Kıvâmu’s-Sünne et-Teymî ve Hadis İlmindeki Yeri (ö. 535/1141)

Kıvâmu’s-Sünne et-Teymî ve Hadis İlmindeki Yeri (ö. 535/1141)

Cilt/Sayı

2017 28. cilt – 2. sayı

Yazar

Muhammed AKDOĞANa

aDevlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı, İstanbul

Öz

Kıvâmu’s-Sünne Teymî, İsfahan’ın hadis, fıkıh, tefsir, Arap dili ve edebiyatında yetiştirmiş olduğu ender şahsiyetlerden birisidir. Dönemin meşhur hocalarından eğitim almış olduğu gibi, Ebû Tâhir es-Silefî (ö. 576/1180) ve Ebû Mûsâ el-Medînî (ö. 581/1185) gibi önemli ilim adamlarının yetişmesine katkıda bulunmuştur. İsfahan dışında Mekke, Reyy, Bağdâd, Medâin, Kazvîn ve Nîsâbûr gibi İslam beldelerine gitmiş ve bu ilim merkezlerinde önemli bir ilmî birikim elde etmiştir. Bu birikimleriyle hadis, tefsir, fıkıh, Arap dili ve edebiyatında kendisinden söz ettirmiş ve önemli pek çok eserler yazmıştır. Bu kitaplar arasında özellikle el-Hicce fî Beyâni’l-Mahacce ve Şerhi Akîdeti Ehli’s-Sünne ’nin ayrı bir yeri vardır. Eser, yaşadığı dönemde yaygınlaşan bid’at ve bid’atçılara karşı ayet, hadis, sahabe, tabiûn ve tebeu’t-tâbiîn’e ait sözlerle selefin akidesini savunmuş önemli bir çalışmadır. Hadis ilminde ise sönmeye yüz tutmuş olan imla geleneğini diriltmiş ve 3000’den fazla imla meclisi oluşturmuştur.

Anahtar Kelimeler

Kıvâmu’s-sünne et-teymî, isfahan, hadisçilik

Abstract

Teymî is one of the rare personalities that Isfahan raised. He has contributed to the education of important scholars such as Abu Tahir al-Silefi and Abu Musa al-Madini, as well as having received training from prominent figures. Apart from Isfahan, he went to the Islamic lands such as Mecca, Reyy, Baghdad, Medain, Kazvin and Nisabur, and he achieved an important accumulation in these occasions. He is a scholar who has made himself known in the hadith, commentary, fiqh, Arabic language and literature with this accumulation. He wrote important works in the mentioned areas. Among these books, especially al-Hicce fî Beyâni’l-Mahacce and Şehri Akîdeti Ahli’s-Sunne have a separate place. The book is an important work that defended the belief of selef with verses, hadiths, the words of sahabe, al-tabiin and atba al-tabiin against the innovation (bid’at) and innovators that became widespread in his lifetime. In the hadith, he reconstructed writing tradition, which had been on verge of extinction, and more than 3,000 writing counsil have carried out.

Keywords

Kıvâmu’s-sünne et-teymî, ısfahan, hadithism


İsfahan, Müslümanlar tarafından fethedilen ilk beldeler arasında yer almaktadır. Bu şehrin yetiştirmiş olduğu hadis, kelam, fıkıh, tasavvuf gibi alanların âlimleri hakkında Türkiye’de çok az sayıda ilmi çalışma yapılmıştır. Üzerinde en çok tez yapılmış veya yapılmaya devam eden kişi müfessir, dil âlimi ve ahlak felsefecisi Rağıb el-İsfahani (ö. 5/11. yüzyılın ilk çeyreği)’dir.[1] Tespit edilebildiğine göre Rağıb el-İsfahanî dışında üzerinde araştırma yapılan ve yapılmaya devam eden diğer kişiler Ebû Nuaym el-İsfahanî (ö. 430/1039), Ebû Tâhir es-Silefî (ö. 576/1180) ve Ebu’s-Senâ el-İsfâhânî (ö. 749/1348),’dir.[2] Tez çalışmalarının yanısıra İsfahanlı âlimler hakkında yazılan makale sayıları göz önüne alınıp karşılaştırıldığında kişi başına düşen makele miktarının da az olduğunu söylemek mümkündür. Araştırma neticesinde hakkında en çok makale yazılan kişi yine Râğıb el-İsfahanî’dir. Bu âlimimiz yanında hakkında araştırma yapılan diğer alimler Ebû Müslim el-İsfahanî (ö. 322/934), Ebu’l-Ferec el-İsfahanî (ö. 356/967), Hamza el-İsfahanî (ö. 360/971), Ebû Mansûr el-isfahanî (ö. 418/1027), Ebû Nuaym el-İsfahanî (ö. 430/1039) ve Ebu’s-Senâ el-İsfahanî (ö. 749/1348)’dir. Ebu’ş-Şeyh el-İsfahanî (ö. 369/979), İbnu’l-Mukrî (ö. 381/991), Ebû Abdullah İbn Mende (ö. 395/1005), İbn Merdûye (ö. 410/1019), İbn Mencûye (ö. 428/1037), Ebu’l-Kâsım İbn Mende (ö. 470/1077), Ebû Zekeriyâ İbn Mende (ö. 512/1118) gibi İsfahan’ın ilmî tarihinde önemli bir yer tutan kişilerin herhangi bir çalışmaya konu edilmemesi önemli bir eksklik olarak değerlendirilebilir. Dolayısıyla Müslümanlar’ın ilk fetihleri arasında yer alan İsfahan gibi meşhur bir ilim ve medeniyet şehrinin yetiştirmiş olduğu alimler hakkında daha fazla çalışmalar yaparak şehrin önemini ortaya çıkarmayı üzerimize düşen bir borç olarak telakki ettik. Bu amaçla Kıvâmu’s-Sünne diye tanınan Ebu’l-Kâsım İsmâîl b. Muhammed b. Fazl Kıvâmu’s-Sünne eş-Şâfiî et-Talhî et-Teymî (ö. 535/1141) ve hadis ilmine katkısını bir makale çerçevesinde araştırmaya çalıştık. Makale üç başlık altında ele alınmış olup, ilk başlıkta Teymî’nin yaşadığı dönem hakkında kısa bir malumat verilmiş, ikincisinde hayatı ve üçüncüsünde ise onun hadis ilmindeki yerinden bahsedilmiştir. Hadis ilmindeki yerinin tam olarak anlaşılabilmesi için hocaları, talebeleri, rıhleleri, ilmî kişiliği, eserleri ve hadisçiliği araştırılmış ve bu mevzular hakkında bilgiler verilmiştir.

    A. YAŞADIĞI DÖNEME GENEL BİR BAKIŞ

Kişiler yaşadıkları zamandan ayrı düşünülemez. Dolayısıyla zamanın insan üzerindeki etkisi
yadsınamaz. Teymî’nin yaşamış olduğu dönemde İsfahan, Büyük Selçuklular’ın eğemenliği altındaydı.[3] Selçuklulardan önceki dönemlerde yönetim, kısa sürelerle çok fazla el değiştirmiş ve neticede siyasi otorite yerleşememiştir. Yönetim boşluğunu fark eden Tuğrul Bey buraya bir birlik göndermiş, şehrin durumunu tespit ettirmiş ve yaklaşık bir senelik muhasaranın ardından h. 443 senesinin Muharrem’inde şehri fethetmiştir.[4] Bu dönemde İsfahan’ı yöneten kişiler ve dönemleri ise şu şekildedir:

  1. Sultan Alparslan Dönemi (455- 465/1063–1072)
  2. Sultan Melikşâh Dönemi ( 465–485/1072–1092)
  3. Sultan Berkyaruk Dönemi (485–498/1092–1104)
  4. Sultan Muhammed Tapar Dönemi (498–511/1105–1118)
  5. Sultan Muhammed Tapar’ın oğlu Mahmud Dönemi (511-513/1105-1107)
  6. Sultan Sencer Dönemi (513-552/1107-1157)

Kuşatmanın uzun sürmesi dolayısıyla yiyecek vb. ihtiyaç maddelerinin tükenmesi şehirde yaşam kalitesini düşürmüştür. Bu nedenlerle halktan gelecek tepkiyi azaltmak için Tuğrul Bey şehri imar ettirmiş, buraya atadığı vali Ebu’l-Feth Muzaffer en-Nîsâbûrî’ye talimat vererek şehrin halkından 3 yıl vergi almamasını söylemiştir.[5] Vali, vergi politikası dışında tarımsal ve hayvansal üretimi canlandırmak maksadıyla İsfahanlılara tohum ve hayvan hibe etmiştir.[6] Tuğrul Bey ve Alparslan dönemlerinde halka ilave destekler verilmiş ve böylelikle İsfahanlılar Selçuklu yönetimini kabul etmekte zorlanmamışlardır.

