İslâm Hukukunda Para Birimleri

İslâm Hukukunda Para Birimleri

Cilt/Sayı

2014 25. cilt – 1. sayı

Yazar

Rifat USLUa

aFıkıh AD, Düzce Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Düzce 

Öz

İslâmî hükümlerin bir kısmı belli ölçülerle takdir edilmiştir. Üzerine hüküm bina edilen birimler, para birimleri, ağırlık birimleri ve uzunluk- alan ölçüleri olmak üzere üç grupta toplanmaktadır. Biz bu çalışmamızda İslâmî para birimleri olan “dirhem”, “dinar” ve “dânik”in bugünkü karşılıklarının ne olabileceğini ele aldık.

Anahtar Kelimeler

İslâm hukuku, para, dirhem, dinar ve dânik

Abstract

Some ports of the Islamic rules are fixed cvith certain mensures. The units on wich rules have been established are divided into there groups,the until of weight and the unit of lehgthareu. İn this study, we have dealt wiht waht are crrent egvivalets of “dirhem”, “dinar” and “dânik”, wich are the units of money in Islam.

Keywords

Islam law, currency, dirhem, dinar, dânik


İnsanlığın dünya ve âhiret saadetini temin için Allah tarafından gönderilen, İlâhî kanunlar manzumesi olan İslâm dini, bu saadetin temini için birtakım hükümler vaz etmiştir. Bu hükümler rastgele konulan hükümler değildir. En başta Müslüman olmanın bir kuralı vardır. O da kelime-i şehadet söylemektir. Namazın farz olması bir vakte bağlıdır. Hac vazifesinin yapılması da hem zaman hem de mekânla ilgilidir.

İslâmî hükümlerin bir kısmı da belli ölçülerle takdir olunmuştur. Namaz için abdestten, hacca kadar bütün ibadetlerde, muamelelerden nikâha kadar birçok ahkâm, cezalar, keffaretler ile ilgili birçok hüküm belli ölçülere bağlıdır.

Mesela temizlikle alakalı hükümlerden olan büyük havuz, küçük havuz kavramları uzunluk ölçü birimi olan “zira” ile tespit edilir. Keza necaseti ğaliza ve hafifenin tayini “dirhem” miktarı ile bilinir. Abdestte kâfi miktarı suyun en az miktarı “men” ve “rıtıl” ile takdir edilmiştir. Teyemmüm ile ilgili olarak, bir kimse su bulamadığı zaman teyemmüm edebilmesi için bulunduğu yerin etrafından bir “galve” miktarı mesafede suyu aramasının lüzumu ise uzunluk ölçüsü ile alakalıdır. Seferilik hükümlerine tabi olmak için kişinin ikamet ettiği mahalden belli bir mesafeye gitmesi uzunluk ölçülerine bağlıdır. İhtiyarlıktan dolayı orucunu tutamayan bir Müslüman’ın fidye vermesi hükmü “sa” ile alakalıdır. Bir kimseye zekâtın farz olması için o kişinin 200 dirhem gümüşe veya 20 miksal altına sahip olması şarttır. Bu hükümler para birimine dayanır. Arazi mahsullerinden verilen zekâtta (öşürde) bazı imamlara göre beş “vesak” olmadıkça kişiye öşür vacip olmaz, denilmektedir. Sadaka-i fıtır vazifesi yerine getirilirken ödenmesi icap eden miktar, buğdaydan yarım sa’, yani 520 dirhem verilir. Arpa, kuru üzüm ve hurmadan bir sa’ verilmesi icap eder. Bunlar ve benzeri hükümler ağırlık ölçülerini ilgilendirir. Mihrin asgari haddi, sirkat cezasını tatbiki, diyetlerin ödeme şekli para birimi olan “dirhem” ve “dinarı” ilgilendirir. Bu gibi hükümleri çoğaltmak mümkündür. Bu hükümlerin kolayca yerine getirilebilmesi için bu birimlerin bu günkü ölçülerle takdir edilmesi gereklidir.

Yukarıdaki verilen açıklamalardan anlaşıldığına göre üzerine İslâmi hükümler, kendi üzerine bina kılınan birimler, para birimi, ağırlık ölçüleri ve uzunluk-alan ölçüleri olmak üzere üç sınıfta ele alınmaktadır. Biz bu çalışmamızda para birimlerini ele alacağız. Klasik fıkıh kaynaklarımızda geçen para birimlerini üç başlık altında ele alabiliriz. İslâm fıkıh literatüründe para birimi deyince ilk olarak akla “ dirhem”, “dinar” ve “dânik” gelmektedir. Çünkü para ile ilgili olan İslâmî hükümler bunlar üzerine bina kılınmıştır. Dirhem, dinar ve dânikle ilgili bilgilere geçmeden evvel paranın tarihçesi ile ilgili kısa bir bilgi vermek yerinde olur.

1- PARANIN TARİFİ VE TARİHİ

Paradan bahseden kaynaklar ilk insanların parayı bilmediklerinden bahsederler. Bu görüş, eğer bu günkü anlamda düzenli ve gelişmiş bir şekilde para kastediliyorsa doğru olabilir. Ama hiçbir şekilde parayı bilmemeleri kast ediliyorsa doğru olamaz. Zira her ne kadar düzenli bir şekilde para basımı çok geç başlamış ise de insanlar bu ihtiyaçlarını çeşitli şekilde gideriyorlardı.

Kaynaklar, insanların bu ihtiyaçlarını teminde ya karşılıklı isteklere dayanan mal mübadelesi usûlünü kullandıklarından veya ağaç yaprağı, taş ve sair maddelere itibari bir değer vererek, alışverişlerini bunlarla yaptıklarından bahsederler. Yapılan alışverişlerde mal karşılığı verilen şey de paradan başka bir şey değildir. Çünkü paranın tarifi yapılırken “Bir devlet tarafından tedavüle çıkarılmış, üzerinde itibarî değeri yazılı, kâğıt veya madenden yapılmış ödeme aracı” diye tarif edilmiştir.1 Böyle olunca ödeme aracı olarak kullanılan her şeye para demek mümkündür. Hem de Kur’anı Kerim’de ilk insan ve ilk peygamber olan Hz. Âdem (a.s.) ile ilgili haber verilirken “Allah, Âdem’e bütün varlıkların isimlerini öğretti. Sonra onları meleklere göstererek, ‘Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi bana bunların isimlerini bildirin’ dedi. Melekler, ‘Seni bütün eksikliklerden uzak tutarız. Senin bize öğrettiklerinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz her şeyi hakkıyla bilen, her şeyi hikmetle yapan sensin’ dediler. Allah, şöyle dedi: ‘Ey Âdem! Onlara bunların isimlerini söyle.’ Âdem, meleklere onların isimlerini bildirince Allah, ‘Size, göklerin ve yerin gaybını şüphesiz ki ben bilirim, yine açığa vurduklarınızı da, gizli tuttuklarınızı da ben bilirim demedim mi?’ dedi” buyrulmaktadır.2

