şunu ilave etmiştir: “İshak b. İsâ şöyle dedi: Onun usûlleri yanmamıştı. Sadece kendisinin okuttuklarının bir kısmı yanmıştı. –Usûl’le kasıt ana nüsha olup sadece bazı nüshaların yandığı anlaşılmaktadır.-”[85] Buhârî, Yahyâ b. Bukeyr’in “İbn Lehîa’nın evi ve kitapları 170 senesinde yanmıştı.” dediğini zikretmiştir.[86] İshak b. İsâ et-Tabbâ’ın sözleri kitapların yandığına ve yananların usûl değil sadece onlardan istinsah edilmiş kopyalar olduğuna delalet etmektedir. Bu husus onun hiçbir kitabının yanmadığını ifade eden Mısırlıların söyleminden farklıdır. Şu da bilinmelidir ki İshak b. İsâ et-Tabbâ’, İbn Lehîa ile kitapların yanması hadisesinden dört yıl önce bir araya gelmiş ve vefatına kadar da talebeliğini yapmıştır. Dolayısıyla bu kadar uzun süre içinde Abdullah b. Lehîa’nın herhangi bir ilim meclisinde hadisenin nasıl gerçekleştiğinden ve kitaplarının yanması meselesinden bahsetmiş olması gerekir. Bu nedenledir ki İbnu’t-Tabbâ’ın ondan semaı yanma olayından öncedir. İshak et-Tabba’ın naklettiği rivâyetler açısından hocasına yöneltilen bu tenkitleri bertaraf etmektedir.

Hadis âlimlerinin tenkitlerinden Abdullah b. Lehîa zatı itibariyle sâduk olduğu yalanla itham edilmediği ve kasıtlı olarak yalan söylemediği anlaşılmaktadır. Her insan gibi ömrünün sonunda hafıza zayıflığı ve karışıklığı kitaplarının yanmasından sonra meydana gelmiştir. Ölümünden önce kendisinde her ne kadar böyle bir hafıza problemi meydana gelmişse de burada sözü edilen ihtilatın ıstılahi manasından çok ana nüshanın yanmış olmasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

Bir ravi hakkında hüküm verebilmek için ilim ehlinin o kişinin durumu hakkındaki sözlerinin incelenmesi ve durumunun cerh ve tadil ölçülerine vurulması gerekmektedir. Hakkındaki yaralayıcı değerlendirmeleri alıp geri kalanları bırakmak İbn Lehîa hakkında insafsızlık olacaktır. İbnu’l-Mübârek, İbn Vehb gibi adı Abdullah olanların ondan yaptıkları rivâyet sahih olup diğerlerinin rivâyetinden daha sahihtir. el-Hâkim en-Neysâbûrî (ö. 405/1014) “Kasıtlı olarak yalana yönelmemiştir. Kitaplarının yanmasından sonra ezberinden tahdiste bulunmuş ve hata etmiştir”[87] sözleriyle İbn Lehîa hakkında insaflı bir değerlendirmede bulunmuştur. Yani iki Abdullah b. Yezîd el-Mukriî ve İbn Tabba’ın, İbn Lehîa’dan yaptıkları rivâyetlere itibar edilir. Nitekim Dârekutnî bunu ifade etmiştir.[88] Bu ravilerin rivâyetlerinin yeğlenmesinin sebebi İbn Ebî Hâtim’e ait olup ez-Zehebî tarafından aktarılmış olan şu ifadelerde mevcuttur: “Ebû Zur’a’ya “Peki ya eskilerin işittiği hadisler?” diye sorulduğunda “İlki de sonuncusu da aynıdır. İbnu’l-Mübârek ve İbn Vehb hariç. Çünkü bu ikisi onun usûlünü araştırırarak yazarlardı. Geri kalanlar ise şeyhten -yani onun yazdıklarının kopyasından- alırlardı” demiştir. İbn Lehîa’nın zabtı iyi değildir. Hadisiyle ihticac edilen kimselerden değildi. Bunlar onun hakkında söylenmiş en güzel sözlerdendir.” İbn Ebî Hâtim de bunu zikretmiş ve şöyle söylemiştir: ‘Amr b. Ali el-Fellâs şöyle demiştir: “Abdullah b. Lehîa’nın kitapları yanmıştır. Bundan önce İbnu’l-Mübârek ve Abdullah b. Yezîd el-Mukri’ gibi ondan yazmış olanların yazdıkları kitaplarının yanmasından sonra yazanlarınkinden daha sahihtir. O za’îfu’l-hadistir.”[89]

İshak b. İsâ et-Tabbâ’ın ve diğer muhaddis imamların İbn Lehîa’dan yaptıkları rivâyetlerde İbn Lehîa’nın kitabından tahdis ettiği sahih olanlara itibar edilir. Şeyh el-Mu’allimî -Abdurrahmân b. Yahyâ el-Yemânî-’nin “O, geneli itibariyle salihtir”[90] sözüyle kastettiği de budur. Ebû Zur’a yukarıda geçen “Hadisiyle ihticac edilen kimselerden değildi” sözlerini “Yani zatı itibariyle sâduk ve adildir. Mutâbi ve şahid olarak hadisine itibar edilir” ifadeleriyle bitirmiştir. İbnu’l-Fellâs da (O za’îfu’l-hadistir) sözlerini “Yani o sikadır, ama bazı sebeplerden dolayı hadisi zayıftır. Mutâbi ve şahid olarak hadisine itibar edilir” ifadeleriyle sona erdirmiştir. İbn Ebî Hâtim’in şu ifadeleri de bunu açıklamakta ve desteklemektedir: “Babama ve Ebû Zur’a’ya İbn Lehîa hakkında soru sordum “Onun durumu muzdaribdir. Hadisi itibar için yazılır.” dedi. Babama “İbn Lehîa’dan rivâyet edenler İbnu’l-Mübârek, Abdullah b. Vehb gibi kimseler olsalar ihticac edilir mi?” dedim “Hayır” dedi.” Kanaatimizce, İbn Lehîa’nın kitaplarının usûlünden okuduklarını alan veya kitaplarının usûlünü araştıranların hadisi, sahih kitapların rivâyetlerine muvafık ise, sahihtir. Bu durumda İbn Lehîa’nın hadisiyle neden ihticac edilmesin? Ama İbn Lehîa’nın hafızasından rivâyet ettiği hadislerden ya da ana nüshasından nakletmediği veya kopyalarından tahdis ettikleri ise zayıftır. İbnu’s-Salâh ve el-Hatîb el-Bağdâdî de: “Mütesâhil ravilerden biri de Abdullah b. Lehîa el-Mısrî’dir. Saygın biri olmasına rağmen mütesâhil olması sebebiyle rivâyetiyle ihticac edilmemiştir”[91] ifadeler de ondan nakledilen rivâyetin ancak sahih şahid veya mutabaatı ile kabul edileceğine işaret etmektedir. İshak et-Tabbâ’ın, Kütüb-i Tis’a ‘da İbn Lehia’dan naklettiği rivâyetlerin mutabaat ve şahidleri bulunduğu takdirde sahih[92] olarak zikrettik.

1.3.2. Öğrencileri

İshak et-Tabbâ‘ Adana çevresindeki farklı bölgelerden gelen birçok öğrenci yetiştirmiştir. Kaynaklarda tespit edebildiğimiz kadarıyla Bagdâd, Antakya, Massisa, Ezene, Bestam, Horasân, Nişâbur, Dımaşk, Özbekistan gibi bölgelerden yirmi dokuz öğrencisi bulunmaktadır.[93]

Mizzî, İshak et-Tabba‘dan rivâyet edenleri şöyle sıralamaktadır: Ahmed b. Muhammed b. Hanbel; Ahmed b. Menî’ b. Abdurrahmân el-Beğavî el-Bağdâdî (ö. 244/858),[94] İshak b. Behlül et-Tenûhî el-Enbârî; İsmâîl b. Ebi’l-Hâris Esed b. Şâhîn el-Bağdâdî (ö. 258/872),[95] İsmâîl b. el-Mutevekkil el-Hımsî (ö. 251/865 veya 260/874),[96] el-Hâris b. Muhammed b. Ebî Üsame et-Temimî (ö. ?); el-Hasen b. Alî b. Muhammed el-Huzelî el-Hallâl el-Hulvânî er-Rayhânî el-Hımsî, (ö. 242/856),[97] el-Hasen b. Ali el-Bezzâr (ö. ?); el-Huseyn b. İsâ b. Hamrân et-Tâî el-Horâsânî ed-Dâmeğânî (ö. 247/861),[98] Huşeyş b. Esram b. el-Esved en-Nesâî (ö. 253/867),[99] Ebû Hayseme Zuheyr b. Harb b. Şeddâd el-Harşî (ö. 234/848),[100] ed-Darimî, Abdullâh b. Abdurrahmân b. el-Fadl b. Behrâm et-Temîmî (ö. 255/869),[101] Abdullâh b. Muhammed b. Temîm el-Masîsî (ö.261-270/875-883),[102] Abdullah b. Nasr el-Antakî; Abdurrahmân b. Muhammed b. Selâm b. Nâsih Ebu’l-Kâsım el-Bağdâdî, et-Tarsûsî (ö. 231/846),[103] Abde b. Süleymân el-Mervezî, el-Masîsî, (ö. 231-140/846-854),[104] Alî b. Muhammed b. Alî el-Masîsî el-Kâdî (ö. 251-260/865-874),[105] Muhammed b. Ahmed b. Yezîd el-Ensârî; Muhammed b. İsmâîl b. ‘Uleyye b. İbrâhîm b. Muksim el-Esedî ed-Dımaşkî el-Kâdî (ö. 264/878),[106] Muhammed b. Rafi’ en-Neysâbûrî; Muhammed b. Abdilmelik b. Zencuye el-Bağdâdî (ö. 258/872),[107] Muhammed b. Ömer b. Ebî Ömer el-Mukriî(ö. ?),[108] Muhammed b. Yahyâ b. Abdullah b. Hâlid b. Fâris b. Zueyb ez-Zuhlî en-Neysâbûrî, (ö. 258/872),[109] Muhammed b. Yûsuf b. İsâ et-Tabbâ’ el-Bağdâdî (ö. 276/889),[110] Muğîre b. Abdurrahmân b. ‘Avn el-Esedî, el-Harrânî (ö. 243/857),[111] Hârûn b. Abdullah b. Mervân el-Hammâl el-Bağdâdî (ö. 243/857),[112] Heysem b. Hâlid b. Yezîd el-Kuraşî el-Herevî el-Masîsî  (ö. ?),[113] Ya’kûb b. Şeybe es-Sedûsî; Yûsuf b. Sa’îd b. Muslim el-Antâkî (ö. 271/884).[114]

Mizzî’nin zikretmediği İshak et-Tabbâ‘dan rivâyeti olan diğer öğrencileri de şunlardır:  Süleymân b. Tevbe el-Bağdâdî, en-Nehrevânî (ö. 262/876),[115] Süleymân b. Abdilcebbâr b. Zurayk el-Hayyât el-Bağdâdî, (ö. 251-260/865-874),[116] ‘Abbâs b. Muhammed b. Hâtem b. Vâkıd el-Bağdâdî, ed-Dûrî (ö. 271/884),[117] Ahmed b. Ezher b. Menî’ en-Nîsâburî, (ö. 263/877),[118] Ebû Hayseme Zuheyr b. Muhammed b. Kumeyr b. Şûbe en-Nesâî, el-Mervezî, (ö. 258/872),[119] Muhammed b. Râfi’ b. Ebî Zeyd Sâbûr el-Kuşeyrî (ö.  245/859).[120]

İbn Hanbel, Dârimî ve Züheyr b. Harb gibi müellif muhaddislerin İshak et-Tabba‘dan doğrudan rivâyetleri vardır. Bunun dışında Müslim, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce ve Taberânî de ders halkasına katılan öğrencileri vasıtasıyla İshak et-Tabba‘ın rivâyetlerini tahric etmişlerdir. Ahmed b. Hanbel Müsned’indehocası İshak et-Tabbâ‘dan yaklaşık tekrarla 270 ve tekrarsız 255 rivâyet tahric etmiştir. Bu durum İbn Hanbel’in Müsned rivâyet döneminde elimizde olmayan kayıp nüshaların muhtevası hakkında bize bilgi vermektedir.

1.4. RESMÎ GÖREVİ

İshak et-Tabbâ‘, kardeşleri Muhammed ve Yûsuf’la Adana’ya 176/792 yılında murabıt olarak atandı. O, vefat ettiği 215/830 yılına kadar otuz dokuz yıl Adana’da yaşamıştır. Adana’da murabıtlık görevi yanında hadis dersleri vermiştir.[121]

Ebû Nu’mân el-Antâkî (ö. ?) ve daha başkaları Ezene’nin hicri 141 veya 142 senesinde kurulduğunu söylerler. Horasanlı askerler Yahyâ b. el-Becelî (ö. 173/798’den sonra) ve Şam’lı askerler İbn Mâlik b. Edhem el-Bâhilî (ö. ?) ile birlikte Ezene’de karargâh kurmuşlardır. Her iki orduya Salih b. Ali (ö. ?) komuta etmiştir. el-Mehdî oğlu Hârûn Reşid’i hicri 165 senesinde gelindiğinde Şam topraklarına doğru savaşa gönderdi… Misîs şehrini ve camisini restore etti. Şehrin erzakını arttırdı, halkını güçlendirdi ve Seyhan Nehri üzerindeki Ezene Köprüsü yanına bir saray inşa etti… Daha sonra hicri 194 yılına gelindiğinde Ebû Süleym Ferec el-Hâdim (ö. ?) Ezene’nin inşasını sağlam ve korunaklı hale getirdi. Horasan halkından ve daha başka bölgelerden insanlara daha fazla gelir vaadiyle ve Muhammed b. er-Raşîd’in (ö. 232/847) emriyle oraya gelmeleri teşvik edildi. Bu arada Ebû Süleym Ferec el-Hâdim Seyhan sarayını da restore etmiştir. Zirâ bazı kişiler bu konuda şöyle demektedir: “Harun Reşîd’in Süğûr /Avâsım bölgesine tayin ettiği Tarsus ve Aynuzarb’ı imar eden Ebû Süleym Ferec el-Hadim et-Türkî, Adana’yı 194/809 yılında tekrar imar etti ve kalesini kuvvetlendirdi. Daha sonrada Muhammedu’l-Emin b. Reşid emriyle, Horasanlı insanları Adana’da görevlendirildi.”[122] Bu durumda henüz erken dönemde Müslüman Türklerin bu ölgeye yerleştikleri anlaşılmaktadır. Tabba‘ kardeşlerin de bu veriden hareketle Horasan kökenli oldukları söylenebilir.