Sultan Melikşah döneminde ülkenin sınırları çok genişlemiştir. Uyguladığı politikalar sebebiyle hem siyasi hem de ekonomik açıdan ülke zenginleşmiş ve ileri düzey bir refah seviyesine ulaşmıştır. Ancak kendisinden sonra kimin tahta geçeceğini belirtmemesinden dolayı taht mücadeleleri ortaya çıkmış ve devletin otoritesi zayıflamıştır. Tahta geçmesi mümkün olan dört melikin yaşları, babaları vefat ettiğinde oldukça küçüktü. Buna ilave olarak askerî ve mülkî yöneticilerin de kendi istek ve arzularına göre hareket etmeleri, siyasi konjonktüre göre taraflarını belirlemeleri de zaafiyetin artmasına neden olmuştur.[7]

Sultan Melikşah’ın oğulları olan Berkyaruk ve Muhammed Tapar arasında iktidar mücadelesi baş göstermiştir. İki taraf çeşitli tarihlerde İsfahan’ı kuşatmış ve kuşatma sırasında hayat şartları oldukça kötüleşmiştir. Bu problemlere Bâtınî’lerin toplumda çıkarmaya çalıştıkları kaos çabaları da eklenince şehir yaşanmaz hale gelmiştir.[8] Yaşanan çeşitli sıkıntılardan sonra emirler tarafından Selçuklu tahtına Berkyaruk çıkarılmıştır.[9] Daha sonraki yıllarda Selçuklu tahtında hak iddia eden Muhammed Tapar siyasi mücadeleye devam etmiştir. Bu durum şehrin kısa aralıklarla çok fazla el değiştirmesine sebebiyet vermiştir. İki kardeş h. 497/1104 senesinde anlaşmış ve Muhammed Tapar, Berkyaruk’un sultanlığını kabul etmiştir.[10] Berkyaruk’un vefatından sonra Muhammed Tapar Sultan olmuştur. Ancak bu siyasi mücadele hem devlete hem de İsfahan’a çok büyük zararlar vermiştir. Muhammed Tapar’dan sonra Selçuklu tahtına 4 yaşındaki oğlu Mahmûd geçirilmiştir. Ancak Sultan Sencer, yeğenini Save Savaşı’nda yenmiş; kendisini Büyük Selçuklu sultanı tanıması şartıyla, onu Irak Selçukluları’nın başına getirmiştir. Devletin doğusunda problemlerin artması sebebiyle Sultan Sencer başkenti İsfahan’dan Merv’e taşımış ve böylelikle İsfahan eski önemini kaybetmiştir.[11]

Uzun süre Selçuklu egemenliğinde kalan İsfahan kültür, medeniyet, mimari vb. konularda büyük gelişmeler kaydetmiştir. Özellikle Sultan Melikşah’ın veziri olan Nizâmülmülk tarafından kurulan İsfahan Nizamiye Medresesi eğitim ve kültürün gelişmesine çok büyük katkı sağlamıştır. Bu medresede ilim öğrenimi sistemleşmiş ve belirli bir program dâhilinde mezun vermiştir. Buradan pek çok ilim adamı yetişmiş ve İsfahan’ın ilmî noktadan gelişmesine çok önemli katkılar vermiştir.[12] Nizamiye Medresesi dışında Sultan Melikşah tarafından Hanefî ve Şâfiîlere yönelik Melikşah Medresesi; Nizâmu’l-Mülk’ün oğlu Ebu’l-Muzaffer Muzaffer Fahrü’l-Mülk tarafından Şâfiî öğrencilere yönelik Fahriyye Medresesi; Muhammed Tapar tarafından Şâfiî öğrencilere yönelik Muhammed Selçûkî Medresesi kurulmuştur.[13] Medreseler dışında Sultan Melikşah’ın emriyle İsfahan’da bir de rasathane kurulmuştur.[14]

    B. HAYATI

Tam adı Hâfız Ebu’l-Kâsım İsmâîl b. Muhammed b. Fazl Kıvâmu’s-Sünne et-Talhî eş-Şâfiî el-Cezerî el-Isfahanî olan Teymî, sâlih ve vera sahibi bir babanın oğlu olarak h. 457/1065 senesinin Şevval ayının 9’unda İsfahan’da doğmuştur.[15] Kıvâmu’s-Sünne olarak bilindiği genel kabül görmekle birlikte[16], Kâdî Şühbe Kıvamu’d-Dîn olarak tanındığını ifade etmiştir.[17] et-Talhî ve et-Teymî olarak nisbelenmesi soyunun sahabî Talhâ b. Ubeydullah et-Teymî’ye dayanması sebebiyledir.[18] Bu nisbelerine ek olarak İsfahanlı olması hasebiyle el-İsfahani de denmişitr. Bazı‎ âlimler, kendisini İsfahan’da “cûvzî” denilen küçük bir kuşa nisbetle el-Cûvzî lakab‎ıyla kaydetmi‏şse de Teymî’nin bu lakaptan hoşlanmadığı belirtilmektedir.[19]

Babasının ilme düşkün bir kimse olması hasebiyle iyi bir eğitim aldığı ileri sürülebilir.[20] Dört yaşındayken başladığı ilim yolculuğunda pek çok kişiden hadis almıştır. Bu kapsamda kendisi Ebû Amr Abdülvehhâb b. Ebî Abdullah İbn Mende, Âişe bnt. Hasan, İbrâhîm b. Muhammed et-Tayyân, Ebu’l-Hayr Muhammed b Ahmed b. Rarâ, Kâdî Ebû Mansûr Şükrveyh, Ebû Îsâ Abdurrahmân b. Muhammed, İbn Merdûye, Süleymân b. İbrâhîm ve diğer hocalardan; kendisinden ise Sem’ânî, Ebu’l-Alâ, Ebû Tahir es-Silefî, Ebu’l-Kâsım b. Asâkir, Ebû Mûsâ el-Medînî ve diğer öğrencileri hadis rivayet etmiştir.[21]

Şâfiî mezhebine mensup olan Teymî, tefsir, meânî ve i’rab ile ilgili Arapça ve Farsça pek çok eser kaleme almakla birlikte daha çok ününü fıkıh ilmindeki şöhretiyle tanınmıştır.[22]

Teymî’nin Muhammed adl‎ı bir oğlunun olduğu bilinmektedir. Hadis ve Arap Dili sahas‎ındaki bilgisiyle tanı‎nan Muhammed’in birçok eser kaleme ald‎ığı, fakat henüz yirmi alt‎ı ya‏‎şında iken İsfahan’da vefat ettiği (526/1132) belirtilmektedir.[23] Oğlu Muhammed Sahîhayn’ı (Şerhu’l-Câmii’s-Sahîh li’l-Buhârî ve Şerhu’l-Câmii’s-Sahîh li Müslim) [24] şerh etmeye başlamış, ancak ölümü üzerine eser babası Teymî tarafından tamamlanmıştır.[25]

O, h. 534/1140 senesinde konuşamaz hale gelmiş, bu olaydan kısa bir süre sonra felç geçirmiş ve h. 535/1141 senesinde İsfahan’da vefat etmiştir.[26] Cenazesine iştirak eden kişi sayısı oldukça fazla olduğu bildirilmiştir.[27]

    C. HADİS İLMİNDEKİ YERİ

Teymî’nin hadis ilmindeki yerinin net olarak anlaşılması için hocaları, talebeleri, rıhleleri, ilmî kişiliği, eserleri ve hadisçiliği araştırılmış ve bu konular hakkında elde edilen bilgiler verilmeye çalışılmıştır.

1. 1. HOCALARI

Teymî, döneminin meşhur pek çok ilim adamından ders almıştır. Bunlardan tespit edilebilenler şunlardır: Ebû Amr Abdülvehhâb b. Hâfız Ebû Abdullah Muhammed b. İshâk b. Mende el-Abdî el-İsfahanî (ö. 475/1082), Ebû Bekr Ahmed b. Alî et-Tureysîsî (ö. 497/1104), Ahmed b. Alî b. Ubeydullah el-Üsvârî (ö. 496/1103), Ahmed b. Muhammed b. Ahmed el-Berdânî (ö. 498/1105), Osmân b. Muhammed el-Mahmî (ö. 481/1088), Ahmed b. Muhammed b. Sâid Ebû Nasr es-Sâidî (ö. 482/1089), Ahmed b. Muhammed b. Abdullah b. Bişrûye (ö. 491/1098), İbn Merdûye es-Sağîr (ö. 498/1104), Mâlik b. Ahmed el-Bâniyâsî (ö. 485/1092), Âişe bnt. Hasan el-Verkaniyye (ö. 466/1074), Ebû Îsâ Abdurrahmân b. Muhammed b. Ziyâd (ö. ?), Süleymân b. İbrâhîm el-İsfahanî el-Mîllencî (ö. 486/1093), Ebu’l-Hayr Muhammed b Ahmed b. Rarâ (ö. 482/1089), Ebû Nasr Muhammed b. Muhammed b. Alî b. Ebî Temmâm ez-Zeynebî el-Hâşimî (ö. 479/1086), Ebû İshâk İbrâhîm b. Muhammed b. İbrâhîm el-İsfahanî et-Tayyân (ö. 481/1088), İbn Mâce el-Ebherî (ö. 481/1088), Ebû Bekr Ahmed b. Alî b. Halef eş-Şîrâzî (ö. 487/1094), Ahmed b. Hasan el-Bâkıllânî (ö. 488/1095), Âsım b. Hasan (ö. 483/1090), Ebu’l-Hüseyn Ahmed b. Abdurrahmân ez-Zekvânî el-İsfahanî (ö. 481/1088), Ebû Bekr Muhammed b. Ahmed es-Simsâr el-İsfahanî (ö. 475/1082), Kâdî Ebû Mansûr Muhammed b. Ahmed İbn Şekrûye el-İsfahanî (ö. 482/1089), Ahmed b. Abdülgaffâr b. Eşte el-İsfahanî (ö. 491/1098), Muhammed b. Ömer et-Tıhrânî (ö. 496/1103), Abdurrahmân b. Ahmed el-Vâhidî (ö. 487/1094), Ebû Abdullah Kâsım b. Fadl b. Ahmed es-Sekafî (ö. 489/1096), Esâd b. Mes’ûd en-Nîsâbûrî (ö. 494/1101), İsmâîl b. Amr b. Muhammed en-Nîsâbûrî (ö. 501/1108), Ca’fer b. Abdülvâhid el-İsfahanî (ö. 523/1129), Ca’fer b. Yahyâ et-Temîmî (ö. 485/1092), Hasan b. Ahmed b. Hasan el-İsfahanî (ö. 515/1121) ve Ebû Nasr Muhammed b. Sehl eş-Şâzeyâhî es-Serrâc (ö. 483/1090).[28] Ancak burada hocalarından hadisleri kitaptan mı? yoksa ezberden mi alıyordu? diye bir soru sorulacak olursa, yapılan araştırmada kitaptan nakledildiğine dair çok fazla bilgileye ulaşılamamıştır. Sadece bir yerde kitaptan rivayet aldığına dair bir hadise rastlanılmıştır.[29] Ancak tedvin ve tasnif devri sona erip hadislerin yazılı olarak kayıt altına alınması sebebiyle eldeki mevcut yazılı eserlerden hadislerin aktarıldığı söylenebilir. Ancak Teymî gibi geleneğin temsilcisi bir alimin (ki biz bunu yaptığı meşakkatli rıhlelerden ve tertip ettiği imla meclislerinde ezberinden hadis naklinde bulunmasından anlıyoruz.) hadislerin ezberden nakledilmesine önem verdiğini söyleyebiliriz.