Yeryüzünde halife olarak yarattığı Âdem’e her şeyin ismini öğreten Cenab-ı Hakk, parayı ve para ile ilgili ifade ve kelimeleri de öğretmiş ve bu hususta yol göstermiştir. Nitekim eski paraları ve İslâm paralarını inceleyen tarihçi Makrizî (v. 845- 1442), dinar ve dirhemi ilk kullananın, Âdem (a.s.) olduğunu bildirmektedir.3 Binaen aleyh insan toplu yaşamaya başladığından itibaren para da çeşitli şekillerde varlığını devam ettirmiştir. Çünkü bir insanın bütün ihtiyaçlarını kendi temin etmesi mümkün değildir. Kendisinde olmayan bir şeyi başkasından temin ederken de mutlaka bir değişim, başka bir tabirle de ödeme aracı kullanacaktır. Bu ise paradır.

A- HZ. ÂDEMDEN PEYGAMBERİMİZE KADAR PARA

Kur’an-ı Kerim’de diğer peygamberlerden bahsedilirken, Musa (a.s.)’nın ücretle Şuayb Peygambere çalıştığı4 peygamberlerin ümmetlerine, kendilerine yaptıklarından dolayı ücret istemedikleri,5 Yusuf (a.s.)’un az bir para ile satıldığı6 haber verilmektedir. Bu haberler ve aşağıda Peygamberimizden önce de çeşitli paraların olduğundan bahsederken verdiğimiz bilgiler de gösteriyor ki tarihin bütün safhalarında para vardır.

B- PEYGAMBERİMİZİN GELİŞİ SIRASINDA TEDAVÜLDE OLAN PARALAR

Bu konuya dair yazılan kaynaklarda ifade edildiğine göre, İslâm’dan evvel Arap Yarımadası’nda büyük küçük birtakım paralar kullanılıyordu. Tedavülde altın, dinar ile gümüş de, dirhem olarak kabul edilirdi. Uzun müddet dirhemler, “Siyah Vâfiye” ve “Taberiye” olmak üzere iki çeşit olarak tedavülde idi. Vâfiye denilen dirhem para büyük ebatta olup, Re’sül Beğal denilen bir melike nispet edilerek buna “beğaliye” de denirdi. Taberiye ise küçük ebatta idi. Bu dirhem ve Taberistan’a nispet edilerek bu isimle anılıyordu.7 Diğer bir rivâyete göre de piyasada çeşitli ağırlıklarda dört türlü dirhem mevcut idi.

Birincisi: Dirhem-i Beğalî ki sekiz dânik (ileride geleceği üzere dânik, bir dirhemin altıda biridir) ağırlığında idi. Yukarıda da ifâde edildiği gibi Re’ sülbeğal ismindeki melike nispet edilmiştir.

İkincisi: Dirhem-i Taberidir. Bunun ağırlığı ise dört dânik idi. Bu dirhem de Taberistan’a nispet edilmiştir.

Üçüncüsü: Dirhem-i Mağribidir. Bu ise üç dânik ağırlığında bulunuyordu.

Dördüncüsü: Dirhem-i Yemenî idi. Bunun ağırlığı da bir dânik ağırlığında idi.8

Bu dirhemler de, Araplara komşu büyük devletlerden gelirdi.

Bunlardan başka Arapların kullandıkları para odaklı birtakım daha ağırlık birimleri zikredilir.

Ukiyye: 40 dirhem.

Rıtıl: 12 ükiyye, 480 dirhem.

Neş: 20 dirhem.

Nevat: 5 dirhem.

Miskal: 22 kırattan bir habbe eksik.

Dânik: Orta büyüklükteki arpa tanelerinden beş arpa ve bir arpanın beşte ikisi ağırlığında.

Peygamber Efendimizin bisetinden sonra Mekke halkını bu paralar ve ölçüler üzerine karar kıldırdı. Bunlarla muamele yaptırdı. İslâm’ın para ile ilgili hükümlerinde bu dirhem ve vezinleri kullandı.9 Peygamberimizin gerek Mekke dönemi, gerek Medine dönemi hep mücadele ve İslâmî hükümleri yayma çabasıyla geçtiği için Asr-ı Saadet’te para basımı ile alakalı çalışmalara zaman ayrılamamıştır.10

C-DÖRT HALİFE DÖNEMİNDE PARA

a- Hz. Ebû Bekir Devri

Hz. Ebû Bekir’in hilafeti 2,5 sene gibi kısa bir süre devam etmiştir. Bu kısa süre de, diğer icraatlarla geçtiğinden, para işlerini düzenleyecek fırsat olmamıştır. Bu sebeple Hz. Ebû Bekir, Peygamberimiz zamanında yürürlükte olan vezinlerden hiç birisini değiştirmeyerek Peygamberimizin kullandığı vezinleri aynen kullanmıştır.

b- Hz. Ömer Devri

Peygamberimiz ve Hz. Ebû Bekir zamanındaki çeşitli ağırlıklarda kullanılan dirhemler, Hz. Ömer’in hilâfetinin ilk zamanlarında da aynen devam etti. Bu dönemde Mısır, Şam ve Irak fetholunarak İslâm hudutları dâhiline alındı. Bu yeni alınan beldelerde de çeşitli ayarlarda paralar bulunuyordu. Hz. Ömer ilk zamanlarda bu paralara da dokunmadı. Fakat piyasada çeşitli dirhemlerin bulunması halk arasında alım satım hususunda ihtilâfa sebep oluyordu. Bir aralık Hz. Ömer haracı birinci sınıf dirhem hesabıyla almak istemişti. Haraç mükellefleri Hz. Ömer’den, dirhemlerin hafifletilmesini rica etmişlerdi. Bunun üzerine Hz. Ömer bir divân teşkil etti. Bu heyet dirhemlerin birleştirilmesi, beytülmalın hakkı ile insanların hakkını bir arada koruma vazifesi ile görevlendirildi.

