Kitâb-ı Mukaddes ve Kur’ân-ı Kerîm’e Göre İlk Günah ve Kadın

Kitâb-ı Mukaddes ve Kur’ân-ı Kerîm’e Göre İlk Günah ve Kadın

Cilt/Sayı

2011 22. cilt – 1. sayı

Yazar

Yrd.Doç.Dr. Mustafa ŞENTÜRKa

aDin Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği, Bayburt Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Bayburt

Öz

Çalışmamız, metinlerarası okuma yaklaşımıyla Kitâb-ı Mukaddes ve Kur’ân’da; ilk insan Adem’in ve eşi Havva’nın yaratılışını, Cennet’teki yaşayışlarını, İblis tarafından kandırılıp “ilk günahı” işlemelerini ve bunun sonucunda Cennet’ten kovulmalarını karşılaştırmalı olarak ele alacaktır. İlk günah konusu etrafında yaşanan yukarıdaki olaylar dizisi, tertip sırasına göre Ahd-i Atîk’in Tekvîn I:1-27, II:7-25, III:1-24 ve Ahd-i Cedîd’in II. Korintliler 11:3, Timoteos’a Mektup II:4-15 ve Romalılar’a Mektup V:12-21 bölümlerinde; Kur’ân’da ise yine tertip sırasına göre Bakara 2/30-38, A’râf 7/11-25 ve Tâhâ 20/115-123 sûrelerinde anlatılmaktadır. Biz metinler arasında yapacağımız karşılaştırmalı okuma ile insanın yaratılışını ve özellikle ilk günahı daha iyi anlamayı; ayrıca Hıristiyan teolojisinde geliştirilen “aslî günah” teorisini ele alıp, bunun insan türünün kadın cinsine mâledilmesini ve bu sebeple semitik gelenekte ve onun etkisiyle İslâm tefsîr geleneğinde oluşan kadın karşıtı söylemin tarihî ve kültürel temellerini eleştirel açıdan değerlendirmeyi amaçlıyoruz.

Anahtar Kelimeler

Kadın; Havva; ilk günah; Kur’ân’ı Kerîm; Kitâb-ı Mukaddes

Abstract

With intertextuality reading, our study will take charge of Adam and Eve’s first sin and therefore their driving away from paradise. Events around the first sin are mentioned in Genesis I:27, II:7-25, III:1-24 in The Old Testament and II Corinthians 11:3, II Timothy 4-15, V Romans 12-21 in The New Testament; otherwise Bakara 2/30-38, A’râf 7/11-25 and Tâhâ 20/115-123 pasages in The Quran. With an intertextuality reading, we aim to understand the first sin, in addition, to study the theory of original sin which is put forward in the Christian theology and to criticize the historical and so-called theological basis of anti-woman attitudes in the semitic tradition and also with its effect in the tradition of islamic commentary.

Keywords

Woman; eve; the first sin; Qur’an; Bible


İlk insanın kimliği ya da neliğine dair tartışmalar ve bu konuda ortaya atılan teoriler, kendi tarihini öğrenmek isteyen insanoğlunun zihnini en çok meşgul eden konuların başında gelmektedir. Biz çalışmamızda Tarih, Antropoloji ve daha birçok disiplinin bu kadîm sorusunun cevabı etrafındaki tartışmaların ayrıntılarına dalmayacak; bu konuda ilâhî dinlerin kutsal metinlerine dayandırılan anlatımların sembolik ya da tarihsel olduğunu1 tartışmadan, ilk insanın Hz. Adem olduğu2 genel kabulünden hareket edeceğiz. Bu paradigmaya göre, Adem “Ebu’l-Beşer”, yani insanlığın atasıdır.3 Dolayısıyla o, ilk düşünen, ilk konuşan, ilk sevinen, ilk üzülen, ilk seven, ilk sevilen, ilk yapıp-eden… ve nihayet yapıp ettiklerinde ilk hataya düşen ve hatasından ilk dönendir.

İlâhî metinlerden insanın yeryüzünde en son yaratılan varlık olduğu anlaşılmaktadır.4 Aklı ve düşünebilme yeteneği ile diğer varlıklardan ayrılan insan, karmaşık yapısıyla en üstün varlıktır. Eski Ahit bunu insanın “Tanrı sûretinde” yaratılması olarak ifade ederken,5 Kur’ân “en güzel kıvâm” tabirini kullanmış6 insan soyunun da şerefli kılındığını bildirmiştir.7 Çünkü diğer varlıklar içerisinde, insan kâinâtta öğrenmeye ve eğitilmeye en yatkın varlıktır.8 İnsana eşyayı tanıma ve tanımlama melekesi verilmiştir.9 Bu sebeple meleklerin insana secde etmeleri emredilmiş, “cinlerden olan İblîs” dışındaki melekler insana secde etmişlerdir.10 İnsan nefsine ilhâm edilen irâdî olarak kötülük ve iyilik yapabilme ve bunlardan herhangi birini tercih edebilme özelliği11 ile, ahlâkî olarak varlıkların en üst basamağı ile en alt basamağı arasında olabilecek şekilde donatılmıştır.12 Bütün bunlardan dolayı varlığın amaçsız yaratılmaması,13 öncelikle ve en çok insan için geçerlidir. Arzın halîfesi olarak, Yaratıcının donattığı evrenin en önemli objesi olan insan, deyim yerindeyse “büyük planın” ya da başka bir ifadeyle “büyük sınavın” başrol oyuncusudur. Buna göre insan kulluk yapmak14 ve denenmek için yaratılmıştır15 ve bu sınavın özü, ortak telakkî’ye göre “en güzel davranışı” gösterme çabasıdır.16 Bu süreç ilk insan Adem’le başlamıştır. Tabii belirttiğimiz gibi insan karmaşık bir varlıktır ve buna göre zaafları vardır. İnsan zayıftır,17 sabırsızdır,18 câhildir,19 tartışmacıdır,20 acelecidir,21 nankördür,22 şımarık ve kibirlidir,23 zâlimdir…24 Yani insan mutlak iyi bir varlık değildir.25

Her şey çift yaratılmıştır.26 İnsan da bir erkek ile dişiden ancak “tek bir nefs’ten” yaratılmıştır.27 Erkek ve kadın birbirinin eşidir. Râgıb el-Isfahânî’nin de (502/1108 ) belirttiği gibi “İkili olan her şeye eş denir” ve Kur’ân’da zevc kelimesi hem erkek hem de kadın için kullanılır.28 Birbirlerinin “örtüsü” olarak kadın ile erkeğin her biri diğerinin tamamlayıcısı, yani öteki yarısıdır.29 Birbirlerinin sükûn ve huzur kaynağıdır.30 Bu sebeple ilâhî metinlerde mutlak cinsiyet ayrımına dayalı hitapların bulunmadığı, bu hitapların eril ya da dişil ifade kalıplarıyla yapılsalar bile, bunun tarihin ve kültürün inşâ ettiği bir cinsiyet sınırlandırması olmadığı, bu metinlerin insan türünün her iki cinsini de “eş” olarak muhatap aldığı söylenebilir.31 Çünkü inanç, ibadet ve ahlâk açısından kadın ve erkek arasında fark ve üstünlük olmadığı gibi mükafat ve ceza yönünden de hiçbir fark yoktur.32 Vahiy açısından üstünlük ve erdem mutlak olarak Allah’a duyulan saygı ile doğru orantılıdır.33 Zira hiçbir insanın kendi cinsiyetini belirleyebilme imkanı olmadığına göre, sırf bu özelliği sebebiyle yüceltilmesi ya da alçaltılması söz konusu değildir. Kadın ve erkeğin birbirlerinden ontolojik değil, belki biyolojik ve psikolojik olarak “fazlalıkları”34 olabilir. İnsanlar biyolojik yapılarından değil, ancak irâdî söylem ve eylemlerinden sorumlu tutulabilirler. Bu çerçevede Arapça cinsiyetli bir dil (gender-spesific language) olmasına rağmen, Kur’ân’da Arap gramerine göre müzekker (eril) kalıbıyla inananlara yapılan hitaplar, erkek-kadın herkesi kapsamaktadır. Örneğin îmân edip sâlih amel işleyenlerin cennetle müjdelendiği Bakara Sûresi 2/25. âyette, “îmân edip sâlih amel işleyenler” şeklinde gelen ifade eril bir kalıpla gelmesine rağmen; kadın erkek bütün mü’minleri kapsamaktadır. Zira Nisâ Sûresi’nin benzer içerikli 4/124. âyetinde bu sefer açıkça kadın veya erkek mü’min olarak sâlih amelde bulunanların cennete gireceğinden söz edilir.

İNSANIN YARATILMASI

Ahd-i Atîk’e göre mekân, zaman ve canlılar yaratıldıktan sonra “altıncı evrede” insan yaratılmıştır. İnsanın yaratılmasıyla ilgili pasajlar Eski Ahit’in Tekvin kitabında yer almaktadır.