Abbasî devletinin sünnetin yaygınlaştırılmasında verdiği destek sayesinde âlimler, ilmî faaliyetlerinde huzurlu ve rahat bir ortam bulmuştur. Abdullah İbnu’l-Mübârek [123] ve İshak et-Tabbâ‘  kardeşler gibi âlimlerin çalışmaları ile İslâm kültür ve medeniyetinin bu bölgede hâkim kılındığı söylenebilir. İshak et-Tabbâ‘  kardeşler, uzun süre Adana merkezli, Tarsus, Misis ve çevresinde hadis ilmini yaymışlardır. Hadis ilminin rivâyet döneminde yaşayan İshak et-Tabbâ‘ya Adana’da birçok muhaddis uğrayıp kendisinden ilim almıştır.[124]

1.5. ESERİ

Rical kitaplarında İshak et-Tabbâ‘ın İmâm Malik’in “Muvatta” adlı kitabının ravisi olduğu ifade
edilir. Fakat maalesef söz konusu Muvatta nüshası günümüze ya ulaşamamıştır ya da kayıptır. Bu nüshaya ait hadislerin Kütübü Tisa‘da rivâyet edilenleri üzerine bir yüksek lisans tezi çalışması yapılmıştır.[125]

    2.HADİS İLMİNDEKİ YERİ

Ahmed b. Hanbel, İshak b. İsâ İshak et-Tabbâ‘ hakkında Mâlik b. Enes’in rivâyetlerini en iyi bilen ve onun en önemli öğrencisidir demektedir.[126] Buhârî,  İshak et-Tabbâ‘ın meşhûru’l-hadis olduğunu söylemiştir.[127] Muhammed b. Sa’d, et-Tabakât adlı eserde İshak b. Tabba‘ı Bağdat’lı olup Medine’de yaşayan muhaddis ve fakihler arasında zikreder.[128]

Buhârî ve Müslim onun rivâyetlerini tahric etmiş[129], İbn Hibân kendisini Sikat’ına almış[130], Veliyyüddîn el-Irâkî[131] ve Dârekutnî onu tabiin ve sonrasındaki sika raviler arasında zikretmiştir.[132] Sâlih b. Muhammed ise onun ravi olarak: hadiste, “Leyse bihi be’sun” “Zararı yok, rivâyetleri nakledilebilir, sâduk” olduğunu haber vermektedir.[133] Ebû Hâtim (ö. 327/938)’e göre Muhammed et-Tabbâ‘ abisi İshak et-Tabbâ‘dan daha üstündür.[134] el-Hakim en-Neysâburî, onun müdellis olmadığını üçüncü tabakadan Bağdatlı bir ravi olduğunu haber vermektedir.[135] Yahya b. Main: “İshak et-Tabba‘nın Mu’allâ b. Mansûr’la İmam Mâlik’in rivâyetlerinde ihtilafında söz Mu’allâ’nındır. Çünkü Muallâ ondan daha sebttir demektedir.[136] Ebû Ya’lâ el-Kazvinî, İshak et-Tabbâ‘ ve kardeşi hakkında hadis âlimlerinin ittifakıyla sika ve İmam Mâlik’in öğrencisi olduklarını ifade ettiklerini bildirmektedir.[137] İbn Hacer ve Zehebî de ona sika demekte ve Abdürrezzâk’ın tabakasından bir ravi olarak yer vermektedir.[138] Bu verilerden hareketle İshak et-Tabba‘ın sika ve bilinen, güvenilen bir muhaddis olduğunu söyleyebiliriz.

İshak et-Tabbâ‘ sika bir ravi olsa da, münekkid muhaddislerin onun naklettiği bazı rivâyetlerin iletli olduğuna dair tenkitleri vardır. Ebû Hâtim’in sâduk ifadesi, aslında İshak et-Tabbâ‘ın hıfızasına dair bu tenkittir. Ancak bu İshak et-Tabbâ‘ın sikalığını ortadan kaldıramaz. Müteşeddid münekkid Ahmed b. Hanbel ve eser sahibi Darîmî ve Züheyr b. Harb gibi birçok muhaddis öğrencileri doğrudan; Müslim, Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce gibi âlimler de öğrencileri vasıtasıyla İshak et-Tabba‘ın hadislerini tahric etmişlerdir.[139] Sonuç olarak İshak et-Tabbâ‘dan daha sikaların olması, onun sika olması ve hadis ilmindeki yerinden bir şey kaybettirmez. 

İshak et-Tabbâ‘ın hadislerin rivâyetinde ve anlaşılmasında muhaddislerin usûlünü takip ettiği görülür. Hadislerin Allah rızası için öğrenilmesi, başka bir gaye güdülmemesi onun hedefidir. Bu konuda Süleyman b. Abdulcebbâr (ö. 251/865 veya ö. 260/874)  İshak et-Tabbâ‘ vasıtasıyla Hammâd b. Seleme’nin (ö. 167/783) şöyle dediğini nakletmektedir: “Allah’tan başkası için hadis talebinde bulunan kimse Allah’ın kurduğu tuzağa maruz kalır.”[140]

İshak b. Behlûl, İshak et-Tabbâ’dan Süfyân b. Uyeyne’nin (ö. 198/814) şöyle dediğini nakleder: “Âlimler üç gruptur. Allah’ı bilen, ilmi bilen; Allah’ı bilen, ilmi bilmeyen; ilmi bilen, Allah’ı bilmeyen.” İbn Behlül, İshak et-Tabbâ‘a “Benim bunu anlamamı sağla. Onu bana açıkla” dedim. İshak et-Tabbâ‘, bana şunları söyledi: “Allah’ı bilen, ilmi bilen; Hammâd b. Seleme’dir. Allah’ı bilen, ilmi bilmeyen; Ebu’l-Hâc el-‘Âbid gibileridir. İlmi bilen, Allah’ı bilmeyen de Ebû Yûsuf ve hocasıdır” dedi.[141]

İshak et-Tabbâ‘ın döneminde ilimle kastedilen şey hadis ilmidir. Ebû Hanife ve arkadaşlarının ilmi terkederek aklı esas alarak Allah’ın koyduğu emir ve yasakları tanımadıkları yönünde eleştirildiği görülür. Bu yaklaşımını sünnete ittiba konusunda nakillerden de anlamak mümkündür. Bu açıdan hadisin makasıdı ve bağlamı esas olan yaklaşımla tevile veya yoruma karşıdır. Bu lafızcı yaklaşımın Ahmed b. Hanbel ve Şafiî de kökleştiği ve günümüzde selefi söyleme temel oluşturduğu söylenebilir.

2.1. HADİS ÖĞRETİMİNE DAİR GÖRÜŞLERİ

İbn Tabba’ın eğitim anlayışı, selefi olan hocaları ile aynı doğrultudadır. Yani Allah rızası için ilim öğrenilmeli ve öğretilmli, başka bir gaye güdülmemelidir. O, sema metodunu kıraat metoduna tercih etmekte, ravinin rivâyet tahammülünde hocasından sema yöntemiyle alması gerektiğini dile getirmektedir.

İbnü’t-Tabbâ‘, Hammâd b. Seleme’nin (ö. 167/783) şöyle dediğini nakleder: “Allah’tan başkası için hadis talebinde bulunan kimse Allah’ın kurduğu tuzağa maruz kalır.”[142] Ayrıca İshak et-Tabbâ‘, Süfyân b. ‘Uyeyne’den yukarıda zikrettiğimiz üzere âlimleri üç gruba ayırmaktadır.”[143] İshak et-Tabbâ‘ âlimlerin had cezaları ve ferâiz gibi bilgilerin yanı sıra, Allah korkusuna da sahip olmaları gerektiğine dikkat çekmiştir. Yukarıdaki açıklaması şu âyetinin tefsiri gibidir: “Kulları içinde Allah’tan, ilim sahibi olanlar hakkıyla haşyet duyarlar.”[144]

İshak et-Tabbâ‘, muhaddisin semaı kıraat metoduna tercih eden kişiden rivâyet etmesi konusunda şöyle demektedir: “Kendisine (hadis) okunurken Mâlik’in uyukladığını gördükten sonra, kırâat yöntemini değersiz bir yöntem saydım.”[145] Öğrencinin hocasından sema ile imla meclislerine katılmasının önemine dikkat çekmektedir. el-Mervezî şöyle demiştir: “Yahyâ b. Yahyâ’dan da buna yakın bir şey rivâyet edilmiştir.” [146]

Bu bir şeye delalet edecekse eğer,  İshak et-Tabbâ‘ nazarında hadis tahammülünün şartlarına delalet eder. Yani hadisin kişiye imlâ ettirilmesi, kişinin onu dinlemek ve okumakla beraber, hocası olan muhaddisin lafzından yazması en tercih edilen eda yöntemidir.

2.2. SÜNNETE VE HADİSE YAKLAŞIMI

Sünnete ititba konusunda da hocası Mâlik b. Enes’in yaklaşımını benimsemiştir. İshak et-Tabba‘, sabit olan sünnet ve hadis varken rey ile görüş bildirilmesine yani Ehl-i Rey’e karşıdır. Bu yaklaşımın hadis ehlinin anlayışı olduğu bilinen bir husutur.

Mâlik b. Enes ve öğrencilerinin sünnete ittiba konusunda tutumlarını İshak et-Tabbâ‘dan aktarılan şu bilgiler ortaya koymaktadır:

“Bir adam Mâlik’e geldi ve bir mesele hakkında soru sordu. Bunun üzerine Mâlik, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu, dedi. Adam, Malik’e “Eğer öyleyse, senin görüşün nedir?” dedi. Mâlik ona şu âyeti okudu: “…Bu sebeple, onun emrine aykırı davrananlar, başlarına bir belâ gelmesinden veya kendilerine çok elemli bir azap isabet etmesinden sakınsınlar.[147] İshak et-Tabbâ‘ hocası İmam Mâlik’in din konusunda kendisi ile tartışan kişiyi ayıpladığını ve şöyle dediğini aktarır: “Cedelcilerden biri geldiğinde; bizi Hz. Peygamber (s.a.v.)’e Cebrail (a.s.)’in getirdiği vahiyle tartışmak durumunda bırakırdı. [148]

Bu konuda İshak et-Tabba‘ diğer hocası Hammad b. Zeyd’den nakille Eyyub, İbn Müleyke, Hz. Aişe’nin şöyle dediğini nakletti: Hz. Peygamber (s.a.v.) “Sana Kitab’ı indiren O’dur. Onun (Kur’an’ın) bazı âyetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab’ın esasıdır. Diğerleri de müteşâbihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşâbih âyetlerin peşine düşerler. Hâlbuki Onun tevilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek pâyeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak akl-ı selim sahipleri düşünüp anlar”[149] âyetini okudu ve şöyle dediğini işittim: “Kur’an hakkında münakaşa edenlerden Allah yüz çevirmiştir. Onlardan sakının.”[150] İshak et-Tabbâ ‘ Leys b. Sa’d, Yezîd b. Ebî Habîb, Bükeyr b. Abdullah el-Eşec, isnadıyla Ömer (ra)’in şöyle dediğini nakletmektedir: “Kur’an’ın müteşabihi ile sizinle mücadele decek bir topluluk gelecektir. Onlarla sünnetle mücadele edin. Sünen ashabı Allah’ın kitabını en iyi bilenlerdir.”[151] İshak et-Tabbâ‘, Muhammed b. Ebî Adî, İbn Avn vastasıyla İbn Sirin’in şöyle dediğine yer vermektedir: “Asâr üzere yaşayan kişi (doğru) yoldadır.”[152]

İbn Tabba’ daha sonra fıkhî küllî kaide olarak ifade edilecek olan mevridi nasta içtihada mesağ yoktur ilkesine işaret etmektedir. Aynı anlayışın yaşadığı dönemde yaygın olduğu anlaşılmaktadır. Bu anlamda aynı dönemde Tarsus’ta uzun süre sünnet ve hadisin yaşam tarzı olmasına katkı veren Abdullah b. el-Mübârek’e ait: “Kendisine dayanacağınız asıl şey, bu eser (hadis) olsun. Re’ye dair bilgilerden ise sizin için hadisi açıklayıcı olan kısımları alın”[153] ifadeleri bu bu yaklaşıma işaret etmektedir.