Heyet o zaman tedavülde olan dirhemlerden,

1- 10 dirhem 10 miskal ağırlığında

2- 10 dirhem 6 miskal ağırlığında

3- 10 dirhem 5 miskal ağırlığında olan üç çeşit dirhemi toplayıp üçe bölmek suretiyle ortalamasını buldu. Bu üç rakamın ortalaması 7’dir. Böylece her 10 dirhem gümüş ağırlığına karşılık 7 miskal altın ağırlığı para için standart bir ölçü olarak kabul edildi.11 İleride görüleceği gibi Abdülmelik b. Mevran, dirhem darbederken bu ölçüyü takip etmiştir. Fıkıh kitaplarında umumi bir ıstılah olan (aşaratün fi sebatin) yedi miskal vezninde olan on dirhem düsturunun temelini bu düzenleme teşkil eder.

Diğer bir rivâyete göre de Hz. Ömer tedavülde olan dirhemlerden hangisinin daha çok kullanılmakta olduğunun incelenmesi tâlimatını vermiştir. İnceleme sonucunda “Bağalî” ile “Taberî”nin daha çok kullanılmakta olduğu anlaşıldı. Sekiz dânik ağırlığında olan “Bağali” ile dört “dânik” ağırlığında olan Taberînin ağırlıkları toplamı olan 12, ikiye bölünmek suretiyle altı “dânik” ağırlığında bir dirhem kabul edilmiştir.12

Hz. Ömer zamanında kabul edilen dirhemlerin birleştirilmesi neticesindeki on dirhemin yedi miskâle müsâvi olması hesabına hiç bir sahâbenin muhâlefeti kaydedilmemiştir. Dolayısıyla bu ölçü en azından sükûtî icmâ ile kabul ve tatbik edilmiştir. Ancak Hz. Ömer zamanında kabul edilen bu ölçüde bir para basılmamıştır. Bazı kaynaklarda hicri 18. senesinde Ömer adına, bir yüzünde (La ilahe illallah Muhammedün Rasülullah), diğer yüzünde de (La ilahe illallah, Ömer) yazılı paralar basıldığına dair kayıtlar varsa da bu görüşün doğru olmadığı söylenmektedir.13

c- Hz. Osman Devri

Makrizi’nin beyanına göre, Hz. Osman zamanında üzerinde (Allahü Ekber) yazılı bir para basılmıştır.14 İleride de izah edileceği gibi bu paralar İslâmın resmî parası olmayıp işlerde kolaylık sağlanması için bazı idareciler tarafından basılmış mahallî paralardır.

d- Hz. Ali Devri Hazreti Ali (r.a.) zamanında da muhtelif yer ve yıllarda Hz. Osman zamanındaki gibi paralar basıldığı ve kenarlarında (Bismillahi Rabbî) yazılı olduğu bazı kaynaklarda yer almaktadır.15 Bazılarının da kenarında Kûfi yaz ile (veyullah) yazılı olduğu bildirilmektedir.16 Bunlar da yine resmî para olmayıp mahalli olarak basılmış paralardır.

D- İLK RESMÎ İSLÂM PARASI

İlk resmî İslâm parasının Emevi halifelerinden beşincisi olan Abdülmelik b. Mervan tarafından hicri 75. senede basıldığı gerek fıkıh, gerekse tarih kitaplarında kaydedilmektedir. Abdülmelik zamanında basılan paralar devrin en meşhur âlimlerinin ve bilhassa Muhammed b.Bakır’ın görüşü alınarak basılmıştır.

Bu paraların bir yüzünde (La İlahe İllallahü Vahdehü La Şerike leh) yazılı olup diğer yüzünde ise (Gulhüvallahü ehad Allahü’s-samed) yazılı olduğu bildirilmektedir.17

Aynı paraların bir kenarında “Muhammed Allah’ın Rasûlüdür’’.’’ O, Allah’a ortak koşanlar hoşlanmasalar bile dinini, bütün dinlere üstün kılmak için, peygamberini hidayetle ve hak dinle gönderendir.”18mealindeki ayetin yazılı, diğer kenarında ise paraların basılış tarihlerinin yazılı olduğu aynı kaynaklarda zikredilmektedir. Basılan paraların ağırlıkları Hazreti Ömer zamanında tespit edilen miktarlar üzerinedir.18

a. Abdülmelik b Mervan’ı Para Basmaya Sevk Eden Sebepler

Kaynaklarda, ilk İslâm parasını basan Abdülmelik b. Mervan’ı para basmaya sevk eden bazı sebepler olduğu ifade edilmektedir. Bu sebepleri şöyle sıralayabiliriz.

1-İslâm ülkesinin genişleyip, Müslümanların buna ihtiyaç hissetmesi, şöyle ki: Şer’i hükümler icra edildiği için, Sahâbe ve onlardan sonraki devirlerde, dinar ve dirhemin ölçü ve ayarlarının onlar tarafından malum olduğu muhakkaktır. Fakat dinar ve dirhemin ölçü ve ayarları çeşitli dirhemler arasında, ortalama hesapla yürütülür ve şer’i haklar ona göre ödettirilirdi. Bu şekilde hesap etmek sahâbeye kolay geliyordu. İslâm devleti büyüdükten sonra, dinar ve dirhemin ölçülerini kesin olarak tayin etmek, devlet ve milletin menfaatleri icabı oldu. Maksat halkı dinar ve dirhemleri ortalama yolla hesap etmek zahmet ve külfetinden kurtarmaktı. Abdülmelik bunu düşünerek, piyasada kullanılmakta olan dinar ve dirhemleri tedavülden kaldırdı. Daha önce üzerinde çalışmalar yapılarak ölçüleri tespit ve tayin edilen ölçülerle paralar bastırdı. Câhiliye döneminde ve kendi zamanına kadar tedâvülde olan bü tün paraları kullanmayı yasakladı.19

