Kur’ân Dilinin Telaffuz Keyfiyetine Dair Bir İnceleme -Savâit Örneği

Kur’ân Dilinin Telaffuz Keyfiyetine Dair Bir İnceleme -Savâit Örneği

Cilt/Sayı

2023 34. cilt – 3. sayı

Yazar

Nurullah DAĞa

aDiyanet İşleri Başkanlığı, Ankara, Türkiye

Öz

Kur’ân dilinin ses sisteminin doğru baskı ve ahenk çerçevesinde incelenmesi, tilâvetin sanatsal bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir. Bu sanatsal yapıyı yakından ilgilendiren tecvîd disiplini, arz ve semâ yöntemleriyle Kur’ân’ın doğru ve güzel okunmasına büyük katkı sağlamaktadır. Tecvîd, bu yöntemlerle tilâvet sanatına âdeta yön vermektedir. Bu iki husus Kur’ân dilinin hem ünlü hem ünsüz telaffuz formatını şekillendirmektedir. Bu makaleye konu edilen ve Modern Arapçada “savâit” olarak takdim edilen ünlüler, Kur’ân dilinin telaffuz sisteminin temel mekanizması konumundadır. Fetha, damme, kesra şeklinde karşılık bulan bu mekanizma, kısa ve uzun varyantlarıyla telaffuz sistemini kontrol etmektedir. Nitekim ünlüler; savâmit denilen ünsüzlerin mahreç ve sıfat keyfiyetlerini de etkileyen temel bir işleve sahiptir. Bununla birlikte günümüzde teknolojinin sağladığı ses materyalleri de telaffuzlardaki birtakım farklılık ve çarpıklıkları gün yüzüne çıkarmaktadır. Bu çalışmada; hem nakle hem yeteneğe dayanan tilâvet sanatının temel dinamiği olan ünlülerin seslendirilme keyfiyetleri kritik edilmiştir. Yapılan kritiklerde klasik ve modern kaynakların gösterdiği ufukla genel bir çerçeve çizilmiş ve ses materyalleri aracılığıyla da sahih telaffuz formatları gündeme getirilmiştir. Bu yaklaşımla; Kur’ân tilâvetinin öteden beri incelenen söz konusu yapısını modern ölçütler aracılığıyla belli bir oranda somutlaştırmak hedeflenmiştir. Makalede özetle, ilmî ve sanatsal bir tasavvurla sahih tilâvet inşasının temel ayağının nasıl bir ses ve tonlamaya sahip olması gerektiği dikkatlere sunulmuştur.

Anahtar Kelimeler

Kırâat; tecvîd; tilâvet; fonetik; telaffuz; ünlüler

Abstract

Examining the sound system of the Quranic language within the framework of correct pressure and harmony shows that recitation has an artistic structure. The discipline of tajwid, which is closely related to this artistic structure, makes a great contribution to the correct and beautiful reading of the Quran with the methods of earth and sema. Tajvîd gives direction to the art of recitation with these methods. These two aspects shape both the vowel and consonant pronunciation format of the Quranic language. The vowels, which are the subject of this article and presented as “savait” in Modern Arabic, are the basic mechanism of the pronunciation system of the Quranic language. This mechanism, which corresponds to fetha, damme, kesra, almost controls the pronunciation system with its short and long variants. As a matter of fact, celebrities; It has a basic function that also affects the origin and adjective qualities of the consonants called savamit. However, today’s audio materials provided by technology also reveal some differences and distortions in pronunciation. Here in this study; The vocalizations of the vowels, which are the basic dynamics of the art of recitation based on both narration and talent, have been criticized. In the critiques, a general framework was drawn with the horizon shown by classical and modern sources, and sound pronunciation formats were brought to the agenda through audio materials. With this approach; It is aimed to embody the structure of the Quranic recitation, which has been studied for a long time, through modern criteria. In summary, in the article, what kind of voice and intonation should be the basic pillar of the construction of the noble chant with a scientific and artistic imagination has been presented to the attention.

Keywords

Qira’at; tajvid; tilawat; phonetics; pronunciation; savait


EXTENDED ABSTRACT

Examining the Arabic language and the sound system of a Quranic recitation, which has a profound effect on the listeners, shows that the recitation has an artistic structure. The discipline of tajwid, which is closely related to this artistic structure, makes a great contribution to the correct and beautiful reading of the Quran with the methods of earth and semâ. Tajvîd gives direction to the art of recitation with these methods. These two aspects shape the pronunciation of both vowels and consonants in the language of the Quran. The vowels, which are the subject of this article and presented as “savâit” in Modern Arabic, are the basic mechanism of the pronunciation system of the Quranic language. This mechanism, which corresponds to fetha, damme, kesra, almost controls the pronunciation system with its short and long variants. As a matter of fact, celebrities; It has a basic function that also affects the origin and adjective qualities of the consonants called savamit.

Each of the letters in Arabic attracts attention with its different sound characteristics. Although there are output and adjective features that distinguish these sounds from each other, the most remarkable structure they feed on is the vowel sound mechanism. If the letter symbolizes conquest “e” or “a”, if it is a sign that symbolizes the cassava “i”, if it is a sign that symbolizes the dam the sound of “u” is loaded through the vowel sound mechanism. However, some performances made with sounds contrary to the pronunciation of the Quran language contradict the information conveyed by the sources and are not accepted by the experts in terms of practice. In order to solve these problems, different methods have been followed recently and it is seen that the simplest and most applicable examples of these are sound materials. As a matter of fact, considering that some educators who are considered experts are not considered experts in the real sense due to the structure of their voice and speech organs, the interest and trust of those who are considered professional in practice is increasing. As a result of this, it is necessary to accept the fact that the sound materials provided by the technology bring to light some differences and distortions in pronunciation.

There is a case where a sound harmony arising from the unity of both theory and practice finds a place in the heart of the person. A recitation of the Quran, which emerges as a result of correct sound pressures and pronunciations made within the framework of beautiful harmony, also conduces to a spiritual feeling in the hearts of the listeners. All these effects and results show that sounds should be pronounced with their noble forms. Here in this study; The characteristics of the celebrities, which are the basic dynamics of the art of recitation based on both narration and talent, have been criticized. In the critiques, a general framework was drawn with the horizon shown by classical and modern sources, and sound pronunciation formats were brought to the agenda through audio materials. With this approach; It is aimed to embody the structure of the Quranic recitation, which has been studied for a long time, through modern criteria. In summary, in the article, what kind of voice and intonation should be the basic pillar of the construction of the noble chant with a scientific and artistic imagination has been presented to the attention.

Kur’ân tilâvet sanatında başarı Arap dilinin telaffuz mekanizmasını bütün yönleriyle merkeze almayı gerektirmektedir. Bu mekanizmaya öncelikle ünlü ve ünsüz ses varyantları yön vermektedir. Burada konu edilen ünlüler için bir harf tayini olmasa da Kur’ân dilinin telaffuz sistemi de dahil bütün dillerde ünlülerin kapalı, açık ve yarı açık olmak üzere üç temel formu söz konusudur. Bu formlar dilin yüksekliğine, damağa göre yerine ve dudakların pozisyonuna bağlıdır. Fetha, kesra, damme olarak tilâvet disiplinine yön veren bu formlar uzamalı şekilleriyle altıya çıkmaktadır. Tilâvetin derin yapısına inildikçe bu seslerin ince işçiliklerle yapılan ölçülü icrâları dikkat çekmektedir. Doğru seslendirmenin temel parametresi sayılan ünlüler bu yönüyle tilâvet sanatının da en önemli noktalarından biri konumundadır.

Bu yaklaşımla makalede; savâit denilen ünlüler mekanizmasını modern Arapçanın sınıflandırma sistemini de dikkate alarak inceleyeceğiz. Ama öncesinde harf ve harekelerle ilgili bazı temel hususlara yer vermek konunun detayları açısından anlamlı olacaktır.

    1. HARFLER VE HAREKELER

Harfler mûsıkîdeki notalara benzetilmektedir. Notaların her biri nasıl ki bir sesi ve özgün tonlamayı gösteriyorsa harfler de kendine özgü bir ses ve ahengin varlığını gösterir. Dolayısıyla harflerin yüklendikleri harekeler sonucu kazandıkları seslendirmelerse her sesin farklı bir mahiyetinin olduğunu gündeme getirmektedir.

1.1. HARFİN TANIMI

Kur’ân dilinin ünsüz ses telaffuzunu da sağlayan ve temel bir mekanizma olan ünlü sesler, harfler ve harekelerle mahiyet kazanmaktadır. Harf, Arap dilinde bir nesnenin ucu, kenarı ve sivri kısmı olarak ifade edilmektedir.[1] Kur’ân’da da kıyı, kenar anlamında kullanılmaktadır.[2] Kırâat ilminde yer alan yedi harf olgusunun açıklığa kavuşturulması noktasında vecih ve lehçe gibi farklı anlam açılımları yapılsa bile Ali el-Kârî (öl. 1014/1605) harf kavramını, kelimenin herhangi bir noktasında yer alıyor mülâhazasıyla sese gönderme yaparak “seslerin tarafı” anlamında “tarafu’l-esvât” olarak kullanmaktadır. Onun harf kavramına yüklediği bu anlam, İbnu’l-Cezerî’nin (öl. 833/1429) harflerin çıkış noktalarına yaptığı temasın göstergesidir. Nitekim el-Kârî, harfin sesin parçalara dayanması sonucu ortaya çıkan bir olgu olduğuna da işaret etmiştir.[3]

Tecvîd ve fonetik bilimlerinin genel karakteristiğine göre dilin en küçük birimi olan ses[4] Câhız’a (öl. 255/869) göre, belli bir sıralamayı dikkate alarak harflerin anlamlı bir bütünlük oluşturduğu telaffuz aracıdır. Câhız’ın bu şekilde yaptığı tanım, Kur’ân tilâvetinde herhangi bir mahrece dayanarak özgün sesler oluşturmanın gerekli olduğu bir sistematiği akıllara getirmektedir. Hatta dilin hareketlerinin herhangi bir sözü harflerin ölçü ve düzeni sonucu oluşturabileceği dikkatlere sunulmuştur.[5] Kur’ân tilâvet disiplininde harf için yapılan tanımların dilbilim ve özellikle fonetik kaynaklarında da aynı anlamlarda kullanıldığı görülmektedir.[6] Klasik kaynaklarda bir mahrece dayanarak çıkan sese harf denilmiştir.[7] Ayrıca seslere belirleyici bazı keyfiyetler eşlik ederse harflerin meydana geleceğine dair açılımlar yapıldığı da görülmektedir.[8] Bu keyfiyetler ses teşekkülünde mahreç ve sıfat sisteminin varlığına işarettir. Dolayısıyla Câhız’ın ses ve harf arasındaki “ölçü” temaslı tanımı tilâvet disiplininin yüklediği anlamla birlikte değerlendirildiğinde, Kur’ân dilinin fonetik sisteminin harflerin mahreç ve sıfat keyfiyetlerine ilaveten ölçü ve nizam varlığını da gerekli kıldığı anlaşılmaktadır.