Hadis ehlinin, Ebû Hanife ve öğrencilerini eleştirisinde aklı esas alan Mu’tezilî âlimlerin amelde Ebû Hanife’ye tâbi olmalarının etkisi de göz ardı edilmemelidir. Çünkü yönetimde olan Mu’tezilî âlimlerin mihne olaylarında Halku’l Kur’an meselesinde fikirlerini kabul etmedikleri için hadis ehline hasmane tutumu hadis ehlini bu yola sevketmiş ve rey ekolüne karşı isnad merkezli müsned türü edebiyatın ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Çünkü Ahmed b. Hanbel’in Müsned’i bu dönemde yazılmıştır. Ebû Hanife ve Mâlik b. Enes’in beldelerinde bilinen uygulamayı, sabit sünneti esas alarak rivâyetleri değerlendirmek yerine; Şafiî ve Ahmed b. Hanbel döneminde müsned rivâyetle sünnetin tespit edilmesi esas alınmıştır. Ehl-i Sünnet akaidi de bu müsned rivâyetlere dayanarak alınmıştır. Bu yaklaşım hadis ehli arasında önce müsned türünü, daha sonrada bab başlıklarında görüşlerini belirttikleri sahih ve sünen edebiyatını doğurmuştur. Çünkü Hadis Edebiyatında bu türler ve şerhler incelendiğinde Mu’tezile yanında Ebû Hanife ve ashabına da eleştiriler yöneltilmiştir. Bu iki farklı usûl ve bakış açısı sonraki tartışmaların başlangıç noktasını teşkil etmektedir. İmam Muhammed’in İmam Mâlik’e, Şafiî’nin hem hocası Mâlik’e ve Ebû Hanife öğrencilerine yönelttiği eleştirileri bu bağlamda görebiliriz. İbn Ebî Şeybe ve Buharî’nin “Bazı İnsanlar” şeklinde isim vermeden Ebû Hanife’yi eleştirdiği görülür.[154] İhtilafu’l Hadis ilmi zamanla hilaf ilmini ve cedeli doğurmuştur. Hadislerin anlaşılmasında ve farklı tariklerin tahlilinde hadis ehlinin kullandığı cerh tadil isnada ve tarik farklılıklarında iç tahlil yanında rey ehlininde kullandığı Kur’an, sabit sünnet, tarihi veriler gibi asıllara arz ederek rivâyetin metnin değerlendirilmesi önemlidir. Her iki yöntemin kullanılması daha doğru ve elzem olandır.

İmam Mâlik, Hz. Peygamber’e ait söz sabit ise; rey ile tartışmayı ayıplamakta ve adeta şunları söylemektedir: Herhangi bir muhaddisin veya fakihin sahih ve sarih olan hadise salt reye dayalı olarak muhalefet etmesi mümkün değildir. Kendi reyini vahiy veya Rasûlü’nün sünneti önüne geçirerek bu şekilde davranamaz.  İshak et-Tabbâ‘da İmam Mâlik’in sünnete ittibadaki bu tutumunu benimsemiştir.[155]

İshak et-Tabbâ‘ın sahabenin asarı ve uygulamaları konusunda da aynı tutumu sergilediği görülmektedir. Abdullah, babası İbn Hanbel’in şöyle dediğini nakletmiştir: “Bize İshak et-Tabbâ‘ şöyle dedi: ‘Mâlik b. Enes’i bıyıkları uzun görmüştüm. Bunun sebebini ona sordum’. O şöyle dedi: ‘Zeyd b. Eslem’in (ö. 136/753) bana ‘Âmir b. Abdullah b. ez-Zübeyr’den (ö. 121/739) tahdis ettiğine göre: “Ömer b. el-Hattâb kızdığı zaman bıyığını büker ve ovalardı.” [156] Bu sebeple Tahâvî ve İbn Hacer hangi durumda bıyıkların uzatılabileceği konusunda görüş bildirmektedirler.[157] İbn Tabb’a’ın hocası İmam Mâlik’in sahabe tatbikatına verdiği öneme bu örnek işaret etmektedir.

İshak Tabbâ, Mâlik b. Enes’e bazı Medinelilerin ruhsat tanıdığı şarkı söylemek ve dinlemek hakkında soru sordum. O, “Bizde onu ancak fâsıklar yapar” dedi.[158] İmam Mâlik’in verdiği cevap günümüzde birçok kimsenin dilinde dolaşmaktadır. Buna karşılık makasıdı esas alan İbn Hazm el-Kurtubî (ö. 456/1064) bu konuda görüşüde şunu ifade eder: “Şarkı dinlemekle Allah’a karşı günah işleme niyeti olan kimse fâsıktır. Kaldı ki şarkı dışındaki herşey de böyledir. Allah’a itaat için kuvvet kazanmak ve nefsinde iyiliğe yönelik bir dinçlik oluşturmak için şarkı dinleyerek kendini dinlendirmeyi hedefliyorsa, bu durumda yapmış olduğu bu fiil de haktandır. Allah’a itaat veya günahı hedeflemeyen kimsenin şarkı dinlemesi ise lağv (faydası da zararı da olmayan işler) kabilinden olup af kapsamındadır. Tıpkı insanın gezinti için bahçeye çıkmasına, etrafı seyretmek için evinin kapısında oturmasına, elbisesini laciverte, yeşile veya bir başka renge boyamasına, bacağını uzatmasına, toplamasına ve diğer fiillerine benzer. Böylelikle -Allah’a hamd olsun ki- onların ileri sürdükleri şeyler (fâsık olma şüphesi) kesin olarak bâtıl olmuştur.”[159]

Sonuçta İshak et-Tabb’a İmam Mâlik’ten sadece ilim değil sünnete ittiba açısından toplumsal problemleri de sorgulayan bir zihni yapıya sahip olduğu görülür. Bununla birlikte döneminde aklı esas alan rey ehline (Hanefi fakihlere) mesafeli ve hocası İmam Mâlik’in de esas aldığı Medine’deki sabit olan uygulamayı; Sünneti takip ettiğini söyleyebiliriz.

2.3. RİVÂYET TAHRİCİ VE DEĞERLENDİRMESİ

İbnu’t-Tabb‘â cerh-ta’dîl ve metin tahlillerindeki görüşlerini genellikle hocalarına nispet etmektedir. Şüphesiz bu konuda yukarıda belirttiğimiz gibi Mâlik b. Enes ve Hammad b. Zey’den nakilleri yine öne çıkmaktadır. Bu durum onun hadislerin tahric ve değerlendirmesinde hocalarından etkilendiğini gösteren bir husustur.

İbn Ebî Hâtim, İshak et-Tabbâ‘ın ravilerin cerh ta’dil durumu hakkında araştırmasına şu nakillle yer vermektedir:

“Hammâd b. Zeyd’in bize tahdis ettiğine göre şöyle demiştir: Zeyd b. Eslem (ö. 136/753) hayatta iken Medine’ye geldim. Ubeydullah b. Ömer’i (ö. 147/764) sordum. ‘İnsanlardan bazıları onu tenkit ediyor’ dedim. Bunun üzerine Hammad bana ‘Onda bir beis görmüyorum. Yalnız Kur’an’ı kendi reyiyle tefsir ediyor.’ dedi.”[160]

Toplumda farklı bakış açısı sahiplerinin İshak et-Tabbâ‘ döneminde tenkide uğradığı ve özelde rey ile tevil ve yoruma karşı duruşun oluştuğunu söylemek mümkündür.

İshak et-Tabbâ‘ın tahric ettiği hadisleri anlamak için hocasına garibü’l-hadis olan bazı kelimeleri sorduğunu görmekteyiz. İshak et-Tabbâ‘ bir rivâyette şöyle söylemektedir: “Bize Mâlik b. Enes’in tahdis ettiğine göre: Bana İbn Şihâb’ın Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe b. Mes’ûd’dan (ö. 94/713) tahdis ettiğine göre İbn Abbâs (ö. 68/687) ona şöyle haber vermiştir. Zilhicce ayının akabinde Medine’ye geldiğimizde[161] -ki cuma günüydü- sakkete’l-a’mâ gibi gitmekte acele ettim. “Sakkete’l-a’mâ nedir?” dedim.[162] İmam Mâlik: “Hangi vakitte çıkıp gittiğine aldırış etmez. Sıcağı, soğuğu ve benzeri şeyleri bilmez” dedi. İmam Mâlik hadise devam etti ve şu sözlere geldi: “Ensardan biri ‘Ben ensarın cuzeyluha’l-muhakkek[163] ve uzeykuha’l-muracceb[164]’im dedi. Ey Kureyş topluluğu! Sizden bir emir olsun, bizden bir emir olsun’ dedi…”  İshak et-Tabbâ‘, “Mâlik’e “Ben cuzeyluha’l-muhakkek ve uzeykuha’l-muracceb’im sözlerinin anlamı nedir?” dedim. “Sanki ben dâhiyetuhâ[165]’yım diyor” dedi”[166]

Bu durum, İshak b. İsa et-Tabbâ‘ hadislerin sema’ı yanında hocasından garibü’l-hadis olan kelimeleri de sorduğu araştırma yöntemi ile rivâyetleri müzakere ederek aldığına işaret etmektedir.

İshak b. İsa et-Tabb’a göre: “Cerîr b. Hâzim’in Sâbit’ten, onun da Enes’ten rivâyetine göre Enes Rasûlullah (s.a.v)’in: “Namaz için kamet getirildiğinde beni görünceye dek ayağa kalkmayın!”dedi. [167] Ben sonra Hammad b. Zeyd’e geldim ve rivâyeti ona sorduğuğumda o bana şöyle dedi: “Ebu’n-Nadr (Cerîr b. Hâzim) vehmetmiş. Biz Sabit el-Bünânî’nin ilim meclisinde Haccâc b. Ebî Osman’la birlikteydik. Haccâc es-Savvaf, Yahya b. Ebî Kesîr, Abdullah b. Katade, babası Katade vasıtasıyla Hz. Peygamber’den: …” bu rivâyeti nakletti dedi.[168]  İsnadlara yönelik araştırmalarına dair ikinci örnekte şudur. İshak et-Tabbâ: “Mâlik b. Enes’e: ‘İbn Ömer’in Nâfi’e: İkrime’nin Abdullah b. Abbâs adına yalan söylediği gibi sen de benim adıma yalan söyleme” şeklindeki sözü sana ulaştı mı?” diye sordum. Mâlik: “Hayır, ancak Saîd b. el-Müseyyeb’in hizmetçisi Bürd’e bu şekilde söylediği bana ulaştı” dedi.[169]

İbnu’t-Tabb‘ın usûle dair görüşleri, muhaddisin taşıması gereken şartlar, hadis rivâyetinde izlemesi gereken tutum, mana ile rivâyet, metin ve rical tenkidi hakkındaki görüşleri de daha sonraki kitaplarda yer almaktadır. İbn Ebî Hatim, Abdullah b. Abdurrahmân, Muhammed b. Yahyâ ve İbn Hanbel gibi öğrencileri vasıtasıyla bu görüşleri daha sonraki kaynaklara intikal etmiştir.

Hz. Peygamber’in “Sizin üzerinize birini halife olarak bırakırsam ve ona isyan ederseniz azap olunursunuz. Fakat Huzeyfe size neyi anlatırsa, onu tasdik edin! Abdullah size neyi okutursa, onu okuyun!” rivâyeti konusunda Tirmizî, Abdullah (Dârimî): “İshak b. İsa’ya dedim ki: Bunun Ebû Vâil’den rivâyet edildiğini söylüyorlar” dediğimde, şu cevabı verdi: “Hayır, inşallah Zâzân’dandır.” demiştir.[170]

Bu durum,  muhaddislerin İshak et-Tabbâ‘a rivâyetlerin isnadı konusunda itimad ettiklerine delalet etmektedir.

İshak et-Tabbâ‘ın, Hz. Ömer’in halifeliği döneminden başlayarak tarih alanında bazı rivâyetleri bulunmaktadır. Bu konuda en fazla rivâyet ettiği kişi hocası Ebû Ma’şer ve kendisinden en çok rivâyet eden İbn Hanbel’dir. Bu nedenle Ebû Ma’şer’in tarihle ilgili bu rivâyetlerin sahibi olduğunu söylememiz mümkündür. Bu rivâyetlerin ekserisi İbn ‘Asâkir’in Târîhu Dimaşk adlı eserinde,[171] bir kısmı Ebû Yusuf el-Fesevî’nin el-Ma’rife ve et-Târîh adlı eserlerinde,[172] el-Hatîb el-Bağdâdî’nin Târîhu Bağdâd’ında,[173] el-Beğavî’nin Mu’cemu’s-sahâbe’sinde,[174] Ebû Nu’aym’ın Mârifetü’s-Sahâbe’sinde[175] ve İbn ‘Adîm’in Buğyetu’t-tâlib fî Târîhu Haleb’inde [176] mezkûrdur. Önemine binaen bu rivâyetlerin yerlerine dipnotlarda işaretle yetinmek istiyoruz.

Kitaplarda yer alan nakillere bakıldığında İshak et-Tabbâ‘ın, hadis ilimlerinde en çok etkilendiği hocalarının Mâlik b. Enes ve Hammâd b. Zeyd olduğu söylenebilir.