2-Gerek Makrizî gerek başka araştırmacılar şöyle bir hâdiseyi de Abdülmelik’i para basmaya sebep olarak zikrederler. Bir defasında Abdülmelik, Doğu Roma İmparatorluğu’na yazdığı resmî yazının başlık kısmına, İhlâs sûresinin ilk ayetini, yazının tarih numarası yanına da Hazreti Peygamberin ismini yazdırmıştı. İmparator bu işe kızarak, Abdülmelik’e şöyle yazdı. “Sizler yeni bir üslup çıkardınız, bu işi bırakın. Eğer bırakmazsanız, kullandığınız paraların üzerine Peygamberiniz hakkında hoşunuza gitmeyecek şekilde yazılar yazarız.” Bu küstahça istek, Abdülmelik’i fenâ kızdırdı. Hemen bir heyet teşkil edip onlarla ilmî istişarelerde bulunduktan sonra yukarıda bahsedildiği şekilde İslâm paraları basılmasına ve piyasadaki paraların tedavülden kaldırılmasına karar verdi. Abdülmelik yeni basılan paraların kalıplarını Haccac vasıtasıyla memleketin her tarafına dağıttı. Diğer İslâm merkezlerinde de aynı şekilde para basılmasına emir verildi. Halk ellerindeki yabancı paraları darphaneye götürerek, her yüz dirhem için bir dirhem basım ücreti vererek yeni para bastırmışlardır.20 Böylece hem Roma İmparatorluğu’na gerekli cevap verilmiş oldu hem de uzun yıllar devam edecek olan İslâm parası basılmış oldu. Abdülmelik’in bastırdığı ölçüdeki dirhemler ve dinarlar aynı ölçü ve ağırlıkta uzun müddet hiç değiştirilmeden devam etmiştir.

Kendisinden sonra gelen idareler ve idareciler onun koyduğu ölçüleri takip etmişlerdir. İbni Abidin’de kaydedildiğine göre Medine-i Münevvere Müftüsü Seyyid Muhammed Esad birçok İslâm parasını gördüğünü, bunların bazısı Emevi halifeleri zamanında, bazısının 79 tarihinde Abbasilerin hilafeti zamanında, bir kısmının 173 tarihinde Harun Reşid’in hilafeti zamanında, bir kısmının da 181 yılında, daha önce ve daha sonra basılmış olup hepsinin de aynı ağırlıkta olduğunu ifade etmiştir.

İleride görüleceği gibi şer’i dirhem ve dinarın tespitinde bu devirlerde basılan ve günümüzde de bazı müzelerde bulunan bu paralardan istifade edilecektir.

3-Abdülmelik’in bu şekilde para basımına sebep olarak gösterilen olaylardan biri de şudur. Halid b. Yezid b. Muaviye b. Ebi Süfyan, Abdülmelik’e “ehli kitap âlimlerden bazıları, kitaplarında en uzun ömürlü halifelerin, kendi adlarına para bastıran halifeler olduğunu zikrediyorlar” dedi. Bunun üzerine Abdülmelik de para bastırmaya karar vermiştir.21 Bu rivayetlerin hangisi doğru olursa olsun, ortak nokta ilk resmî parayı Emevi Halifesi Abdülmelik bastırmıştır.

b. Abdülmelik b. Mervan Zamanında Basılan Paraların Özellikleri

1- Halis altın ve gümüşten basılmış olmaları.

2- Dirhemlerin, Hz. Ömer zamanında tespit edilen her on dirhemin yedi miskal vezni düsturuna göre basılmış olmaları.

3- Peygamber Efendimiz zamanından beri devam edip gelen başlıca iki çeşit dirhemden büyüğünün fazlası, küçüğüne ilave edilmek suretiyle altı dânik vezninde olmaları.

4- Zekât farizası hususunda Peygamberin sünnetine uygun olmaları.

5- Paraların ümmet tarafından benimsenmedir idi.22

c. İlk İslâm Parasının Ümmet Üzerindeki Tesiri

Abdülmelik zamanında basılan bu ilk paralar halk tarafından umumi olarak kabul gördü. Aralarında Sad. Müseyyeb’in de bulunduğu tâbiînin büyükleri bunlarla alışveriş yapmışlardır. Yalnız üzerindeki yazılar sebebiyle bazı âlimler “Bu paraları cünüp, hayızlı, abdestsiz eline alacaktır” diye itirazda bulundular. Bazıları, “abdestsiz olarak bu paralara el sürülmesi caiz değildir”, bazıları “mekruhtur” demişlerdir. Bu tartışmalar uzun zaman devam etmiş olmalı ki İmam Malik’e “Paraların üzerindeki yazıları değiştirmek lazım mı?” diye sorduklarında, cevaben “Abdülmelik zamanından beri halk bunları seve seve kullanmış hiç bir kimse bunun aleyhinde bulunmamıştır. Ehl-i ilimden hiçbir kimsenin inkâr ve reddettiğini bilmiyorum. Yalnız İbn Sirin’in bu paralarla alışverişi kerih gördüğüne dair bir rivayet vardı. Hâlbuki Medine-i Münevvere âlimlerinden bu paraların kullanılmasını men eden bir kimse bilmiyorum” demiştir. Ömer b. Abdülaziz’in hilafeti zamanında da üzerindeki yazılardan dolayı para meselesi halifeye arz olunarak, “Bu paralar üzerinde âyet yazılıdır. Hâlbuki bunları Yahudi, Hıristiyan, cünüp, hayızlı herkes eline alıyor. Bu yazıların silinmesini emretseniz” denilmişti. Ömer b.Abdülaziz de, “Bu yazılar Allah’ın birliğini ve Peygamberimizin risaletini ifade ediyor. Biz bunları değiştirirsek bu hareketimizi gayrimüslimler aleyhimizde delil ve propaganda olarak kullanacaklardır” diye cevap vermiştir.23

Şimdi fıkıh literatüründe kullanılan paralar hakkında bilgi verelim.

2-PARA BİRİMLERİ A- DİRHEM

Farsça’dan Arapça’ya geçmiş olan bu kelimenin çoğulu “derâhim” diye gelir.

Dirhem kelimesi mutlak olarak para mânasına kullanılırken altı dânikten ibaret olan bir paranın adı olmuştur.

Kur’an-ı Kerim’de bir yerde cemi olarak geçen bu kelime mutlak para manasında kullanılmıştır. Kur’an-ı Kerim’de, Yusuf (a.s)’un kuyudan çıkarıldıktan sonra köle olarak satıldığını anlatan kıssada şöyle haber veriliyor: “Ve onu biraz bedel ile sayılmış birkaç para ile satıverdiler, onlar onun hakkında rağbetsizlerden olmuşlardı.24

Dirhem kelimesi hadislerde bazen mutlak para, bazen de belli bir para birimi manasında kullanılmıştır. Birçok İslâmi hüküm kendi üzerine bina kılınan bu para birimi aynı zamanda bir ağırlık birimidir. Bundan dolayı bunun bu günkü ölçülerle kaç gram olduğunu tespit ettiğimiz zaman ağırlık ölçülerinin de gram ve kilogram olarak ağırlıkları kendiliğinden ortaya çıkmış olacaktır. Fıkıh kitaplarında dirhemle ilgili, şer’i dirhem, örfî dirhem gibi ıstılahlar vardır. Bu ıstılahların doğuş sebeplerini izah ettikten sonra şer’i dirhem ve örfî dirhemin bu günkü ölçülerle karşılaştırılmasını yapacağız.