1.2. HARFLERİN İSİMLERİ

Kur’ân-ı Kerîm sûrelerden oluşan azametli bir bina gibidir. Öyle ki bu sûreler âyetlerden, âyetler çoğunlukla cümlelerden, cümleler kelimelerden ve kelimeler ise bu binanın en küçük yapı taşları sayılan harflerden oluşur. Bu nedenle dilciler ve tecvîd âlimleri, harflerin mahreç ve sıfatlarını tanımaya ve inceliklerini tespite yoğunlaşmışlardır. Harfleri tek başına ve kelime oluşumlarındaki yerlerine göre inceleyerek mahreç ve sıfatlarındaki keyfiyeti mercek altına almışlardır. Bütün bu gayretler Kur’ân metnine ait ses ve telaffuzun özgün halini koruma hassasiyetiyle ortaya konulmuştur. Çünkü telaffuz mânânın kalbi gibidir. Telaffuzdaki en küçük bir kayma ve tahrif, kastedilen mânânın kaybolmasına neden olabilir.[9] İşte bu koruma hassasiyeti Arap harflerine yönelik bazı tertiplerin geliştirilmesine zemin hazırlamıştır. Bunlardan harflerin isimlerini açılımlarıyla vermesi ve seslendirmeye katkısı sebebiyle hecâî tertibin daha faydalı olduğu ifade edilmiştir.[10] Bu tertip ve yirmi sekiz harf dizaynına göre[11] her harfin kendine özgü bir telaffuzu vardır. Bu harfler; “Elîf, bâ, tâ, s̱â, cîm, ḥâ, ḫâ, dâl, ẕâl, râ, zây, sîn, şîn, ṣâd, ḍâd, ṭâ, ẓâ, ‘ayn, ğayn, fâ, ḳâf, kâf, lâm, mîm, nûn, vâv, hâ, yâ” şeklinde orijinal isimleriyle bilinmelidir.[12] Bu anlamda şunu söylemek durumundayız ki, yaygın hatalarla kaleme alınan tecvîd veya elifbâ gibi risalelerde tilâvete giriş eğitimleri henüz başladığı andan özensiz bir mahiyet arz etmektedir. Harflerin isimlendirilmesinde çevirinin yapıldığı dillerin kuralları dikkate alınsa bile Kur’ân dilinin fonetik sistemine göre seslendirilmesi gerekmektedir. Kur’ân harfleriyle ilgili hatalı isimlendirmelerin yer aldığı (tî, zî vb.) eserlerin varlığı düşünüldüğünde bu konunun ehemmiyeti daha net anlaşılmaktadır. Bu sebeple doğru seslendirmeler için fem-i muhsin kabul edilen eğitmenlere ve modern bir tashih yöntemi olan ses materyallerine müracaat son derece önem arz etmektedir.[13]

1.3. HAREKELER

Harfleri telaffuz edebilmek için ortaya konan basit harekeler[14] ve sonrasında geliştirilen fetha, kesra ve damme sistemi sayesinde Kur’ân’ın telaffuz çerçevesi bugünkü şeklini almıştır.[15] Buna göre her bir harfin hakkı bir hareke olup güzel telaffuz için bu üç harekeden biri kullanılmalıdır.[16] Ayrıca doğru telaffuzları elde edebilmek için harflerin öncesine vasıl hemzesi getirilip cezimli-şeddeli formları kullanılarak temrinler yapılması gerektiğinden de bahsedilmektedir.[17] Uygulama esnasında bunun önemi açıkça görülmekte ve bu sayede harflerin mahreç ve sıfat keyfiyetlerinin varlığı daha net hissedilmektedir.[18] Bu sebeple, harflerin her türlü okunuş formlarının meşk sisteminde yer alması gerekmektedir.

Pek çok dilde olduğu gibi Kur’ân dili olan Arapçanın da ünlü (savâit) ve ünsüz (savâmit) seslerden müteşekkil bir seslendirme sistemi vardır. Bu sistem, kaynaklarda da yer verildiği üzere harf-hareke ilişkisinden ibarettir.[19] Ünlüler için Arapçada herhangi bir harf tahsis edilmemiştir. Buna karşılık, Arap harflerinin tamamının ünsüzlerden meydana geldiği, bunların da kısa ve uzun varyantlara sahip olduğu ifade edilmektedir. Medli varyantların uzun ünlü, medsizlerin ise kısa ünlü olarak karşılık bulduğu görülmektedir.[20] Kur’ân tilâvet disiplininde de kısa ve uzun olmak üzere iki tür ünlüden bahsetmiştik. Bu iki tür de kendi içinde üç kısa ünlü ve üç uzun ünlü olarak karşılık bulmaktadır.[21] Çünkü yukarıda da ifade edildiği üzere telaffuz sisteminde üç hareke sesi mevcuttur. Bunlar; “fetha”, “kesra” ve “damme” sesleridir. Bizim üzerinde duracağımız asıl husus bu seslerin doğru icrâlarıdır.[22] Kaynaklarda yer alan bilgiler ve modern fonetik bulgular evrensel kabul edilmesine rağmen icrâlarda tam bir mutabakat sağlanamamaktadır. Problemin temelini de ince ve kalın seslerden kaynaklanan hatalı ses nüansları oluşturmaktadır.

Bu temellendirmeden sonra şimdi bu ses formlarını bazı örnekler[23] eşliğinde inceleyelim.

    2. KISA ÜNLÜLER

Ünlüler için telaffuz sürelerine göre isimlendirilirler şeklinde genel bir yargı söz konusudur.[24] Modern fonetikte böylesine basit bir yargıdan söz edilebilir fakat Kur’ân dilinin telaffuz sistemine daha fonksiyonel bir ton ve ahenk hâkimdir. Bu da öncelikle fetha, kesra ve damme olmak üzere üç hareke sayesinde sağlanmaktadır. Kaynaklarda bunlar sırasıyla; “el-fethatu”, “el-kesratu”, “ed-dammetu” şeklinde isimlendirilerek değişik fonksiyonlarıyla detaylandırılmaktadır.[25] Modern araştırmalarda “savâit” olarak ifade edilen ünlü sesler, medsiz olarak “es-savâitu’l-kasîra” şeklinde isimlendirilmektedir.[26] Bu isimlendirmeler de dudak ve çene pozisyonlarına göre yapılmaktadır.[27] Doğru seslendirmede işte bu pozisyonların fonksiyonel bir işlev üstlendiği görülmektedir.

2.1. FETHA SESİ

Bu sesin veya harekenin özelliği ince harfleri “e”, kalın harfleri “a” şeklinde okutan bir mekanizma olmasıdır.[28] Buna Arapçada “el-fethatu’l-kasîra” denilir.[29]

Fetha telaffuzlarında kalın harflerdeki “a” ünlüsünün icrâsında hata görülmezken incelerin “e” ünlüsünün icrâsında hatalar (la, ma gibi) görülebilmektedir.[30] Bunun dışında konuyu farklı açılardan genişletme adına önemli bazı detaylara dikkat çekilmiştir. Örneğin ardından “sakin yâ” gelen fethanın ses seviyesini imâle gibi kesraya yaklaştırmaktan sakınmalıdır.[31] Böylece okuyucu, harfin harekesinin önceki veya sonraki harften etkilenmesine müsade etmemeli; “عليه”deki [ل]’ın, “لديه”deki [د]’ın, “كيف”deki [ك]’in ve “بين”deki [ب]’nin fethası “sakin yâ” harfinden dolayı imâleye benzememelidir denilerek uyarılmıştır.[32] Bu gibi uyarıların ses materyalleri sayesinde somutlaşması ise sahih telaffuz adına ciddi bir kazanım olmaktadır. Yapılan eğitimlerde “kapalı e”ye kaçan telaffuzların uzmanlarca sesli tashih edildiği görülmektedir. Örneğin bu tashih şekilleri için “يَعِدُكُمْ”[33] veya “يَعِظُهُ”[34] gibi kelimelerdeki fetha-kesra-damme durumları gösterilebilir. Ayrıca “وَعَدَسِهَا”[35] veya “بِيَدِهِ”[36] örneklerinde de aynı yaklaşım söz konusudur.[37] Bu açıklamalar ve örnekler göstermektedir ki, ince seslerin fetha şekillerinde “a”ya ve kapalı “e”ye kaçan seslere meyletmekten sakınmalıdır.