2.3.1. Kütüb-i Tisa’da Tahriç Ettiği Hadisleri Açısından İbn et-Tabbâ‘

İshak et-Tabbâ‘ın en çok rivâyette bulunduğu hocaları; İmam Mâlik, Leys b. Sa’d ve Abdullah b. Lehiadır. Abdullah İbn Lehia adil olmakla birlikte hadis âlimlerince münkerü’l-hadis ve ömrünün sonunda kitapları yanması sebebiyle ihtilat etmekle tenkide uğramıştır. Rivâyetlerinin bu sebeple i’tibar için yazılabileceği ifade edilmiştir.[177] İbn Hanbel’in hocası İshak et-Tabbâ‘dan tahric ettiği iki yüz yetmiş rivâyetten iki yüz elli beşi tekrarsızdır.  Dârimî, İshak et-Tabbâ‘dan on ikisi müsned[178] ve dokuzu mevkuf[179] toplam yirmi bir rivâyeti doğrudan nakletmektedir. Bu durum iki müellifin onun ilim meclislerine katıldığına işaret etmektedir. Ayrıca Kütüb-i Tis‘a müelliflerinden bazıları İshak Tabbâ‘dan öğrencileri vasıtasıyla nakilde bulunmakatadır. Bunlar şu şekildedir.  Müslim, İshak Tabbâ‘ın öğrencilerinden; Muhammed b. Rafi’ ve Züheyr b. Harb vasıtasıyla altı rivâyetini tahric etmektedir.[180] Tirmizî, İshak Tabbâ‘ın öğrencileri; el-Hasen b. Ali el-Hallâl, İsâ b. Ahmed ve Züheyr b. Harb vasıtasıyla üç rivâyeti tahric etmektedir.[181] Nesâî, İshak Tabbâ‘ın öğrencileri Ali b. Muhammed b. Ali b. Ebi’l-Müdâî, Muhammed b. İsmail b. Ali, el-Muğire b. Abdirrahmân el-Harrânî ve İsâ b. Ahmed vasıtasıyla beş rivâyet tahric etmektedir.[182] İbn Mâce de, İshak Tabbâ‘ın öğrencileri; Muhammed b. Ömer el-Mukriî ve el-Hasen b. Ali el-Hallâl vasıtasıyla iki rivâyeti tahric etmektedir.[183] Züheyr b. Harb gibi musanniflerin de İshak et-Tabbâ‘ın öğrencisi olduğu görülmektedir. Mustafa el-Azamî, Muvatta’ ravilerden biri olarak İbnü’t-Tabbâ’ın İmam Mâlik’ten altmış iki rivâyet naklettiğine işaret etmektedir.

Tablo 2. Kütüb-i Tis’a Müelliflerinin et-Tabbâ‘dan Rivayet Sayıları

MüellifKitapRivâyet sayısı
İbn HanbelMüsned255
Dârimîes-Sünen12
Müslimes-Sahih6
Tirmizîes-Sünen3
Nesâîes-Sünen5
İbn Mâcees-Sünen2

Tablo 2’de Kütüb-i Tis‘a müelliflerinden Müslim, Dârimî, Tirmizî ve Nesâî’nin rivayet etmiş olması İshak b. et-Tabba‘ın hadis ilminde kendisine güvenildiğini göstermektedir.

Tablo 3. İmam Ahmed b. Hanbel’in İshak et-Tabbâ‘dan naklettiği rivâyetlerin Kütüb-i
Tisa‘da şahid ve muatabî tariklerin sayısal dağılımı

MüellifKitapRivâyet sayısıYüzdelik
İbn HanbelMüsned255% 100
Dârimîes-Sünen93% 36.47
BuharîSahih156% 61.176
MüslimSahih159% 62.352
İbn MâceSünen139% 54.50
Ebû DâvûdSünen153% 60
TirmizîSünen137% 53.72
NesâîSünen126%  49.41

Tablo 3’te İbn Hanbel’in İshak et-Tabba‘dan tahric ettiği rivayetlerin Kütüb-i Tis’a’dan tahricinde elde edilen sonuçta, bu rivayetlerin sahih, sahih li-gayrihi, hasen, hasen li-gayrihi, hasen sahih, zayıf, münker ve mürsel rivayetlerin yer aldığı görülmektedir.

Tablo 4. Ahmed b. Hanbel’in İshak et-Tabba‘dan naklettiği 255 rivayetin şahid ve mutabaatları.

Sahih106% 41. 56
Hasen42%  16.47
Hasen Sahih67%  26.27
Sahih li-Gayrihi13%5.09
Hasen li-Gayrihi5% 1.96
Zayıf20% 7.84
Mürsel1%  0.39
Ferd ve Münker1%0.39
Toplam255 

Tablo 4’de görüldüğü üzere tekrarları çıkardığımızda İshak et-Tabbâ‘dan Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde naklettiği 255 rivâyetin %93.7 gibi büyük bir kısmının sıhhat derecesinde olduğu söylenebilir. Temel hadis kitaplarında rivâyetlerinin şahid ve mutabaatları ile sıhhat derecesinde olanlarının oranı zayıf rivâyeti ile mukayese edildiğinde zayıf rivâyetin yüzdelik oranı  % 7.3 gibi çok düşük bir oran olduğu görülür.[184] Hadis âlimlerinin tenkit ederek zayıf kabul ettikleri rivâyetlerin geneli İshak et-Tabba‘ın hocası İbn Lehia sebebiyledir. Bu tenkitlerin İbn Lehia’nın ana nüshası yanması ve onun ihtilatı sebebiyle yapıldığını söyleyebiliriz. Ancak İshak et-Tabbâ‘ın İbn Lehia’dan yirmi iki rivâyeti kitapları yanmadan ve ihtilat etmeden önce tahammül etmiştir. Bu durum sözü edilen bu tenkitleri de bertafar etmektedir. Bu açıdan İbn Lehia vasıtasıyla nakledilen yirmi iki rivâyetin de sıhhat derecesinde olduğu kanaatindeyiz. Ayrıca İshak b. İsâ’nın zayıf kabul edilen rivâyetlerinden birçoğu şahid ve mütabî tariklerle sıhhat derecesine ulaşmaktadır.

İshak b. İsâ et-Tabba’dan nakledilen rivâyetlerde hadis âlimlerinin tenkit noktalarının; ravinin zabt kusuru veya meçhulul hal olması, isnadda ınkıta, sâduk ravinin rivâyetinde teferrüd etmesi gibi sebeplere dayandığı söylenebilir. İshak b. İsâ’dan tahric edilen rivâyetler bir kısmı ınkıta sebebiyle zayıftır. Örnek olarak Ali b. Abdullah el-Ezdî (ö. 91-100/710-719) ve Ebu’d-Derdâ’ arsında Ebû Hâlid el-Bikrî zikredilmediğinden oluşan ınkıta,[185] Ebû Kilâbe Abdullah b. Zeyd el-Basrî (ö. 104/723), Amr b. Ahtab el-Ensârî (ö. 71-80/691-699)’yi görmediği için isnadda ınkıta vadır. Bazı rivâyetler ise isnadda yer alan ravilerin tenkide edilmiş olmasından dolayı zayıftır. Bunlara örnek olarak, Erbide et-Temîmî (ö. 70-80/689-699),[186] el-Munkedir b. Muhammed (ö. 180/796),[187] Şerik b. Abdullah en-Nehaî, Yezîd İbn Ebî Ziyâd (ö. 136/754),[188] Âsım b. Ubeydillah (ö. 132/750),[189] Abdullah b. Âmir b. Rabîa (ö. 85/704),[190] Ebû Bekr b. Abdullah İbn Ebî Meryem (ö. 156/773),[191] Abdullah b. Muhammed b. Akîl (ö. 140/758),[192] İsmâil b. Ayyâş,[193] Ebû Ma’şer Necîh b. Abdurrahmân el-Medenî, Muhammed b. Sâbit el-Abdî, Muhammed b. Sâbit el-Abdî (ö. 171-180/788-796),[194] Yahyâ b. Süleym el-Hezzâ’ (ö. 193/809),[195] Râşid b. Dâvûd el-Emlûkî (ö. 113/731),[196] Ömer İbn Ebî Seleme b. Abdurrahmân (ö. 132/750), Abdullah b. Lehîa, Râşid,[197] el-Hasan b. Hâdiye (ö.?)[198]  rivâyetleri delil alınamayacak nitelikte zayıftır. Bu rivâyetleri ve isnad değerlendirmelerin tamamını burada zikretmek makale boyutunu aşacağından sadece bir örnekle yetineceğiz.

İbn Hanbel, İshak b. İsâ et-Tabb’a, İmam Mâlik, Zeyd b. Ebî Üneyse (ö. 125/743),[199] Abdülhamid b. Abdurrahmân b. Zeyd b. Hattab (ö. Hişâm’ın hilafetinde vefat etti ?),[200] Müslim b. Yesâr el-Cühenî[201] şöyle haber verdi: “Ömer b. Hattâb’a (ö. 23/643)[202] “Çünkü Rabbin Âdemoğlunun sırtından zürriyetlerini aldı” [203] âyeti soruldu. Ömer dedi ki: Hz. Peygamber (s.a.v.)’e bu âyet soruldu, bunun üzerine O (s.a.v.)  şöyle dedi: “Allah, Âdem’i yarattı sonra onun sırtını sağ eliyle mesh etti, ondan zürriyetini çıkardı.  O şöyle buyurdu: “Onları cennet için yarattım ve cennet ehlilinin amelini yaparlar. Sonra tekrar Âdem’in sırtını sıvazladı ve zürriyetini çıkardı ve şöyle buyurdu: Bunları cehenem için yarattım ve onlar cehennem ehlinin amelini yaparlar. Adam dedi ki: ‘Ey Allah’ın Elçisi! O zaman amelin anlamı ne?’ Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle cevap verdi: “Allah (c.c.) kulunu cennet için yaratmışsa, ona cennet ehlinin amelini ölünceye kadar yaptırır ve onu iyi amelleriyle cennetine koyar. Allah, kulunu cehennem için yaratmışsa, ona cehennem ehlinin amelini ölünceye kadar yaptırır ve onu cehennemine koyar.”[204]

İbn Hanbel, rivâyeti Müsned’inde İshak et-Tabba’ dışında iki tarikle nakledilmektedir. Bunlar Ravh b. Ubade, Mâlik ve Musâ b. Zübeyir, Mâlik tarikleridir.  İbn Hanbel, ravilerden Müslim b. Yesâr el-Cühenî’nin dolayısıyla rivâyetin zayıf olduğuna hükmetmektedirler.[205] Tirmizî buna ilaveten rivâyetin munkatı olduğunu ve Müslim b.Yesâr el-Cühenî ile Hz. Ömer arasında bir ravi olduğunu ifade etmektedir.[206] İbn Kesîr ise bu bilgileri Tirmizî’ye isnat etmekte ve isnad konusunda Ebû Hâtim ve Ebû Zur’a’nın da aynı düşündüğünü belirmektedir. Bunlara ilaveten Ebû Hâtim isnadda Müslim b. Yesâr el-Cühenî ile Hz. Ömer arasındaki Nuaym b. Rabia’nın İmam Mâlik tarafından hali meçhul olduğu için bilerek düşürüldüğünü ifade etmektedir. Çünkü söz konusu ravi sadece bu rivâyetle bilinmektedir. Aynı şekilde İmam Mâlik’in hali meçhul ravileri düşürerek tedlis yaptığı bilinmektedir. İmam Mâlik birçok merfu rivâyetleri irsal ederek ve muttasıl olan isnadları munkatı’ olarak nakletmektedir.[207] İbn Abdilber, hadis hakkında şunları iafde eder: “Hadisin isnadı tam değildir. Çünkü Müslim ve Nuaym b. Rebia hadis rivâyetinde maruf değillerdir. Ancak bu rivâyet anlamı Hz. Peygamber’den birçok tarikle sahih ve sâbit olarak bize ulaşmıştır. Bu sebeble rivâyet sahih li gayrihidir, demektedir.[208]

İmam Mâlik döneminde, Müslim b. Yesâr’ın Hz. Ömer’den nakli müenen rivâyet lafzıyla isnadda zayıf ravilerin düşürülmesiyle tedlis ve inkıtâ tenkid konusu olmadığı öylenebilir. Ancak üçüncü hicri asırda isnada dayanan hadis usûlü açısından, bu yapılan tedlis sikalardan kabul edilmekle birlikte; yalancı olması durumunda rivâyet reddedilmektedir. Bu durum hadis âlimlerinin rivâyeti kabul yönteminde asırlar arasında usûl farklılıklarının varlığına işaret eden bir husustur. Hadis âlimlerinin üçüncü asır ve sonrasında isnadında bu ınkıta’a rağmen, Mihne Olayında Mu’tezile ile tartışmalarında kader konusunda kendi görüşlerine delil aldıkları görülür. Rivâyetin sıhhat tespitinde rivâyet dönemi şartlarının gözden uzak tutulmaması gerekir. Rivâyetin farklı tarikleri metin açısından tahlil edildiğinde anlama tesir etmeyen küçük farklılıklar dışında İmam Mâlik’ten nakledildiği şekildedir. Bu ise Mihne öncesinde b rivâyetin varlığına işaret eden olumlu bir durumdur. Ayrıca İlk lafzatullahtan sonra İbn Hanbel “Celle Celalühu” ifadesini zikretmemekte, Mâlik ise zikretmektedir. Ayrıca Ahmed Hanbel’in  فَيُدْخِلَهُ بِهِ النَّارَ “(Allah) onun ameliyle cehenneme koyar” şeklinde ifadesi Tirmizî فَيُدْخِلَهُ الله النَّارَ “Allah onu cehenneme koyar” şeklinde nakletmektedir. Buharî’nin Tarihu’l Kebir’inde rivâyet daha mufassal şekilde geçmektedir. el-Bacî rivâyette geçen “el” ifadesinin teşbihin sıfat olduğunu yoksa Allah misli olmadığına dair âyetin delil olduğunu; Ehl-i Sünnetin ifade ettiğini haber vermektedir.  Bu durum rivâyetin Mu’tezile ve Ehl-i Sünnet arasında tartışmalara konu olduğunu göstermektedir. İbn Arabî, Âdem (a.s.)’in sırtının sıvazlanması konusunda kulun Allah’ın yüce kudretini sırtında taşıdığına işaret olarak yorumlamaktadır. Zürkânî, “Müsedded b. Müserhed’in Müsned’inde rivâyetinde soruyu Hz. Peygamber’e soran meçhul kişinin Imrân b. Husayn olması ihtimali vardır. Müslim, bu kişiyi Süraka b. Mâlik olarak nakletmektedir” demektedir.[209]

Sonuç olarak rivâyeti ilk tahric eden İmam Mâlik’ten munkatı olarak nakletmiştir. Hicri üçüncü asır klasik hadis kitaplarında yukarad zikredilen hadis usûlü açısından rivâyete yöneltilen eleştirilere rağmen nakledilmiştir. Rivâyet isnadda tenkide uğramış zayıf ravilerin varlığı ve meçhulül hal olması sebebiyle düşürülen ravi sebebiyle klasik usûl açısından da zayıftır. Rivâyetin döneminde fikri zemininde Ehlisünnete delil olan bu rivâyet, bazı ravi tasarruflarına maruz kalmış olabileceğini gözden uzak tutmamak ve rivâyete ihyatla yaklaşmak ilmi tutumun gereğidir. Bu açıdan itikadi hüküm bildiren bu tür isnadı zayıf bir rivâyet hüküm açısından delil olamaz niteliktedir.