a- Şer’i ve Örfî Dirhem Ayırımı

Bir kısım fıkhî hükümler dirhem ve dinar üzerine bina kılınmıştır. Bu hükümlerin ifâsında kolaylık olması için bu birimlerin bu günkü değerlerinin bilinmesi bir zarurettir. Şu da bir gerçek ki zamanla yapılan değişiklikler, dirhem ve dinarın ağırlıklarında da değişiklik yapılmasına sebep olmuştur. Dirhem ve dinar Abdülmelik zamanında tespit edilen şekilde kalmamıştır. Bölgeden bölgeye, değişik zaman dilimleri içinde ağırlığında ve ayarında büyük değişikliğe uğramıştır. Hâlbuki şer’i ölçülerin bütün İslâm âleminde aynı olması icap eder. Bu hususa da Allah’ın Rasûlü “Ölçü Mekke halkının ölçüsü, tartı da Medine halkının tartısı”25 hadisi şerifi ile bizlere ışık tutmaktadır. Çünkü Mekkeliler ticaret yapardı ve miskal, dirhem, ukiyye ve benzeri tartılarla uğraşırdı. Bu tartılarda onlar daha güvenli ve dikkatliydiler. Medineliler ise tarım ve meyvecilik ile uğraş-tıklarından sa’, vesak, müdd ve benzeri ölçülerle işlem yaparlardı. Bu açıdan onlar da bu ölçülerde itinalı ve güvenli idiler. Bundan dolayı da Peygamber Efendimiz her ölçüde onu en iyi bilen ve kendisine en çok güvenilen kimselere başvurulmasını istemiştir.

Bunun için de bütün İslâm âleminde Peygamberimizin ölçü ve tartılar konusunda prensip kabul edilmesini emrettiği Mekke ve Medine ölçülerine uyulup bütün ölçü ve tartıların birleştirilmesi icap ediyordu. Dirhem hususunda her bölgede ihtilaf olunmayan bir dirhem, miskal ve diğer ölçüler de her yerde aynı olması gerekiyordu. Böylece ölçü ve tartılarla tespit edilen hükümler kolayca yerine getirilmiş olurdu. Ancak olması gereken bu birlik sağlanamadı. Farklı bölgelerde, farklı ağırlıklarda dirhem ve ölçüler meydana geldi. Bunun neticesinde şer’i dirhem, örfî dirhem, şer’i dinar ve örfî dinar diye çeşitli ıstılahlar ortaya çıktı. Bunlara bağlı olan diğer ölçüler de bunlara paralel olarak farklı ölçüler haline geldi.

Çeşitli ağırlıklarda dirhem, dinar ve ölçülerin meydana gelmesi de dini hükümlerin tespitinde, hangisine uyulacağı hususunda âlimler arasında ihtilafa sebep olmuştur. Her âlim kendi memleketindeki ölçüyü kabul etmiş ve aynı asırda değişik İslâm memleketlerinde yazılan fıkıh kitaplarında kıratı farklı, ayarı farklı dirhemler ortaya çıkmıştır.

Bu durum bazı fakihlerin, “muteber olan herkesin memleketinde geçerli olan dirhemdir”26 diye fetva vermesine kadar varmıştır. Fakat bu fetva pek kabul görmemiştir.27

O halde zekât ve sair hükümlerde nisabın tespiti için şer’i dirhem ve dinarın araştırılması gerekir. Bu araştırma hususunda işimizi kolaylaştıran birtakım metotlar vardır. Bu metotlardan birisi de dinar ve dirhemden birisinin bilinmesi halinde diğerinin de bilinmesini sağlanmasıdır. Çünkü üzerinde icmâ vaki olan şer’i dirhemle şer’i dinarın arasındaki oran bellidir. O da

dur, yani dirhem dinarın onda yedisidir.

b- Dirhemle Dinarın Bugünkü Birimlerle Karşılaştırılması

Günümüzde ağırlık ölçüsü olarak miskal ve dirhem değil de gram kullanılmaktadır. O halde dirhem ve dinarın, dinara bağlı olarak da miskalin bu günkü kullanılan gram cinsinden ağırlıklarının tespiti lâzımdır. Bunun için takip edilecek iki yol vardır:

1- Fıkıh kitaplarında verilen arpa, buğday ve hardal danelerinin ağırlıklarıyla tespit etmek.

2- Abdülmelik zamanında basılıp bugün müzelerde bulunan paraların ağırlıklarından bu günkü grama göre dinar ve dirhemin ağırlığını tespit etmek.

Gerek ilk devir tarihçileri ve gerek fıkıh kitaplarımız dirhem ve dinarın ağırlıklarının arpa, buğday ve hardal gibi hububatla tespit edildiğini, dinarla miskalın, altınla ilgili birimler olduğunu ve dirhemle dinar arasında

gibi bir oran bulunduğunu kaydetmektedirler.28 Fakihler dirhem ve dinarın ağırlıklarının hububatla tayininde gerekli titizliği göstermişlerdir. Mesela ağırlık tayininde kullanılacak arpanın iki ucu kesik orta büyüklükte ve kabuksuz olması gerektiğini söylemişlerdir.29 Bu titizliğe rağmen, hardal, arpa ve buğday gibi maddelerin ağırlıkları, yetiştikleri toprağın durumuna, mevsimin kurak ve yağışlı olmasına bağlı olarak bölgeden bölgeye değişiklik arz etmektedir. Bu sebeple muayyen malzeme ve aynı usulle yapılan ölçümlerle farklı rakamlar ortaya çıkmaktadır. Nemli toprakta yetişen aynı sayıda arpa danesi ile kurak yerde yetişen hatta aynı tarlada yetişen eşit sayıda arpa ve buğday danesinin ağırlığı eşit olmamaktadır.

Nitekim bizim de, muhtelif tarlalardan çıkan arpa ve buğdayları sarrafların hassas terazilerinde tarttığımızda Tablo 1, 2 ve 3’teki veriler ortaya çıkmıştır.