2.2. KESRA SESİ

Kısa ünlülerin kesra versiyonları Arapçada “el-kesratu’l-kasîra” olarak ifade edilmektedir.[38] Kısaca “kesra” veya bazı Türkçe eserlerde “esre” şeklinde kullanılmaktadır.[39]

Kesra, harfi “i” sesiyle okutmaya yarayan bir mekanizmadır. Kalın-ince bütün seslerin kesra formları “i” şeklindedir. Bu şekli yansıtan görüşe göre, çenenin alt tarafında icrâ edilen bu seslerin çenenin düzeni bozulmadan çıkarılması gerekir. Harekenin nutkunda eksiklik-fazlalık olmamalı ve sesler birbiriyle karışmamalıdır.[40] Buna karşılık, ince harfler “i” sesiyle, kalın harfler “ı”dan “i”ye meyilli bir sesle telaffuz edilir denilse de kalın harflerin bu geçiş önerilerine ilmi bir dayanak bulmak kolay değildir.[41] Ne var ki harfler arası geçişlerin fonksiyonel bir yapı arz ettiği malumdur. Bu geçiş halleri, kırâatin müşâfeheye ve semâya dayanan özelliği sebebiyle ehil icrâcılara havale edilmiştir.[42] Bu yaklaşımla; harekeli harflerin mahreç ve sıfatları özelinde küçük farklılıkları olduğundan “ı”dan “i”ye doğru bir meylin olması gerektiği görüşünü benimseyen modern araştırmacılar da vardır.[43] Öte yandan bu görüşü yansıtan örnekler söz konusudur.[44] Ses materyallerine dikkat edildiğinde bu görüşün somut veriler sunması sebebiyle isabetli olduğu görülmektedir. Eserlerde yer alan bu tür bilgiler uygulama versiyonlarıyla anlamlı olmaktadır. Bu sebeple makalede yer verilen örnekler, dipnotlarda ses materyalleriyle somutlaştırılmaya çalışılmaktadır. Bu yaklaşım makalenin temel hedeflerinden biri olarak dikkatlerden kaçmamalıdır.

2.3. DAMME SESİ

Arapçada “ed-dammetu’l-kasîra” olarak ifade edilen bu hareke çeşidi,[45] kullanıldığı harfi “u” formatıyla okutmaya yarar. Kalın harflerde “u”, ince harflerde “u-ü” arası bir ses verilmesi gerektiğine dair bilgiler son dönemin eserlerinde yer almakla birlikte,[46] alanın bazı uzmanlarınca daha objektif yaklaşımlarla Arapçada “ü” sesi ve nüanslarının olmadığı görüşleri dile getirilmiştir.[47] Ancak bu birbirine zıt olan bilgiler dışında, Arapça kaynaklarda böyle bir nüanstan bahsedilmemektedir. Buna karşılık “kırâat tâbi olunan/takip edilen sünnettir”[48] genel prensibiyle harf telaffuzlarının aynı zamanda teoriye dayalı uygulamalarla icrâ edilmesi gerektiği dikkatlere sunulmuştur. Kırâatin semâ ve müşâfehe boyutu dikkate alındığında, mahreçlerle ilgili aktarılan bilgiler dışında -son iki asrı saymazsak- herhangi bir ses materyali tevârüs etmediğinden bu sesin “u-ü” arası çıkması gerektiği görüşleri temelsiz kalmaktadır. Nitekim ince kabul edilen bir [ع] harfiyle “ü” sesi verebilmenin mümkün olmadığı bir gerçektir ve bunun herhangi bir örneği de söz konusu değildir.[49]

Türkçenin “ü” formatında dil kökü daha az kapandığından bu ses verilebilmektedir ama Arapçada bu mümkün değildir. Şayet damme telaffuzu “ü” şeklinde yapılmazsa isti‘lâ ve istifâl harflerinin ayrımında sıkıntı yaşanacağı endişeleri, [و]’ın çıkışı esnasında dudakların büzülmesi ve bununla beraber dil kökünün kalkması gerektiği dikkate alındığında, ince ve kalın harflerin damme pozisyonlarının da sıfat keyfiyetlerine göre şekilleneceği ve çıkışları esnasında herhangi bir karışıklığın olmayacağı mesajıyla giderilebilmektedir. Saçaklızâde Mehmed Efendi’nin (öl. 1145/1732), medsiz vâv sesiyle medli vâv sesinin telaffuzu esnasında dudakların büzülme durumları farklıdır şeklinde bir yaklaşımı olsa da bunun “ü” sesine mutlak bir referans sağlayacağı söylenemez.[50] İbrahim Enis’in (1906-1978) de temas ettiği gibi [و] ince bir harf olmasına rağmen, telaffuzu esnasında dil kökünün kalkmasını gerektiren özelliği sonucu “ü”lü seslendirmeyi imkansız hale getirmektedir.[51] Bu durumun [ص] sesi örneğini “صُمٌّ”[52] kelimesinin[53] ve [س] sesi örneğini de “سُنَّةَ”[54] kelimesinin icrâsında görmek mümkündür.[55] Harekenin hakkının tam verilmesi gerektiği yaklaşımıyla iki örnekte de seslendirmelerin “u” formatıyla yapıldığı görülmektedir. Dolayısıyla söz konusu her iki harfin telaffuz rengi “u” formatlı olsa da özgün ses özellikleri sebebiyle birbirinden ayrılmaktadırlar. Ancak [س] sesinin icrasında [ص] kadar rahat bir “u” formatı düşünmeyip harfin özgün sıfatlarının kaybına sebebiyet vermeme adına daha temkinli olmak gerekecektir. Bu da göstermektedir ki Kur’ân tilâvet disiplininde harflerin damme pozisyonları özel icrâlar gerektirmektedir. Bu özelliği hâiz harflerin başını ince sesler kategorisinde yer alan ve peltek olarak ifade edilen [ث] ile [ذ] harfleri çekmektedir. Bütün Arap dünyasında “ü”den soyutlanmış bir “u” algısı söz konusu olmakla birlikte bu iki harfin “u” sesleri özel bir incelik gerektirmektedir. Kendine özgü “u” formatları olan bu harflere örnek olarak “ثُمَّ لَنَقُولَنَّ”[56] veya “ذُوانْتِقَامٍ”[57] âyet pasajları verilebilir.[58] Ses materyalleri dikkatle dinlenildiğinde, bazı ince seslerin kendine özgü bir “u” tonlamasının olduğu görülecektir.[59]

Kur’ân dilinin telaffuz sisteminde damme bakımından ses uyumsuzluğuna sebep olan hususların başında “ü” veya “ü-u” arası seslendirmeler gelmektedir. İstifâle sıfatlı harflerin damme pozisyonlarında görülen bu ses renkleri, harflerin telaffuzlarını fonetikal açıdan yanlış telaffuz etmekle kalmamakta, dammenin diğer harekelerle ilişkilerini de etkilemektedir. Örneğin “آيَاتُ الْ”[60] ifadesinin tilâvetine dikkat edildiğinde, dammeli [ت]’den sâkin [ل] harfine geçişte sanki isti‘lâ seviyesinden istifâle seviyesine ahenkli bir şekilde düşüldüğü görülmektedir.[61] Burada herhangi bir isti‘lâ harfinin olmaması zihinleri karıştırabilir. Âyet terkibinde zahiren bir isti‘lâ harfi yer almamaktadır ama damme pozisyonlarının yüksek seviyesi hem kalın hem ince sıfatlı harfler için geçerlidir. Yani ince seslerin de dammeli telaffuzlarında dil kökünün daralmasıyla dil belli oranda yükselmektedir. İşte bu sebeple harf “u” yörüngesine girmekte ve belli bir seviye kazanmaktadır. Dolayısıyla “u-ü” sesleri arasındaki telaffuz problemi dil kökünün pozisyonuna göre şekillenmektedir. Ama bu durum ince harflerin kalın harfmiş gibi muamele görmesini gerektirecek bir yaklaşıma sebebiyet vermemelidir. Şunu tekrar etmek gerekir ki seslerin kalınlık ve incelikleri harekelerle değil, sıfat keyfiyetleriyle ilgili bir durumdur.[62] Bu yansımalar, bir anlamda yukarıda ifade edilen [س] ve [ص] kıyaslamalarının bir benzeridir.

Damme pozisyonlarından kaynaklı ses hataları çoğunlukla sıfat keyfiyetlerinin rol oynadığı tecvîd kaidelerinde vukû bulmaktadır. İhfâ uygulamaları bu durumun önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Fakat ihfâların da [ن]’nun mahrecine yakınlık ve uzaklığına göre farklı mertebeleri vardır. İhfâ harfi bu mahrece yakınsa ihfâ oranı fazla, uzaksa ihfâ oranı az olacaktır.[63] Örneğin “أُنْزِلَ”[64] kelimesindeki ihfâ kuralı icrâ edilirken [أ]’nin dammesinden hem [ن] hem de [ز] sesinin istifâl seviyesine düşmek telaffuz bakımından câlib-i dikkattir. Ancak bu icrâ esnasında [أ] sonrası sehven bir [و] vâv meddi oluşması problemine de kaynaklarda dikkat çekilmektedir.[65] İşte bu çerçevede fem-i muhsin kabul edilen Arap bir kâriye kulak verildiğinde, “u” seslendirmesi vesilesiyle seste yukarıdan aşağıya doğru bir akış hissedilirken[66] “ü” formatlı okumalarda böyle bir akışın hissedebilmesi mümkün olmamaktadır. Çünkü “ü” formatlı okumalarda ses alçakta konumlanmaktadır. Eğer Arapçada “ü” sesinin olmadığı kabul ediliyorsa –günümüzde bu konuda büyük bir mutabakat sağlanmış durumdadır– bu durumda söz konusu uygulamalardaki ses yansımalarının kabulü de kaçınılmaz olmaktadır.   

Ses uyuşmazlığının görüldüğü noktalardan biri de kırâatler düzeyinde görülmektedir. Örneğin Verş kırâatinde kalın okunan bazı ince harfler bu problemin göstergelerindendir.[67] Nitekim Verş, “وَمَا ظَلَمُونَا”[68] ifadesinde olduğu gibi[69] meftûh olan [ل] harfini kendisinden önce sâkin veya meftûh [ص], [ط] ve [ظ] harflerinden biri varsa tağlîz (kalın) ile telaffuz etmektedir.[70] Şayet Arapçada “ü” sesi varsa kalın okunacak [ل] seviyesinden [م] harfinin “ü”lü pozisyonuna düşmek dile ağırlık vermekle birlikte nahoş bir ses de meydana getirecektir. Halbuki [ل]’ın tağliz pozisyonundan “u”lu bir geçiş yapılması dile daha kolay gelmektedir. Ayrıca “ظَلَمْتُمْ”[71] kelimesinde Verş’in [ل]’ları tağlîz ile okumasından[72] dolayı kalın fonemli bir [ل]’ın ardından sırf ince bir harf diye [ة]’nin “ü” ile okunması vasat bir ses örneği olacaktır. Bu bilgiler ışığında Verş’e göre bu harfin “u” şeklindeki telaffuzu sahih tilâvet sistemi için teknik açıdan önemli mesajlar vermektedir.[73] Ayrıca Verş rivâyetinin “كَبِيرَةٌ”[74] kelimesindeki [ر]’ları imâleli okunmasına rağmen[75] ve belki de imâlenin ardından “ü” telaffuzu daha kolay olabilecekken günümüzde ilmi ve okuyuşuyla temayüz etmiş hiçbir Arap kâride bu [ر]’ların ardındaki [ة]’lerin “ü”lü telaffuzuna rastlamak mümkün değildir.[76] İşte bu durumlar Arapçada “ü” sesinin olma olasılığını en aza indirmektedir.