1.2. TALEBELERİ

Mevcut kaynaklar incelenmiş ve elde edilen bilgiler çerçevesinde Teymî’nin 13 öğrencisi olduğu tespit edilmiştir. Bu öğrenciler şu isimlerden oluşmaktadır: Ebû Mûsâ Muhamed b. Ebî Bekr b. Ömer b. Ahmed b. Ömer el-Medînî el-İsfahanî (ö. 581/1185), Ebu’l-Kâsım b. Asâkir Alî b. Hasan b. Hibetullah b. Abdullah b. Hüseyn ed-Dımaşkî eş-Şâfiî (ö. 571/1176), Ebû Tâhir İmâduddîn Ahmd b. Muhammed b. Ahmed b. Muhammed el-İsfahanî es-Silefî (ö. 576/1180), Ebu’l-Fütûh Es’ad b. Mahmud el-İclî (ö. 600/1204), Ebu’l-Ferec Yahyâ b. Mahmûd b. Sa’d es-Sekafî el-İsfahanî (ö. 584/1188), Ebu’l-Mecd Zâhir b. Ahmed es-Sekafî el-İsfahanî (ö. 607/1210), Ebu’l-Fedâil Mahmûd b. Ahmed el-Abdekuye (ö. 599/1203), Müeyyid b. İhve (ö. ?), Ebû Necîh Fadlullah b. Osmân el-İsfahanî (ö. 611/1214), Abdullah b. Muhammed b. Hamd el-Habbâz (ö. 591/1195), Yahyâ b. Mahmûd es-Sekafî, Ebû Sa’d Muhammed b. Abdülvahid es-Sâiğ el-İsfahanî (ö. 581/1185), Ebu’l-Alâ Hasan b. Ahmed el-Hemedânî (ö. 569/1173) ve Ebû Sa’d Abdülkerîm b. Muhammed b. Ebu’l-Muzaffer Mansûr es-Sem’ânî (ö. 562/1167).[30]

1.3. RIHLELERİ

er-Rıhle fi talebi’l-hadis olarak da isimlendirilen, zamanının en yaygın ve en meşakkatli öğrenim, öğretim, derleme, taşıma ve aynı zamanda denetim faaliyeti olan bu çabalar hadis ilmi açısından çok gözde ve övülen bir faaliyet olarak değerlendirilmiştir. Bu övgüden kendi nasibini almak isteyen Kıvâmu’s-Sünne et-Teymî İsfahan’da eğitimini tamamladıktan sonra hadis elde etmek için yolculuklar gerçekleştirmiş ve bu amaçla Mekke, Reyy, Bağdâd, Medâin, Kazvîn ve Nîsâbûr’a gitmiştir.[31]

1.4. İLMİ KİŞİLİĞİ

Yaşadığı dönemdeki Bağdâdlı âlimler, Teymî’nin Ahmed b. Hanbel’den sonra Bağdâd’a gelen hadis hafızlarının en iyisi olduğuna dikkat çekmeleri onun hadis ilmindeki değerini göstermesi bakımından çok önemlidir.[32] Kendisi fıkhî meselelerde fetva verebilecek ilmî yetkinliğe sahip bir kimse olarak bilinmektedir.[33] Abartılı bir ifade olmakla birlikte verdiği hiçbir fetvanın reddedilmemesinin belirtilmesi fıkıh ilmindeki yetkinliğinin bir delili olarak kabul edilmesinde bir sakınca olmamalıdır.[34] Hocası Ebû Zekeriyâ İbn Mende onu itikadı iyi, yaşantısı güzel, az konuşan ve yaşadığı dönemde eşi olmayan bir kimse olarak tanıtmıştır.[35] Talebesi Ebû Mûsâ el-Medînî, zamanının imamlarının imamı, asrının âlimlerinin üstadı ve döneminin Ehl-i sünnet örneği olarak tasvir etmiştir.[36] Yine el-Medînî, onun hiç kimse tarafından söz veya fiille ayıplamadığını, hiç kimsenin ona Allah’ın kendisine yardım etmesi sebebiyle direnemediğini, hırslardan nefsini arındırdığını, hiçbir yöneticiye gitmediği gibi onlara ulaşmak için bir vasıta aramadığını, sahip olduğu evlerden birisini ilim ehline tahsis ettiğini ve her hangi bir kimsenin kendisine dünyalık bir şey verdiğinde bunu kabul etmediğini söylemiştir.[37] Bu sözlere ilave olarak hadis tevil işini iyi yapan ve h. 5. asırda dini ihya eden bir kişi olduğunu söyleyerek sözlerini tamamlamıştır.[38] Bir diğer talebesi Ebû Tâhir es-Silefî[39] tarafından Arapça ve ricâl ilminde faziletli bir kimse olarak değerlendirilen et-Teymî, 3000 – 3500 arası hadis imla meclisi oluşturarak bu ilmin geniş kitlelere yayılmasını sağlamıştır.[40] Bu meclislerde hadisleri yazılı bir kitaptan değil, hafızasından nakledecek kadar hıfzı kuvvetli bir hadis hafızdır.[41] İbnu’s-Sem’ânî onun hadis ilminde üstadı olduğunu ifade ettikten sonra tefsir, hadîs, dil ve edebiyatta otorite olduğuna dikkat çekmiştir.[42] Yine İbnu’s-Sem’ânî, onun hadislerin sened ve metinlerini gayet bildiğini ve kendisine bir müşkilat sorulduğunda bu problemleri çözüme kavuşturduğunu zikretmiştir.[43] Sem’ânî’nin babası ise hadisleri bilen ve onları anlayan iki kişiden birisi olduğuna vurgu yapmış ve zamanında hadis ilminde üstlendiği fonksiyona dikkat çekmiştir.[44] Meşhur tarihçi İbn Tağrîberdî ise onun mutkin bir hafız olup tefsir, hadis, fıkıh ve dil ilminde otorite olduğunu belirtmiştir.[45]

Sem’ânî Teymî’yi hâfız, mütkın, şanı büyük ve kadri yüce bir kimse; Zehebî allâme, büyük hâfız, şeyhu’l-islâm; Elbânî ise sika olarak tanıtmıştır.[46] Sem’ânî Teymî’den haftada bir gün özel hadis dersi aldığını ve ayrıca iki gün kıraat usulüyle hadis okuduğunu söylemiştir.[47] Ebû Âmir el-Abdî ise onun hadis hafızı olduğunu ve her türlü ilimden nasiplendiğini ifade etmiştir.[48] Bu bilgiler ışığında onu, hadisçi, müfessir, fakih, nahivci ve tarihçi olarak kabul edilebiliriz.[49]

İbn Kayyim el-Cevziyye’nin kendi eserinde onun istivâya dair bilgilerini aynen nakletmesi ile İbn Hacer el-Askalânî’nin tevhidin tarifinde Teymî’nin görüşünü zikretmesi ona verilen değeri göstermesi bakımından önemlidir.[50]

Yukarıda sözler bağlamında bir değerlendirme yapılacak olursa Teymî’nin ilmî noktadan yetkin, yetenekli ve güvenilir bir alim olduğunu ifade etmemizde bir sakınca olmamalıdır.

1.5. HADİSÇİLİĞİ

Bu başlık altında Teymî’nin hadis eda usulü, ravi ve rivayetler hakkında yaptığı açıklamalar, hadisleri rivayet ve açıklama usulünden bahsedilecektir. Konular anlaşılması bağlamında bir iki örnek verilecektir.

1.5.1. Hadis Eda Usulü

Teymî el-Hicce ile et-Tergîb ve’t-Terhîb ile isimli eserlerinde rivayet ettiği hadislerin ekserisini ‘ahberenâ’ veya ‘ahberenâ’nın kısaltması ‘enâ’ eda sığasıyla nakletmiştir.[51] Ancak ‘haddesena’[52], ‘haddesena’nın kısaltması olan ‘sena’[53], ‘haddesenî’[54] ve ‘enbeenâ’[55] sığalarıyla da hadis naklinde bulunduğu görülmüştür. Cezm[56] ve temriz[57] sigasıyla nakilde bulunan Teymî, ‘an’[58] ile de rivayet nakletmiştir.