Tablo 1, 2 ve 3’teki verilerden anlaşılacağı aynı sayıdaki arpalar, ağırlık bakımından birbirini tutmamaktadır. Tablolar çoğaldıkça farklı ağırlıklar ortaya çıkmaktadır. Bu yol ile kesin bir sonuca varmak oldukça güçtür. Ayrıca fukaha arasında dirhem ve dinarın arpa ve buna benzer maddelerle ağırlıklarının miktarında da farklı görüşler vardır. Eğer böyle bir metotla tespit edip kesin bir neticeye varmak gerekirse, burada devlete düşen bir vazife vardır, o da İslâmî ölçülerin Hz. Ömer’in ve Abdülmelik b. Mervan’ın yaptığı gibi çeşitli ağırlıkların ortalamasını bulup kesin bir ölçü tespit etmektir.

İkinci yol: Dinar ve dirhemin gram cinsinden ağırlıklarının tespitinde bizi en doğru sonuca götürecek yol, Hz. Ömer tarafından esasları ortaya konan, bu esaslar çerçevesinde Abdülmelik b. Mervan tarafından basılan, Sahabe ve tabiin tarafından da kabul edilip üzerinde icmâ vaki olan ilk İslâm paralarının bulunup tartılmasıdır.

Tarihî araştırmalar, altın para birimi olan dinar ve altın için ağırlık birimi olarak kullanılan miskalin ağırlığının, İslâm’dan önce de İslâmî devirlerde de değişmediğini ifade etmektedir. Bu gün, eski zamanlardan kalma pek çok dirhem, dinar ve bu paralar basıldığı zaman, onların ayarlarını kontrol etmek için aynı ağırlıkta ve “sence” adı verilen cam ölçüler, müze ve koleksiyonlarda muhafaza edilmektedir. Sikkeler üzerinde mütehassıs olan araştırmacılar da bunların özelliklerini ve ağırlıklarını tespit etmişlerdir. Gerek Avrupalı gerek çağdaş Arap araştırmacıların bildirdiklerine göre Abdülmelik b. Mervan devrinde basılan ilk İslâmi dinarlar 4,25 gr. ağırlığındadır. Dinarı 4,25 gr. alırsak, Hz. Ömer tarafından ortaya konan ve fıkıh kitaplarında “aşeratün fi vezni seb’atin” yani her on dirhem yedi miskal ağırlığına eşit esasına göre şer’i dirhemin ağırlığını ortaya koyabiliriz.

Bir dinar 4,25 gram olduğuna göre bir dirhem, 2,975 gr’dır.30 Buna yakın bir rakamı Türkçe neşredilen ansiklopedik kaynaklar da vermektedir. Mehmet Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri isimli eserinde

2,97 gr. ağırlığında paraların Hz. Ömer devrinde tespit edildiğini kaydetmektedir.31

Bir heyet tarafından hazırlanan İslâm Ansiklopedisi’nde de şer’i dirhemin, 2,97 gr. olduğu ifade ediliyor.32 Çağdaş ilim adamlarından Suriyeli Vehbe Zuhaylî de bir dirhemin 2,975 gr. olduğunu bildirmektedir.33 Bu rakamlar da göstermektedir ki şer’i dirhem ve dinarın bilinmesi için takip edilecek en sağlam ve hatadan uzak yol tarihi paraları inceleme yoludur. Şer’i dirhemi bu şekilde tespit ettikten sonra örfî dirhemi de tespit etmek icap ediyor. Örfî dirhem deyince akla, Hz. Ömer zamanında tespit edilen ölçüler dışında değişik İslâm ülkelerinde darbedilen mahallî paralar diyebileceğimiz dirhemler gelmektedir. Bu da ülkeden ülkeye değişmektedir. Biz sadece Osmanlılar devrinde tedavülde olan örfî dirhemin bu günkü değerini tespit ile iktifa edeceğiz.

c- Örfî Dirhem

Bir örfî dirhem on altı kırattan ibarettir. Osmanlı darphanesi bir kıratı dört buğday itibar etmiş olup,

bu miktar fukahanın beş arpa itibar ettikleri şer’i kırata ağırlıkça eşit bulunmaktadır. Üç yüz on iki dirhem bir kilogramdır. Buna göre, bir örfî dirhem 3,2 gr. eder.34 Gerek yukarıda adı geçen İslâm Ansiklopedisi’nde gerek, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü’nde, ağırlık birimi olarak gram ve kilogram kabul edilmeden evvel İstanbul’da bir dirhemin, 3,207 gram ağırlığında olduğu ifade edilmektedir.35 Zamanımızda Türkçe olarak yazılan bazı fıkıh ve ilmihal kitaplarında zekâtın gümüşten nisabı verilirken 640 gram olması şartı bu 3,20 gram ağırlığındaki örfî dirhem hesabına göredir.

d- Dirhemlerin Şekli

Dirhem üzerine bina kılınan hükümlerde kolaylığı sağlamak için bu günkü gramla karşılaştırmak önemli olduğu kadar ilk fıkhî eserlerin tedvin edildiği devirlerdeki dirhemin şeklini tespit etmek de önemlidir. Çünkü fıkıh kitaplarının tahâret bahsinde necâseti ğaliza ile ilgili konuda “necaseti ğaliza akıcı bir madde olduğu zaman alan olarak, katı bir madde olduğu zaman da ağırlık olarak bir dirhemi aşarsa temizliğe manidir” denilmektedir.36 Bu hüküm verildikten sonra da Hz. Ömer’in “Necaset benim şu tırnağımı aşmadıkça namazın cevazına mani olmaz” sözünü delil getirirler ve Hz. Ömer’in tırnağının avuç içi kadar geniş olduğunu naklederler.37

İlk paraları inceleyen kaynaklar dirhemlerin şekillerinden bahsederlerken de, dirhemlerin iki şekilde olduğunu zikrederler.

1-Hurma çekirdeği şeklinde olan dirhemler.

2-Yuvarlak olan dirhemler. Bağali dirhemlerin büyüklüğünün el ayası kadar olduğu kaynaklarda zikredilmektedir.38

Dirhemlerin genişliğinin bu kadar büyük olması belki ilk anda yadırganabilir. Fakat zaman zaman basılan madeni paraları göz önünde tuttuğumuz zaman el ayası kadar olması normal karşılanır. Nitekim zamanımızda değişik tarihlerde farklı büyüklük ve ebatlarda paralar basıldığı görülmektedir.

B- DİNAR

Dirhem kelimesi gibi dinar da, Arapçaya, Farsçadan geçmiş olup “denanir” şeklinde cemi olur.39 Kur’an-ı Kerim’de mutlak olarak altın para manasına kullanılan bu kelime, Kur’an’da bir yerde tekil olarak geçmektedir. Cenabı Hakk ehli kitaptan bahsederken, “Onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine dikilip durmadıkça onu sana iade etmez” buyrulmaktadır.40 Buradaki dinar kelimesi belli bir para birimi manasına değil, mutlak olarak altın para manasına kullanılmıştır. Hadislerde de bazen mutlak para, bazen de belli bir para birimi manasına kullanılmıştır.