Buna göre, gök-yer, denizler-karalar (mekan), gündüz-gece, günler, mevsimler, yıllar (zaman), bitkiler-hayvanlar ve son olarak “altıncı günde” insan yaratılmıştır. Allah ilk insan Adem’i topraktan (adamah)35 ve kendi sûretinde yaratmıştır. Adem’e yeryüzündeki bütün canlılara isim koyma ve onları egemenliği altına alma yetkisi verilmiştir. Daha sonra Adem’in “yalnız kalması iyi görülmediğinden”, “ona uygun bir yardımcı” olarak Adem’in “kaburga kemiğinden” bir kadın yaratılmış;36 varlığa isim koyma yetkisi verilen Adem, kendi kaburga kemiğinden yaratılan bu varlığa, “kadın/işşa” demiş ve ona “Havva” adını vermiştir. 37

Benzer şekilde Yeni Ahit de önce Adem’in, sonra Adem’den Havva’nın yaratıldığını ve insanlığın başlangıçta erkek ve kadın olarak yaratıldığını anlatır.38

Kur’ân’a gelince, Kur’ân bize gökler ve yerin altı (d)evrede yaratıldığını,39 her şeyin,40 bitkilerin,41 hayvanların, beşerin42 yani her canlının sudan yaratıldığını43 dahası arzda suyun tutulduğunu44 ve bütünüyle arzın su ile kabartılıp45 yeşertilerek46 diriltildiğini47 söyler.

Kur’ân’da insanın yaratılışı, ilk insan Adem’in yaratılışı ve Adem’den sonraki insanların biyolojik yaratılışları şeklinde iki kategori halinde işlenir. Bu iki kategori Kehf 18/37, Hac 22//5, Fâtır 35/11 ve Mü’min 40/67. âyetlere dayandırılabilir. İnsanoğlunun biyolojik yaratılma aşamaları konumuz dışında kaldığı için, Adem’in yaratılmasını ele almakla yetineceğiz.

Kur’ân’a göre Adem mutlak olarak arzın toprağından yaratılmıştır.48 Adem’in topraktan /

yaratılması aşamalarının da Kur’ân’da çamur/

süzme çamur/

yapışkan çamur/

ve kurumuş çamur/

gibi lafızlarla ifadelendirildiğini görüyoruz.49

KADININ YARATILMASI

Hem Kitâb-ı Mukaddes hem de Kur’ân’a göre Adem’den sonra Havva yaratılmıştır. Eski Ahit’te Havva’nın Adem’in “kaburga kemiğinden” yaratıldığı anlatılırken;50 Yeni Ahit kadın’ın erkekten yaratıldığını belirtmekle yetinir.51 Kur’ân ise kadın ve erkeğin “tek bir neftsen” ve ondan da “eş(ler)in” yaratıldığını anlatır.52 İslâmî literatürde Eski Ahit’e benzer şekilde kadının kaburga kemiğinden yaratıldığı ya da kadının kaburga kemiğine benzetildiğine dair rivâyetler görülmektedir. Bu rivâyetlere Hz. Peygamber’e atfedilen bazı hadîslerde ve tefsîrlerde rastlanılmaktadır. Öteden beri bu rivâyetlerin tahkîk ya da teşbîh ifade ettiği, bir diğer ifadeyle gerçekte kadın bedeninin yaratıldığı nesne veya kadın fıtratını anlatıyor olabileceğine dair çeşitli fikirler ileri sürülmüştür.53 Nitekim Hz. Peygamber’e dayandırılan rivâyetlerde her iki anlatıma da rastlamak mümkündür.54 Hatta bu rivâyetlerin Bakara 2/228. âyet55 çerçevesinde, kadının derece olarak erkekten daha aşağı olma durumunu ifade ettiğini ileri sürenler bile olmuştur.56 Müfessirlerin büyük çoğunluğuna göre âyetlerde geçen kadının yaratıldığı “nefs’ten” kasıt Adem’dir.57 Yukarıda naklettiğimiz gibi, bu ifade tefsîr geleneğinde Adem’in bedeniyle ilişkilendirilmiştir, Ancak burada nefsin Adem’in bedeni olduğuna dair bir anlatım yoktur. Nefs kelimesinin lügat ve terim anlamının ayrıntılarına girmeden, kelimenin “cins, tür” anlamı dikkate alındığında; Ebû Müslim el-Isfahânî’nin (322/934) dikkat çektiği Havva’nın ve dolayısıyla kadının Adem’in (erkeğin) bedeninden değil, cinsinden ve türünden58 yaratıldığı anlamı öne çıkar. Nefsi eğer Muhammed Abduh’un yaklaşımı doğrultusunda, “kendisiyle insan (bize göre canlı) olunan şeyin mahiyeti ve hakikati”59 şeklinde anlarsak; kadın-erkek insanın aynı özden yaratılmış olduğu sonucuna varmak uzak değildir.60 Kadının erkeğin bedeninden yaratıldığı düşüncesi ilgili metinlerden çok, bir bakış açısına göre bu metinleri yorumlayan ataerkil zihniyet yapısı ve bu yapının oluşturduğu kalıp yargılarla ilgilidir.61

CENNET VE İLK GÜNAH

Eski Ahit’e göre, Adem yaratıldıktan sonra doğuda Aden’de içinden ırmaklar geçen, iyi meyveler veren türlü ağaçların yanı sıra, “hayat ağacı, iyi ile kötüyü bilme ağacı” bulunan bir bahçeye yerleştirilmiş ve bahçeyi işlemekle görevlendirilmiştir. Kendisine dilediği ağacın meyvesinden yiyebileceği, ancak iyi ile kötüyü bilme ağacından asla yememesi gerektiği, aksi takdirde kesinlikle öleceği teblîğ edilmiştir. Sonra “yalnız kalması iyi görülmediğinden” kendisine “yardımcı” olarak kadın (Havva) yaratılmıştır. Daha sonra yaban hayvanlarının en kurnazı olarak gösterilen “yılan”, Havva’yı “gözlerinin açılacağı”, “iyi ile kötüyü bilecekleri” ve “Tanrı gibi olacakları” iddialarıyla kandırmış ve Havva’ya ağacın meyvesinin güzel ve “bilgelik kazanmak/iyiyi kötüyü bilmek” için uygun olduğunu göstererek, “yasak ağacın” meyvesini ona yedirmiştir. Havva meyveyi eşine vermiş ve onun da yemesini sağlamıştır. Yasak meyveyi yedikten sonra Adem ile Havva’nın gözleri açılmış, çıplaklıklarının farkına varmışlar ve bundan dolayı yapraklarla örtünmeye çalışmışlardır. Rab Tanrı sorunca, Adem kadının kendisine yasak meyveyi yedirdiğini söylemiş, Havva da kendisini yılanın kandırdığını belirtmiştir. Bunun üzerine Allah olayın her üç kahramanına, yani yılan, Havva ve Adem’e ayrı ayrı cezalar takdîr etmiştir. Buna göre yılanı lanetlemiş, ömür boyu yerde sürünmek ve toprak yemek ile cezalandırmış, ayrıca kadın ve kadın soyu ile yılanı düşman ilan etmiştir. Havva’ya (kadına) ise “doğum sancısı çekmek”, “kocasına istek duymak” ve “kocasının hakimiyeti altında olmak” cezaları verilmiştir. “Karısının sözünü dinleyip” yasak meyveden yediği için, ceza olarak Adem’in payına ise “yaşamı boyunca toprağa bağımlı kalmak ve yiyeceğini çalışarak elde etmek” verilmiştir. Netice de Adem “yaratıldığı toprağı işlemek üzere” Aden bahçesinden adeta kovularak çıkarılmıştır.62

Adem ve Havva’nın cennete yerleştirilmeleri, burada sınanmaları ve cennetten çıkarılmalarıyla ilgili Kur’ân’ın ilgili bölümleri Bakara, A’râf ve Tâhâ sûrelerinde anlatılmaktadır.