Îmânın ne olduğunun açıklandığı hadis ‘ahberanâ’nın[59], namaz, zekat, hac ve orucun Allah tarafından yapılmasının emredildiği belirtilen hadis ‘enâ’nın[60], Hz. Peygamber’in şanının yükseltilmesinden bahseden hadis ‘haddesenâ’nın[61]; müslim bir kimsenin ailesine infak etmesinden sevab kazanılacağına dikkat çeken hadis ‘senâ’nın[62], cennete sadece merhametli kimselerin gireceğini
ifade eden hadis ‘enbeenâ’nın[63], dişlerin misvak kullanarak temizlenmesini emreden hadis ‘an’ın[64] ve aşure günü sürme çeken kişinin gözünün hastalanmayacağını ifade eden hadis ‘temrîz’in[65] ve emanete sahip çıkmayan kimesinin imamının olmadığını belirtn hadis ‘cezm’in[66] örneğini teşkil etmektedir.

Teymî ‘haddesena’, ‘haddesena’nın kısaltması olan ‘sena’ ve ‘haddesenî’ terimlerini sahih, zayıf[67], münker[68], mevzu[69] ve muallel[70] hadisin rivayetinde kullanmıştır. Ancak araştırmamızda münker[71], mevzû[72] ve muallel[73] hadis naklinde sadece birer hadisin rivayet edildiği tespit edilmiştir. Bu terimi Teymî’nin daha çok sahih ve zayıf hadisin naklinde kullandığı anlaşılmaktadır.

Teymî ‘ahberenâ’ veya ‘ahberenâ’nın kısaltması ‘enâ’ ile yaptığı rivayetlerde bu terimleri oldukça geniş kapsamlı olarak sahih[74], hasen[75], zayıf[76], münkatı[77], münker[78], muallel[79], mürsel[80], mevkûf[81], mevzu[82] ve aslı bilinmeyen hadisler[83] için kullandığı tespit edilmiştir.

O, ‘enbeenâ’ terimi ile sahih[84], hasen[85], zayıf[86], münker[87], mevzu[88], mürsel[89], mevkuf[90], münkatı[91] ve bâtıl[92] hadis naklinde bulunmuştur.

Bu bilgiler ışığında Teymî’nin tahdîs, ihbâr ve inba metodunu sahih hadis yanında zayıf, mevzu vb. hadislerin rivayet edilmesinde de kullanıldığı tespit edilmiştir.

O, hadisin sonunda, onu kimin rivayet ettiğine işaret etmiştir. Mesela, çölden gelerek İslam hakkında bilgi almak isteyen bir bedevinin Hz. Peygamber’le diyaloğundan bahseden hadisin, Müslim tarafından da nakledildiğine dikkat çekmiştir.[93]

Hadisin kimin rivayet ettiğine ek olarak onun şahid ve mutabilerine de işaret etmiştir.[94] Mesela helal kazançla edinilen bir hurmanın tasadduku ile ilgili olarak rivayet edilen hadisin farklı ravilerini zikretmiştir.[95]

1.5.2. Hadis Rivayet Usulü

Birkaç tarikten gelen rivayetlerin senedlerini araya tahvil[96] işareti koyarak birleştirmiş ve rivayeti böylelikle bir bütün olarak aktarma metodunu tercih etmiştir.[97]

Allah’ın gecenin üçte birinde veya yarısında dünya semaına inerek istiğfar eden kimselerin bağışlanacağını ifade eden hadis buna örnek olarak verilebilir.[98]

Hadisin farklı tariklerini karşılaştırarak neresinin ziyade olduğunu ifade etmiştir. Mesela Allah’ın zulmü kendine ve kullarına haram kıldığını ifade eden hadisin devamındaki

bu ibarenin ziyade olduğunu belirtmiştir.[99]

Aynı metne sahip olan hadisin metnini tekrar etmeden ‘bi mislih (بمِثْلَهُ)’ veya ‘bi nahvihi (بنحوه)’ diyerek nakletmiştir.[100] Örneğin Hz. Peygamber’in namazı insanı temizleyen nehre benzettiği hadis bu kabildendir.

Hadislerin ekserisini senedli olarak aktarırken, nadiren senedsiz olarak da rivayette bulunmuştur.[101]

Ayrıca rivayetleri arasında şiirlere de yer vermiştir.[102]

1.5.3. Ravi ve Rivayetler Hakkında Açıklama Yapması

Teymî, bazen hocasının ona hadisi nerede naklettiği hakkında bilgi vermiştir.[103] Örneğin, Hz. Peygamber’in Abdülkays Oğulları’na Allah’a inanmalarını emrettiği hadisi, hocası Ebû Nâsır ez-Zeynebî’den Bağdâd’da; Resûlullah’ın kendisinden İslam’ın şartları dışında bir şey istenmemesi gerektiği ile ilgili bir diğer hadisi hocası Ahmed b. Alî b. Halef’ten Nîsâbûr’da aldığını zikretmiştir.[104]

O, hocasının tanın(a)mama ihtimaline binaen onun ayırt edici özelliğini belirtmiştir.[105] Mesela hadis rivayetinde bulunduğu hocası Muhammed b. Ahmed b. Alî’nin fakih bir kimse olduğunu ifade etmek için isminin yanına el-Fakîh nitelemesini yapmıştır.[106]

Kimi zaman o, hadisin ravilerinin öne çıkan özelliğine temas etmiştir. Örneğin Hz. Ebû Bekr’in aşere-i mübeşşereden[107] olduğunu belirtmiştir.[108] Bu konuya bir diğer örnek ise namazla ilgili nakledilen hadisin ravilerinin hepsinin meşhur olduğuna dikkat çektiği hadistir.[109]

O, hadisin sonunda, lafzın kime ait olduğuna işaret etmiştir. Mesela, Allah’ın bir kulunu sevmesi bağlamında nakledilen hadisin sonunda lafzın İbn Ebî Leys’e ait olduğuna dikkat çekmiştir.[110]

Teymî hadis ravilerinin zaman zaman bazı konularda şüpheye düştüğünü ifade etmiştir. Mesela Teymî, hac yolunda ölen kimsenin günahlarının bağışlanacağının ifade edildiği hadisin ravisi Ebû Zeyd’in hadisin metninde düştüğü şekki ifade etmiştir.[111]

O, kendisinin ve râvilerin, hadisin senedi ile ilgili yaptıkları açıklamalara yer vermiştir. Mesela ‘Kulun Allah’ın razı olduğu kelimelerden birini önemsemeden konuşması sebebi ile Allah’ın onun derecesini yükselteceğini veya kulun Allah’ın razı olmadığı kelimelerden birini önemsemeden konuşması sebebi ile cehenneme düşeceğini’ ifade eden hadisin bu metinden garîb olduğuna dikkat çekmiştir.[112]

O, hadisin ayırt edici özelliğine işaret etmiştir. Mesela, visâl orucunun sadece Hz. Peygamber’e has olduğunu belirtmiştir.[113]

Teymî, hadisin sıhhati hakkında çok nadir açıklamada bulunmuştur. Örneğin o, oruçla ilgili olarak nakledilen hadisin sahih olduğunu zikretmiştir.[114]

O, kimi zaman hadisler hakkında diğer hadis âlimlerinin görüşlerine başvurmuştur. Mesela şevvâl ayı orucuyla ilgili olarak nakledilen hadisi rivayet ettikten sonra Ebû Avâne’nin bu hadisi şevval ayı orucuna delil olarak kabul ettiğini belirtmiştir.[115]

Teymî, senedde yanlış olarak verilen râvinin ismini tashih etmiştir. Mesela senedde Muhammed b. Yahyâ olarak zikredilen ravinin ismini Muâviye b. Yahyâ olarak düzeltmiştir.[116]

Hadisten anlaşılması gereken meseleye işaret etmiştir. Mesela Hz. Peygamber’in ümmetinden bir grubun kıyamete kadar hakk yolunda mücadele edeceklerini zikrettiği grubun ehl-i hadîs olduğuna vurgu yapmıştır.[117]

Rivayetin metninde geçen garib veya anlaşılmayan kelimelerin anlamını açıklamaya çalışmıştır.[118] Mesela Câbir’in Uhud savaşında şehit olan babasını Allah diriltmiş ve onun ne istediğini sormuştur. Teymî, bu hadisin metninde geçen kifâhan (كفاحا) kelimesini açıklamış ve kelimenin

yüzyüze, aralarında perde bulunmayan şeklinde izah etmiştir.[119] Bir diğer örnek ise cennetin orta yerini

isteyen kişinin cemaate devam etmesini emir buyuran hadiste geçmektedir. Teymî bu hadiste geçen بُحْبُوحَةَ kelimesini orta (وَسَطُ) ifadesiyle açıklamıştır.[120]

1.6. ESERLERİ

Hadis ve tefsir gibi alanlarda pek çok eser yazdığı bilinen Teymî’nin bu eserlerinden bir kısmı yayımlanmıştır. Neşredilmeyen eserlerinin bir kısmı yazma halinde beklerken diğer bir kısmının ise günümüze ulaşıp ulaşmadığı bilinmemektedir.