İshak et-Tabbâ‘, rivâyetleri muhaddislerce tahric edilen, hadis ilminde tebarüz etmiş sika bir âlimdir. Ancak bazı rivâyetleri hocaları veya öğrencileri sebebiyle tenkide uğramış olması sebebi ile i’tibar için yazılmıştır. İshak et-Tabba’dan, tahric ettiği rivâyetlerin ahkâm hadisleri olduğu görülür. Bu rivâyetlerin geneli sahih olup şahid ve mutabaatları da vardır. Tenkide uğramış rivâyetleri incelediğimizde ise daha çok döneminde mezhep ve fırkaların fikrî tartışma konularında delil aldıkları rivâyetler olduğu görülmektedir.

    SONUÇ

İshak et-Tabbâ‘, Bağdat’ta doğdu. Bağdat, Şam, Medine, Mısır, Basra gibi şehirlerde ilim tahsil etti. Abbasiler döneminde hicri 176-215 yıllarında Adana’ya murabıt olarak atandı. Adana’da cihad yanında hadis ilmini yaydı ve birçok âlim yetiştirdi. Adana’da (h. 215/ m. 830) yılında vefat etti. O, uzun süre İmam Mâlik’e öğrencilik yapmış, Muvatta’nın ravilerinden birisi ve İmam Ahmed b. Hanbel’in hocasıdır.

İshak et-Tabbâ‘, sünnete ittiba ve hadise yaklaşımında İmam Mâlik ve Zeyd b. Hammad’ın görüşlerinden etkilendiğini ifade edebiliriz. Ebû Hanife ve öğrencilerinin rivâyet tespit ve delil alma yaklaşımlarına mesafelidir. Bu yüzden İmam Ahmed b. Hanbel, onun İmam Mâlik’ten rivâyetlerini diğer ravilere tercih etmekte ve iki yüz elli beş rivâyetini nakletmektedir.

Rivâyetlerinin Müsned’de ve diğer hadis kitaplarında tahric edilmesinin asıl sebebi ehli hadisten biri olarak aynı görüşleri savunmasıdır. İshak et-Tabbâ‘ın yaşadığı dönemin siyasi olaylarından etkilendiği sünnet ve hadis anlayışında yer verdiğimiz ehli reyle tartışmalarında açıktır.  Daha sonraki dönemde Ehli hadisin kendisine atıfla yaptığı nakillerde bu durumu doğrulamaktadır.

Ahmed b. Hanbel’in mihne olaylarında yaşadıkları ve ehli reyle mücadelesi müsned hadise yönelişinin ilk nüveleri İshak et-Tabbâ‘da da olduğuna işaret eder. Ahmed b. Hanbel’in ondan tahric ettiği rivâyetlerden sadece dördü İmam Mâlik vasıtasıyla olması İshak b. İsa’nın birçok hocadan hadis dinlediğini ortaya koymaktadır. Hadis âlimlerinin ondan tahric ettiği rivâyetlerin genel itibari ile ahkâma ait olduğu görülür. Bu rivâyetler genel itibarı ile sahih veya şahid ve mutabaat sebebi ile sahihtir. Zayıf rivâyetler sosyal alana ait daha çok fikri tartışmalara konularda hadis ehlinin delil aldığı rivâyetlerdir. Bunların tahric edilen hadislere oranı %10’un altındadır.


KAYNAKÇA

[1] Hatib el-Bağdâdî, el-Kifâye, s. 341; Mâlik b. Enes, Muvatta, c.1, s. 53.

[2] İbn Sa’d, et-Tabakât, c. 7, s. 343; Müslim, Kitâbu’l-Kunâ, c. 2, s. 916; İbn Ebî Hâtim, el-Cerh ve’t-ta’dîl, c. 2, s. 230. 

[3] et-Tabba’ kelimesi, “kılıç yapan usta” anlamına gelmektedir. Bkz. İbn Manzûr, Lisânu’l-Arab,ب ع  ط maddesi, c. 8, s. 232.

[4] Düşmanla temas bölgeleri olan sınır boylarında muhafız olan askerlere murabıt denilmektedir. Bkz. Ezherî, Tezhibu’l-Luğa, c. 4, s. 403; Ferâhidî, Kitabu’l-Ayn,  c. 7, s. 422.

[5] Sem‘ânî, el-Ensâb, c. 9, s. 30; Bedruddîn el-Aynî, Megâni’l-Ahyâr, c. 3, s. 469.

[6] İbn Hibbân, Meşâhîru ‘ulemâi’l-emsâr, c. 9, s. 64; Zehebî, El-Kâşif, c. 1, s. 203; Recep Tuzcu, “Adanalı Muhammed b. İsâ b. Necîh et-Tabbâ‘ ve Hadis İlmindeki Yeri” İslami Araştırmalar Dergisi, 2013, c.  24, sayı: 1,  s. 2.

[7] Ebû Hâtim, Muhammed et-Tabbâ‘ın abisi İshak b. İsa, Rey’e gitmiş ve Cerîr’in kitaplarını yazmış, Muhammed et-Tabbâ‘ da bu yazdıklarını inceleyip ve ezberlemiştir. Cerîr Irak’a geldiğinde; ezberlediği bu rivâyetleri Cerir’e sormaya başladı. Cerir, Muhammed et-Tabbâ‘ya ‘Yanımıza neden gelmedin?’ dedi. O: ‘Fakirlikten’ dedi. Cerir: ‘Merkebinin güzel ve elbiselerinin de bembeyaz olduğunu görüyorum’ dedi. O ‘Ödünçtür’ dedi. Cerir, İshak et-Tabbâ‘ya ‘Onun ezber kabiliyeti olan, akıllı biri olduğunu görüyorum’ dedi. O da: ‘O yetimdir. Onu ben eğittim.’ dedi. ‘Onun sana teşekkürü nasıldır? Zira denildiğine göre yetim hemen hemen hiç teşekkür etmez.’ dedi. Bkz. İbn Ebî Hâtim, age, c. 8, s. 39; Zehebî, et-Târîh, c. 5, s. 683.

[8] İbn Hibbân, age, c. 9, s. 280.

[9] Hatîb “vefat tarihi konusunda Allah daha iyi bilir ya en doğrusu budur” demektedir. Bkz. Hatîb el-Bağdâdî, Târîh, c. 7, s. 345.

[10] Bkz. Hatib el-Bağdâdî, Tarih, c. 4, s. 332; Kâdî Iyad, Tertibu’l-Medârik, c. 1, s. 150; Mizzî, Tehzîb, c. 2, s. 462-464; İbn Hacer, Takrîb, c. 1, s. 350; Aynî, Mağâni’l-Ahyâr, c. 1, s. 41.

[11] Mizzî, Tehzîb, c. 2, s. 462-463.

[12] İbn Sa’d, age, c.5, s. 502; Halîfe, age, c. 1, s. 583; Buhârî, et-Târîhu’l-Kebîr, c.2, s. 33; Müslim, age, c. 1, s. 454.

[13] Buhârî, et-Târîhu’l-kebîr, c. 2, s. 213; et-Târîhu’l-Evsat,  c. 2, s. 181; Ukaylî, ed-Du’afâ’, c. 1, s. 198; İbn Adî, el-Kâmil, c. 2,  s. 344.

[14] İbn Sa’d, age, c. 7, s. 203; Halîfe, Tabakât, c. 2, s. 189; Müslim, age, c. 1, s. 101; Ebû Zur‘a, ed-Du’afâ’, c. 3, s. 854.

[15] Vekî’, Ahbâru’l-kudât, c. 3, s. 304; İbn Ebî Hâtim, el-Cerh,  c. 3, s. 136; İbn Hibbân, age, c.  6, s. 139; İbn Adî, el-Kâmil fî du’afâ, c.  3, s. 29.

[16] İbn Sa’d, age, c. 7, s. 143; İbnî Ebî Hâtim, el-Cerh, c. 3, s. 142; İbn Adî el-Cürcânî, el-Kâmil fî du’afâ, c. 3, s. 38.

[17] İbn Sa’d, age, c. 5, s. 459; Buhârî, ed-Du’afâ, c. 1, s. 39; Ebû Zur’a, ed-Du’afâ’, c. 2, s. 613; et-Taberânî, el-Mu’cemu’l-kebîr, c. 13, s. 259.

[18]  İbn Sa’d, age, c. 6, s. 355; Halîfe, age, c. 1, s. 288; Buhârî, et-Târîhu’l-kebîr, c. 4, s 237;Müslim, age,  c. 1, s. 476.

[19] İbn Sa’d, age, c. 5, s. 484; Buhârî, et-Târîhu’l-kebîr, c. 5, s. 284; Ukaylî, ed-Du’afâ’, c. 2, s. 331; İbn Ebî Hâtim, el-Cerh ve’t-ta’dîl, c. 5, s. 234. 

[20] İbn Sa’d, age,  c. 5, s. 491; Buhârî, et-Târîhu’l-evsat, c. 2, s. 143; et-Târîhu’l-kebîr, c. 7, s. 164; Ukaylî, ed-Du’afâ’, c.  3, s. 472.

[21] İbn Sa’d, age, c. 6, s. 358; İbn Ma’în, Târih, c. 3, s. 304; Buhârî, et-Târîhu’l-kebîr, c. 7, s. 170; Vekî’, Ahbâru’l-kudât, c. 3, s. 175; İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, c. 7, s. 120.

[22] İbn Sa’d, age, c. 7, s. 214;  Halîfe, age, c. 1, s. 389; Buhârî, et-Târîhu’l-kebîr, c. 1, s 23; Müslim, age, c. 1, s. 570; Ebû Dâvûd, Su’âlât, c. 1, s. 68.

[23] [23] İbn Sa’d, age,  c. 7, s. 339; Buhârî, et-Târîhu’l-kebîr, c. 7, s. 437; Iclî,  Târîhu’s-sikât, c. 1, s. 422; Müslim, age, c. 2, s. 739; İbnu’l-Cevzî, Sıfatu’s-safve,  c. 2, s. 410.

[24] İbn Sa’d, age, c. 5, s. 503; Buhârî, et-Târîhu’l-evsat, c. 2,285; et-Târîhu’l-kebîr, c. 7,  390.

[25] İbn Sa’d, age, c. 7, s. 476; ‘Ukaylî, ed-Du’afâ’, c. 4, s. 254; İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, c. 8, s. 406.

[26] Vâkıdî, el-Meğâzî, c. 1, s. 28; İbn Sa’d, age, c. 5, s. 488; ‘Ukaylî, ed-Du’afâ’, c. 4, s. 308; İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, c. 8, s. 493.

[27] İbn Sa’d, age, c. 7, s. 272; Buhârî, et-Târîhu’l-evsat,  c. 2, s.   229; Buhârî, et-Târîhu’l-kebîr, c. 5, s. 284; İbn Sehl, Târîhu Vâsıt, c. 1, s. 137; İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, c. 9, s. 115; İbn Hibbân, Meşâhîru ‘ulemâ, c.1, s. 280.

[28] İbn Sa’d, age, c. 6, s. 330; Buhârî, et-Târîhu’l-kebîr, c. 9, s. 14; Iclî,  Târîhu’s-sikât, c. 1, s. 492;  Müslim, age, c. 1, s. 126.

[29] Buhârî, et-Târîhu’l-evsat,  c. 2, s. 226; et-Târîhu’l-kebîr, c. 1, s. 369; İbn Ma’în, Târih, c. 4, s. 411.

[30] İbn Sa’d, age, c. 7, s. 205; Buhârî, Tarihu’l-Kebîr, c. 1, s. 105.

[31] İbn Sa’d, age, c. 7, s. 212; el-’İclî,  Târîhu’s-sikât, c. 1, s. 314; Ebû Zur’a, age,  c. 3, s. 905.

[32] İbn Ma’în, Târih, c. 4, s. 439; İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, , c. 8, s. 317.

[33] Tirmizî, el-’İlel, c. 1, s. 59.

[34] Buhârî, et-Târîhu’l-kebîr, c. 1, s. 410; İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, c. 2, s. 242; İbn Hibbân, age, c. 6, s. 60; Mizzi, Tehzîb, c. 3, s. 464; Zehebî, el-Muğnî, c. 1, s. 95.

[35] İbn Sa’d, age, c. 7, s. 483; Buhârî, et-Târîhu’l-kebîr, c.  5, s. 94; Ukaylî, age, c. 2, s. 255; İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, c. 5, s. 59.