Bu pasajlardan anladığımıza göre, Allah Adem’i yarattıktan ve kendisine vahiy verdikten sonra, arzda halîfe olarak görevlendirilmek istemiş ve bunu meleklere arz etmiştir. Melekler modern çağda dile getirilen bir görüşe göre Adem’den önceki varlıklardan edindikleri tecrübelerinden dolayı,63 Adem’i muhtemel bir fesatla ilişkilendirmişlerdir. Allah ona eşyayı tanımlama yetisi verdiği için, bütün meleklerin Adem’e saygı göstermelerini64 emretmiş ve “gurura kapılan ve cinlerden olan İblîs” dışındaki bütün melekler Adem’e saygı gösterisinde bulunmuşlardır. O andan itibaren İblîs Adem’in, eşinin ve insan soyunun düşmanı ilan edilmiştir. Sonra Adem ve eşine, “hiçbir sıkıntı, eza, cefâ ve kavurucu sıcaklığın olmadığı, susuzluk çekilmeyeceği cennete65 yerleşmeleri istenmiştir. Adem ve eşine cennetin nimetlerinden dilediklerini yiyebilecekleri söylenmiş, ancak “belli bir ağaca”66 yaklaşmaları yasaklanmış, aksi durum ise zulüm olarak tanımlanmıştır. Şeytan onlara “ayıp yerlerini göstermek için” vesvese vermiş ve ağacı “ölümsüzlük ağacı” olarak niteleyerek Adem ile eşini “melek gibi olma” ve “ölümsüz olma” gibi vaadlerle kandırmış ve yasak meyveyi onlara yedirmiştir.67 Böylece şeytan amacını gerçekleştirmiş ve bundan sonra Adem ile Havva ayıp yerlerinin farkına varmış ve cennet yaprakları ile örtünmeye çalışmışlardır. Her ikisi de pişman olmuş, Allah’tan bağışlanma dilemişlerdir. Allah tevbelerini kabul etmiş, ancak yine de onları cennet’ten çıkarmıştır.68

ASLÎ GÜNAH TEORİSİ VE KADIN

İnsanın cennetten kovulmasına yol açan “ilk günah”, hem Kitâb-ı Mukaddes hem de Kur’ân’da anlatılmış; ancak konu, Yahûdî ve İslâm teolojisinin aksine, Hıristiyan teolojisinde “aslî günah”(original sin) kavramıyla sistemleştirilmiş ve Hıristiyan teolojisinin temel inançlarından biri haline gelmiştir. İlk günah konusu, Eski Ahit’in Tekvin bölümünde anlatılıyorsa da, konunun temelini atan kişi, Yeni Ahit’te Romalılara yazdığı mektuplarla69 Pavlus’tur.70 Pavlus’un mektuplarında terim olarak değilse bile düşünce olarak bulunan ilk günah konusu, kilise babaları Augustine (430) ile Pelagius (418) arasındaki “günah Tanrı’dan ise iradî değildir, irâdî ise Tanrı’dan değildir” tartışmasında, Pelagius’un günahın irâdî olup Tanrı’dan olmadığı görüşüne karşılık, günahın tanrıdan geldiği ve bu yüzden her doğan insanın vaftiz edildiği düşüncesine dayanarak Augustine’nin geliştirdiği bir teoridir.71 Buna göre “ilk günah/first sin”, “aslî günah/original sin”, “doğuştan gelen günah/birth sin/innate sin”, “miras günah/inherited sin”, ve “kalıtsal günah/race sin” gibi isimler ile anılan72 Adem ile Havva’nın işledikleri ilk günahın, onları ilgilendiren yukarıda aktardığımız ceza ve sonuçlarının yanı sıra, onların zürriyetlerine de sirâyet eden sonuçları olmuştur. Dolayısıyla bütün insanlar ataları Adem’den gelen bu “günah mirası” ile doğarlar.73 Çünkü Adem günah konusundaki arketipimiz ve prototipimizdir. Bu itibarla “baskıya girecek olan madenî bir paranın ilk örneği nasıl ki hatalı olursa bütün kopyaları da hatalı olacaktır”.74

Pavlus, Romalılar bölümünde, insanlığın, atası Adem’den aldığı miras günah’tan ancak İsa Mesih aracılığıyla kurtulacağını ve İsa Mesih’in bütün insanların günahlarını bağışlatacağını anlatır.75 Çünkü kendisini “feda eden”76 İsa, insanlık için bir “kefaret”,77 bir “kurbandır”.78 Bu sebeple insanlar İsa’nın aslî günahtan kurtaran kefaretine vaftiz ile ortak olmalıdırlar.79 Bilindiği gibi Hıristiyanlık’a girmek, kiliseye kabul edilmek ve Kutsal Ruh’a katılmak için Hıristiyanlık’ın en önemli sakramentlerinden biri olan vaftizin temel gerekçelerinden biri aslî günahtan kurtulmaktır.80

Şimdi söz konusu “ilk günah” meselesi üzerine odaklandığımızda; kutsal metinlerde anlatılan olaylar, Adem merkezinde anlatılmakla birlikte; “yasak meyveyi” yemek suretiyle söz konusu ilk günahın kim tarafından işlendiği, daha açık ifadesiyle olayın müsebbibinin Adem’in kendisi mi yoksa eşi Havva mı olduğuna dair anlatımlar, Kitâb-ı Mukaddes ve Kur’ân-ı Kerîm’e göre farklılık arz etmektedir.81

Bu çerçevede Eski Ahit’e göre, yılanın (şeytan)82 kandırması sonucu yasak meyveyi önce Havva yemiş, sonra da eşi Adem’e yedirmiştir.83 Adem de “Havva ile ölmeyi, onsuz yaşamaya tercih ettiği için meyveyi yemiştir”.84 Yine Ahd-i Atîk anlatımında yılan, Havva ve Adem’in fizyolojik ve sosyolojik bazı özellikleri, metafizik açıklamalarla temellendirilmektedir. Buna göre yılan ebediyen yerde sürünmek; Havva doğum sancısı çekmek, kocasına istek duymak, ve kocasının hakimiyeti altında olmak; Adem ise yaşamı boyunca toprağa bağımlı kalmak, yiyeceğini çalışarak elde etmek ile cezalandırılmış ve neticede her ikisi de cennetten kovulmuşlardır. Bu olay aynı zamanda insanın metafizik dünyadan fizikî dünyaya inişidir. Hıristiyan inancına göre bu, ulvî dünyadan süflî dünyaya doğru bir düşüştür/hübût ve bu durum insanın değer kaybetmesi ve ahlâkî açıdan “düşmesidir”.85

Buna göre ilk günahı işleyen kadındır. O, Adem’in günahının sebebi ve sorumlusudur.86 Çünkü aldatılan Adem değil kadındır.87 Kadın zamansal olarak günahın kaynağıdır ve insanlığın ölümlü olmasının sebebidir.88 Çünkü kadın, kötülük dolu kavanozu açan ve dünyayı kötülükle dolduran Pandora’dır.89 Havva eski ve yeni Ahit anlatımlarında “günahkar” olarak nitelendirilmese bile, Adem’e yasak meyveyi yedirdiği için lanetlendiği kabul edilir ve kutsal kitap sonrası oluşan Batı kültüründe baştan çıkarmayı/ayartmayı temsil eder.90 O ilk kadın, ilk gelin, ilk eş, ve ne yazık ki ilk günahkar insandır.91 Üstelik Havva sadece ilk günahın sorumlusu değil, hali hazırdaki fiilî/aktüel günahların da sorumlusudur. Bu sebeple Hıristiyan düşüncesinde kadının dînî ve siyâsî anlamda liderlik yapıp yapamayacağı tartışılmış ve örtük olarak Mesih İsa’nın kadınları kurtarıp kurtarmayacağı sorusuna cevap aranmıştır.92 Bu tür ataerkil yaklaşımların bir tepki olarak 19. yy.’da Feminist Teoloji’nin doğuşuna etki ettiği bilinmektedir.93

ASLÎ GÜNAH TEORİSİNİN TEFSÎR GELENEĞİNDEKİ YANSIMALARI

Şimdi de İslâm düşüncesinde de buna benzer şekilde “kadın karşıtı” bir yazılı kültür oluşup oluşmadığı ve bunda semitik geleneğin etkisi olup olmadığı sorusuna cevap arayacağız. Biz çalışmamızda tespit edebildiğimiz bu kültürün sadece ilgili âyetler bağlamında, tefsîr geleneğine yansıyan kısmına dair hem rivâyet hem de dirâyet türünün önde gelen bazı tefsîrlerinden örnekler verecek, konunun ayrıntılarını ilgili çalışmalara94 bırakacağız.

Örneğin Taberî’nin (310/922) İbn Abbas’a dayandırdığı anlatımında, yılan aracılığıyla cennet’e giren İblis’in önce Havva’yı kandırdığı ve yasak meyveyi ona yedirdiği, sonra Havva’nın meyveyi Adem’e de yedirdiği, hatta bunun için ona telkinde bulunduğu, onu sarhoş ettiği ve sonra edep yerlerinin açık olduğunun farkına vardıkları, Allah ile Adem arasında Tekvin’de de anlatılan konuşmaların geçtiği, sonra Adem, Havva ve yılana cezalar verildiği anlatılır. Bu bağlamda Havva’ya “Ey Havva! Benim kulumu ayarttın. Bundan böyle çok zor doğum yapacaksın, karnındakini doğurmak istediğinde defalarca ölümle karşı karşıya geleceksin” denilerek yasağı çiğnemenin bedelinin Havva’ya yani kadına ödetildiğini görüyoruz.95

Begavî (510/1116), Adem’e yasak meyveyi Havva’nın yedirdiğini, hatta ona meyveyi yedirmek için Havva’nın Adem’i önce sarhoş ettiği rivâyetini eleştirmeden aktarır.96

Aynı şekilde İbn Atıyye de (541/1147) cennete yılanın ağzında giren şeytanın meyveyi Havva’ya güzel gösterip önce onu kandırdığını, Havva’nın da meyvenin kendisine zarar vermediğini söyleyerek Adem’e yedirdiğini ve bu sebeple Havva’ya ceza olarak kendisinden her ay âdet kanı akacağı, onun zorlu bir hâmilelik ve doğum süreci yaşayacağı ve bu süreçlerde ölüme yaklaşacağının söylendiğini nakleder.97