Dinar ilk basıldığı günden itibaren ne cahiliyet devrinde ne de İslâmîyet döneminde değişikliğe uğramamıştır.41 İslâm döneminde de önceki hal üzere bırakılmıştır. Abdülmelik b. Mervan zamanında basılan dinarların ağırlıkları da aynı ağırlıkta idi. Daha sonraları çeşitli İslâm memleketlerinde çeşitli ağırlıklarda dinarlar basılmak suretiyle dirhemde olduğu gibi dinarın da şer’isi ve örfîsi meydana geldi.

Dinarın da bu günkü kullanılan gram cinsinden ağırlıklarını tespit için takip edilecek iki yol vardır.

1- Dirhemde olduğu gibi fıkıh kitaplarında verilen arpa ve buğday daneleriyle tespit etmek. Bir dinar bazılarına göre 72 arpa ağırlığında bazılarına göre de 100 arpa ağırlığındadır. Dirhem konusunda olduğu gibi bunun da ağırlığını bu yolla tespit etmeye kalktığımızda birbirinden farklı ağırlıklar ortaya çıkacaktır. Hem de ifade ettiğimiz gibi arpa sayısında da tam bir ittifak yoktur. Bu yüzden bu yolla kesin bir sonuca varmak mümkün değildir.

2- İslâm öncesi basılan ve İslâm’dan sonra Abdülmelik tarafından bastırılan ve bu gün müzelerde bulunan dinarların bulunup tartılarak bu günkü ağırlığını bulmak.

Avrupalı ve Arap araştırmacıların, ilk darbedilen dinarların 4,25 gr. ağırlığında olduğunu araştırmalar neticesinde tespit ettiklerini dirhem bahsinde zikretmiştik. Türkçe yazılan ansiklopedik eserlerde de aynı şekilde bilgiler yer almaktadır. Vehbe Zuhaylî de eserinde dinarın, 4,25 gr. veya 72 arpa ağırlığında olduğunu kaydetmektedir.42 Ömer Nasuhi Bilmen’in arpa kriterini kullanarak yaptığı şer’i dirhem hesabına göre bir dinar takribi olarak 4.09 gr., bir dirhem de 2.806 gramdır.43 Diyanet İşleri Başkanlığı’nın aynı esasa dayanarak yaptığı tespit de aynıdır. Bunun için Diyanet İşleri Başkanlığı, altının nisabında 20 miskali(dinar) 80.18 gr. olarak, gümüşün nisabında 200 dirhemi, 561.26 gr. olarak tespit etmiştir.44

Şer’i ve Örfî Dinar Ayırımı: Dinarların üzerinde icmâ vaki olduğu şekliyle kalmayıp çeşitli İslâm ülkelerinde değişik ağırlıklarda dinarlar basılmasıyla örfî dinar tabirinin çıktığının yukarıda ifade etmiştik. Fıkıh kitaplarında Acem miskali ve Irak miskali diye iki örfî dinardan bahsedilir. Bunlardan her birinin ağırlığı ise birbirinden farklıdır. Vehbe Zuhaylî bunların gram cinsinden ağırlıklarını verirken, Irak miskalinin beş (5) gr. olduğunu, Acem miskalinin (dinarının) de 4,80 gr. olduğunu kaydeder.45 Son zamanlarda Türkçe yazılan bazı fıkıh ve ilmihal kitaplarında zekât için altının nisabı verilirken 96 gram olması şartı, 4,80 gr. ağırlığındaki örfî dinar hesabına göredir.

C- DANİK

Lügat itibariyle, ahmak adam, hırsız adam, zayıf kimse ve deve manalarına46 kullanılan dânik kelimesi Arapça’ya, Farsça denk kelimesinden geçmiştir. Dânikin dirheme nispeti, kuruşun liraya nispeti gibidir. Dirhemin altıda biri olduğundan ittifak vardır. Fıkıh kitaplarında dânikin ağırlığı bildirilirken, sekiz habbe ile bir habbenin beşte ikisine eşittir, denilmektedir.47 Bu yolla dânikin de kesin ağırlığının tespit edilmesi mümkün değildir. Bunun bu günkü ağırlık ölçüsü olan gram cinsinden ağırlığı yine eski paraları araştırma yolu ile tespit edilebilir. Bir dirhem, 2,97 gram olup, dânik de dirhemin altıda biri olduğuna göre bir dânikin, 0,495 gr. olduğu ortaya çıkar.45 Vehbe Zuhayli de bir dânikin, 0,495 gr. ağırlığında olduğunu kaydetmektedir.48 Kur’an’da hiç geçmeyen bu kelimenin, hadislerde ve Arapça metinlerde az ve hakir olan bir şeyden kinaye olarak kullanıldığı görülür. Çoğulu “devanik” şeklinde gelir.49

SONUÇ

Her ne kadar düzenli bir şekilde para basımı çok geç başlamış olsa da, insanlık tarihinin başlangıcından itibaren insanlar bu ihtiyaçlarını değişik şekillerde gidermişlerdir.

Hz. Peygamberin bisetinden önce Arap yarım adasında değişik değerlerde birtakım paralar kullanılıyordu. O’nun zamanı daha ziyade mücadele ile geçtiğinden ve vahiy de devam ettiğinden para basımı ile alakalı bir çalışma yapılamamış ve tedavüldeki paralar kullanılmıştır. Hz Ebû Bekir devri de para işlerini düzenleyecek kadar uzun sürmemiştir. Hz. Ömer’in ilk dönemlerinde de durum aynen devam etti. Fetihlerle İslâm coğrafyası genişledi. Yeni fethedilen bölgelerde de farklı paralar kullanılıyordu. Bu ise aynı İslâm coğrafyasında farklı uygulamalara sebep oluyordu. Para birliğini sağlamak için bir heyet kuruldu. Heyet,tedavülde bulunan farklı ağırlıklardaki üç çeşit dirhemin ağırlıklarını toplayıp, üçe bölerek standart bir ölçüyü kabul etti. Hz. Ömer zamanında, kabul edilen bu ölçüde para basımı yapılmamıştır. Hz. Osman ve Hz. Ali devrinde bazı idareciler işlerde kolaylık sağlamak amacıyla mahalli olarak para bassalar da, resmî bir para basılmamıştır.