    3. UZUN ÜNLÜLER

Harekelerin şekillendirdiği ve fetha, kesra, damme denilen üç farklı sesin belirli ölçülerle uzatılarak telaffuz edilen formları “uzun ünlü” grubunu oluşturur. Kısa ünlü olarak bilinen “a-e-i-u” seslerinin uzatılmasıyla uzun ünlüler meydana gelmektedir. Modern Arapçada “es-savâitu’t-tavîle”[77] olarak isimlendirilirler. Fonetik biliminde çıkış sürelerine bağlı olarak değerlendirilen bu sesler,[78] Kur’ân dilinde, en başta medd-i tabiî olmak üzere medd-i muttasıl, medd-i munfasıl ve medd-i lâzım gibi tecvîd kuralları eşliğinde ilgili sesleri kuralın sağladığı ölçülerle uzatan bir mekanizma işlevi görmektedir.[79] 

Semîr Şerîf İsteytiyye, med harflerinin isimlendirilmesini İbn Cinnî’nin (öl. 392/1002) “مُشْبَعَة” kelimesiyle nitelediği “elif”in fethayı, “yâ”nın kesrayı, “vâv”ın da dammeyi uzatan bir mekanizma oluşuna bağlamaktadır.[80] Bu uzatmaların ardından elif, yâ ve vâv medleri meydana gelmektedir.[81] İbn Cinnî’nin tarifinde yer alan ve uzatılan anlamındaki[82] kavramı “doyurulan” olarak çevirerek harf telaffuzlarının anlama katkısına da dikkat çekmek mümkün olabilmektedir. Harfi uzatmak, haddi zâtında harekeye bağlı olarak mahreç ve sıfat özellikleri açısından doyurmak mantığını taşımaktadır. Bu sebeple kırâat literatüründeki “işba” kavramı da kârinin dikkatini söz konusu bu özelliklerin icrâsına celbetmek için kullanılmaktadır.[83] İbn Ebî Meryem’in (öl. 565/1169) ifade ettiği üzere, bunlara “ez-zevâib” de denilir. Çünkü bunlar, sâkin olup öncesinde kendi cinslerinden hareke bulunduğunda onun sesine uygun olarak uzatılırlar.[84] Bu da bir anlamda “işba”yı akıllara getirmektedir.

3.1. ELİF MEDDİ

Dudakların açılması sûretiyle gerçekleştirilen fetha sesi, uzun seslendirmelerde işlevini medli olarak sürdürür.[85] Artık “elif meddi” denilen mekanizmanın seslendiricisi olur. Arapçada “el-fethatu’t-tavîle”[86] olarak ifade edilen bu med formu, kurrânın ittifakıyla kalın harfleri kalın, ince harfleri ince okutan bir mekanizma hükmündedir.[87]

Kur’ân fonetiğinde doğru sesleri elde edebilmek için uzatılacak harfin sıfatına ve sakin-harekeli hallerine uygun bir pozisyon almayı gerektiren önemli detaylar söz konusudur.[88] Bu anlamda med harfleri için hafâ sıfatından bahsedilmekte ve elife hem kalın hem ince sıfatını yüklenebilen bir harf yakıştırması yapılmaktadır. Buna göre elif, bitiştiği harfle vücut bulmakta ve kendisinden önceki harfe tâbidir

şeklinde bir kuralın oluşmasını sağlamaktadır.[89] İşte bu kural İbnu’l-Cezerî’ye, kalın harfleri uzatan elifin meydana getirdiği kalınlık tefhîmin en yüksek mertebesidir dedirtmiştir.[90]

Harflerin incelik ve kalınlıkları uzatılma sürelerine göre değil, sıfat yapılarına göredir. Bu sebeple elif meddinin bitiştiği ince harfler “e”, kalın harfler ise “a” olarak telaffuz edilir.[91] Ama ince harflerde elif meddinin durumu farklıdır. Mesela “مَالِكِ”[92] kelimesindeki [م] harfini ses materyallerinde de görüldüğü üzere “e”li şekilde veya diksiyon kuralları doğrultusunda “açık e” sesiyle uzatır.[93] Uzattığı ince harfler kalın bir harf gibi “a”ya dönüşmez. Ancak uzun ünlü pozisyonuna geçildiğinde fetha sesinin kalınlaşacağı düşüncesi yaygın hatalardan biridir. Yani ince bir harfin uzatıldığı andan itibaren ses formunun değişmesi; kalın veya kalına yakın telaffuzu kanaati fahiş hatalardan sayılmaktadır.[94] Bu durum Türkçeye göre “açık e” sesiyle belki karşılanabilir ama “kalın a” sesi veya imâleye çalan “kapalı e” şeklindeki telaffuzlar fonetik hataların başında yer almaktadır.[95] Birçok müellif elifin imâleye kaçırılmasından veya aşırı kalınlaştırılmasından sakınılması gerektiğine dikkat çekmiştir.[96] Dolayısıyla elif meddi ince sesleri kalınlaştırmayıp sadece süreyi uzatmaya yarar. 

Kırâatler eksenindeki okunuş formatları göz önüne alındığında ince harflerin aralarındaki farklılıkların tespiti de meseleye ışık tutmaktadır. Örneğin Nâfi‘ kırâatinin Verş rivâyetinde bazı ince harflerin fetha pozisyonunda “a”ya yakın telaffuz edilmesi sorunu çözmeye yönelik işaretler taşımaktadır. Zira “لَا رَيْبَ فِيه”[97] âyetindeki [ل] harfinin “a”lı telaffuzu normalde hatalı kabul edilirken[98] “ظَلَمُوا”[99] kelimesindeki [ل]’ın “a”lı telaffuzu Verş rivâyetine göre mümkün olmaktadır.[100] Bu da gösteriyor ki, kırâat ihtilafları çerçevesinde bazı ince harflerin kalınlaştırılarak okunuyor olmasının herhangi bir ince harfin medli telaffuzunda kalınlaştırma yapılabileceğine temel teşkil etmez. Bu sebeple ses keyfiyetlerine gösterilen hassasiyet, bu gibi kırâatlere özgü usûllerin mecrasını bulabilmesi açısından önem arz etmektedir.

3.2. YÂ MEDDİ

Her biri müstakil bir mekanizma olan med sisteminin bir diğer pozisyonunu “yâ meddi” oluşturmaktadır.[101] Arapçada “el-kesratu’t-tavîle”[102] olarak ifade edilen bu med formu, dilin alçalması ve sesin belli bir eşikte tutulmasıyla net bir kesra sesi vermektedir. Bu durum sesin üst kanala taşınmaksızın kendi bölgesinde şekil almasını sağlama mantığını taşımaktadır.

Yâ meddi uygulamalarında ince-kalın ses formatlarında farklı yaklaşımlar söz konusudur. Bu açıdan bakıldığında “ı”dan “i”ye doğru ses akışı meselesi dikkat çekmektedir. Bazı eserlerde kalın harfler için bu şekilde ses verilmesi gerektiğine dair bilgiler yer almasına karşılık sadece “i” sesi veya “ı” sesi verileceğine dair bilgiler de mevcuttur. Öte yandan, Arapçada “u-ü” ayrımı olmadığı gibi “ı-i” ayrımı da olmamalıdır tarzındaki görüşler[103] karşısında sadece “ı” formuna dikkat çekenler de söz konusudur. Aslında bu durum birçok Arap okuyucuda görülebilmektedir. Fakat harekeli harflerin mahreç ve sıfatları özelinde nüans farklılıkları olduğundan “ı”dan “i”ye meylin olması kaçınılmazdır şeklindeki görüşler yaygın olması açısından dikkat çekicidir.[104] Ancak her şeye rağmen ses materyallerine dikkat edildiğinde, harflerin sıfatsal özelliklerine bağlı olarak kesra sesinin kendine özgü bir tını (ahenk) taşıdığını söylemek de mümkündür. Mesela; “صِرَاطَ”[105] kelimesindeki [ص] harfinin alanın önemli kâri ve mukrîlerince direkt “i” formatıyla telaffuz edildiği görülmektedir.[106] Dolayısıyla konuya ilişkin görüşler ve ses materyalleri birlikte ele alındığında, ne “i” ne de “ı” sesi fonetik açıdan doğrudur şeklinde fikirler ileri sürmek pek isabetli görünmemektedir. Zira kırâat ve tecvîd kaynaklarında kesraya dair ihtilaf veya bu türden bilgiler yer almamaktadır. Hatta modern fonetik araştırmalar çerçevesinde yer verilen “i” vokalinin birçok basamağının olduğu hususu göz önüne alındığında, sesin başladığı ve bittiği noktalardaki renkleri farklılık arz edebileceğinden bu konuda net bir şey söylemek mümkün olmamaktadır.[107]

3.3. VÂV MEDDİ

Dudakların öne toplanması sûretiyle çıkarılan sese isim olarak verilen damme, bir harfin uzatılması noktasında “vâv meddi” olarak adlandırılmakta ve “u”lu uzatma mekanizmasını remzetmektedir. Arapçada “ed-dammetu’t-tavîle” olarak ifade edilmektedir.[108]

Kur’ân tilâvet disiplininde harflerin uzatılma formlarındaki hatalar genel olarak dammeli pozisyonlarda dikkat çekmektedir. Bugüne kadar telif edilen tecvîd kitapları ve yazılan akademik tezlerin sadece teorik olarak kaleme alınması, uygulamayla anlam kazanan tecvîdin bazı konularını askıda bırakmaktadır. Bu konular arka planda birebir uygulamaya dökülürken de eğitmenlerin kabiliyet problemleri sebebiyle çözüm odaklı olmamakta ve tecvîd çalışmaları teoriyi aşamamaktadır. Bu durumda yapılması gereken en ideal çözüm yönteminin, telif edilmiş alanın önemli eserlerinin uygulamada uzmanlık ve yeteneği kabul edilmiş kâri ve mukrîlerin ses materyalleriyle eşleştirilmesi olduğu anlaşılmaktadır.