1.6.1. Yayımlananlar

1.6.1.1. el-Hicce fî Beyâni’l-Mahacce ve Şerhu Akîdeti Ehli’s-Sünne

Muhammed b. Rebî’ b. Hâdî Ümeyr el-Medhalî tahkikiyle Riyâd’da 1990 senesinde iki cilt halinde yayımlanan eserin yazılmasının sebebi olarak yaşadığı devirde bid’atin ve bid’atçıların yaygınlaşması ve insanların selef-i salihîn[121] akidesinden uzaklaşması gösterilmiştir.[122] Bu çalışmasını ayet, hadis, sahabe, tabiûn ve tebeu’t-tâbiîn’e ait sözlerle destekleyerek bidatçılara cevap vermiştir. Eser, selef-i sâlihîn mezhebi usulünce i’tikâdî meseleleri konu edinmektedir. Bu mevzulara örnek olarak şunlar verilebilir: Tevhîd, Allah’ın sıfatları hakkında gelen mütevatir hadisler, Allah’ın isbatı, Allah’ın ezelde mütekellim olmadığına dair kitab ve sünnetten deliller, Kur’ân’ın mahlûk olmadığına dair Kur’ân’da varid olanlar, iman meseleleri, sem’iyyat hakkında Mu’tezile ve Cehmiyye’ye reddiye. Muhakkik tarafından eserde geçen rivayetler tahric edilmiş, hadislerin tamamı sened ve metni sahihlik veya sakimlik yönünden değerlendirilmiştir.

1.6.1.2. et-Terğîb ve’t-Terhîb

Muhammed b. Halîfe er-Rebâh’ın Beyrût’ta 2010 yılında üç cilt halinde yayımlanmıştır. Müellif eserinin mukaddimesinde talebelerinin kendisinden sâlih amellere, iyi sözlere ve hâlis niyetlere teşvik eden; kötü ameller, çirkin sözler, bozuk niyetlerden sakındıran bir kitap yazmasını istemesi üzerine bu eseri kaleme aldığını ifade etmiştir. Öğrencileri daha önce konuya dair yazılan eserlerin sened barındırması, tekrarlar içermesi veya çok muhtasar olmaları gibi sebeplerle onlardan yetirince faydalanamadıklarını belirtmişlerdir. Bunlardan arındırdığı eserinde konuları iman, İslâm, birrü’l-vâlideyn, tevazu, cihad şeklinde alfabetik olarak sıraladığını belirtmiştir. İlk önce terğîb ile ilgili olan haberleri, sonrasından ise terhîble ilgili olanları vermiştir.[123] Muhakkik tarafından eserde geçen rivayetler tahric edilmiş, rivayetin sened ve metni sahihlik veya sakimlik yönünden değerlendirilmiş ve rivayetin ravileri hakkında bilgi verilmiştir.[124]

1.6.1.3. Siyeru’s-Selefi’s-Sâlihîn

Eser, Kerem b. Hilmî b. Ferhât b. Ahmed tahkikiyle Riyâd’da 1999 yılında tek cilt halinde basılmıştır. Teymî, İsfahan Camii’nde talebelerine imlâ ettiği bu eserine aşere-i mübeşşere ile başlamış, ardından tâbiîn, tebeu’t-tâbiîn ve daha sonraki nesillerden zühd ve takvâsıyla meşhur şahsiyetleri alfabetik sırayla işlemiştir. Eserinde zikrettiği kişilerin tam ismi, vasıfları, doğum ve vefatı, Müslümanlığı kabul edişi, vera, zühd ve takvası, Allah yolunda infakı ve sadakası, hutbe, öğüt ve sözleri vb. özellik ve faaliyetleri işlenmiştir. Eser yazılırken âyet, hadîs, âsâr[125] ve şiirlerden de istifade edilmiştir. Bu eserin önemli bir özelliği ise, öğrenmeyi kolaylaştırmak amacıyla rivayetlerin senedlerinin çoğunun çıkartılmasıdır.[126]

1.6.1.4. el-Hulefa’ü’l-Erbaa Eyyamuhum ve Siretuhum: Ebû Bekr – Ömer – Osman – Ali

Kerem b. Hilmî b. Ferhât b. Ahmed tahkikiyle 1999 yılında Kâhire’de tek cilt halinde basılan eser, ilim adamlarının isteği üzerine imla edilmiştir.[127] Eserde Hz. Peygamber’in hayatı ve fiilî sünneti ile Hulefâ-yi Râşidîn’in hayatı ve menakıbı hakkında bilgi verilmektedir. Kerem b. Hilmî b. Ferhât b. Ahmed tahkikiyle eserin Hulefâ-yi Râşidîn’in hayatına ve menakıbına dair bölümü basılmıştır. Ancak eserin tamamı Muhammed b. Halîfe er-Rebâh’ın Kitabu’l-Meb’as ve’l-Meğazî ismiyle yayımlanmıştır. Bahse konu olan eser aşağıda tanıtılacaktır.

1.6.1.5. Kitabü’l-Meb’as ve’l-Megâzî

Muhammed b. Halîfe er-Rebâh ta’likiyle 2010 yılında Beyrût’ta iki cilt halinde basılmıştır. Ehl-i ilimden bazı alimlerin isteği üzerine kaleme alınan eser[128], Muhammed b. Halîfe er-Rebâh tahkikiyle basılmıştır. Eserde Hz. Peygamber’in hayatı ve fiili sünneti ile beraber Raşîd halifelerin hayatı ve menakıbından kronolojik olarak bahsedilmektedir. Kitapta nakledilen bilgiler ayet, hadis ve çeşitli rivayetlerle desteklenerek nakledilmektedir.

Çalışmada o, bir nevi tefsir faaliyeti diyebileceğimiz açıklamalarda bulunmaktadır. Mesela Cum’a suresi 2. ayette geçen ‘ümmiyyîn’ kelimesiyle kastedilenlerin Mekkeliler olduğunu ifade etmiştir.[129] Bazı yerlerde hadisin tüm isnadını değil, sadece sahabe ravisini vererek nakletmiştir.[130] Eserde, ravilerin güvenilirlik bilgileri, hadislerin sıhhati gibi mevzularda görüş belirtmemiştir.

1.6.1.6. Delailü’n-Nübüvve

Eser Ebû Abdurrahman Müsâid b. Süleyman Râşid tarafından yayımlanmış, Mahmûd b. Muhammed el-Haddâd tarafından da kitabın fihristi neşredilmiştir.[131] Ancak eser bulunamadığı için tanıtılamamıştır.

1.6.2. Yayımlanmayanlar:

Bunlar Şerhu’l-Câmii’s-Sahîh li’l-Buhârî ve Şerhu’l-Câmii’s-Sahîh li Müslim[132], el-Câmi’[133], el-Muvazzah[134], el-Îzâh[135] ve el-Mu’temed[136], Tefsîru Sûreti’l-Arz[137], İ’râbu’l-Kur’ân[138], el-Emâlî fi’l-Hadîs[139], Ehâdîsu Müselselât[140], el-Avâli’l-Mürâfekât[141], es-Sünne[142], Fusûl Müstahrece min Kitâbi’t-Tezkire[143] ve et-Tefsîr bi’l-Lisâni’l-İsfahanî[144] isimli eserleridir.[145]

    SONUÇ

Hadis, tefsir, kıraat, Arap dil edebiyatı alimi ve tarihçi olarak değerlendirilen Teymî, hadis ilminde de güvenilir bir ravi olarak tanınmıştır. Özellikle eserleri arasında sayılmakla birlikte günümüze kadar gelemediği anlaşılan Buhârî ve Müslim’in Sahih’lerini üzerine yazmış olduğu şerhler, onun hadis ilminde birikim sahibi olduğunun göstergesi olarak kabul edilebilir. Ayrıca bid’at ve bid’atçılara reddiye olarak yazdığı ve hadis ile ilgili el-Hicce isimli eseri yaşadığı zaman göz önüne alınarak değerlendirildiğinde insanların akidesinin muhafaza edilmesinde büyük bir fonksiyon icra etmiştir.

Hadisleri genellikle senedli olarak nakleden Teymî’nin, hadis metinleri ve ravileriyle ilgili yeteri kadar malumat vermiş olduğu kanaatindeyiz. Ancak yukarıda bahsettiğimiz iki önemli şerhin günümüze ulaşamaması onun hadis şerh metodu hakkında bilgi sahibi olmamıza engel teşkil etmiştir. Sadece mevcut eserleri üzerinden malumat edinilmeye çalışılmıştır. Bu eserlerde de Teymî tam metin şerhi yapmayıp sadece gerekli gördüğü yerlerde kısa bilgiler vermiştir.

Teymî’nin, terkedilmeye yüz tutan bir gelenek olan rıhle faaliyetini devam ettirmesi hadis ilmine büyük bir önem verdiğini göstermektedir, diyebiliriz. Öte yandan unutulmaya yüz tutan hadis imlâ meclislerini de yeniden canlandırmaya çalışması yine bu minvalde değerlendirilmelidir.


KAYNAKÇA

[1] Örnek için bakınız (bkz). Temizkan, A., Rağıb el-İsfahânî’nin Kur’ân’ı Anlama ve Yorumlama Yöntemi, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2008; Malkoçoğlu, O, Ragıp el-İsfahani’de Temel Erdemler, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü; Kişi, A. Rüştü, Rağıp el-İsfahânî’ye göre Akıl -Vahiy ilişkisi, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2013; Gafarov, A., Râğıb el-İsfahânî’nin İnsan ve Ahlâk Anlayışı, Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2004; Kiriş, H. Mustafa, er-Râgıb el-İsfahânî’nin Mukaddimetü’t-tefsîr Adlı Eseri ve Fâtiha sûresi’ndeki Uygulamasının Tefsir Usûlü Açısından Değerlendirilmesi, Cumhuriyet Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü,2006; Yaldızlı, H., Râgıb el-İsfahânî’nin Müfredât Adlı Eseri ve Dilbilimsel Tefsir Açısından Değeri), Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü; Ekinci, Ö. Kanter, Rağıb İsfehânî’nin Kelam Anlayışı (Kelamda Semantik Yöntem), Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2011; Tuncer, T., Rağıb el-İsfehâni ve Mukaddimetü’t-Tefsir’i, Selçuk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1992; Yılmaz, A., Ragıp el-Isfehanî’de İdeal İnsan, Erciyes Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü.