Kurtubî’ye (671/1272) göre de yasak meyveyi ilk yiyen Havva’dır. Ona göre bu olay, erkeğin kadın vasıtasıyla ilk fitneye düşürülmesi olayıdır.98

Süyûti de (911/1505) şeytanın meyveyi Adem’e götürdüğünü, Adem’in buna yanaşmadığını, bunun üzerine şeytanın meyveyi Havva’ya götürerek ona yedirdiğini ve sonra Havva’nın kendisine bir şey olmadığını söyleyerek Adem’i meyveyi yemeye ikna ettiğini anlatır.99

Sa’lebî (427/1035) ise şeytanın yeminler ederek Adem ve Havva’yı kandırdığını, önce Havva sonra da Adem olmak üzere yasağı çiğnediklerini belirtir; ayrıca Adem’in aklı başında iken meyveyi yemediğini, Havva tarafından sarhoş edildikten sonra yediğini dolayısıyla yasağı bilinçli olarak çiğnemediğini içeren Saîd İbn Müseyyeb rivâyetine yer verir.100 Sa’lebî aynı bilgileri Arâisü’l-Mecâlis’in de de verdikten sonra, bu günahla ilgili olarak Havva ve kadın cinsine on beş maddelik bir fatura çıkarır: Hayız, hâmilelik meşakkati, doğum sancısı, dînî bakımdan eksik olmak, akıl bakımından eksik olmak, mîrasta erkeğin aldığı payın yarısını almak, iddet beklemek, erkeğin hâkimiyeti altında olmak, talâk/boşanma hakkının olmaması, cihâdtan ve sevabından mahrûm olmak, peygamber olamamak, devlet başkanı ve hâkim olamamak, yanında mahremi olmadan tek başına seyahat edememek, Cuma namazı kılamamak ve kendilerine selam verilmemesi.101

Havva’yı bir anlamda şeytanla işbirliği yapıp Adem’i ayartmakla sorumlu tutan tefsîrlerdeki bu tasvîrlerin, daha önce aktardığımız Tekvin 3/1-24 pasajlarından mülhem olup onlarla örtüştüğünü ve bu tasvîrlerde Kur’ân metninden çok Ahd-i Atîk anlatımının etkili olduğunu söyleyebiliriz.102 Bunun da ötesinde Hz. Peygamber’e dayandırılan anlatımlarda, Havva’nın Adem’e “ihanetinin” kadının kocasına ihâneti şeklinde kapsamının genişletildiğini103 ve ilgili yorumlarda bu ihanetin şeytanla bir olup Adem’e yasak meyveyi yedirmek şeklinde açıklandığını104 ve böylece ihanetin kadınla özdeşleştirildiğini görüyoruz. Müfessirleri bu yaklaşıma götüren temel sâikin, “peygamberlerin masumiyeti/günahsızlığı” ilkesi gereği, bir peygamber olarak Adem’i günahla ilişkilendirmemek kaygısı olduğunu görüyoruz. Onlar Adem’i temize çıkarmak için, Adem’in bilinçli olarak yasağı çiğnemediğini, zira Havva tarafından içki içirilerek sarhoş edildiğini ileri sürecek kadar yorum sınırlarını zorlamışlardır.105

Havva ve ilk günah meselesi hakkında Kitâb-ı Mukaddes ile Kur’ân anlatımındaki bu farka rağmen, Havva ve dolayısıyla kadın algısı, İslâm geleneğinde kadını cennetten kovuluşun tek başına sorumlusu saymak şeklinde, Yahûdî-Hıristiyan geleneğine doğru bir kayma olarak tezâhür etmektedir. Böylelikle Kur’ân’ın bu konudaki anlatımı ile rivâyetler ve müfessirler arasında açık bir mesafe oluşmuştur.106 Bir başka ifadeyle bu konuda yapılan tefsîr, Kur’ân’ın anlamını açığa çıkarmaktan çok, Kur’ân ile muhataplar arasındaki mesafeyi de açmıştır.

Oysa Kur’ân’ın yukarıda da aktardığımız ilgili bölümleri daha yakından incelendiğinde; Bakara ve A’râf sûrelerindeki pasajlarda insan türünün iki cinsinin de eş(it) olarak muhatab alındığı, cennete yerleşme, dilediklerince yaşama ve fakat “belli bir ağaca” yaklaşmamaları şeklindeki emir ve yasakların, açık bir şekilde tesniye/ikili ifade kalıplarıyla ikisine de yöneltildiği görülmektedir. Yine şeytanın ikisine de vesvese verdiği ve daha önce de belirttiğimiz gerekçelerle her ikisini de kandırıp cennetten kovulmalarına sebep olacak eylemi onlara yaptırdığı anlatılmaktadır. Bakara’daki bölümde Adem’in Rabbine yöneldiği ve tevbe ettiği, Allah’ın onun tevbesini kabul ettiği belirtilir. A’râf sûresinde ise Adem ile Havva’nın beraberce Allah’tan bağışlanma diledikleri nakledilir. Bu iki sûreden farklı olarak, Tâ-hâ sûresinde ise şeytanın önce Adem’e vesvese verdiği, sonra beraberce ağaçtan yedikleri, daha sonra da A’râf sûresinde olduğu gibi “kötü yerlerinin” farkına vardıkları ve cennet yapraklarıyla örtünmeye çalıştıkları anlatılır ve en sonunda açıkça “Adem Rabbine karşı geldi ve yanıldı” denilerek olaydan öncelikle Havva değil Adem sorumlu tutulur.107

SONUÇ

Metinlerarası bir okuma yöntemi uygulamaya çalıştığımıız makalemizin sonunda, ulaştığımız sonuçları özetlemek gerekirse, şunları söylemek mümkündür:

Eski Ahit’e göre “yasak meyveyi” yemek sûretiyle günahı ilk işleyen Havva’dır. Havva/kadın, Adem’i/erkeği de günaha sürüklemiştir. Bundan dolayı Havva, Yeni Ahit’e göre insanlığın ilk günahının ve hâl-i hazırdaki günahının esas sorumlusudur.

Aynı olayın Kur’ân’daki anlatımına baktığımızda ise, ilk günahı Havva’nın işlediğine dâir herhangi bir âyet ya da işaret yoktur. Aksine Kur’ân şeytanın vesvesesine önce Adem’in uyduğunu, isyana sürüklendiğini ve böylece yanıldığını açık bir şekilde zikreder. Yine Adem ile Havva’nın (erkek ile kadının) şeytan tarafından beraberce kandırıldığı ve yasak meyveyi beraber yedikleri anlatılır. Dolayısıyla Kur’ân’a göre, Havva/kadın insanlığın ne ilk ne de aktüel günahının sorumlusudur.

Öte yandan Kur’ân’a göre önemli olan günahı kimin işlediği değil, günahtan tevbe edilmesidir ki, Adem ile Havva bunu zaten yapmışlardır. Allah da onların tevbelerini kabul etmiştir. O bakımdan bu eylemin ilk günah adı ile anılması kabul edilebilirse de, aslî günah, miras günah ve kalıtsal günah gibi isimler verilmesi kabul edilemez. Çünkü Kur’ân’a göre, günah ve sorumluluğu kişiseldir ve kişi ana-babası dâhil bir başkasının günahından sorumlu tutulamaz.108

Bir diğer taraftan Eski Ahit’te yılana, Adem’e ve Havva’ya “ceza” olarak verildiği belirtilen ve aktardığımız özelliklerin, tamamen doğal süreçlerden ibaret olup metafizik bir açıklamaya ihtiyaç bırakmayacak fiziksel açıklamaları olduğu ortadadır.

Başta da belirttiğimiz gibi, vahiy açısından kadın ve erkek ancak birbirleriyle tam(am) olan iki “eş(it)” yarımdır. Birbirlerinin huzur ve mutluluk kaynağıdır.

Vahiy, zamanı, aracısı ve günümüzde tasnîfi farklı da olsa, bir bütündür. Vahiy zincirinin son halkası olan Kur’ân, kendisinden önceki kitapların tashîh ve kendi ifadesiyle tasdîk edicisidir. Dolayısıyla bizim de deneme olarak bir örneğini sunmaya çalıştığımız metinlerarası okuma yöntemi, vahyin bütününü anlamak yönünde bir çaba olarak değerlendirilebilir.