Harflerin telaffuz keyfiyetlerinde uygulanması gereken kural ve kâideler, kırâat ve tecvîd âlimlerinin üzerinde durdukları önemli hususların başında gelmektedir. Ebû Amr ed-Dânî’ye (öl. 444/1053) göre harekeye hakkının tam olarak verilmesi gerekir.[109] Ayrıca harekeli harflere taşıdıkları harekenin aslı olan harfler (med harfleri) eşlik etmelidir.[110] İşte bu kâide gereğince; damme “vâv meddi” öncesinde geldiyse harf dammeye doyurulmalı ve uzatmalar hakkıyla yapılmalıdır.[111] Bu açılımlar, tilâvette vâv meddine dair temel bir yaklaşım biçimi oluşturmaktadır. Kalın harflerin isti‘lâ, incelerin istifâl pozisyonunda olmalarını gerektiren bu yaklaşım, harfleri bir yandan sıfat keyfiyetleri bakımından ayırt etmeye yararken öte yandan harekeleri işba‘ (doyurmak) kıvamına getirmeye vesile olur. Damme pozisyonlarının bu doyuma ulaşmada tilâvet halâveti açısından önemi büyüktür.

Vâv meddi uygulamalarında dikkat çekilmesi gereken hususların başında, harfin uzatılma anından itibaren uzatma formunun nasıl olacağı ve ardındaki harfin incelik-kalınlık durumu gelmektedir. Ayrıca uzatma esnasında inişli-çıkışlı ses titremelerine mahal vermemek gerekmektedir. Kur’ân okuma çeşitleriyle birlikte ele alınan ve eleştirilen ter‘idin,[112] genellikle bir elif dışındaki uzatmalarda gündeme geldiği söylenebilir. Ter‘idden sakınmak gerekir ama teğannî yapılması ve bu esnada medli noktalardan istifade etmek de tilâvette bir usûldür.[113] Bu sebeple, uzatmalarda ve vakıflarda teğanniyle tilâveti süslerken harflerin kalınlık-incelik durumuna riayet etmek “vâv”lı uzatmaların önemli koşullarından biridir. Mesela “خَالِدُونَ”[114] kelimesinde durulduğunda medd-i ârız kuralı gereği farklı uzatma durumları söz konusudur. Bu durumda tûl, tavassut ve kasr vecihleriyle uzatmalar yapılabilir. Fakat burada “vâv”la uzatılan [د]’dan sonra gelen harfin sıfatı ince olduğundan uzatma sonrası sesin o harfin istifâl seviyesine çekilmesi fonetik açıdan önemlidir.[115] Damme pozisyonlarında “ü” yerine “u” tercih edildiğinde bahsedilen ses seviyesine çekilme olayı gerçekleşmektedir. Ses materyallerinde bu incelikler net görülebilmektedir.[116]

Bir diğer örnek de “vav”lı uzamalardan sonra vakıfların kalın harflerde yapıldığı durumlardır. Örneğin “غَفُورٌ”[117] kelimesinde ince [ف] sesi uzatıldıktan sonra kalın [ر] harfiyle vakıf yapılmaktadır. Bu pozisyonlarda [ر]’nın tefhîm sıfatı dammeli [ف]’den sonra sesin düşmesini engellemekte ve ses başladığı düzeyde son bulmaktadır.[118] Bu icrâlar harflerin sıfat keyfiyetleri ve geçiş incelikleri dikkate alınmadan yapılırsa “vâv”lı uzamaların ahengi kaybedilmiş olmaktadır. Günümüzde kalın harflerdeki vakıflarda sorun görülmese de ince harflerin dammeli pozisyonlarındaki “ü” seslendirmesinden kaynaklanan fonetik çarpıklıklar dikkat çekmektedir. Arap dünyasında böylesi bir sorun söz konusu değilken Türkiye’de dikkat çeken bu durumların aslında Mar‘aşî’nin yaklaşımlarından etkilendiği söylenebilir. Nitekim “damme sesi” kısmında da yer verildiği üzere Mar‘aşî, kısa damme ile uzun damme arasında ayrıma gitmiş ve uzun dammelerde dudakların daha fazla açılması gerektiğini söylemiştir. Bu görüş doğrultusunda bir seslendirme keyfiyetinin görüldüğü Türkiye’de haliyle iki farklı “u” formatının uygulamalarda yer alması bahsedilen sonuçları beraberinde getirmiştir.[119]

Türk kârilerdeki “ü” sesi problemine dair özeleştirileriyle dikkat çeken Emin Işık’ın Türkiye’de üç jenerasyonun varlığından söz ettiği görülüyor. Ona göre İstanbul’da son temsilcisi Enderunlu İsmail Efendi (1797-1869) olan Enderun ağzı, son temsilcisi Hâfız Ali Efendi (1885-1976) olan Üsküdar ağzı[120] ve İstanbul’un avam tarzı kabul edilen Makedonya ağzı olmak üzere üç ağız vardır. Bunlardan Makendonya ağzının “ü” ile okuduğunu ve bu sesi Tekirdağlı birinin İstanbul’a getirdiğini ifade etmektedir. Hâlbuki bunun öncesinde İstanbul’da “ü” sesi kullanılmadığını söyleyen Işık’ın açıklamaları, günümüzde hâlâ devam eden uygulamalar karşısında şaşkınlık oluşturmaktadır.[121] Işık’ın görüşleri aslında bu problemin varlığından haberdar olunduğunu ve bu tür bir vokalin eleştirildiğini göstermektedir. Ancak bu farkındalık, söz konusu seslendirme formatının mazur kabul edileceğini göstermeye yetmemektedir. Ayrıca Türkiye’de kırâat çerçevesinde yakından tanınan Necati Tetik’in ifadelerine göre “ü”lü şekilde okuyan bu kimselere “ye‘lemüün” veya “te‘lemüün” gibi telaffuzları sebebiyle “müncüler” denildiğini şifahen aktarmak istiyoruz. 

Kur’ân dilinin telaffuzunda “ü” sesinin olmadığına dair Mehmet Rüşdü Aşıkkutlu’nun (1901-1980) talebesi Hüseyin Harputoğlu’nun da önemli bir tespiti söz konusudur. Şöyle ki; [ك] harfi [ق] harfinin bir parmak aşağısından çıkar. Arap hâfızları bu harfi mahrecine uygun olarak telaffuz ederler. Bu harfin telaffuzunda onları taklit etmek gerekir diyen Harputoğlu’nun bu ifadeleri, “u” sesini gündeme getirmektedir.[122] Buna göre [ك] harfinin mahrecinde Arap hâfızların tilâvetlerinin dikkate alınması ve bu harfin “u” formatlı telaffuz edilmesi gerektiğine dikkat çekilmiş olmaktadır. Zira [ق] harfinin mahrecine yakın bir noktadan “ü” sesinin telaffuzu mümkün olmamaktadır. Bu açılımlardan hareketle Arapçada “ü” sesinin kullanılmadığı ve “u” telaffuzuyla da sıfat keyfiyetleri sayesinde harflerin birbiriyle karışmayacağı bir anlamda kabul edilmiş olmaktadır.

Türkiye’de geldiğimiz son noktada “u-ü” probleminin bir anlamda düzeldiğini söylemek de mümkündür. Bu problemin çözümünde Suriyeli âlimlerin etkisinin yadsınamayacak derecede olduğu görülmektedir. Son yıllarda Türkiye’nin farklı bölgelerinde; muhtelif üniversite yahut kurumlarında istihdam edildiğini gördüğümüz bu kimselerin telaffuzlar noktasında etkili olduklarını söyleyebiliriz. Arap dünyasının tanınmış âlimlerinden Eymen Rüşdî Suveyd’in sahip olduğu icâzet silsilesinin devam ettirildiği bazı kırâat müesseselerinin de bu hususta mühim roller oynadıkları görülmektedir. Bu rolleri oynayanların, ışığını İbnu’l-Cezerî gibi bir otoriteden aldıkları ve bu otorite ismin de bu coğrafyanın önemli noktalarında bulunarak belli bir ilmi müktesebatın oluşmasına vesile olduğu ileri sürülerek uygulamalarda dikkat çeken çarpıklıkların göz ardı edilmesi mümkün olmamaktadır.