İlk resmî İslâm parası, Emevi Halifelerinden Abdülmelik b. Mervan tarafından, zamanın ilim adamlarının görüşleri de alınarak, Hz. Ömer zamanında tespit edilen standartlarda basılmıştır. Halk tarafından da kabul gören bu paralar uzun zaman tedavülde kalmıştır. Klasik kaynaklarda geçen dirhem, dinar ve dânik gibi paraların bu günkü değerlerini bulmak için takip edilecek en sağlıklı yol ise, Abdülmelik zamanında basılıp bugün müzelerde bulunan paraların ağırlıklarından bugünkü grama ve değere göre tespit edilmesidir.


KAYNAKÇA

1 Erdoğan, Mehmet, Fıkıh ve Hukuk Terimleri Sözlüğü, İstanbul, 2010, s.467;Meydan Larousse, “para” mad., İstanbul 1987, c. 9, s. 866.

2 Bakara, 2/ 31, 32, 33.

3 Makrizî, Takıyyüddin Ahmed b. Abdülkadir, en-Nukûdü’l-Arabiyye ve’l-İslâmîyye, El yazma, Süleymaniye Kütüphanesi, s. 2.

4 Kasas, 28/27.

5 Şuarâ, 26/109, 127, 145, 164.

6 Yusuf, 12/20.

7 Makrizî, s. 2-3.

8 Makrizî, s. 2-3.

9 Makrizî, s. 3.

10 Ahmet Cevdet Paşa, Tarih-i Cevdet, İstanbul, 1976,l-ll, c.1, s.355.

11 Kasânî, Alauddin, Ebû Bekr b. Mesud,Bedaiu’s-Sanai’ fi Tertibi’şŞerai’,Beyrut,1998,I-X,c.2,s.405;Tahtavî,Ahmet b.Muhammed,Haşiyetü Merakayi’l-felah Şerhu Nuri’l-İzah,Bulak,1318,s.391;İbn Abidin,Muhammed Emin Ömer b. Abdülaziz, Reddü’l-muhtar ale’d-dürri’l-muhtar şerhu Tenviri’lebsar,İstanbul,tsz, l-V, c.1, s.31.

12 İbn Haldun, Mukaddime (MEB. Yayınları) c.4, s.

13 Ahmet Cevdet Paşa, c. 1, s. 338.

14 Makrizî, S.6

15 Miras, Kâmil-Ahmet, Naim, Sahih-i Buhârî Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercümesi, Ankara, 1982, l-Xlll, c.5, s.48

16 Ahmet Cevdet Paşa, c.1, s. 355.

17 Ahmet Cevdet Paşa c.1, s.337; İbn Haldun, c.2, s.13; Makrizî, s.10.

18 Tevbe,9/33.

19 İbn Haldun, c.2, s.13.

20 İbn Haldun, c. 2, s. 18.

21 Makrizî, s. 9; Miras, Kâmil, c.5, s.49.

22 Makrizî, s. 8-9.

23 Makrizî, s.11.

24 Yusuf,12/20.

25 Ebû Davud, Süleyman b.el-Eş’as es-Sicistani, es-Sünen, İstanbul,1992, IIV,Büyû,8;Nesâî,Ebû Abdurrahman Ahmed b. Şuayb,es-Sünen, İstanbul, 1992,I-VII,Büyû,54;Miras, Kâmil, c.5, s. 39.

26 İbn Abidin, c.2, s.32.

27 İbn Abidin, aynı yer.

28 Kardâvî, Yusuf, Fıkhü’z-zekât, l-ll, c.1, s.256.

29 İbn Abidin, c. 2, s.16; Heyet, İbadet ve Müessese Olarak Zekât, İstanbul, 1984; Damad, Şeyhzâde Abdurrahman b. Şeyh Muhammed b. Süleyman, Mecmeu’l-Enhur, İstanbul,1308,l-ll, c.1 s.179; Makrizî. s. 11.

30 Damad Şeyhzâde Abdurrahman, c.1, s.168; Heyet, s. 64.

31 Kardâvî, c.1, s. 259; Heyet, s. 65.

32 Pakalın, Mehmet Zeki, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, c.1, s.453.

33 İslâm Ansiklopedisi, Milli Eğitim Bakanlığı Yay., Eskişehir,1997,XIII, c.3, s.594.

34 Zuhaylî, Vehbe, el-Fıkhül İslâmî ve edilletühû, Dımaşk,1980,l-Vlll, c.1, s.77.

35 Bilmen, Ömer Nasuhi, Hukuku İslâmîyye ve Istılahat-ı Fıkhîyye Kamusu, İstanbul,1976,l- Vlll, c. 4, s. 122; Döndüren, Hamdi, İbn Abidin Tercümesi Fihristi ve Terimler Sözlüğü, İstanbul 1988, s. 99.

36 İslâm Ansiklopedisi, c.3, s. 595; Pakalın, c.1, s.454.

37 Mevsılî, Abdullah b. Mahmud b. Mevdud, el-İhtiyar li Ta’lîli’l-Muhtar, İstanbul,1989, c.1, s. 31.

38 Mevsılî, c.1, s.31.

39 İbn Manzur, Ebû’l-Fadl Cemalüddin Muhammed b. Mükerrem, Lisanü’larab, Beyrut, tsz, I-XV, c. 2,s. 422.

40 Âl-i İmrân, 3/75.

41 Makrizî, s. 3.

42 Zuhayli, c. 1, s. 77; Kallek,Cengiz, “Miskal” md.,Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, İstanbul, 2005, c.30, s. 182.

43 Bilmen, c. 4, s.121.

44 Erkal, Mehmet, İlmihal İman ve İbadetler (zekât bölümü),Türkiye Diyanet Vakfı Yay., Ankara, 2007, ll, c.l, s.441.

45 Zuhayli, c.1,s.77.

46 İbn Manzur, c. 2, s. 424; Kasânî, c. 2,s.405; Asım Efendi, Seyyid Ahmet, Kamus Tercümesi (Firuzabadi’nin Kamusu’l-Muhit ve’l-Kabüsü’l-Vesıt isimli eserinin tercümesi),İstanbul, tsz,l-lV c.2, s. 905.

47 Kasânî, c.2,s.495;Bilmen, c.4, s. 121

48 Zuhayli, c.1, s.77

49 İbrahim Mustafa ve arkadaşları, el-Mu’cemü’l Vasit, İstanbul, 1986, l-ll, c.1, s. 298.