[2] Örnek için bkz. Sözen, Z., Ebu’s-Senâ el-İsfâhânî Tefsîri Mukaddime’sinin Tefsir Usûlundeki Yeri, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü; Demirci, M., Ebûs-Senâ Mahmûd ibn Abdi’r-rahmân el-İsfahânî (öl. 749/1348) ve tefsirdeki metodu, Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1987; Demir, M., Ebu’s-Senâ el-İsfahânî’nin Nâziru’l-Ayn Adlı Eserinin Tercümesi, Takdim ve Tahkiki, Maramara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2015; Yücel, E., Hafız Ebû Tâhir es-Silefî ve Hadis Kültüründeki Yeri, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2008; Dönmez, M., Ebû Nuaym el-İsfahânî’nin et-Tıbbu’n-Nebevî İsimli Eserinin Tahkiki, Uludağ Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2005; Keskin, Y. Ziya, Ebû Nuaym el-İsfahanî, İstanbul, Beyan Yayınları, t.y.; Ece, A., Ebu Nuaym’ın Delailu’n-Nubuvvesinde Peygamber Tasavvuru, Dicle Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2011; Arıkaner, Y., Ebu’s-Sena Şemseddin İsfehani’nin Uluhiyet Anlayışı, İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü.

[3] el-Hicce’nin naşiri, Teymî’nin yaşamış olduğu zaman dilimini II. Abbâsî devleti olduğunu iddia etse de tarihi veriler bunu doğrulamamaktadır. Gerçi kendisi de devam eden satırlarda bu toprakların Selçuklular’ın olduğunu kabul etmektedir. Selçuklular’ın Abbâsi halifesinden unvan almaları bu toprakların Abbasî idaresinde olduğunu göstermez. Nitekim İsfahan, h. 443 senesinde Tuğrul Bey tarafından Selçuklu toprakları arasına dahil edilmiştir. Teymî, el-Hicce fi Beyâni’l-Mahacce ve Şerhi Akîdeti Ehli’s-Sünne (thk. Muhammed b. Rebî’ b. Hâdî Ümeyr el-Medhalî), Riyâd, Dâru’r-Râye, 1411/1990, naşirin mukaddimesi, 1/23-5.

[4] İbnü’l-Esîr, el-Kâmil fi’t-Târîh, 8, 258, 293.

[5] Yazar, N., Büyük Selçuklular Zamanında İsfahan, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Basılmamış Doktora Tezi, 2013, s. 116; Yüksel, T., Başkenti İsfahan (Kuruluşundan Moğol İstilasına Kadar, İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, 2013. s. 69.

[6] Yüksel, T., age, s. 67; Yazar, Nurullah, age, s. 116-7.

[7] Yazar, N., age, 124-5; Yüksel, Tuba, age, s. 82.

[8] Yazar, N., age, s. 125; Teymî, el-Hicce, naşirin girişi, 1, 25, 26.

[9] Yazar, N., age, s. 127.

[10] Yazar, N., age, s. 130-1.

[11] Özgüdenli, Osman G., ‘İsfahan’, DİA, 22, 499.

[12] Yazar, N., age, s. 200-6.

[13] Yüksel, T., age, s. 132; Yazar, N., age, s. 210.

[14] Özgüdenli, Osman G.: “İsfahan”, DİA, 22, 497-504; Yazar, N., age, s. 212; Topaloğlu, N., Selçuklu Devri Muhaddisleri, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 1988.

[15] Sem’ânî, el-Ensâb, 3/369; İbnü’l-Esîr, el-Lübâb, 1/309; Zehebî, Tarihu’l-İslam, 36/368, es-Siyer, 20/80-1, Tezkiratu’l-Huffâz, 4/1278; İsnevî, Tabakâtu’ş-Şâfiiyye, 1/176 No: 325; Safedî, el-Vâfî, 9/127 No: 1772; Suyûtî, Tabakâtu’l-Huffâz, s. 463.

[16] Zehebî, Tezkiratu’l-Huffâz, 4/1278; Safedî, age, 9/127; Suyûtî, age, s. 463; Dâvûdî, Tabakâtu’l-Müfessirîn, 1/114 No: 105; Ziriklî, el-A’lam, 1/323.

[17] Kâdî Şühbe, Tabakâtu’ş-Şâfiiyye, 1/337 No: 270.

[18] Zehebî, Târîhu’l-İslâm, 36/369 No: 228.

[19] Sem’ânî, age, 3/368; İbnü’l-Esîr, age, 1/309; Zehebî, es-Siyer, 20/85; Dâvûdî, age, 1/114 No: 105.

[20] Teymî, el-Hicce, naşirin mukaddimesi, 1/33-4.

[21] İbnü’l-Esîr, age, 1/309; Zehebî, es-Siyer, 20/80-1, Tezkiratu’l-Huffâz, 4/1278.

[22]İbn Kayyım el-Cevziyye, İctimâu Cuyûşi’l-İslâmî, s. 268; Zehebî, es-Siyer, 20/83, Tezkiratu’l-Huffâz, 4/1279; Kehhâle, Mu’cemu’l-Müellifîn, 2/293.

[23] Zehebî, es-Siyer, 20/83-4, Tezkiratu’l-Huffâz, 4/1280; Kâdî Şühbe, Tabakâtu’ş-Şâfiiyye, 1/339 No: 270.

[24] Buhârî ve Müslim’in eserlerine verilen addır. Bilgi için bkz. Kandemir, M. Yaşar, “Sahîhayn”, DİA, 35/527-30.

[25] Zehebî, Tezkiratu’l-Huffâz, 4/1279-80, es-Siyer, 20/83; İsnevî, age, 1/176 No: 325.

[26] Sem’ânî, age, 3/369; Zehebî, es-Siyer, 20/81, 86, el-İber, 2/447; Safedî, age, 9/127 No: 1772; İsnevî, age, 1/176 No: 325; İbn Tağrîberdî, en-Nücûm, 5/260; Suyûtî, age, s. 464; İbnu’l-İmâd, eş-Şezerât, 6/174.

[27] Zehebî, es-Siyer, 20/81, Tezkiratu’l-Huffâz, 4/1278, el-İber, 2/447.

[28] Sem’ânî, age, 3/369; Zehebî, el-İber, 2/446-7, Tezkiratu’l-Huffâz, 4/1278, es-Siyer, 20/80-1, Tarihu’l-İslam, 36/369; Safedî, age, 9/127 No: 1772; Suyûtî, age, s. 464; Dâvûdî, age, 1/114 No: 105; İbnu’l-İmâd, eş-Şezerât, 6/174; Teymî, Siyerü’s-Selefi’s-Sâlihîn, s. 41-75, et-Terğîb ve’t-Terhîb, naşirin mukaddimesi, 1/11-25, el-Hicce, naşirin girişi, 1/45-7.

[29] Kitaptan rivayet için bkz. Teymî, et-Terğib ve’t-Terhîb, 3/192 No: 2336.

[30] Zehebî, es-Siyer, 20/81, Târîhu’l-İslâm, 36/368, Tezkiratu’l-Huffâz, 4/1278, el-İber, 2/447; Dâvûdî, age, 1/114 No: 105; Teymî, Siyerü’s-Selefi’s-Sâlihîn, naşirin mukaddimesi, s. 75-83, el-Hicce, naşirin girişi, 1/47-9.

[31] Bilgi için bkz. Sem’ânî, age, 3/368; Zehebî, es-Siyer, 20/80-1, Tezkiratu’l-Huffâz, 4/1278, el-İber, 2/447, Târîhu’l-İslâm, 36/368; İbnu’l-İmâd,
age, 6/174.

[32] Zehebî, es-Siyer, 20/82, Tezkiratu’l-Huffâz, 4/1279, Târîhu’l-İslâm, 36/370 No: 228; İsnevî, age, 1/176 No: 325; Kâdî Şühbe, age, 1/337 No: 270; Dâvûdî, age, 1/115 No: 105.

[33] Dâvûdî, age, 1/115 No: 105.

[34] İsnevî, age, 1/176 No: 325; Kâdî Şühbe, age, 1/338 No: 270.

[35] Zehebî, es-Siyer, 20/82, Tezkiratu’l-Huffâz, 4/1279, Târîhu’l-İslâm, 36/369 No: 228; Kâdî Şühbe, age, 1/338 No: 270.

[36] Zehebî, es-Siyer, 20/81, Tezkiratu’l-Huffâz, 4/1278, el-İber, 2/44; Safedî, age, 9/127; İsnevî, age, 1/176 No: 325; Kâdî Şühbe, age, 1/337 No: 270; Suyûtî, age, s. 464; Dâvûdî, age, 1/115 No: 105; İbnu’l-İmâd, age, 6/174.

[37] Zehebî, es-Siyer, 20/82, Tezkiratu’l-Huffâz, 4/1278-9, Târîhu’l-İslâm, 36/369 No: 228; İsnevî, age, 1/176 No: 325.

[38] Zehebî, es-Siyer, 20/82, Tezkiratu’l-Huffâz, 4/1279, Târîhu’l-İslâm, 36/370 No: 228; Suyûtî, age, s. 464; Dâvûdî, age, 1/115 No: 105.

[39] Silefî’den nakledilen diğer rivayetler için bkz. Zehebî, es-Siyer, 20/85.

[40] Zehebî, es-Siyer, 20/85, Tezkiratu’l-Huffâz, 4/1281, Târîhu’l-İslâm, 36/373 No: 228; Suyûtî, age, s. 464; Dâvûdî, age, 1/114 No: 105.