    SONUÇ

Geçmişten günümüze araştırılan ve bir sanat kabilinden öncelenen konulardan kabul edilen Kur’ân tilâveti, ibadet yönüyle olduğu kadar doğru ve güzel okuma anlamında ulaşılmak istenen manevî bir duygu olarak da belirmektedir. Bununla birlikte tilâvet kriterleri de vazgeçilmez kurallar olarak kendini göstermektedir. Kur’ân dili, Arapçanın otantik ses keyfiyeti bozulmadan icra alanı bulmalıdır. Bu da kırâatin semâ ve müşâfehe boyutu dikkate alınarak hem rivâyet hem dirâyet çerçevesinde incelenmesiyle mümkün olmaktadır. İşte, teorik argümanların günümüz ses materyalleriyle karşılaştırmalı olarak ele alınması gerektiği gerçeğinden hareketle yapılan bu araştırmada elde edilen sonuçları şöyle ifade edebiliriz: Kur’ân dilinin telaffuz keyfiyetine yön veren fetha, kesra ve dammenin seslerin incelik ve kalınlıklarına göre mahiyet kazandığı görülmektedir. Klasik ve modern eserlerde yer alan teorik argümanların bir noktaya kadar fayda sağladığı göz önünde bulundurulursa doğru seslendirme adına uygulamanın önemi ortaya çıkmıştır. Dipnotlarda yer verilen ses materyalleri incelendiğinde mevcut uygulamalardaki ayrışma noktaları görülebilecektir. Bu açıdan bakıldığında, tilâvetin temel yapı taşları sayılan harflerin telaffuzlarında sağlıklı bir ton elde edilebilmesi, teori ile pratiği birlikte gerçekleştirmeye bağlıdır. Bunun için belli bir kabiliyeti haiz fem-i muhsinlerin doğru ses baskıları tilâvet sanatında seviye yakalamada önemli bir kriter olarak görülmektedir. Son zamanlarda sahip olunan avantajlar sayesinde yeni bakış açılarından etkilense de Kur’ân tilâvetinin ilke ve kuralları değişmemiştir. Buna rağmen bazı ince harflerin uzun telaffuzlarında kalınlaşma eğilimi olduğu gözlenmiştir. İnce seslerde “e” veya bazı harflerin özel sıfatları sebebiyle “açık e” sesiyle seslendirme yapılması gerektiği görülmüştür. Kesra seslerinde salt “i” veya “ı’dan i’ye” bir geçiş hususunda tam bir mutabakat olmadığı, yine burada da harflerin sıfat keyfiyetleri sebebiyle kesra seslerinin birçok sese karşılık gelebileceği modern fonetik bulgularla benzerlik göstermiştir. Damme seslerinde “ü” ve “u” ses formları hususunda da tam bir mutabakat sağlanamadığı gözlenmiştir. Ama “ü” sesinin -son dönemlerde değişimler yaşansa da- Türk kârileri dışında kullanılmadığı; ince ve kalın sesleri birbirinden ayırmak için önem atfedilen bir ses rengi olduğu dikkat çekmiştir. Buna karşılık “u” seslendirmesi, hem ihfâ gibi bazı tecvîd kurallarının ayırt edici özelliğine hem de harfler arası geçişlerde tilâvete ahenksel bir katkı olarak düşünülmüştür.


KAYNAKÇA

[1]Muhammed b. Ebî Bekr er-Râzî, Muhtâru’s-sıhâh, nşr. İsâm Fâris el-Harastânî, Amman: Dâru Ammâr, 1425/2005, s. 131; Muhammed b. Mukerrem b. Ali el-Ensârî İbn Manzûr, Lisânu’l-‘Arab, Beyrut: Dâru Sâdır, ts., 2/838; Luis Ma’lûf el-Yesûî, el-Muncid fi’l-luğa ve’l-a‘lâm Beyrut: Daru’l‐Meşrik, 1973, s.126.

[2]İlgili âyet için bk. Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Kur’ân-ı Kerîm’in Yüce Meâli, İstanbul: Ravza Yayınları, 2011, el-Hac 22/11.

[3]Ebu’l-Hasan Nûreddîn Alî b. Sultân Muhammed el-Kârî el-Herevî, el-Minehu’l-fikriyye fî şerhi’l-Mukaddimeti’l-Cezeriyye, nşr. Usâme Atâyâ, Dımaşk: Dâru’l-Gavsânî, 1433/2012, s. 71.

[4] Hüsnî Şeyh Osman, Güzel Kur’ân Okuma -Hakku’t-tilâveh-, çev. Yavuz Fırat, Ankara: Fecr Yayınları, 2005, s. 169.

[5]Ebû Osman Amr b. Bahr Câhız, el-Beyân ve’t-Tebyîn, thk. Abdusselam Harun Beyrut: Dâru’l-Fikir, 1968, 1/79.

[6]Abdulmu‘tî Nemr Mûsâ, el-Esvâtu’l-‘Arabiyyetu’l-mutehavviletu ve ‘alâkatuhâ bi’l-ma‘nâ Amman: el-Mektebetu’l-Urduniyyetu’l-Hâşimiyye, 1435/2014, s. 23.

[7]Herevî, el-Minehu’l-fikriyye, s. 9; Mahmûd Halil el-Husarî, Ahkâmu kırâ’ati’l-Kur’âni’l-Kerîm Dımaşk: Dâru’l-Gavsânî, 1432/2011, s. 28.

[8]Herevî, el-Minehu’l-fikriyye, s. 71.

[9]Eymen Ruşdî Suveyd, “Usûlu’l-muşâfeheti ve davâbitu’t-teehhuli fî ta‘lîmi’l-Kur’ânî ve’l-kırâat”, Uluslararası 2. Kıraat Sempozyumu, İstanbul, 2012, s. 397; Mustafa Atilla Akdemir, Tecvîd-i Mâhir İstanbul: Rağbet Yayınları, 2019, s. 35.

[10]Fahrî Muhammed Sâlih, el-Lugatu’l-‘Arabiyye, Mansûra: Dâru’l-Vefâ, 1994, s. 25-28.

[11]Ahmed Şevkî en-Neccâr, el-Ebcediyyetu’l-‘Arabiyye, Riyâd: ed-Dâre, 1976, s. 161; Alican Dağdevi̇ren, Kur’ân Okuma Sanatı Tecvîd İstanbul, 2009, s. 22.

[12]Ebû Muhammed Mekkî b. Ebî Tâlib el-Kaysî, er-Ri‘âye li-tecvîdi’l-kırâe ve tahkîkû lafzi’t-tilâveh, thk. Ahmed Hasan Ferhât Amman: Dâru Ammâr, 1417/1996, s. 155-235; Ebu’l-Hayr Şemsüddin Muhammed b. Muhammed b. Muhammed b. Alî b. Yûsuf el-Cezerî, et-Temhîd fi ‘ilmi’t-tecvîd, thk. Gânim Kaddûrî el-Hamed Beyrut: Müessetu’r-Risâle, 1986, s.100-103; Abdulfettâh es-Seyyid Acemi el-Mersafî, Hidâyetu’l-kârî ilâ tecvîdi kelâmi’l-bârî, Medine: Dâru’l-Fecri’l-İslâmiyye, 1426/2005, s. 71-74; Husarî, Ahkâmu kırâ’ati’l-Kur’âni’l-Kerîm, s. 45-48.

[13]Seslerin transkripsiyon sistemine göre hem Arapça hem de latince isimleri için ayrıca bk. Akdemir, Tecvîd-i Mâhir, 37; Makalede kaynak gösterilen ses materyalleri www.tilavetufku.com adresindeki “Tilâvet Ufku Özel Arşivi”nde yer almaktadır. Harflerin seslendirilmesi hakkında bilgi için bk. Mustafa Atilla Akdemir, “Harfler Nasıl Telaffuz Edilmelidir?”, Tilâvet Ufku Özel Arşivi, ts., 00:05-01:32; Mustafa Yiğit, “Harflerin Telaffuzları”, Tilâvet Ufku Özel Arşivi, ts., 01:37-05:16.

[14]Bedruddin ez-Zerkeşî, el-Burhân fî ‘ulûmi’l-Kur’ân, Kahire: Dâru İhyâi’l-Kutubi’l-‘Arabiyye, ts., 1/250; Subhi Sâlih, Mebâhis fî ‘ulûmi’l-Kur’ân, Beyrut: Dâru’l-İlmi li’l-Melâyin, 1988, s. 91-92; Dağdevi̇ren, Kur’ân Okuma Sanatı Tecvîd, s. 23.

[15]Rekin Ertem, “Elifbâ”, TDV İslâm Ansiklopedisi, İstanbul, 1995, 11/41.

[16]İbnu’t-Tahhân es-Summâtî, Murşidu’l-kâri’ ilâ tahkîki me‘âlimi’l-mekâri’, thk. Hâtim Salih ed-Dâmin Kahire: Mektebetu’s-Sahâbe, 2007, s. 76.

[17]Akdemir, Tecvîd-i Mâhir, s. 39 (Fethu’l-mecîd’den nakille).

[18]Dağdevi̇ren, Kur’ân Okuma Sanatı Tecvîd, s. 23-24.

[19]Abdulhamîd Zâhîd, Harekâtu’l-‘Arabiyye, Murrâkuş: el-Matba‘atu ve’l-Varâkatu’l-Vataniye, 2005, s.22.

[20] Ertem, “Elifbâ”, 11/40; Dağdevi̇ren, Kur’ân Okuma Sanatı Tecvîd, s. 22-23.

[21]Mansûr b. Muhammed el-Gâmidî, es-Savtiyyâtu’l-‘Arabiyye Riyâd: Mektebetu’t-Tevbe, 1421/2001, s. 72.

[22]Hareke isimlerinin Türkçe birçok kaynakta “üstün”, “esre” ve “ötre” şeklinde isimlendirilmesinin hiçbir ilmi dayanağı yoktur. Bu tür kaynakları inceleme adına bk. Ertem, “Elifbâ”, 11/41; Dağdevi̇ren, Kur’ân Okuma Sanatı Tecvîd, 23.

[23]Örnekler makale sınırları dikkate alınarak verilmiştir. Konuya dair farklı örneklendirmeler için ayrıca bk. Nurullah Dağ, Fonetik ve Müzikoloji Açısından Kur’ân Tilâveti, Eskişehir: Osmangazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, 2022.

[24]Ahmet Kocaman vdğr., Dilbilim Sözlüğü, İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi Yayınları, 2011, s. 177.

[25]M. Muhammed Dâvûd, es-Savâ’itu ve’l-ma‘nâ fi’l-‘Arabiyye, Kahire: Dâru Garîb, 2001, s. 31-34.

[26]Mûsâ, el-Esvâtu’l-‘Arabiyyetu’l-mutehavviletu ve ‘alâkatuhâ bi’l-ma‘nâ, 143; Dâvûd, es-Savâ’itu ve’l-ma‘nâ fi’l-‘Arabiyye, s. 31.

[27]Nazife Nihal İnce, Hicri İlk Dört Asırda Arap Dili Sesbilim Çalışmaları, Konya: Aybil Yayınları, 2011, s.117; Soner Akdağ, Kur’ân Dilinin Fonetik Yapısı -Kırâat ve Dilbilim Çerçevesinde- Ankara: Fecr Yayınları, 2022, s. 128.