KAYNAKÇA

1 Batı ve İslâm kültürlerinde ilgili tartışmalara örnek olarak bkz. H. A. Thompson, D.D., L.L.D, Women of the Bible, U. B. Publish., Dayton, 1914, ss. 7-9; Gordon Wenham, “Original Sin in Genesis 1-11”, Religious Studies at the Cheltenman and Gloucester College of Higher Education’daki konferansından. www. churchsociety.org/churchman/…/ Cman_104_ 4_Wenham.pdf Erişim: 20.05. 2009; Bernard Ramm, Orijinal Günah, (çev.: Levent Kınran), Haberci Yay., İstanbul, 2006, ss. 92-109. Muhammed Ahmed Halefullah (1417/1997), Kur’an’da Anlatım Sanatı el-Fennu’l-Kasasî, (çev.: Şaban Karataş), Ankara Okulu Yay., Ankara, 2002, ss. 217-221; Muhammed İkbal, The Reconstruction of Religious Thought in Islam, Kitab Bhavan, New Delhi, 1984, ss. 82-85; Cengiz Batuk, Mitoloji Ve Tarihsellik Hristiyanlığın Aslî Günah Mitinin Tarihsel Dönüşümü, İz Yay., İstanbul, 2006, ss. 106-107, 368; Mustafa Öztürk, “Âdem Cennet Ve Düşüş”, Milel Ve Nihal, sayı: 2, 2004, s. 151.

2 Adem’den önce başka akıllı varlıkların olabileceği düşüncesiyle ilgili olarak bkz. Reşîd Rızâ, Tefsîru’l-Menâr, Kahire, 1947, I/258-260; Ahmed Hamdi Aksekili, “Âdem”, İslâm-Türk Ansiklopedisi, Âsâr-ı İlmiye Kütüphânesi Neşr., İstanbul, 1941, I/78-79; S. Hayri Bolay, “Âdem”, DİA, İstanbul, 1988, I/359; Mustafa Erdem, Hz. Adem İlk İnsan, TDV Yay., Ankara, 1994, s. 130 vd.

3 Adem, Hicr 15/28 ve 33. âyetlerde “beşer” olarak tanımlanırken, A’râf 7/27. âyette de Havva ile beraber “anne-babanız” şeklinde zikredilir.

4 Tekvin 1:1-27. Ayrıca Bakara 2/30-33’e göre Adem’in meleklerden ve Hıcr 15/26-27’ye göre cinlerden sonra yaratıldığı sonucu çıkarılabilir. Nitekim Adem’in Kur’ân’da “halîfe” olarak vasıflandırılmasının meleklerin ve cinlerin “halefi” manasında olduğunu düşünen müfessirler vardır. Örnek olarak bkz. Mahmûd İbn Ömer ez-Zemahşerî (538/1143), el-Keşşâf an Hakâikı Gavâmidı’t-Tenzîl ve Uyûni’l-Ekâvîl, Dâru’l-Kitâbi’l-Arabî, Beyrut, I/124; Fahruddîn er-Râzî (606/1210), et-Tefsîru’l-Kebîr, Tahran, trs., II/165. Ayrıca Taberî tefsîrinde “Adem Allah’ın en son yarattığı varlık idi” şeklinde bir hadîs rivâyet eder. Ebû Cafer Muhammed İbn Cerîr et-Taberî (310/922), el-Câmiu’l-Beyân an Te’vîli Âyi’l-Kur’ân, (Thk. Hânî el-Hâc, vd.), el-Mektebetü’t-Tevfîkıyye, Kahire, 2004, XXIX/214.

5 Tekvin 1:26-27. Ayrıca Tevrat’ın bu ifadesine benzer olarak “…Allah Adem’i kendi sûretinde yarattı/

şeklinde rivâyet edilen hadîs için bkz. Muhammed b. İsmâîl Buhârî (256/869-70), el-Câmiu’sSahîh, Çağrı Yay., İstanbul, 1992, İsti’zân, 1. Hadîsin metninde geçen he/ zamîrinin nereye râci olduğu ve dolayısıyla Allah’ın Adem’i Adem’in kendi sûretinde, diğer varlıklardan ayrı özel bir sûrette ve Allah’ın kendi sûretinde yarattığı şeklindeki farklı görüşler için bkz. Muhammed Abdürraûf el-Münâvî (1031/1622), Feyzü’l-Kadîr Şerhu’l-Câmiı’s-Sagîr, Dâru’lMa’rife, Beyrut, 1972, III/445-446. Hadîsin, kölesini döven bir adama karşı Hz. Peygamber tarafından söylendiği, buna göre kölenin (insanın) dövülmemesi gerektiği, çünkü Allah’ın Adem’i onun (insan) sûretinde yarattığ ve dolayısıyla zamîrin dövülen adama râc i olduğu düşüncesi ile ilgili olarak bkz. İsmail Lütfi Çakan, Hadislerde Görülen İhtilaflar ve Çözüm Yolları (Muhtelifü’l-Hadîs İlmi), İfav Yay., İstanbul, 2. bsk., ss. 122-123

6 Tîn, 95/4.

7 İsrâ 17/70.

8 Rahmân 55/4, Alâk 96/4-5.

9 Bakara 2/31. Hz. Adem’e isimlerin öğretilmesinin tevkîfî ya da ıstılâhî olduğu, bir başka deyişle bu isimlerin Allah tarafından bizzat öğretildiği veya Adem’e bu yeteneğin verildiği tartışılmıştır. Örneğin Râzî ve Elmalılı isimlerin Adem’e bizzat Allah tarafından vahiy yoluyla öğretildiği düşüncesindedirler. Bkz. Râzî, a.g.e., II/175-176; Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Matbaa-i Ebuzziya, İstanbul, 1935, I/308-309. Ancak biz Adem’e bütün isimlerin öğretilmesini, ona eşyaya isim koyma, bir başka deyişle eşyayı tanıma ve tanımlama yeteneği verilmesi olarak anlıyoruz. Bkz. Reşîd Rızâ, a.g.e., I//262; Seyyid Kutub (1386/1967), fî Zılâli’l-Kur’ân, Dâru’l-Arabiyye, Beyrut, trs., VIII/136; Ahmed Hamdi Aksekili, a.g.m., I/85.

10 Bakara 2/34, A’râf 7/11, İsrâ 17/61, Kehf 18/50, Tâ-hâ 20/116.

11 Şems 91/8-10.

12 Tîn, 95/4-5. Buradaki yücelik ve aşağılığın özellikle ahlâkî kavramlar olarak telakki edilmesi için bkz. Ebu’l-A’lâ Mevdûdî (1399/1979), Tefhîmü’l-Kur’an, İnsan Yay., İstanbul, 1988, VII/165-166.

13 Kıyâmet 75/36.

14 Zâriyât 51/56.

15 Yasanın Tekrarı 13:3; Mülk 67/2, İnsân 76/2, vd.

16 Hûd 11/7, Mülk 67/2.

17 Nisâ 4/28.

18 Meâric 70/19.

19 Ahzâb 33/72.

20 Kehf 18/54.

21 İsrâ 17/11, Enbiyâ 21/37.

22 Nankörlüğün “keffâr” lafzıyla ifadesi için Nisâ 4/28’e, “kefûr” lafzı için İsrâ 17/67, Hacc 22/66, vd., “kenûd” lafzı için Âdiyât 100/6’ya bkz.

23 Hûd 11/10.

24 İbrâhîm 14/34.

25 “Şunu bil ki, son günlerde çetin anlar olacaktır. İnsanlar kendilerini seven, para düşkünü, övüngen, kibirli, küfürbaz, anne baba sözü dinlemez, nankör, kutsallıktan ve sevgiden yoksun, uzlaşmaz, iftiracı, özünü denetleyemeyen, azgın, iyilik düşmanı olacaklar. Hain, aceleci, kendini beğenmiş, Tanrı’dan çok eğlenceyi seven, Tanrı yolundaymış gibi görünüp bu yolun gücünü inkâr edenler olacaklar. Böylelerinden uzak dur” şeklinde benzer içerikli Yeni Ahit âyetleri için bkz. II. Timoteos’a Mektup 3:1-5.

26 Yâ-sîn 36/36, Zâriyât 51/49.

27 Tekvin 1:27, 5/2, Matta 19:4, Markos 10:6; Hucûrât 49/13, Necm 53/45, Kıyâmet 75/39, Leyl 92/3.

28 Ebu’l-Kâsım Hüseyin b. Muhammed Râgıb elIsfahânî (502/1108), el-Müfredât fî Garîbi’lKur’ân, (Thk. Muhammed Seyyid Kîlânî), el-Halebî Yay., Mısır, 1961, ss. 215-216.

29 Bakara 2/187.

30 A’râf 7/189, Rûm 30/21.

31 Örneğin Bakara 2/25, 82, Âl-i İmran 3/130, Nisâ 4/ 43, vd. âyetlerdeki “îmân edenler” ifadesinin insanoğlunun her iki cinsini de kapsadığı yorumları için bkz. İlhami Güler, “Kur’an’da Kadın-Erkek Eşitsizliğinin Temelleri”, İslâmî Araştırmalar, sayı: 10/4, 1997, ss. 297-298; Rıza Savaş, Hz. Muhammed (sav) Devrinde Kadın, Ravza Yay., İstanbul, 1992, s. 41; Amine Vedûd Muhsin, Kur’ân ve Kadın, (çev.: Nazife Şişman), İz Yay., İstanbul, 1997, ss. 25-30; İbrahim H. Karslı, Kur’an Yorumlarında Kadın, Sosyo-kültürel Çevrenin Kur’an Yorumlarındaki Yansımaları, Rağbet Yay., İstanbul, 2003, s. 40.