[41] Sem’ânî, age, 3/368; Zehebî, es-Siyer, 20/82, 4, Tezkiratu’l-Huffâz, 4/1280, el-İber, 2/447; Safedî, age, 9/127; İsnevî, age, 1/176 No: 325; Kâdî Şühbe, age, 1/337 No: 270; Suyûtî, age, s. 464; Dâvûdî, age, 1/115 No: 105.

[42] Sem’ânî, age, 3/368; Zehebî, es-Siyer, 20/84, Tezkiratu’l-Huffâz, 4/1280, el-İber, 2/447; Safedî, age, 9/127; Kâdî Şühbe, age, 1/338 No: 270; Suyûtî, age, s. 464; Dâvûdî, age, 1/114 No: 105; Safedî, age, 9/127 No: 1772.

[43] Zehebî, es-Siyer, 20/84, Tezkiratu’l-Huffâz, 4/1280; Kâdî Şühbe, age, 1/338 No: 270; Safedî, age, 9/127 No: 1772; Dâvûdî, age, 1/114 No: 105.

[44] Zehebî, es-Siyer, 20/84-5, Tezkiratu’l-Huffâz, 4/1280.

[45] İbn Tağrîberdî, age, 5/260.

[46] Sem’ânî, age, 3/368; İbnü’l-Esîr, age, 1/309; Zehebî, Tezkiratu’l-Huffâz, 4/1277, es-Siyer, 20/80; Suyûtî, age, s. 463; Elbânî, el-Mahtûtât, s. 260.

[47] Sem’ânî, age, 3/368.

[48] Zehebî, el-İber, 2/447; İsnevî, age, 1/176 No: 325.

[49] Teymî, el-Hicce fi Beyâni’l-Mahacce ve Şerhi Akîdeti Ehli’s-Sünne, naşirin mukaddimesi, 1/53; Kehhâle, age, 2/293.

[50] İbn Kayyım el-Cevziyye, age, s. 268; İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, 13/357.

[51] Genellikle hadisin kıraat yoluyla rivayet edildiğini göaterir terimdir. Yücel, A., “İhbâr”, DİA, 21/528-9. Örnekler için bkz. Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, I, 57-9 No: 1-3, 2/270-2 No: 1565, 1567, 370 No: 1797, el-Hicce, 1/86 No:2-3.

[52] Genellikle hadisin semâ yoluyla rivayet edildiğini gösterir terimdir. Ahatlı, E., “Tahdîs”, DİA, 39/391-2. Örnekler için bkz. Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 1/84 No:39, 89 No: 49, 90 No:51, 114-5 No: 102, 119 No:113, 222 No: 314, 242 No: 357, 371 No: 637, 374 No: 645, II, 11 No: 1047, 39 No: 1107, 55 No: 1139, 140 No: 1311, 171 No: 1371, 246 No: 1517, 271 No: 1569, 308 No: 1647, 331 No: 1701, 361-5 No: 1770, 1772, 1774, 1776, 365 No: 1780, 375 No: 1811, 382 No: 1827, 389-90 No: 1841, 1843, 394 No: 1853, 328 No: 1925, 431 No: 1933-4, III, 60 No: 2072, 112 No: 2186, 128 No: 2221, 226 No: 2403, 258 No: 2476, 259-61 No: 2479-82, 2484.

[53] Örnekler için bkz. Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 1/330-1 No: 555,2/271 No: 1569, 308 No: 1647, 370 No: 1796, 386 No: 1836, 3/195 No: 2340,

[54] Örnekler için bkz. Teymî, el-Hicce, 1/412 No: 250.

[55] Hadisin icâzet yoluyla rivayet edildiğini göstermek için kullanılan terimdir. Uğur, Mücteba, “İnbâ”, DİA, 22/268. Örnekler için bkz. Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 2/280 No: 1589, 304 No: 1636, 321 No: 1675, 343 No: 1737, 369 No: 1793, 371 No: 1799, 3/39 No: 2031, 58 No: 2068, Diğer örnekler için bkz. Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 1/242 No: 356, 250 No: 378, 262-3 No: 406, 273-4 No: 427, 275-6 No: 433, 291-2 No: 470, 302 No: 496, 303-4 No: 499, 316 No: 532, 320 No: 539, 336 No: 566, 343 No: 582, 353-4 No: 602, 407-8 No: 710, 408-9 No: 713, 410 No: 716, 421 No: 735-6, 441 No: 778, 454 No: 812, 475 No: 854, 537 No: 985, 547-8 No: 1011, 2/8-9 No: 1041, 9-10 No: 1043, 18 No: 1061, 20 No: 1067, 24-5 No: 1076-7, 29 No: 1086, 33-4 No: 1094, 36-7 No: 1100, 46-7 No: 1123, 49 No:1129, 74 No: 1182, 75 No: 1185, 83 No: 1202, 86 No: 1211, 90 No: 1219, 96 No: 1234, 100 No: 1241, 105 No: 1251, 115 No: 1269, 116 No: 1271, 122 No: 1280, 125 No: 1285, 131 No: 1297, 135 No: 1302, 143 No: 1317, 147 No: 1327, 151 No: 1333, 178 No: 1387, 180 No: 1389, 186 No: 1402, 199 No: 1419, 213 No: 1459, 218 No: 1467, 243 No: 1505, 244 No: 1509-10, 247 No: 1519, 239-40 No: 1522-4, 253 No: 1531, 256 No: 1535, 264 No: 1552, 273 No: 1573, 321 No: 1675, 369 No: 1793, 371 No: 1799, 375 No: 1812, 378 No: 1817, 415 No: 1898, 423 No: 1915, 425 No: 1920, 428 No: 1926, 435 No: 1938, 442 No: 1952, 3/5 No: 1954, 9 No: 1964, 13-4 No: 1974-5, 17-8 No: 1980, 21 No: 1987, 22-3 No: 1991, 23 No: 1993, 28 No: 2003, 49-50 No: 2054-5, 165-6 No: 2293-4, 171 No: 2302, 175 No: 2310, 205 No: 2355, 266 No: 2494.

[56] Senedi tam olarak zikredilmek istenmeyen bir hadisin sağlam bir isnadı bulunduğunu belirten eda sigasıdır. Çakan, İsmail L., “Cezm”, DİA, 7/513. Teymî cezm sigalarından kâle, zekera ve semi’tu’yu kullanmıştır. Örnekler için bkz. Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 1/150-1 No: 174-5, 488 No: 881, 2/195 No: 1415,

[57] Hadis metninde bir kelimenin yanlışlığına veya bir rivayetin zayıflığına işaret etmek için kullanılan bir terimdir. Ahatlı, E., “Temrîz”, DİA, 40/433-4. Örnekler için bkz. Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 1/179 No: 234, 255 No: 390, 275 No: 431, 353 No: 601, 356-7 No: 606, 452 No: 803, 515 No: 929, 526 No: 958, 2/40-1 No: 1110, 341 No: 1730, 2/366, No: 1782-3, 403 No: 1875. 3/208 No: 2361; el-Meb’as ve’l-Meğâzî, 2/895-6, el-Hicce, 1/399-401 No: 236-8.

[58] Örnekler için bkz. Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 1/524-5 No: 953-7, 526 No: 959-60, 551 No: 1018, 2/340 No: 1724-6, 1728.

[59] Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 1/57 No: 1.

[60] Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 1/58 No: 2.

[61] Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 2/331-2 No: 1701.

[62] Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 2/308-9 No: 1647.

[63] Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 2/280 No: 1589.

[64] Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 2/270 No: 1568.

[65] Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 2/403 No: 1875.

[66] Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 1/95-9 No: 65.

[67] Sahih ve hasen hadisin şartlarından birini ya da birkaçını taşımayan rivayetler için kullanılan hadis terimidir. Özafşar, Mehmet E., Demir, M., “Zayıf”, DİA, 44/157-60.

[68] Zayıf râvinin güvenilir râviye muhalefeti yüzünden zayıf olan hadis anlamında terimdir. Efendioğlu, M., “Münker”, DİA, 32/13-4.

[69] Hadis diye uydurulan sözleri ifade eden terimdir. Kandemir, M. Yaşar, “Mevzû”, DİA, 29/493-6.

[70] Sened veya metninde herkesin göremeyeceği bir kusuru bulunan hadisdir. Efendioğlu, M., “Muallel”, DİA, 30/312-3.

[71] Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 242 No: 357.

[72] Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 1/371 No: 637.

[73] Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 1/89 No: 49.

[74] Örnek için bkz. Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 1/131 No: 134, 132 No: 135,

[75] Örnek için bkz. Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 1/132 No: 136, 136 No: 144,

[76] Örnek için bkz. Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 1/92 No: 56, 98 No: 72, 100 No: 76.

[77] Senedin sahâbîden sonra gelen kısmında bir veya daha çok râvisi atlanarak rivayet edilen hadis anlamında terimdir. Efendioğlu, M., “Münkatı”, DİA, 32/12-3. Örnek için bkz. Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 1/85 No: 42,

[78] Örnek için bkz. Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 1/82 No: 35, 90 No: 52, 161 No: 200.

[79] Örnek için bkz. Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 1/93, No: 59, I, 128 No: 127.

[80] İsnadında, sahâbî olan râvisi veya diğer râvilerinden biri zikredilmeyen hadisdir. Polat, S., “Mürsel”, DİA, 32/52-4. Örnek için bkz. Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 1/91 No: 55.

[81] Sahâbenin sözü ve fiili anlamında hadis terimidir. Aydınlı, A., “Mevkuf, DİA, 29/437-8. ”Örnek için bkz. Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 1/110 No: 94.

[82] Örnek için bkz. Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 1/92 No: 57, 1/174 No: 227.