[28]Fetha harekesinin seslendirilme keyfiyetine dair detaylar için bk. Akdağ, Kur’ân Dilinin Fonetik Yapısı -Kırâat ve Dilbilim Çerçevesinde-, s. 129-130.

[29]Mûsâ, el-Esvâtu’l-‘Arabiyyetu’l-mutehavviletu ve ‘alâkatuhâ bi’l-ma‘nâ, s. 190; Dâvûd, es-Savâ’itu ve’l-ma‘nâ fi’l-‘Arabiyye, s. 31.

[30]Fethanın kalın ve ince seslerdeki telaffuz incelikleri için bk. Mustafa Yiğit, “Fetha Sesi”, Tilâvet Ufku Özel Arşivi, ts., 00:35-10:15.

[31]Muhammed b. Ali el-Birkivî, ed-Durru’l-yetîm fi’t-tecvîd, nşr. Muhammed Abdulkadir Halef, Irak: Efâku’s-Sekâfeti ve’t-Turâs, ts., s. 209.

[32]Ahmed Faiz b. Muhammed er-Rûmi Akhisârî, Şerhu’d-durri’l-yetim fi’t-tecvîd, thk. Muhammed Safa el-Hamudi – Yusuf el-Berdi ed-Delimi Amman: Dâru Ammâr, 2012, s. 156; Fatma Yasemin Mısırlı, Türkiye’de Yaygın Tilâvet Geleneği ve Fonetik Tahlili İstanbul: Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2017, s. 66.

[33]el-Bakara 2/268.

[34] Lokman 31/13.

[35]el-Bakara 2/61; Tashih için bk. Ahmed Na‘ina, “Bakara Sûresi Tashihleri”, Tilâvet Ufku Özel Arşivi, ts., 03:11-03:21.

[36]Yâsîn 36/83.

[37]Söz konusu kelimelerle ilgili tashihler için bk. Na‘ina, “Bakara Sûresi Tashihleri”, 11:55-13:30.

[38]Mûsâ, el-Esvâtu’l-‘Arabiyyetu’l-mutehavviletu ve ‘alâkatuhâ bi’l-ma‘nâ, 198; Dâvûd, es-Savâ’itu ve’l-ma‘nâ fi’l-‘Arabiyye, 31; Süleyman Hasan el-Ânî, et-Teşkîlu’s-savtî fi’l-lugati’l-‘Arabiyye, çev. Yâsir el-Mellâh, Cidde: en-Nâdi’l-Edebi’s-Sekâfî, 1403/1983, s. 40.

[39]Diğer kullanımlar için bk. Dağdevi̇ren, Kur’ân Okuma Sanatı Tecvîd, s. 24-25.

[40]Şihabuddin et-Tîbî, el-Mufîd fî ’ilm’it- tecvîd, Mısır: Mektebetu Evladi’ş-Şeyh li’t-Turâs, ts., 30; Ebu’l-Hayr Şemsüddin Muhammed b. Muhammed b. Muhammed b. Alî b. Yûsuf el-Cezerî, Manzûmetu’l-mukaddime fîmâ yecibu ‘ala kârii’l-Kur’âni en ya‘lemeh, thk. Eymen Ruşdî Suveyd Dımaşk: Dâru’l-Gavsânî, 1434/2013, s. 19 (el-Mufîd fi’t-tecvîd’den).

[41]Bu tür seslendirmeler genellikle Türk kârilerde görülmektedir. Ne var ki beslendikleri Arapça dilbilgisi kaynaklarında, Arapça’da “ı” sesi yoktur; bu hususta bir Arap radyosuna kulak vermek yeterli olacaktır, şeklinde detaylara yer verilmesine rağmen bu tür seslendirmelerin varoluş sebebi hâlâ merak konusudur. Bilgi için bk. Mehmet Maksutoğlu, Arapça Dilbilgisi İstanbul: Ensar Yayınları, 2005, s. 25.

[42]Ayrıca bk. Mısırlı, Türkiye’de Yaygın Tilâvet Geleneği ve Fonetik Tahlili, s. 73.

[43]Bilgi için bk. Mustafa Atilla Akdemir, “Yâ Meddi”, Tilâvet Ufku Özel Arşivi, ts., 00:06-04:09.

[44]Kesra için ayrıca bk. Mustafa Yiğit, “Kesra Sesi”, Tilâvet Ufku Özel Arşivi, ts., 00:28-05:55.

[45]Mûsâ, el-Esvâtu’l-‘Arabiyyetu’l-mutehavviletu ve ‘alâkatuhâ bi’l-ma‘nâ, s. 200; Dâvûd, es-Savâ’itu ve’l-ma‘nâ fi’l-‘Arabiyye, 31; Ânî, et-Teşkîlu’s-savtî fi’l-lugati’l-‘Arabiyye, s. 40.

[46]Ramazan Pakdil, Ta‘lim, Tecvîd ve Kırâat İstanbul: İFAV Yayınları, 2016, s. 108; Dağdevi̇ren, Kur’ân Okuma Sanatı Tecvîd, s. 20.

[47]Maksutoğlu, Arapça Dilbilgisi, s. 24; Ali Osman Yüksel, İbn Cezerî ve Tayyibetü’n-Neşr İstanbul: İFAV Yayınları, 2012, s. 290; Mehmet Akif Koç, “Kur’ân Kırâatinde Türklere Özgü Mahallî Okuyuş Sorunu”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2010, c. 51, sayı: 2, s. 84.

[48]Ebû Bekr Ahmed b. Mûsâ b. el-‘Abbâs et-Temîmî İbn Mücâhid, Kitâbu’s-seb‘a fi’l-kırâ’ât, nşr. Şevkî Dayf Kahire: Dâru’l-Me‘ârif, 1972, s. 49.

[49]Kur’ân fonetiğinde seslerin telaffuz felfesine dair ayrıca bk. Nurullah Dağ, “Kur’ân Tilâvetinde ‘ü’ Sesi Var mıdır?”, Tilâvet Ufku Özel Arşivi, ts., 00:18-01:21.

[50]Saçaklızâde Muhammed b. Ebî Bekr el-Mar‘âşî, Cuhdu’l-mukil, thk. Salim Kaddûrî el-Hamed Amman: Dâru Ammâr, ts., s. 63; Türk kârilerin de bu görüşlerden hareketle uygulamalarda “ü” sesine yer verdiklerine dair bk. Mısırlı, Türkiye’de Yaygın Tilâvet Geleneği ve Fonetik Tahlili, s. 69.

[51]İbrahim Enîs, el-Esvâtu’l-lugaviyye Kahire: Mektebetu Nehdati Mısr, ts., s. 44-45.

[52]Örnek kelime için bk. el-Bakara 2/18.

[53]Ahmed Na‘ina, “el-Fâtiha_el-Bakara 1-30”, Tilâvet Ufku Özel Arşivi, ts., 14:05-14:20.

[54]Örnek kelime için bk. el-İsrâ 17/77.

[55]Ahmed Na‘ina, “el-İsrâ 70-109”, Tilâvet Ufku Özel Arşivi, ts., 05:12-05:41.

[56]Örnek kelime için bk. en-Neml 27/49.

[57]Örnek kelime için bk. Âl-i İmrân 3/4.

[58]Ahmed Na‘ina, “en-Neml 1-53 (Stüdyo)”, Tilâvet Ufku Özel Arşivi, ts., 26:38-26:53; Ahmed Na‘ina, “el-Bakara 277-286_Âli İmran 1-9”, Tilâvet Ufku Özel Arşivi, ts., 23:21-23:32.

[59]Damme sesleri için ayrıca bk. Mustafa Atilla Akdemir, “Damme Sesi”, Tilâvet Ufku Özel Arşivi, ts., 00:08-05:50; Mustafa Yiğit, “Damme Sesi”, Tilâvet Ufku Özel Arşivi, ts., 00:28-05:28.

[60]Yazır, Kur’ân-ı Kerîm’in Yüce Meâli, en-Neml 27/1.

[61]Na‘ina, “en-Neml 1-53 (Stüdyo)”, 00:30-00:40.

[62]Bazı yorum ve analizler için bk. Mısırlı, Türkiye’de Yaygın Tilâvet Geleneği ve Fonetik Tahlili, s. 68.

[63Muhammed Mekkî Nasr Cureysî, Nihâyetu’l-kavli’l-mufid fî ‘ilmi tecvîdi’l-Kur’âni’l-mecîd Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 2012, s. 125; Akdemir, Tecvîd-i Mâhir, s. 93.

[64]Örnek kelime için bk. el-Bakara 2/4.

[65]Gânim Kaddûrî el-Hamed, Ehemmiyyetu ‘ilmi’l-esvâti’l-lugaviyye fî dirâseti ‘ilmi’t-tecvîd Riyâd: Merkezu Tefsîr li’d-Dirâsâti’l-Kur’âniyye, 1436/2015, s. 115.

[66]Na‘ina, “el-Fâtiha_el-Bakara 1-30”, 03:38-04:06.

[67]Geniş bilgi için bk. Atiyye Kâbil Nasr, el-Kabesu’l-câmi‘ li-kırâati Nâfi‘ min tarîki’ş-Şâtibiyye, Kahire: Dâru’t-takvâ, 1430/2009, s. 116-120.

[68]Örnek kelime için bk. el-Bakara 2/57.

[69]Abdulbâsit M. Abdussamed, “el-Bakara 1-286 (Verş)”, Tilâvet Ufku Özel Arşivi, ts., 23:03-23:13.

[70]Bilgi ve örnekler için bk. Nasr, el-Kabesu’l-câmi‘ li-kırâati Nâfi‘ min tarîki’ş-Şâtibiyye, s. 116.

[71]Örnek için bk. el-Bakara 2/54.

[72]Bilgi için bk. Nasr, el-Kabesu’l-câmi‘ li-kırâati Nâfi‘ min tarîki’ş-Şâtibiyye, s. 116.

[73]Abdussamed, “el-Bakara 1-286 (Verş)”, 21:30-21:40.

[74]Örnek için bk. el-Bakara 2/45.

[75]Nasr, el-Kabesu’l-câmi‘ li-kırâati Nâfi‘ min tarîki’ş-Şâtibiyye, s. 112.