32 Örnek olarak bkz. Bakara 2/148, Âl-i İmrân 3/95, Nisâ 4/124, Tevbe 9/71, Nahl 16/97, Mü’min 40/40.

33 Hucûrât 49/13.

34 Nisâ 4/34.

ibaresi ile ilgili olarak Elmalılı çok güzel bir açıklama yapar. Buna göre Elmalılı, erkek ve kadının yaratılıştan birbirlerine üstünlüklerinin bulunduğunu, /hüm zamîri sebebi ile ilk bakışta erkeklerin kadınlara bir takım üstünlüklerinin anlaşılabileceğini, ancak

şeklinde ifade edilmek sûretiyle, âyetin üstünlüğü erkeklere hasretmeyip mübhem olarak birbirlerine üstünlüklerinden söz ettiğini belirtir. Bu da erkeğin kadında bulunmayan bir takım fıtrî meziyetleri olduğu gibi, kadının da erkekte bulunmayan bazı fıtrî meziyetleri olduğunu gösterir. Bkz. Elmalılı, a.g.e., II/1348-1349. Benzer bir şekilde Süleyman Ateş de “âyette ‘Allah erkekleri kadınlara üstün kıldı’ denmiyor. ‘Bazı kimseleri diğerlerinden üstün kıldı’ deniyor… Her cinsin diğerine karşı üstün olan meziyetleri bulunur…” değerlendirmesini yapar. Süleyman Ateş, “İslâm’ın Kadına Getirdiği Haklar”, İslâmî Araştırmalar, 10/4, 1997, s. 306.

35 Adem (Adham) kelimesi, toprak anlamındaki adhamah kelimesinden alınmıştır. Adem’in topraktan yaratılması Tekvin 3:19’da açıklanmıştır. George Arthur Buttrick, The Interpreters Bible, Abingdon Cokesbury, New York, trs., I/493-494. “Adem yerin toprağından/yeryüzünden yaratıldığı için Adem adını almıştır” şeklindeki benzer açıklama için bkz. Taberî, a.g.e., I/282.

36 Kadının yaratılışıyla ilgili Eski Ahid pasajları Kur’ân’ın ilgili bölümleriyle karşılaştırıldığında, Kur’ân’da bu tarz anlatımlar olmamasına rağmen, bir kısım müfessirlerin “Allah İblis’i cennetten çıkarıp da Adem’i cennete koyunca, Adem orada tek başına kaldı. Yanında yalnızlığını giderecek kimse yoktu. Allah ona bir uyku verdi, sonra sol tarafının kaburga kemiklerinden birini alıp et giydirdi ve o kaburgadan Havva’yı yarattı…” şeklindeki açıklamaları ilginçtir. Bkz. Ali el-Fadl b. Hasan et-Tabresî (543/1148), Mecmeu’l-Beyân fî Tefsîri’lKur’ân, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut, 1997, I/123; Râzî, a.g.e., IX/161; Ebû; Ebu’l-Fidâ İsmâîl İbn Kesîr (774/1373), Tefsîru’l-Kur’âni’lAzîm, (Thk. Muhammed İbrahim el-Bennâ vd.), Kahraman Yay., İstanbul, 1984, I/ 112; İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, Dâru’l-Kütübi’l-ilmiyye, Beyrut, 1989, I/68.

37 Tekvin 1: 1-7, 24-31; 2: 18-25.

38 I. Timoteos 2:13-14; I. Korintliler 11:8, 12; Matta 19:4-5; Markos 10:6-8.

39 A’râf 7/54, Yûnus 10/3, Hûd 11/7, Furkân 25/59, Secde 32/4, Kâf 50/38.

40 Enbiyâ 21/30.

41 “Tohum/ için Nebe 78/15’e “meyveler/ kelimesi için Bakara 2/22, A’râf 7/57, İbrâhîm 14/32, Fâtır 35/27 ’ye, “bitkiler/ için En’âm 6/99, Yûnus 10/24, Kehf 18/45, Tâ-hâ 20/53, Nebe 78/14’e, “ağaç/ için Nahl 16/10’a, “ekin/ için Secde 32/27, Zümer 39/21’ye, “zevc/ için Lokmân 31/10’a, “güzel bahçeler için Neml 27/60, “bahçeler/ için Kâf 50/9’a, Nebe 78/14’e, “hasad/ için Kâf 50/9’a, “hayvanlar ve insanlar için meta olarak çeşitli meyve ve otlardan tohum, üzüm, sebze, zeytin, hurma, sık ağaçlıklı bahçeler” için Abese 80/24-32’ye bkz.

42 Furkân 25/54.

43 Dâbbe/ kelimesi için bkz. Nûr 24/45.

44 Suyun tutulmasının “iskân/ lafzıyla ifadelendirimesi için Mü’minûn 23/18’e, “sülûk/ lafzıyla ifadelendirilmesi için Zümer 39/21’e bkz.

45 Hac 22/5; Fussilet 41/39.

46 Hac 22/63.

47 Bakara 2/164, Nahl 16/65, Ankebût 29/63, Rûm 30/24.

48 Tâ-hâ 20/55. Âyette geçen hâ/ zamîrinin Arz’a râci olduğu ve maksadın toprak olduğu ile alakalı olarak bkz. Taberî, a.g.e., XVI/195;

49 Âl-i İmrân 3/59; A’râf 7/12, İsrâ 17/61; Rûm 30/20; Sâd 38/71,76; Secde 32/7; En’âm 6/2; Mü’minûn 23/12; Sâffât 37/11; Hıcr 15/26, 28, 33; Rahmân 55/14.

50 Tekvin 2:21.

51 I. Korintliler 11:8, 12.

52 Kadının aynı nefs’ten yaratılmasının “h-l-k/ lafzı ile anlatıldığı yer için Nisâ 4/1 ve Rûm 30/21’e; “c-a-l/ lafzı ile anlatıldığı yerler için A’râf 7/189, Zümer 39/6 ve Şûrâ 42/11’e bkz.

53 Örneğin Âişe Abdurrahman söz konusu bu hadîsin gerçek manada mecâz manada anlaşılması gerektiğini, bunun Arap dilinin bir özelliği olduğunu ve Hz. Peygamber’in burada kadınlara nâzik davranılması, şiddet uygulanmamasını kastettiğini belirtir. Âişe Abdurrahmân, el-Kur’ân ve Kadâyâ’l-İslâm, Dâru’l-Maârif, Kâhire, trs., s. 43.

54 “Kadın kaburga kemiğinden yaratılmıştır

versiyonu için örnek olarak bkz. Abdullah b. Zübeyr Ebû Bekr el-Humeydî (219/834), el-Müsned, (Thk. Habîburrahmân el-A’zamî), Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut, trs. II/492 (No: 1168); Ahmed İbn Hanbel (241/855), el-Müsned, Müessesetü Kurtuba, Kahire, trs., V/8, (no: 20105). “Kadın kaburga kemiği gibidir

versiyonu için ise örnek olarak bkz. Ebû Bekr İbn Ebî Şeybe (235/849), el-Musannef fi’l-Ehâdîs ve’l-Asâr, (Thk. Kemâl Yûsûf el-Hût), Mektebetü’r-Rüşd, Riyad, 1409/1988, IV/197 (No: 19269); Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned, II/428, (no: 9520). Ayrıca bu hadîs rivâyetlerinin sened ve metin açısından tahkîki için bkz. Cemal Ağırman, Kadının Yaratılışı İlgili Rivayetler Bağlamında Yeni Bir Yaklaşım, Rağbet yay., İstanbul, 2001.

55 “Erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları gibi, kadınların da erkekler üzerinde belli hakları vardır. Ancak erkeklerin, kadınlara göre bir derece farkı vardır”

56 el-Münâvî, a.g.e., II/388. Aynı şekilde Hristiyan düşüncesinde de kadının Adem’den sonra ve onun kaburgasından yaratılması, kadının ikincil ve Adem’den aşağı bir konumda olması olarak değerlendirilmiştir. Bkz. Cengiz Batuk, “İsa Mesih Kadınları da Kurtaracak mı? -Hristiyanlıkta Kadın Sorununa Genel bir Bakış-”, Dinî Araştırmalar, 11/31, ss. 21-22.

57 Örnek olarak bkz. Taberî, a.g.e., IV/234; Râzî, a.g.e., IX/161; İbn Kesîr, a.g.e., II/179.

58 Ebû Müslim’in Rûm 30/21, Tevbe 9/128 ve Âli İmrân3/164. âyetlerdeki “cinsinizden” anlamı verilen

ibârelerine dayanarak âyetteki

şeklinde anladığı rivâyeti için bkz. Râzî, a.g.e., IX/161; Ahmed Mustafa el-Merâgî (1364/1945), Tefsîru’l-Merâgî, Mısır, 1969, IV/177.