[36] İbn Sa’d, age, c. 6, s. 42; İbn Ma’în, Târih, c. 3, s. 60; İbnu’l-Medînî, Su’âlât, c. 1, s. 114; Buhârî, et-Târîhu’l-kebîr, c. 7, s. 260.

[37] İbn Sa’d, age, c. 6, s. 43; İbn Hanbel, el-’İlel, c. 1, s. 48; Buhârî, et-Târîhu’l-kebîr, c. 7, s. 123.

[38] İbn Sa’d, age, c. 7, s. 263; İbn ‘Asâkir, Târîhu Dımaşk, c. 32, s. 396; Buhârî, et-Târîhu’l-kebîr, c. 5, s. 212; ‘Iclî, Târîhu’s-sikât, c. 1, s. 275; Ebû Zur’a, ed-Du’afâ’,  c. 1, s. 42.

[39] İbn Sa’d, age, c. 5, s. 479; Mizzî,  Tehzîb,  c. 27, s. 251

[40] İbn Sa’d, age, c. 5, s. 485; Buhârî, Tarihu’l-Kebîr, c. 6, s. 13; Müslim, age, c. 1,476; Ebû Zur‘a, age, c. 3, s. 903.

[41] İbn Sa’d, age, c. 5, s. 473-475; ’Iclî,  Târîhu’s-sikât, c. 1, s. 252.

[42] Buhârî, et-Târîhu’l-evsat, c. 2, s. 201; et-Târîhu’l-kebîr, c. 7, s. 164; İbn Ebî Hâtim, el-Cerh ve’t-ta’dîl, c. 8, s. 43; Mizzî, Tehzîbu’l-kemâl, c. 26, s. 165.

[43] İbn Sa’d, age, c. 5, s. 485; Ebû Zur’a, ed-Du’afâ’, c. 3, s. 902; Ebû Zur’a, ed-Du’afâ’, c. 3, s. 902; Hatîb el-Bağdâdî, Târîhu Bağdâd, c. 11, s.492.

[44] İbn Abdulğanî el-Bağdâdî, et-Takyîd, c.1, s. 435; İbn Ma’în, Târih, c. 3, s. 158; İbn Hanbel, el-’İlel, c. 2, s. 39.

[45] İbn Sa’d, age, c. 6, s. 56; Buhârî, et-Târîhu’l-kebîr, c. 8, s. 279; Müslim, age, c. 1, s. 476; ‘Ukaylî, ed-Du’afâ’u’l-kebîr, c. 4, s. 405; İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, c. 9, s. 156; İbn Hibbân, age, c. 7, s. 615.

[46] Buhârî, et-Târîhu’l-kebîr, c. 2, s. 291; İbn Kılıç, İkmâlu Tehzîbi’l-Kemâl, c. 1, s. 61; İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, c. 3, s. 7.

[47] İbn Sa’d, age, c. 6, s. 709; Buhârî, et-Târîhu’l-kebîr, c. 1, s. 53;’Iclî, Târîhu’s-sikât, c. 1, s.401; Ebû Zur’a, ed-Du’afâ’, c. 3, s. 964; İbn Ebî Hayseme, et-Târîħu’l-kebîr, c. 1, s. 344; Nesâî, ed-Du’afâ, c. 1, s. 92.

[48] İbn Sa’d, age, c. 6, s. 357; Buhârî, et-Târîhu’l-kebîr, c. 8, s. 10; Müslim, age, c. 2, s. 867; İbn Hibbân, el-Mecruhûn, c. 1, s. 219; Hatîb el-Bağdâdî, el-Muttefiķ ve’l-mufteriķ, c. 1, s. 629.

[49] İbn Sa’d, age, c. 7, s. 236; Buhârî, et-Târîhu’l-kebîr, c. 7, s. 38; Müslim, age, c. 1, s. 281; Ebû Zur’a, ed-Du’afâ’, c. 3, s. 919.

[50] İbn Sa’d, age, c. 6, s. 362; Hatîb el-Bağdâdî,  Târîhu Bağdâd, c. 9, s. 68.

[51] Buhârî, et-Târîhu’l-kebîr, c. 1, s. 74; ’Iclî,  Târîhu’s-sikât, c. 1, s. 403.

[52] İbn Sa’d, age, c. 6, s. 41; Müslim, age, c. 1, s. 135; Buhârî, et-Târîhu’l-kebîr, c. 4, s. 94.

[53] İbn Ma’în, Târih, c. 3,  264-390; İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, c. 5, s. 178.

[54] İbn Sa’d,  age, c. 7, s. 325; İbn Ma’în, Târih, c. 4, s. 441; İbn Hanbel, el-’İlel, c. 2,s. 39; ’Iclî,  Târîhu’s-sikât, c. 1, s. 470.

[55] Buhârî, Târîhu’l-evsat, c. 2, s. 214; ed-Du’afâ, c. 1, s. 55; Nesâî, ed-Du’afâ, c. 1, 64; Mizzî, Tehzîb, 12/ 281.

[56] İbn Sa’d,  age, c. 7, s. 248; İbn Ebî Hâtim, el-Cerh,  c. 8, s. 469.

[57] İbn Sa’d,  age, c. 7, s. 358; el-’İclî,  Târîhu’s-sikât, c. 1, s. 399; Ebû Zur’a, ed-Du’afâ’, c. 3, s. 926.

[58] İbn Sa’d, age, c. 7, s. 359; Buhârî, et-Târîhu’l-kebîr, c. 5, s. 218; Ebû Zur’a, ed-Du’afâ’, c. 3, s. 897; İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, c. 5, s.189; Sadefî, Tarîh, c.1, s. 289.

[59] İbn Hibbân,  es-Sikât, c. 9, 194; Zehebî, Siyer, c. 9,  209.

[60] İbn Sa’d, age, c. 5, s. 465; İbn Hayyât, Tabakât, c. 1, s. 479; Buhârî, et-Târîhu’l-evsat, c. 2, s. 220.

[61] فإنك ممن أحب حفظه من إخواني وبقاء الود بيني وبينه وأرجو وفاءه واستقامة مريرته bkz. Hatib el-Bağdâdî, el-Kifaye, c.1, s. 384.

[62] Hatib el-Bağdâdî, el-Kifâye, s. 341; bkz. Malik b. Enes, age., c. 1, s.53 (naşir A‘zamî’nin girişi).

[63] İbn Sa’d, age, c. 7, s. 210; Kurâşî, el-Cevâhir, c. 1, s. 225.

[64] Zehebî, Tezkiratu’l-huffâz, c. 1,s. 168.

[65] İbn Sa’d, age, c. 7,210-1; Buhârî, et-Târîhu’l-kebîr, c. 3, s. 25;Müslim, age., c.1, s. 54; İbn Ma’în, Târîh, c. 4, s. 195; ‘Iclî, Târîhu’s-sikât, c. 1, s.130; Ukaylî, ed-Du’afâ ; İbn Mencûye, Ricâlu Sahîhi Müslim, c. 1, s. 155-156.

[66]  Zehebî, el-Iber, c. 1, s. 51.

[67] İbn Ebi Hatim, el-Cerh ve’t-Tadil, c. 1, s. 176; Nesai, “Tesmiyeti Fukahai’l-Emsa min es-Sahabeti ve min Bağdihim”, Mecmu’atu rasail fi ulumil-hadis lin-Nisavelil-hatip el-Bağdadi, c.1, s. 9.

[68] Buhari, et-Tarihu’l-evsat, c. 2, s. 218; Fesevi, el-Ma’rife ve’t-tarih, c.1, s. 170.

[69] Nihat Dalgın, “İbn Lehia” TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 1999, c. 20, s. 158-159.

[70] İbn Sa’d, et-Tabakâtu’l-Kubrâ, c. 7, s. 358; Yahyâ b. Ma’în, Târîh İbnu Ma’în, c. 4, s. 448; Halîfe,  Tabakât Halîfe b. Hayyât, c. 1, s. 544; Buhârî, et-Târîhu’l-Evsat, I2/207; et-Târîhu’l-kebîr, c. 5, 128; Müslim, Kitâbu’l-Kunâ Ve’l-Esmâ, 1/519.

[71] Mizzî, Tehzîbu’l-Kemâl Fî Esmâi’r-Ricâl, 15/494; Zehebî, Tezkiratu’l-huffâz, c. 1, s. 175; Siyeru A‘Lâmi’n-Nubelâ, c. 7, s. 125; Mîzânu’l-I’tidâl fî Nakdi’r-Ricâl, c. 2, s. 477; İbn Receb el-Hanbelî, Şerhu ‘İleli’t-Tirmizi, c. 1, s. 421.

[72] Zehebî, Târîhu’l-İslâm, c. 4, 668; Tezkiratu’l-huffâz, c. 1,s. 175; Siyeru’alâmi’ n-nubelâ, c. 7, s. 126.  

[73] İbn Adiy, el-Kâmil fî Du’afâi’r-Ricâl, c. 5, s. 239; Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nubelâ, c. 7, s. 128.

[74] İbn Sa’d, et-Tabakâtu’l-Kubrâ, c. 7, s. 358; İbn Asâkır, Târîhu Dımaşk, c. 37, s. 138.

[75] Zayıf olup zayıflığı ileri boyutlarda olmayan kişilerden gelen bazı rivâyetler usul konusunda makbul görülmezken şâhid ve mutâbi’ konusunda makbul olabilir. Nitekim benzer durum, Sahîhayn’da ve diğer hadis kitaplarında yer almaktadır. Bu nedenledir ki Dârakutnî bazı zayıf raviler hakkında “itibar için uygundur” ya da “itibar elverişli değildir” demektedir. Bkz. İbn Kesir, el-Bâ’is’ul-Hasîs fî İhtisâri ‘Ulûmi’l-Hadis, c. 1, s. 59.

[76](Şahid), aynı hadisi diğer bir sahâbîden lâfzan ve manen benzeyen  – veya sâdece mânâ itibariyle benzeyen – bir metinle rivâyet ederek muvafakat ettiği hadistir. ( î’tibâr), rivâyet edilen hadisi, başka bir râvînin rivâyet edip et­mediğini araştırmak demektir. ibnu Hacer de şöyle demektedir: Ferd olduğu zannedilen bir hadisin mütâbiî olup olmadığını anlamak için tarîklerini câmi’lerden, müsnedİerden ve cüz’lerden ara­maya îtibâr denir. Bkz. İbn Hacer, Nuzhetu’n-Nazar Fî Tavdîhi Nuhbeti’l-Fiker fî Mustalahi Ehli’l-Eser, c. 1, s. 75; Abdullah Aydınlı, Hadis Istılahları Sözlüğü,  s. 291.

[77] Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nubelâ, c. 7, s. 126.

[78] İbn ‘Asâkir, Târîh Dimeşk, c. 32, s. 145; el-Mizzî, Tehzîbu’l-Kemâl Fî Esmâi’r-Ricâl, c. 15, s. 495;  Siyeru A’lâmi’n-Nubelâ, c. 7, s. 128.

[79] Zehebî, Mîzânu’l-I’tidâl Fî Nakdi’r-Ricâl, c. 2, s. 477.

[80] Zehebî, Siyeru a’lâmi’n-nubelâ, c. 7, s. 131.

[81] İbn Kayyım el-Cevzî, ed-Du’afâ Ve’l-Metrûkûn, c. 2, s. 136; ez-Zehebî, Târîhu’l-İslâm, c. 4 s .668; Siyeru a’lâmi’n-nubelâ, 7/131; Mîzânu’l-i’tidâl fî nakdi’r-ricâl, c. 2, s. 476.

[82] Zehebî, Mîzânu’l-i’tidâl fî nakdi’r-ricâl, c 2, s. 476.

[83] Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nubelâ, c. 7, s. 1131.

[84] İbn Adî, el-Kâmil Fî Du’afâi’r-Ricâl, c. 5, s. 238.

[85] Zehebî, Siyeru A‘Lâmi’n-Nubelâ, c. 7, s. 125-131.

[86] Buhârî, et-Târîhu’l-kebîr, c. 5, 182; Mizzî, Tehzîbu’l-Kemâl Fî Esmâi’r-Ricâl, c. 15, s. 496.

[87] İbn Hacer, Tehzîbu’t-Tehzîb, c. 5, s. 378; Ref’ul-İsr ‘an kudâti Mısr, c. 1, s. 195.

[88] Dârekutnî, ed-Du’afâ Ve’l-Metrûkûn, c. 2, s. 160.

[89] İbn Ebî Hâtim, el-Cerh ve’t-Ta’dîl, c. 5, s. 147-148; Zehebî, Siyeru a’lâmi’n-nubelâ, c. 7, s. 1131.

[90] Subeyhî,  en-Nuketu’l-Ciyed El-Muntehabe Min Kelâm Şeyhi’n-Nukkâd, c. 1, s. 674.

[91] Hatîb el-Bağdâdî, el-Kifâye fî İlmi’r-Rivâye, c. 1, s. 152; İbnu’s-Salâh, Mukaddimetu İbni’s-Salâh, c. 1, s.209 -210.

[92] Bkz. Oghız Sulıman, “İshak b. İsâ b. Et-Tabbâ’ ve Rivâyetlerinin Değerlendirmesi (Kütüb-i Tis’a Çerçevesinde)”, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi),  Gaziantep Üni. SBE., Gaziantep 2018.