[83] Örnek için bkz. Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 1/91 No: 54, 96 No: 68, 138 No: 148, 160 No: 197, 198 No: 267.

[84] Örnek için bkz. Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 1/302 No: 496, 1/291 No: 470.

[85] Örnek için bkz. Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 1/537 No: 1011, 2/49 No: 1129.

[86] Örnek için bkz. Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 1/343 No: 582, 2/18-9 No: 1061.

[87] Örnek için bkz. Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 1/242 No: 356,

[88] Örnek için bkz. Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 2/75 No: 1185.

[89] Örnek için bkz. Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 2/180 No: 1389, 199 No: 1419.

[90] Örnek için bkz. Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 2/83 No: 1202.

[91] Örnek için bkz. Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 2/115 No: 1269, 253 No: 1531.

[92] Bkz. Kandemir, Yaşar, “Mevzû”, DİA, 29/493-6. Örnek için bkz. Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 3/175 No: 2310.

[93] Teymî, el-Hicce, 1/124-5 No: 29.

[94] Teymî, el-Hicce, 1/190 No: 73, 219 No: 88, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 2/277, 310, 3/54 No: 2059, 3/61 No: 2073.

[95] Teymî, el-Hicce, 1/190 No: 73.

[96] Tahvil, farklı isnadları bulunan hadisi rivayet ederken birinden diğerine geçmeyi ve bunların ortak ravisinden sonra konulan özel işareti belirten hadis terimidir. Aşıkkutlu, E., “Tahvîl”, DİA, 39/440.

[97] Diğer örnekler için bkz. Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 1/68 No: 15, III, 15, 111-2, III, 111-2 No: 2184, Siyeru’s-Selefi’s-Sâlihîn, s. 587, el-Hicce, 1/212-3, No: 84

[98]

Burada Teymî tarafından iki farklı isnad (ح) harfi ile birleştirilerek hadis bütün olarak nakledilmiştir.

[99] Teymî, el-Hicce, 1/212-3 No: 84.

[100] Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 2/415 No: 1896, 3/35 No: 2022.

[101] Teymî, el-Hicce, 1/126 No: 31, 129 No: 32, 138 No: 37, 148 No: 43, 152-4 No: 45-6, 156 No: 49, 160 No: 51,171 No: 55, 172 No: 57, 186 No: 246-8, 331 No: 183-5, 345-8 No: 188-92, 358 No: 198, 364 No: 203-4, 372 No: 211, 228 No: 92, 233-7 No: 94-7, 246 No:98-9, 264 No: 115, 268 No: 120, 274-5 No: 126-38, 289 No: 141-6, 291 No: 152, et-Terğîb vet-‘t-Terhîb, 1/399 No: 690, 2/270 No: 1568, 3/8, 1962-3, 3/205 No: 2356, 247 No: 2454, el-Meb’as ve’l-Meğâzî, 2/799.

[102] Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 2/346, 3/100-1, 178-9, 3/120 No: 2203,

[103] Diğer örnekler için bkz. Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 1/72 No: 20, 73 No: 22.

[104] Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 1/57-8 No: 1-3.

[105] Diğer örnekler için bkz. Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 1/72 No: 21.

[106] Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 1/68 No: 15.

[107] Hz. Peygamber tarafından cennete girecekleri daha hayatta iken kendilerine müjdelenen on sahâbî için kullanılan terimdir. Aydınlı, Abdullah, Çakan, İsmail L., “Aşere-i Mübeşşere”, DİA, 3/547.

[108] Teymî, el-Hicce, 1/154 No: 54.

[109] Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 2/420 No: 1908.

[110] Teymî, el-Hicce, 1/269 No: 121.

[111] Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 2/19 No: 1063.

[112] Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 2/337. Diğer örnek için bkz. Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 2/432 No: 1934.

[113] Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 2/389

[114] Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 2/390.

[115] Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 2/391.

[116] Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 2/416-7 No: 1901.

[117] Teymî, el-Hicce, 1/246 No: 98.

[118] Diğer örnekler için bkz. Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 1/60, 67, 68, 73, 75, 78, 84, 85, 92, 99, 103, 129, 130, 132, 133, 150, 157, 178, 181, 193, 215, 2/41, 48, 66, 89, 114, 229, 233, 243-4, 249, 314, 3/29, 57, 60, 118, 177, Teymî, el-Meb’as ve’l-Meğâzî, 1/100.

[119] Teymî, el-Hicce, 1/268 No: 119.

[120] Teymî, el-Hicce, 1/299 No: 166.

[121] “Sahâbe, tâbiûn ve tebeu’t-tâbiîn gibi Rasulullah’ın asrına en yakın yaşayan Müslümanlardır. Bunlar inanç, ibadet ve diğer yaşantılarıyla bütün sapık ve bid’at sayılabilecek düşünce ve davranışlardan uzak kimselerdir. Kur’ân-ı Kerîm’in lafız olarak işaret ettiği hususları aynen kabul etmekte, yorum ve te’vîlden kaçınmaktadırlar.” Komisyon, Dini Kavramlar Sözlüğü, Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2006. s. 127.

[122] Teymî, el-Hicce, 1/83-4.

[123] Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 1/55-6.

[124] Teymî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 1/57-68 No: 1-16.

[125] Âsâr, eser kelimesinin çoğulu olup hadis manasında kullanılan bir terimdir. Saîd Abdurrahman Mûsâ el-Gazefî, “Eser”, DİA, 11/372.

[126] Teymî, Siyeru selefi’s-Sâlihîn, s. 5.

[127] Teymî, Hulefâu’l-Erbaa, s. 74.

[128] Teymî, el-Meb’as ve’l-Meğâzî, 1/75.

[129] Teymî, el-Meb’as ve’l-Meğâzî, 1/75-6.

[130] Teymî, el-Meb’as ve’l-Meğâzî, 2/799.

[131] Kandemir, M. Yaşar, ‘Teymî’, DİA, 41/55

[132] Oğlu Muhammed’in vefatı üzerine yarım kalan çalışmayı, Teymî tamamlamıştır. Zehebî, es-Siyer, 20/84 No: 49; İsnevî, age, 1/176 No: 325; Kâdî Şühbe, age, 1/338 No: 270; Dâvûdî, age, 1/115 No: 105.

[133] el-Câmi (u’l-Kebîr fî Meâlimi’t-Tefsîr) diye anılan eser 30 cilttir. Zehebî, es-Siyer, 20/84 No: 49, el-İber, 2/447; İsnevî, age, 1/176 No: 325; Kâdî Şühbe, age, 1/338 No: 270; Dâvûdî, age, 1/115 No: 105; Ziriklî, el-A’lam, 1/323; Kandemir, M. Yaşar, ‘Teymî’, DİA, 41/55.

[134] Farsça bir eser olup 3 cilttir. Zehebî, es-Siyer, 20/84 No: 49, el-İber, 2/447; Kâdî Şühbe, age, 1/338 No: 270; Dâvûdî, age, 1/115 No: 105; Katib Çelebi, Keşfu’z-Zünûn, 1/211; Ziriklî, el-A’lam, 1/323; Kandemir, M. Yaşar, ‘Teymî’, DİA, 41/55.

[135] Dört ciltlik bir eserdir. Zehebî, el-İber, 2/447; Kâdî Şühbe, age, 1/338 No: 270; Dâvûdî, age, 1/115 No: 105; Katib Çelebi, Keşfu’z-Zünûn, 1/211; Ziriklî, el-A’lam, 1/323; Kandemir, M. Yaşar, ‘Teymî’, DİA, 41/55.

[136] el-Mu’temed 10 cilttir. Zehebî, es-Siyer, 20/84 No: 49, el-İber, 2/447; Kâdî Şühbe, age, 1/338 No: 270; Katib Çelebi, Keşfu’z-Zünûn, 1/211; Kandemir, M. Yaşar, ‘Teymî’, DİA, 41/55.

[137] Kandemir, M. Yaşar, ‘Teymî’, DİA, 41/55.

[138] Bir nüshası Chester Beatty Library’de bulunduğu kaydedilmektedir. Dâvûdî, age, 1/115 No: 105; Zirikli, el-A’lâm, 1/323; Kandemir, M. Yaşar, ‘Teymî’, DİA,41/55.

[139] Dâru’l-Kütübi’z-Zâhiriyye’de kayıtlıdır. Elbânî, age, s. 260; Kandemir, M. Yaşar, ‘Teymî’, DİA, 41/55.

[140] Dâru’l-Kütübi’z-Zâhiriyye’de kayıtlıdır. Abdülhayy el-Kettânî, Fihrisü’l-Fehâris, 2/657; Elbânî, age, s. 260; Kandemir, M. Yaşar, ‘Teymî’, DİA, 41/55.

[141] Dâru’l-Kütübi’z-Zâhiriyye’de kayıtlıdır. Elbânî, age, s. 260.

[142] Bir ciltlik bir eserdir. Zehebî, es-Siyer, 20/84 No: 49; Dâvûdî, age, 1/115 No: 105.

[143] Vaaz ve irşad maksadıyla eserin bazı bölümleri Süleymaniye Kütüphanesi’nde mevcuttur. Kâdî Şühbe, age, 1/338 No: 270; Ziriklî, el-A’lam, 1/323; Kandemir, M. Yaşar, ‘Teymî’, DİA, 41/55.

[144] Dâvûdî, age, 1/115 No: 105;

[145] Bilgi için bkz. Kıvâmu’s-Sünne et-Teymî, Siyerü’s-Selefi’s-Salihin, naşirin mukaddimesi, s. 10, Teymî, el-Hicce, naşirin mukaddimesi, 1/54; Kandemir, M. Yaşar, ‘Teymî’, DİA, 41/55.