59 Reşîd Rıza, a.g.e., IV/327. Aynı şekilde Merâgî, müfessirlere göre nefsin Adem olduğu görüşünün, Adem’in insanlığın atası olduğu önyargısına dayandığını ve âyetin metninden böyle bir anlamın çıkarılamayacağını söyler. Keffâl’e atfen Havva’nın Adem’in bedeninden değil, insan olarak cinsinden yaratıldığını belirtir. Bkz. Ahmed Mustafa Merâgî, a.g.e., IV/177.

60 Kadının yaratılışı ile ilgili tartışmaların ayrıntıları için bkz. Cemal Ağırman, a.g.e., ss. 201- 223; Amine Vedûd Muhsin, a.g.e., ss. 46-48; Rıza Savaş, İlk Dönem İslam Toplumlarında Kadının Konumu, Tibyan Yay., İzmir, 2004, ss. 37-50.

61 Hidayet Şefkatli Tuksal, Kadın Karşıtı Söylemin İslam Geleneğindeki İzdüşümleri, Kitâbiyât Yay., Ankara, 2000, s. 56.

62 Tekvin 2:7-25; Tekvin 3:1-24.

63 Reşîd Rıza, a.g.e., I/257-258.

64 Secdenin ibadet amaçlı olmayıp saygı sunmak anlamında olduğu görüşü için bkz. Râzî, a.g.e., II/212. Zemahşerî,a.g.e., I/126-127.

65 Burada kastedilen cennetin ebedî cennet mi yoksa yeryüzünde bir bahçe mi olduğu ile ilgili tartışmalar için örnek olarak bkz. Râzî, a.g.e., III/3.

66 Eski Ahit’te “hayat ağacı” ve “iyiyle kötüyü bilme ağacı” olarak tarif edilen, Kur’ân’da ise sadece “belli bir ağaç/ ” ve şeytanın iddiası olarak “ebedîlik ağacı şeklinde zikredilen söz konusu bu ağacın ne olduğuna dair tefsîrlerde bir çok rivâyet aktarılmıştır. Abdullah Aydemir bu ağaçla ilgili olarak, tefsîrlerden hem Eski Ahit hem de Kur’ân’da zikredilen aktardığımız soyut tanımlamalara hem de üzümden buğdaya, zeytinden hurmaya kadar somut anlatımlara dair on yedi ayrı isim tespit etmiştir. Bkz. Abdullah Aydemir, Tefsirde İsrailiyyat, Beyan Yay., İstanbul, 1992, s. 315-316. Taberî, söz konusu bu ağaçla ilgili görüşleri naklettikten sonra, bu ağacın cinsi hakkında bir bilginin olmadığını, çünkü ne Kur’ân’da ne de sahîh hadîslerde bu konuda bir açıklama bulunduğunu belirtir ve bu ağacın ne olduğunu bilmenin hiçbir yararı olmayan, bilmemenin de hiçbir zararı olmayan faydasız bir bilgi olduğunu söyler. Taberî, a.g.e., I/302-303. Aynı değerlendirmeyi İbn Kesîr de yapar. Bkz. İbn Kesîr, Tefsîr, I/113- 114.

67 Yasak meyve’nin Hıristiyanlara göre cinsel birleşmeden kinâye olduğu düşüncesi ile ilgili olarak bkz. Ahmed Hamdi Aksekili, a.g.m., I/87; Muhammed İkbal, a.g.e., s. 82; Süleyman Ateş de şeytanın ağacı “ebedîlik ağacı” olarak tanımlamasından, böylece Adem ve eşinin üreme yoluyla ebedîlik arzusuna kapılmalarından, olaydan sonra cinsel organlarının farkına varıp üstlerini örtme telaşına girmelerinden ve üreme yoluyla çoğalmalarından sonra bulundukları bahçenin kendilerine yetmeyip düzlüğe inmelerinden hareketle yasak meyvenin “cinsel birleşme” olabileceğini söyler. Bkz. Süleyman Ateş, Yüce Kur’ân’ın Çağdaş Tefsîri, Yeni Ufuklar Neşr. İstanbul, 1988, I/147-148; III/324; V/454-455. Ayrıca ağacı anlatmak için kullanılan şecere kelimesi ile Türkçe’de de kullandığımız soy anlamı arasındaki ilişki, yine Adem ve Havva’nın cennete yerleşmeleri, diledikleri şeylerden yemeleri ancak ağaca yaklaşmamaları yönündeki emirlerin hep ikili/tesniye kalıplarla ifade edilmesi, ancak cennetten inmelerini ifade eden emrin çoğul kalıpla formüle edilmesi ve bunun tefsîrlerde de belirtildiği üzere Adem ile Havva’nın soyuna işaret olması, ağaç ile cinsel birleşme arasında kurulan bu kinâyeyi güçlendirebilir diye düşünüyoruz.

68 Bakara 2/35-38; A’râf 7/19-25; Tâ-hâ 20/115- 123.

69 Romalılar 5:12-21.

70 F. R. Tennant, “Original Sin”, Encyclopædia of Religion and Ethics, T&T Clark, Edinburrgh, 1994, IX/559.

71 André La Coque, “Sin and Guilt”, The Encyclopedia of Religion, Mcmillian Publish., New York, 1987, XIII/330; Günay Tümer, “Aslî Günah”, DİA, İstanbul, 1991, III/496; George L. Murphy, “Roads to Paradise and Perdition: Christ Evolution, and Original Sin”, Perspectives on Science and Christian Faith., sayı: 58, 2006, s. 113. Bernard Ramm, a.g.e., s. 75. Cengiz Batuk, Mitoloji ve Tarihsellik, s. 36-39. Ayrıca Augustine ve Pelagius arasındaki tartışmaların ayrıntıları için bkz. Muhammet Tarakçı, “St. Thomas Aquinas’a Göre Aslî Günah”, UÜ, İFADER, sayı: 15, 2006; Jeremy T. Adler, “The Doctrine of Original Sin A Comparison of Augustine, Pelagius and Aquinas”, RPM, sayı: 11, 2009.

72 David Parker, “Original Sin: A Study in Evangelical Theology”, Evangelical Quarterly, sayı: 61:1, 1989, s. 54.

73 John Taylor, The Scripture of Original Sin, proposed to Free and Candid Examination, London, trs., s. 13. Adem’in günahının şahsî sonuçları ve günahın intikali ile zürriyetini ilgilendiren sonuçları şeklindeki benzer bir tasnîf için bkz. Georges C. Anawati, “İslâm’da Aslî Günah Kavramı Var mıdır?”, (Çev. Sadık Kılıç), AÜ İFADER, sayı: VII, Erzurum, 1986, s. 510-511. Ancak müellif çalışmasının sonunda, İslâm’a göre Adem’in düşüşünün sadece ferdî sonuçları olduğunu, günahın sonraki nesillere intikalinin söz konusu olmadığını beliritir. Bkz. a.g.e., s. 518.

74 Bernard Ramm, a.g.e., s. 78, 115. Hıristiyan düşüncesinde aslî günah konusunda ayrıntılı bilgi için bkz. Emine Atay Yılmaz, “Hıristiyanlık’ta Aslî Günah İnancı”, Basılmamış Y. Lisans Tezi, Bursa 2005.

75 Romalılar 3:24-26, 5:19, Benzer içerikteki pasajlar için bkz. Matta 1:21, I. Korintliler 15/3, II. Korintliler 5:21, Efesliler 1:7-8, Koloseliler 1:13, I. Timoteos 1:15. vd.

76 Galatyalılar 1/4.

77 I. Yuhanna 2:2.

78 Romalılar 3:24, İbraniler 9:26.

79 Mehmed Katar, Hristiyanlık, Yahudilik ve İslam’da Tövbe, Töre Yay., Ankara, 1997, s. 80- 87; Baki Adam, Mehmet Katar, Dinler Tarihi, AÜ, Eskişehir, 2005, s. 80. http://www.dinlertarihi.net/dinler tarihi/hiristiyanlikta-asli-gunahve-bunun-keff%C3%A2reti-icin-ogul-un-carmi ha-gerilmesi-anlayisi.html

80 Ervin Fahlbusch, “Baptism”, The Encyclopedia of Christianity, Eerdmans-Brill, Michigan, 1999, I/183; F. L. Cross, The Oxford Dictionaryof The Christian Church, Oxford University Press, New York, 1985, s. 126; Mehmet Aydın, Ansiklopedik Dinler Sözlüğü, Damla Ofset, Konya, 2005, s. 776-777; Mustafa Erdem, “Hristiyanlıktaki Vaftiz Anlayışı Üzerine Bir Araştırma”, AÜ İFADER, cilt:34, Ankara 1997, s. 133, 141.

81 Eski Ahit ve Kur’ân’ın bu vd. konulardaki benzer ve farklı anlatımları için bkz. Hasan el-Bâş, el-Kur’ân ve’t-Tevrât Eyne Yefterikân ve Eyne Yettefikân, Dâru Kuteybe, Lübnan, 2002, I/ 64- 67, vd.

82 Jeffery’e göre eski Arap şiirinde yılan anlamında kullanılan şeytan kelimesine bu anlamın verilmesi, Yahûdî ve Hıristiyan literatürünün etkisiyledir. Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of The Qur’ân, Baroda, 1937, s. 188-190.