[76]Abdussamed, “el-Bakara 1-286 (Verş)”, 18:39-18:45.

[77]Mûsâ, el-Esvâtu’l-‘Arabiyyetu’l-mutehavviletu ve ‘alâkatuhâ bi’l-ma‘nâ, s. 163; Dâvûd, es-Savâ’itu ve’l-ma‘nâ fi’l-‘Arabiyye, s. 35; Ânî, et-Teşkîlu’s-savtî fi’l-lugati’l-‘Arabiyye, s. 39.

[78]Kocaman vdğr., Dilbilim Sözlüğü, s. 257.

[79]Ertem, “Elifbâ”, 11/40; Dağdevi̇ren, Kur’ân Okuma Sanatı Tecvîd, s. 23.

[80]Semîr Şerîf İsteytiyye, el-Esvâtu’l-lugaviyye, Amman: Dâru Vâ’il, 2003, s. 204.

[81]Geniş bilgi için bk. Ebu’l-Feth Osmân İbn Cinnî, Sırru sınâ‘ati’l-i‘râb, nşr. Hasan Hindâvî Dımaşk: Dâru’l-Kalem, 1413/1993, s. 23.

[82]Kavramın “uzatılan” manası çerçevesinde ele alınışına dair bk. Akdağ, Kur’ân Dilinin Fonetik Yapısı -Kırâat ve Dilbilim Çerçevesinde-, s. 131.

[83]Detaylar için bk. Nihat Temel, Kırâat ve Tecvîd Istılahları İstanbul: İFAV Yayınları, 2018, s. 97.

[84]Nasr b. Alî b. Muhammed Ebî Abdillâh İbn Ebî Meryem, el-Kitâbu’l-el-Mûdâh fî vucûhi’l-kırâat ve ‘ilelihâ, nşr. Ö. Hamdân el-Kubeysî, Cidde: el-Cemâ‘atu’l-Hayriyye, 1414/1993, s. 175.

[85]İsteytiyye, el-Esvâtu’l-lugaviyye, s. 204.

[86]Mûsâ, el-Esvâtu’l-‘Arabiyyetu’l-mutehavviletu ve ‘alâkatuhâ bi’l-ma‘nâ, s. 143.

[87]Geniş bilgi için bk. Gânim Kaddûrî el-Hamed, ed-Dirâsetu’s-savtiyye ‘inde ‘ulemâi’t-tecvîd, Ürdün: Dâru Ammâr, 1428/2007, s. 423.

[88]Harflerin mertebelerine göre elde edecekleri kalınlık ve incelik durumlarını incelemek için bk. Akdemir, Tecvîd-i Mâhir, s. 74-75.

[89]Mersafî, Hidâyetu’l-kârî ilâ tecvîdi kelâmi’l-bârî, 1/118; Kural çerçevesinde değerlendirme için ayrıca bk. Akdemir, Tecvîd-i Mâhir, s. 66, 172.

[90]Konuya ilişkin detaylı bilgi için bk. Ebu’l-Hayr Şemsüddin Muhammed b. Muhammed b. Muhammed b. Alî b. Yûsuf el-Cezerî, et-Temhîd fi ‘ilmi’t-tecvîd, thk. Fergali Seyyid Arbâvî, Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-‘İlmiyye, 1437/2016, s. 160, 169.

[91]İmâle ile okunan elif ile kalın okunan elif incelenirken bu nüanslar dışında bir de açık e sesiyle telaffuz edilen elifin varlığı da anlaşılmaktadır. Konuya ilişkin teshîlle okunan hemzeden de bahsedilmektedir ki konumuzla direkt ilişkili değildir. Bilgi için bk. Cureysî, Nihâye, s. 48-50.

[92]Örnek kelime için bk. el-Fâtiha 1/3.

[93]Örnek telaffuzlar için bk. Eymen Ruşdî Suveyd, “el-Fâtiha 1-7”, Tilâvet Ufku Özel Arşivi, ts., 00:49-00:58; Na‘ina, “el-Fâtiha_el-Bakara 1-30”, 00:50-00:57.

[94]Ebu’l-Hayr Şemsüddin Muhammed b. Muhammed b. Muhammed b. Alî b. Yûsuf el-Cezerî, en-Neşr fi’l-kırâati’l-’aşr, nşr. Necib el-Mâcidî, Beyrut: el-Mektebetu’l-Asriyye, 1434/2013, 1/170; Bu görüş ışığında ince ve kalın seslerin elif meddi telaffuzları için bk. Mustafa Yiğit, “Med Sesleri”, Tilâvet Ufku Özel Arşivi, ts., 04:30-08:13.

[95]Bu çerçevede geniş bilgi için bk. Akdemir, Tecvîd-i Mâhir, s. 76.

[96]Örnek olarak bk. Akhisârî, Şerhu’d-durri’l-yetim fi’t-tecvîd, s. 154.

[97]Örnek kelime için bk. el-Bakara 2/2; Sahih telaffuz için bk. Eymen Ruşdî Suveyd, “el-Bakara 1-286”, Tilâvet Ufku Özel Arşivi, ts., 00:12-00:15.

[98]Cezerî, Manzûmetu’l-mukaddime fîmâ yecibu ‘ala kârii’l-Kur’âni en ya‘lemeh, 4; Mukaddime’nin bu bahsini “İnce Okunacak Harfler Babı” şeklinde tercüme ederek istifâl formunu yorumlayan Harputoğlu, Türkiye’de ince sesleri kalınlaştırma eğiliminin yanlışlığına da işaret etmiş olmaktadır. Bk. Hüseyin Harputoğlu, Mukaddime-i Cezerî İstanbul: Barakât Yayınevi, ts., s. 38.

[99]Yazır, Kur’ân-ı Kerîm’in Yüce Meâli, el-Bakara 2/59.

[100]Nasr, el-Kabesu’l-câmi‘ li-kırâati Nâfi‘ min tarîki’ş-Şâtibiyye, s. 116; Ayrıca harfin telaffuzu için bk. Abdussamed, “el-Bakara 1-286 (Verş)”, 23:40-23:42.

[101]Zâhîd, Harekâtu’l-‘Arabiyye, s. 50.

[102]Mûsâ, el-Esvâtu’l-‘Arabiyyetu’l-mutehavviletu ve ‘alâkatuhâ bi’l-ma‘nâ, s. 143; Dâvûd, es-Savâ’itu ve’l-ma‘nâ fi’l-‘Arabiyye, s. 35.

[103]Mısırlı, Türkiye’de Yaygın Tilâvet Geleneği ve Fonetik Tahlili, s. 73.

[104]Akdemir’in bu görüşünün izahı için bk. Akdemir, “Yâ Meddi”, 00:06-04:09; Seslerin yâ meddi için ayrıca bk. Yiğit, “Med Sesleri”, 08:14-10:59.

[105]Örnek kelime için bk. el-Fâtiha 1/7.

[106]Örnek telaffuzlar için bk. Suveyd, “el-Fâtiha 1-7”, 01:23-01:40; Na‘ina, “el-Fâtiha_el-Bakara 1-30”, 01:35-01:58.

[107]Necip Üçok, Genel Fonetik (Ana Çizgileri) İstanbul: Multilingual Yayınları, 2007, s. 77, 101.

[108]Mûsâ, el-Esvâtu’l-‘Arabiyyetu’l-mutehavviletu ve ‘alâkatuhâ bi’l-ma‘nâ, 143; Dâvûd, es-Savâ’itu ve’l-ma‘nâ fi’l-‘Arabiyye, s. 35.

[109]Ebû Amr Osmân b. Sa‘îd b. Osmân ed-Dânî, et-Tahdîd fi’l-itkâni ve’t-tecvîd, thk. Gânim Kaddûrî el-Hamed Amman: Dâru Ammâr, 1421/2000, s. 94.

[110]Tîbî, el-Mufîd fî ’ilm’it- tecvîd, s. 7.

[111]Abdulvehab b. Muhammed el-Kurtûbî, el-Mûdih fi’t-tecvîd, thk. Gânim Kaddûrî el-Hamed Amman: Dâru Ammâr, 2000, s. 154.

[112]Abdurrahman Çetin, “Kur’ân Kırâatında Mûsikînin Yeri”, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 1998, c. 7, sayı: 7, s. 119.

[113]Bayram Akdoğan, “Kur’ân Âyetlerinin İfade Ettiği Anlamlara Göre Seslendirilmesi ve Makamlı Okunması Konusunda Bir Örnek”, Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2013, sayı: 17, s. 12.

[114]el-Mâide 5/80.

[115]Bu hususa dikkat çekme anlamında ince okunması gereken harflerin haklarını verme adına dikkat çekilmektedir. Öte yandan ince harflerin aşırı davranılarak imâleli gibi okunmasından da sakındırılmaktadır. Bilgi için bk. Akdemir, Tecvîd-i Mâhir, s. 76.

[116]Ahmed Na‘ina, “el-Mâide 67-92”, Tilâvet Ufku Özel Arşivi, ts., 16:43-16:50; Söz konusu telaffuz örneği için ayrıca bk. Suveyd, “el-Bakara 1-286”, 10:33-10:38.

[117]el-Hac 22/60.

[118]Ahmed Na‘ina, “el-Hac 38-72”, Tilâvet Ufku Özel Arşivi, ts., 19:10-19:22.

[119]Harflerin vâv medlerinin sahih icrâlarına örnek olarak bk. Yiğit, “Med Sesleri”, 11:00-13:42.

[120]Üsküdar ağzı hakkında geniş bilgi için bk. Nihat Temel, “Kur’ân Tilâvetinde İstanbul Tavrı Üsküdar Ağzı ve Hâfız Ali Üsküdarlı (1873-1976)”, Uluslararası Üsküdar Sempozyumu VI Bildirileri, İstanbul: Üsküdar Belediyesi Yayınları, 2009, 2/179-188.

[121]Turgut Yahşi, İstanbul ve Kahire Tilâvet Tavırlarının Karşılaştırmalı Olarak İncelenmesi, İstanbul: Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, 2018, s. 401.

[122]Harputoğlu, Mukaddime-i Cezerî, s. 20.