[93] Adana ve çevresinde yaşamış hadis âlimleri hakkında geniş bilgi için bkz: Ali Osman Ateş, , “İlk Dört Asırda Adana ve Çevresinde Yaşayan Hadis Âlimleri”, Çukurova Ünv. İlahiyat Fak. Dergisi, 2002, c. 2, sayı: 1,  2002, ss. 1-48: Abdülkadir Evgin, İlk Dönem Tarsuslu Hadis Âlimleri, Tarsus Belediyesi Kültür Yay., Tarsus 2013.

[94] Müslim, age, c. 1, s. 181; İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, c. 1, s. 293, c. 2, s. 77; İbn Hibbân, age, c. 8, s. 22.

[95] İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, c. 2, s. 161; İbn Hibbân, age, c. 8, s. 105; Hatîb el-Bağdâdî, Târîhu Bağdâd, c. 7,  s. 261.

[96] Nesâî, Tesmiyetu meşâyih, c. 1, s. 84; Mizzî, age, c. 3, 184. Zehebî, el-Kâşif, c. 1, s. 249.

[97] İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, c. 3, s. 21; Hatîb el-Bağdâdî, Târîhu Bağdâd, c. 8, s. 351; Bâcî, et-Tâ’dîl ve’t-tecrîh, c. 2, s. 481; İbn ‘Asâkir, Târîhu Dımaşk, c. 13,
s. 327.

[98] Müslim, age, c. 1, s. 86; Nîsâbûrî, Telhîsu Târîhi Nîsâbûr, c. 21, s. 210; İbn Mencûye, Ricâlu Sahîhi Müslim, c.1, s. 117.

[99] Dârekutnî, el-Mü’telif ve’l-muhtelif, c. 1, s. 222; Zehebî, Târîhu’l-İslâm, c.6, s. 78.

[100] İbn Sa’d,  age, c. 7, s. 253; Buhârî, et-Târîhu’l-kebîr, c. 3, s. 429; Müslim, age, c. 1, s. 290; İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, c. 3, s. 591.

[101] Ebû Zur’a, ed-Du’afâ’, c. 1, s. 111; İbn Ebî Hâtim, el-Cerh,  c. 6, s. 99; Hatîb el-Bağdâdî, Târîhu Bağdâd, c. 11, s. 209; İbn ‘Asâkir, Târîhu Dımaşk, c. 29,  s. 310; İbnu’l-Cevzî, el-Muntazam fi Târîh, c. 10, s. 144.

[102] Nesâî, Tesmiyetu meşâyih, c. 1, s. 90; İbni Mende el-İsfahânî, Fethu’l-bâb fi’l-kunâ ve’l-elkâb, c. 1, s. 272; İbn Hibbân, es-Sikât, c. 8, s. 513.

[103] Nesâî, Tesmiyetu meşâyih, c. 1, s. 69; İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, c. 5, s. 283; İbn Hibbân, age, c. 8, s. 383.

[104] Hatîb el-Bağdâdî, el-Muttefiķ ve’l-mufteriķ, c. 3, s. 1566; İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, c. 6,89-90; İbn Hibbân, es-Sikât, c. 8, s. 437.

[105] Nesâî, Tesmiyetu meşâyih, c.1, s. 58; İbn Hibbân, es-Sikât, c. 8, s. 477; İbn Kılıç, İkmâlu Tehzîb, c. 9, s. 373.

[106] Nesâî, Tesmiyetu meşâyih, c. 1, s. 58; İbn Hibbân,  es-Sikât, c. 9, s. 109; Ebû Abdurrahmân es-Sülemî, Suâlâtü’s-Sülemî li’d-Dârekutnî, c. 1, s. 275.

[107] Nesâî, Tesmiyetu meşâyih, c. 1, s. 98; İbn Ebî Hâtim, el-Cerh,  c. 8, s. 5; İbn Hibbân, age, c. 9, s. 130-131.

[108] İbn Hibbân, age, c. 7, s. 439; Mizzî, age, c. 16, s. 176; İbn Hacer, Lisânu’l-mizân, c. 7, s. 415; Takrîbu’t-tehzîb, c. 1, s. 498.

[109] Müslim, age, c. 1, s. 510; İbn Hibbân, age, c. 9, s. 115; İbn Adî, el-Kâmil fî du’afâi’r-ricâl, c. 1, s. 318.

[110] İbn Hibbân, age, c. 9,139; es-Sülemî, Suâlâtü’s-Sülemî li’d-Dârekutnî, c.1, s.142.

[111] Nesâî, Tesmiyetu meşâyih, c. 1, s. 72; İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, c. 8, s. 226.

[112] Müslim, age, c. 2, s. 767;  Nesâî, Tesmiyetu meşâyih, c. 1, s. 59; İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, c. 9, s. 92.

[113] Mizzî, age, c. 30, s. 380; İbn Hacer, Tehzîbu’t-Tehzîb, c. 11, s. 96.

[114] Bkz. Mizzî, age, c. 2, s. 463; Nesâî, Tesmiyetu meşâyih, c. 1, s. 66; İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, c. 9, s. 224.

[115] İbn Hacer, Takrîbu’t-tehzîb, c. 1, s. 350; Mizzî, age, c. 11, s. 376; İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, c. 4, s. 104.

[116] İbni Mende, Fethu’l-bâb fi’l-kunâ ve’l-elkâb, c. 1, s. 68; Hatîb el-Bağdâdî, Târîhu Bağdâd, c. 10, s. 70.

[117] İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, c. 6, s. 216; İbn Hibbân, age, c. 8, s. 513; Hatîb el-Bağdâdî, Târîhu Bağdâd, c. 14, s. 30.

[118] Ebû Zur’a, ed-Du’afâ’, c. 1, 85; İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, c. 2,41; İbn Hibbân, age, c. 8, s. 43; Hatîb el-Bağdâdî, Târîhu Bağdâd, c. 5, s. 66; İbn ‘Asâkir, Târîhu Dımaşk, c. 71, s. 26.

[119] İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, c. 3, s. 591; İbn Hibbân, age, c. 8,257; Dârekutnî, el-Mü’telif ve’l-muhtelif, c. 4, s. 1877; Hatîb el-Bağdâdî,  Târîhu Bağdâd, c. 9, s. 511.

[120] Nesâî, Tesmiyetu meşâyih, c. 1, s. 49; Ebû Zur’a, ed-Du’afâ’, c. 1, s. 130, c. 3, s. 928; İbn Ebî Hâtim, el-Cerh,  c. 7, s. 254.

[121] Hatib el-Bağdâdî, Tarihi Bağdad, c. 4, s. 312; es -Sem‘ânî, el-Ensâb, s. 9, s. 30; İbn Hacer, Tehzibü’t-tehzîb, c. 1, s. 403.

[122] el-Belâzûrî, Futûhu’l-buldân,  c. 1, s. 169.

[123] Abdullah b. Mubarek’in bölgedeki faaliyetleri hakkında geniş bilgi için. Bkz: Muhammet Yılmaz, “Tarsus’a Gelen İlk Türk Hadis Âlimi Abdullah b. el-Mübarek”, Çukurova Üniv. İlahiyat Fak. Dergisi, 2011, c. 11, sayı: 1, s. 2-15.

[124] Bkz. Recep Tuzcu, “Adanalı Muhammed b. İsâ b. Necîh et-Tabbâ‘ ve Hadis İlmindeki Yeri”, İslami Araştırmalar Dergisi, 2013, c. 24, sayı: 1, s.  9.

[125] Bkz. Oghız Sulıman, “İshak b. İsâ b. et-Tabbâ’ ve Rivâyetlerinin Değerlendirmesi (Kütübü Tis’a Çerçevesinde)” , (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi),  Gaziantep Ü. SBE., Gaziantep 2018.

[126] Mâlik b. Enes, age., c. 1, s. 53 (naşir A‘zamî’nin girişi).

[127] Buhârî, et-Târihu’l-Kebir, c. 1, s. 399; Bedrüddin el-Aynî, age., c. 1, s. 52.

[128] İbn Sa’d, age, c. 7, s. 143.

[129] Buhârî, et-Târihu’l-Kebir, c. 1, s. 399; Bedrüddin el-Aynî, age., c. 1, s. 52.

[130] İbn Hibbân, age, c. 8, s. 114.

[131] Veliyyüddîn el-Irâkî, el-Mudellisûn, c. 1, s. 111.

[132] Dârekutnî, Zikru esmâi’t-tâbi’în, c. 2, s. 27; el-Hâkim, Tesmiyetü men, c. 1, s. 70; Marifetu ulumi’l-hadis, c. 1, s. 111; İbn Mencûyeh, Ricâlu Sahîh-i Müslim, c. 1, s. 52.

[133] Hatîb el-Bağdâdî, Târîhu Bağdâd, c. 7, s. 345.

[134] İbn Ebî Hâtim, age, c. 2, s. 231; a.g.e., c. 8, s. 38; Zehebî, Siyer, c. 8, s. 439.

[135] Dârekutnî, Zikru esmâi’t-tâbi’în ve men ba’dehum, c. 2, s. 27; Neysâbûrî, Tesmiyetü men ahrace lehumu’l-Buhârî ve Müslim, c.1, s. 70; Marifetu ulumi’l-hadis, c. 1, s. 111; İbn Mencûyeh, age, c. 1, s. 52.

[136] Zehebî, Siyer, c. 19, s. 351; Abdulkâdir el-Hanefî, el-Cevâhiru’l-mudiyye fî tabakâti’l-Hanefiyye, c. 2, s. 178.

[137] Kâzvînî, el-İrşâd fî ma’rifeti ‘ulemâi’l-hadis, c. 1, s. 244; İbnu’l-’Adîm, Buğyetu’t-talib fî Târîhi Haleb, c. 3, s. 1494;  İbn Hacer, Takrîbu’t-tehzîb, c.1, s. 102.

[138] Zehebî, el-Kâşif, c. 1, s. 238; Târîhu’l-İslâm, c. 4, s. 342.

[139]  Safedî, el-Vâfî, c. 8, s. 273; Moğoltay b. Kılıç, İkmâlu Tehzîbi’l-Kemâl fî esmâi’l-ricâl, c. 2, s. 107.

[140] Ebû Nuaym el-İsfahânî,Hilyetu’l-evliyâ, c. 6, s. 251; Hatîb el-Bağdâdî, el-Câmi’, c. 1, s. 84; İbnu’s-Salâh, Mukaddime, c. 1, s. 245;  Nevevî, el-Mecmû’ şerhu’l-Muhezzeb, c.1, s. 24; Mizzî, Tehzîbu’l-kemâl, c. 7, s. 266; Zehebî, Târîh, c. 4, s. 342; Tezkiratu’l-huffâz, c. 1, s. 151; Siyer, c. 13, s. 496.

[141] İbn Adî, el-Kâmil fîdu’afâ, c. 3, s. 40; Zehebî, Mîzân, c. 1, s. 592.

[142] Ebû Nuaym el-İsfahânî,Hilyetu’l-evliyâ, c. 6, s. 251; Hatîb el-Bağdâdî, el-Câmiu, c.1, s. 84; İbnu’s-Salâh, age, c. 1, 245;  en-Nevevî, el-Mecmû’, c. 1, s. 24; Mizzi, age, c. 7, s. 266; Zehebî, Târîh, c. 4, s. 342; Tezkiratu’l-huffâz, c. 1, s. 151;  Siyer, c. 13, s. 496.

[143] İbn Adî, el-Kâmil fî du’afâ, c. 3, s. 40; Zehebî, Mîzân, c. 1, s. 592.

[144] Fâtır, 35/28.

[145] Hatîb el-Bağdâdî, el-Kifâye, c. 1, s. 272; İbnu’s-Salâh, age, c. 1, 132; Bedrüddin Zerkeşî, en-Nuket, c. 3, s. 372.

[146] Sem’ânî, Edebu’l-imlâ, c.1, s. 8.

[147] Nur, 24/63. Bkz. Hatîb el-Bağdâdî, el-Fakîh, c. 1, s. 379.

[148] Bkz. İbn Batta el-’Ukberî, el-İbâne, c. 2, s. 93.

[149] Âl-i İmrân 3/7.

[150] Bkz. İbn Batta el-’Ukberî, age, c. 2, s. 310.

[151] İbn Batta el-’Ukberî, age, c. 2, s. 610.

[152] Bkz. İbn Batta el-’Ukberî, el-İbânetu’l-kubrâ, c. 1, s. 256.

[153] İbn Abdilber, Câmi’, c. 2, s. 1050. (Hn:2023); Hatîb el-Bağdâdî, el-Fakîh, c. 2, s. 346.

[154] Bkz. A. Şahyar, İbn Ebî Şeybe’nin Ebû Hanife’ye Yönelttiği Eleştiriler; T. Bakan, “Buhârî’nin “Vekale Bağdunnas” Şeklinde Yönelttiği Eleştiriler.

[155] İbn Batta el-’Ukberî, age, c. 2, s. 507, (Hn: 582).

[156] Bu isnadda yer alan raviler sikadır. Ancak ‘Âmir b. Abdullah b. ez-Zubeyr, Hz. Ömer’e yetişmemiştir. Dolayısıyla isnadda kopukluk (inkıtâ’) bulunmaktadır. Hadisi et-Taberânî, el-Mu’cemu’l-kebîr’de bu senedle rivâyet etmiştir. İbn Sa’d, kopukluk olmaksızın sahih isnadla tahric etmiş ve “Bize Ma’an b. İsa’nın haber verdiğine göre şöyle demiştir” deyip hadisi zikretmiştir. Bkz. İbn Sa’d,  age,  c. 3, s. 248; el-Belâzürî, Cumel min ensâb’l-eşrâf,  c. 10, s. 405; Ebû Nuaym el-İsfahânî, Ma’rifetu’s-sahâbe, c. 1, s. 45, (Hn: 171)

[157] et-Tahâvî de şöyle demiştir: Mâlik’in, Ömer’in öfkelendiği zaman bıyıklarını bükmesi konusunda ileri sürdüğü delille ilgili olarak; birçok kimsenin de yaptığı gibi Ömer’in bükülebilecek uzunluğa gelinceye kadar bıyıklarını bırakması sonra tıraş etmesi mümkündür. Hafız İbn Hacer şunları dile getirmiştir: Bu Mâlik’in bıyıklarını uzattığını göstermektedir. Takiyyuddîn İbn Dakîk el-‘Iyd, Hanefilerden birinin savaşta iken düşmanı korkutmak maksadıyla bıyıkları bırakmakta bir sakınca bulunmadığını söylediğini aktarmıştır. Bkz. İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, c. 1, s. 428; Tahâvî, Muhtasar, c. 4, s. 384.