83 Havva’nın meyveyi Adem’e yedirmesi ile kadınların erkeklere yemek hazırlamaları arasında sembolik bir ilişki kurulmuştur. Bkz. Carol Meyers, Women in Scripture, Wm. B. Erdmans Publishing Com., Cambridge, 2001, s. 80.

84 John W. Chadwick, vd., Women of The Bible, Barper Brother Publish. New York, 1900, s. 15.

85 Ancak düşüş teorisine eleştiri yönelten Hıristiyan teologlar da olmuştur. Örneğin Tennant’a göre ne edebî ne de tarihsel bir düşüş söz konusudur. İnsanın düşüşü sadece bir metafordan ibarettir ve insan günaha meyilli değildir. Ona göre düşüş doktrini Hıristiyan vahyinin bir parçası değil, tarihin bir kazasıdır. Çünkü fıtraten İsa günahkar değilse, hiçbir insan değildir. Bkz. Daniel K. Brannan, “Darwinism and Original Sin: Frederick R. Tennant’s Integration of Darwinian Worldviews into Christian Thought in the Nineteenth Century”, Journal for Interdisciplinary Research on Religion and Science, No. 1, July 2007, s. 194-195, 199, 205, 212.

86 A. C. Perriman, “What Eve did, What Women shouldn’t do: The meaning of Auqentew in I Timothy 2:12”, Tyndale Bulletin, 44.1, 1993, s. 141.

87 I. Timoteos 2:14. Pavlus’a göre bu olay, kadınların kandırılmamayı öğrenmelerinin bir yoluydu. A. C. Perriman a.g.e., s. 130.

88 F. R. Tennant, a.g.e., IX/559. Eşitlikçiler (Egalitarians) Havva’nın yeryüzünde günahın kaynağı oldupu görüşüne karşı çıkarlar. Onlara göre Adem ile Havva’nın ikisi de teker teker günahtan sorumludurlar. Stanley James Grenz, Denise Muir Kjesbo, Women in The Church, A Biblical Theology of Women in Ministry, InterVarsity Press, Downers Grove, 1995, s. 137.

89 Yunan mitolojisindeki “Pandora’nın Kutusu” mitinin anlatımı ve Greko-Romen kültüründeki kadın imgesi için bkz. Alvin J. Schmidt, Veiled and Silenced, How Culture Shaped Sexist Theology, Mercer University Press, 1989, s. 39 vd.; Tatha Wiley, Original Sin, Paulist Press, s. 172. Cengiz Batuk, a.g.e., s. 131, 260.

90 Carol Meyers, a.g.e., s. 79-80; Fatmagül Berktay, Tektanrılı Dinler Karşısında Kadın, Metis Yay., İstanbul, 2000, s. 99.

91 Geo. C. Baldwin, D.D., Repsresentative Women: from Eve The Wife of The First to Mary The Mother of Second Adam, Sheldon Com., New York, 1860, s. 25.

92 Pavlus’un “Kadın sükûnet ve tam bir uysallık içinde öğrensin. Kadının öğretmesine, erkeğe egemen olmasına izin vermiyorum; sakin olsun. Çünkü önce Adem, sonra Havva yaratıldı; aldatılan da Adem değildi, kadın aldatılıp suç işledi. Ama doğum yapıp kurtulacaktır; yeter ki, sağduyuyla iman, sevgi ve kutsallıkta yaşasın” şeklindeki ifadeleri için bkz. I.Timoteos 2: 11-15. Ayrıca bkz. Cengiz Batuk, “İsa Mesih Kadınları da Kurtaracak mı”, s. 19-48.

93 Carol Meyers, a.g.e., s. 80. Cengiz Batuk, Mitoloji ve Tarihsellik., s. 129.

94 İslâm geleneğinde kadın karşıtı söylemin ve bunun eleştirisinin ayrıntıları için Hidayet Şefkatli Tuksal’ın bizim de yukarıda atıfta bulunduğumuz eserine bakılabilir. Ayrıca Yahûdî metinlerinde kadın karşıtı söylem için bkz. Hakkı Şah Yadsıman, “Yahudi Kutsal Metinlerinde Kadın Karşıtı Söylemler”, DEÜ İFADER, sayı: 15, İzmir, 2002, s. 97-121.

95 Taberî, a.g.e., I/305, 307, XVI/245.

96 Ebû Muhammed Hüseyin b. Mes’ûd el-Begavî (516/1122), Meâlimü’t-Tenzîl, (Thk. Muhammed Abdullah en-Nemr ve arkadaşları), Riyad, 1409/1988, I/83-84.

97 Ebû Muhammed Abdülhak b. Gâlib İbn Atıyye (541/1147), el-Muharraru’l-Vecîz fî Tefsîri’l-Kitâbil-Azîz, (Thk. Abdüsselâm Abdüşşâfî), Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut, 2001, I/128, IV/67.

98 Ebû Abdullah Muhammed b. Ahmed el-Kurtubî (671/1272), el-Câmi’ li Ahkâmi’l-Kur’ân, Dâru’l-Kütübi’l-Mısrî, Mısır, 1952, I/307.

99 Abdurrahmân b. Ebû Bekr Celâlüddîn es-Süyûtî (911/1505), ed-Dürrü’l-Mensûr fi’t-Tefsîri bi’l-Me’sûr, Kahire, 2003, I/287, X/252-253.

100 Ebû İshâk Ahmed es-Sa’lebî (427/1035), elKeşf ve’l-Beyân, (Thk. İbn Âşûr), Dâru İhyâi’tTürâsi’l-Arabî, Beyrut, 2002, I/183.

101 Ebû İshâk Ahmed es-Sa’lebî (427/1035), Arâisü’l-Mecâlis, yrs., trs., s. 24-26.

102 Benzer bir değerlendirme için bkz. Abdullah Aydemir, a.g.e., s. 318-320; Barbara Freyer Stowasser, Women in The Qur’an, Traditions, And Interpretation, Oxford University Press, New York, 1994, s. 28, 30-31; Hafsa Fidan, Kur’an’da Kadın İmgesi, Vadi Yay., İstanbul, 2006, s. 44; Nihal Bengisi Karaca, “Büyük Filmin Esas Kızı: Havva”, Kadın Oradaydı, Vahiy Sürecinde Kadın Rolleri, (Ed. Elif Çakır), Elest Yay., İstanbul, 2004, s. 28-29.

103 “… Havva olmasaydı kadınlar kocalarına ihanet etmezlerdi” şeklindeki hadîs rivâyeti için örnek olarak bkz. Muhammed b. İsmâîl Buhârî (256/869-70), el-Câmiu’s-Sahîh, Çağrı Yay., İstanbul, 1992, Kitâbü’l-Enbiyâ, 60/1; Ebu’lHüseyin el-Haccâc Müslim (261/847), el-Câmiu’s-Sahîh, Çağrı Yay, İstanbul, 1992, Kitâbü’r-Radâ’ 17/19. Görüldüğü gibi hem Buhârî hem de Müslim tarafından rivâyet edilen ve bu çerçevede “muttefekun aleyh” kabul edilen bu hadîsi, Muhammed Gazâlî Tevrât kaynaklı olarak değerlendirir. Bkz. Muhammed Gazâlî, es-Sünnetü’n-Nebeviyye beyne Ehli’lFıkh ve Ehli’l-Hadîs, Dâru-Şurûk, yrs., trs., s. 202.

104 Ahmed b. Ali İbn Hacer el-Askalânî (852/1448), Fethu’l-Bârî bi Şerhi Sahîhi’l-Buhârî, Beyrut, 1991, VII/11; Bedruddîn Ebû Muhammed Mahmûd b. Ahmed el-Aynî (855/1451), Umdetü’l-Kârî Şerhu Sahîhi’l-Buhârî, Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, Beyrut, trs., XV/211.

105 Havva’nın Adem’i içki içirerek kandırdığı düşüncesinin Yahûdî-Hıristiyan geleneğinde de olduğu bilgisi için bkz. Ömer Faruk Harman, “Havvâ”, DİA, İstanbul, 1997, XVI/543.

106 Jane I. Smith, Yvonne Y. Haddad, “Havva: İslâmî Kadın İmajı (Eve: Islamic Image of Women)” (Çev. Yasin Aktay), İslâmî Araştırmalar, 6/1, 1992, s. 66.

107 Konunun Yahûdî-Hıristiyan geleneği ile İslâm geleneği arasındaki karşılaştırmalı değerlendirilmesi için ayrıca bkz. Jane I. Smith, Yvonne Y. Haddad, a.g.e., s. 64-71; Amine Vedud Muhsin, a.g.e., s. 54-60; Fatmagül Berktay, a.g.e., 68-75; Hidayet Şefkatli Tuksal, a.g.e., s. 70-82; Salime Leyla Gürkan, “Yahudi ve İslâm Kutsal Metinlerinde İnsan’ın Yaratılışı ve Cennet’ten Düşüş”, İslâm Araştırmaları Dergisi, sayı: 9, 2003, s. 6-19.

108 En’âm 6/164, Fâtır 35/18, vd.