[158] İbn Hanbel, el-’İlel, c. 2, s. 70; İbnu’l-Hâc el-Abderî el-Fâsî, el-Medhal, c. 3, s. 101; Zehebî, Târîh, c. 4, s. 719; İbn-i Kayyım el-Cevziyye, İğasetu’l-lehfân, c. 1, s. 4; İbn Receb el-Hanbelî, Fethu’l-Bârî, c. 8, s. 435.

[159] İbn Hazm, el-Muhallâ, c. 7, s. 567.

[160] İbnî Ebî Hâtim, el-Cerh, c. 3, s. 555.

[161] Anlatan Abdurrahman b. Avf’tır.

[162] İbn Hanbel, Müsned, c. 1, s. 449 (Hn: 391).

[163] Uyuz hastalığına yakalanmış devenin sürtünerek şifa bulduğu ağaç kökü anlamındadır.

[164] Hurma ağacından sarkan büyük salkımı korumak için konulan destek anlamına gelir.

[165] Ben Ensar’ın dâhilerindenim anlamındadır.

[166] İbn Hanbel, Müsned, c. 1, s. 449 (Hn: 391); Buhârî, Sahih, c. 8, s. 167-168.

[167] İbn Hanbel, Müsned, c. 37, s. 218, (Hn:22533); 37/274. (Hn:22581); c. 37, s. 278, (Hn:22587); c. 37, s. 284, (Hn:22596); c. 37, s. 301, (Hn:22613); c. 37, s. 307, (Hn:22622); c. 37, s. 314, (Hn:22633); c. 37, s. 319, (Hn:22641); c. 37, s. 324, (Hn:22649); Dârimî, Sünen, c. 2, s. 803, (Hn:1296), (Hn:1297); Buhârî, Sahîh, c. 1, s. 130, (Hn:638); c. 2, s. 8, (Hn:909); Müslim, Sahîh, c. 1, s. 422, (Hn:604); Ebû Dâvûd, Sünen, c. 1, s. 148, (Hn:539); Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 394-95, (Hn: 517), c. 2, s. 487, (Hn: 592); Nesâî, Sünen, c. 2, s. 31, (Hn:687); c. 2, s. 81, (Hn: 790).

[168] İbn Salah, age, c. 1, s. 85.

[169] İbn ‘Asâkir, age, c. 11, s. 108; Mizzî, age, c. 20, s. 280; Zehebî, Siyer, c. 5, s. 23; Zerkeşî, en-Nuket, c. 3, s. 341.

[170] Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 675, (Hn: 3812).

[171] İbn ‘Asâkir, age, c. 2, s. 100, 111, 168; c. 4, s. 271; c.  7, s. 251; c. 9, s. 25; c. 14, s. 250; c.  25, s. 122; c. 28, s. 212; c. 32, s. 283, 346; c. 38, s. 78;

c. 53, s. 111; c. 57, s. 276-278, 327; c. 59, s. 148, 237, c. 62,  s. 584;  c. 63, s. 175, 321; c. 64, s. 392; c. 65, s. 266, 311.

[172] Fesevî, el-Ma’rife ve’t-târih, c. 1, s. 118, 144, c. 3, s. 297, 306, 324.

[173] Hatîb el-Bağdâdî,  Târîh, c. 1, s. 475.

[174] İbn Muhammed el-Bağavî, Mu’cem, c. 3,  s. 311-312, c. 4, s. 367-368, (Hn: 1826).

[175] Ebû Nuaym el-İsbahânî, Ma’rife, c. 2, s. 752, (Hn: 2006), c. 3, s. 1648, (Hn: 4134).

[176] İbnu’l-’Adîm, Buğyetu’t-talib, c. 6, s. 2664.

[177] İbn Adiy, el-Kâmil fî du’afâi’r-ricâl, c. 5, s. 23; Zehebî, Siyeru a’lâmi’n-nubelâ, c. 7, s. 128; İbn Hacer, Ta’rîfü ehli’t-takdîs bi-merâtibi’l-mevsûfîne bi’t-tedlîs, c. 1, s. 54. 

[178] Dârimî, Sünen, c. 1, s. 94, 242, 251; c. 2, s. 131-132, 161, 186, 297, 387, 390, 415, 541, 544, 550, 559, 560 (hn. 273, 2080, 2176, 2178,  2244,2527, 2769,  2776, 3449, 3487, 3540).

[179] Dârimî, Sünen,  (hn. 954, 1033, 2077, 3448, 3459, 3529, 3530, 3531, 3532, 3533).

[180] Müslim, Sahih, c. 2, s. 781, 1135, c. 3, s. 1632, c. 4, s. 1748, 1930, 2287 (hn. 537, 1111, 1418, 2063, 2483, 2983).

[181] Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 173; c. 4, s. 216; c. 5, s. 360, 428 (hn. 1121, 2159, 2983).

[182] Nesâî, Sünen, c. 1, s. 73, c. 4, s. 49, 253, 407; c. 5, 93 (hn. 335, 6305, 7217, 7922, 8337).

[183] İbn Mâce, Sünen,  c.1, s. 531, 620 (hn. 1160, 1928)

[184] Sulıman,ag. tez, s. 381-382.

[185] Buhârî, et-Târîhu’l-Kebîr, c. 9, s. 18.

[186] İclî, onun hakkında sika demektedir. İbn Hibbân ise onu sikatında zikretmektedir. İbn el-Barkî: Onu hali mechul demektedir. İbu’l-Arabî ise onu zayıf raviler arasında zikretmektedir. Bkz. el-‘Iclî, Tarihu es-Sikat, c. I, 59; İbn Hibbân, es-Sikât, 4/52;  Moğultay, Ikmâlu Tehzîbi’l-Kemâl Fî Esmâi’l-Ricâl, 2/ 36.

[187] İclî, onun zayıf bir ravi olduğunu söylemekte; İbn Maîn ise onun hakkında, hiçbir değeri yok, onu zararı yok ve hadiste zayıftır ifadeleri kullanmıştır.  Bkz. ’İclî, Târîhu’s-Sikât, c. 2, s. 300; İbn Ebî Hayseme, et-Târîħu’l-Kebîr, c. 2, s. 353.

[188] İclî: hakkında Ondan rivâyet etmek câizdir lakin (kâne yulakkan) yani öğrencisi şeyhine, bize bunu falan rivâyet etti öğretir, bunun üzerine şeyhi de o kimsenin hadisinden kendisinden haberdar olmadan veya öğrencinin adalet hakkında hiçbir bilgisi olmadan rivâyeti alıp tahdis etmesi anlamına gelir. Ebû Zur’a ise “O, hadiste yumuşaktır Ayrıca onunla ihticac edilmez” demiştir. Bkz. ’İclî, Târîhu’s-sikât, c. 1, s. 479; Ebû Zur’a, ed-Du’afâ’, c. 3, s. 835.

[189] İbn Sa’d: “O, çok hadis rivâyet eden bir raviydi, ama onunla ihticac edilmez” derken, Sa’dî ise, “O, zayıftır” demekte; İclî:  “Onda bir beis yoktur” demiştir. Bkz. İbn Sa’d, et-Tabakâtu’l-Kubrâ, c. 1, s. 225; es-Sa‘dî, Ahvâlu’r-ricâl, c. 1, s. 237; ’İclî, Târîhu’s-sikât, c. 1, s. 241.

[190] İbn Sa’d: O, sikave az hadis rivâyet eden bir raviydi. Bkz. ‘Iclî, o, Tâbii ve sikadır demiştir. Ebû Zur’a: O, sikadır üstelik resûlullah’a ulastı. İbn Sa’d, et-Tabakâtu’l-Kubrâ, c. 1, s. 225; ’İclî, Târîhu’s-sikât, c. 1, s. 263; Ebû Zur’a, ed-Du’afâ’, c. 3, s.  892.

[191] İbn Sa’d: çok hadis rivâyet eden bir raviydi ancak zayıf idi. İbn Maîn ise “Onun rivâyeti bir şey değildir.” İbn Hanbel: “Onu zayıf görmektedir.” Bkz. İbn Sa’d, et-Tabakâtu’l-Kubrâ, c. 7, s. 324; Yahyâ b. Ma’în, Târih İbnu Ma’în(Durî), c. 4, s. 437; İbn Hanbel, el-’Ilel ve Ma’rifetu’r-Ricâl, c. 3, s. 99.  

[192] İclî: “Sika ve demektedir. İbn Maîn: “Onun hadisini zayıf görmüştür.” Bkz. ’İclî, Târîhu’s-sikât, c. 1, s. 217; İbn Ebî Hayseme, et-Târîħu’l-Kebîr, c. 3, s. 192.

[193] Ali İbnu’l-Medînî, Su’âlât İbn Ebî Şeybe li-Alî İbni’l-Medînî, c. 1, s. 161.

[194] İbn Maîn: “O, hiçbir değeri yoktur” demektedir. İbn el-Medînî: “O, sâlihtir, ama kavî değildir” söylemiştir. Bkz. Yahyâ b. Ma’în, Târih İbnu Ma’în, c. 4, s. 112; Alî İbnu’l-Medînî, Su’âlât İbn Ebî Şeybe li-Alî İbni’l-Medînî, c. 1, s. 64.

[195] Ömer ibn Ebî Seleme’nin hakkında İbn Sa’d: “Çok hadis rivâyet eden bir raviydi ama onun rivâyeti hücce değildir” demiştir. İbn el-Medînî ise “O, bir şey değil” demektedir. Bkz. İbn Sa’d, et-Tabakâtu’l-Kubrâ, c. 5, s. 307; Mizzî, Tehzîbu’l-Kemâl fî Esmâi’r-Ricâl, c. 21, s. 376.

[196] Zayıf bir ravidir. Yahyâ b. Maîn, Suâlât İbnü’l-Cüneyd li Ebî Zekeriyyâ, c. 1, s. 424; Buhârî, et-Tarihul-Kebîr, c. 2, s. 182; Mizzî, Tehzibu’l-Kemâl, c. 12, s. 441.  

[197] Meçhulul hal ve zayıftır. Bkz. Mizzî, Tehzibu’l-Kemâl, c. 5,  s. 288.

[198] İbn Ebî Hâtim, el-Cerh ve’t-Tâdîl, c. 30, s. 40; Buhârî, et-Târîhu’l-kebîr, c. 2, s. 307.

[199] İbn Hanbel, Zeyd b. Ebî Üneys hakkında hadislerinde bazı münkerler bulunduğunu ifade etmektedir. Yahya b. Maîn ve İbn Sa’d sika demektedirler.  Nesâî onun hakkında zararı yok dedi. Bkz. İbn Sa’d, et-Tabakatü’l-Kübrâ, c. 7, s. 334; Mizzî, c. 10, s. 21; Zehebî, Zikru Esmâu Men Tüküllime fihi ve huve Mevsuk, c. 1, s. 82; Siyeru Alemu’n-nübelâ, c. 6,  s. 88-89.

[200] Ömer b. Abdilaziz’in zekât memurudur. el-Iclî, en-Nesâî, İbn Hirâş, sika. İbn Ebî Dâvûd buna ilaveten sika ve hadiste imamdır demektedir. İbn Hibban sikatında zikretmektedir. Bkz. İbn Sa’d, et-Tabakatü’l-Kübrâ, c. 1, s. 119; Mizzî, Tehzîbü’l-Kemâl fî Esmâi’r-Ricâl, c. 16, s. 450.

[201] Müslim b. Yesâr, tabiinin orta tabakasındandır. İbn Hibbân sikatında zikretmiştir. Bkz. Buhârî, Târihu’l-Kebir, 7/ 276; Mizzî, Tehzîbü’l-Kemâl Fî Esmâi’r-Ricâl, c.  27, s. 557; Zehebî, Siyeru Alemu’n-nübelâ, c. 4, s. 514; Mizânu’l-İ’tidâl fi nakdi’r-ricâl, c. 4, s. 108; İbn Hacer, Lisânu’l-Mizân, c. 9, s. 422.

[202] Sünnete sahib çıkan ve Dünyaya adâleti yayılan meşhûr sahâbî hulefâ-yi râşidîn’in ikincisi olarak kaynaklarda tanılmaktadır. 

[203] A’râf, 7/172.

[204] İbn Hanbel, Müsned, c.1, s. 399; Ebû Dâvûd, Sünen, 4/ 226; Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 266.

[205] İbn Hanbel, Müsned, c. 1, s. 399.

[206] Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 116.

[207] İbn Kesîr,  Tefsiru’l-Kurâni’l-Azîm, c. 3, s. 503.

[208]İbn Abdılber, et-Temhîd lima fî el-Muvatta min’el-meânî ve’l-Esânîd, c. 6, s. 3.

[209]Zürkânî, Şerhu’z-Zürkânî alâ el-Muvatta İmam İmam Mâlik, c. 4, s. 384-386.