Kur’an ve Buhari’nin Kitabu’l-Merda Rivayetleri Çerçevesinde Hastalara Manevi Yaklaşım

Kur’an ve Buhari’nin Kitabu’l-Merda Rivayetleri Çerçevesinde Hastalara Manevi Yaklaşım

Cilt/Sayı

2014 25. cilt – 3. sayı

Yazar

Serpil BAŞARa

aİzmir İl Müftülüğü, İzmir

Öz

Hastaneler, dinin yaşam alanlarından biridir. Burada özellikle hastalara odaklanan manevî  bakım yaklaşımı, zor anların yaşandığı bu mekanda hayati bir ihtiyaçtır. Bu amaçla, kaynağını İslam’dan alan ve hastanelere uygun manevî  bakım teorisinin oluşturulması önemlidir. Buhari’nin Sahihi’nde yer alan bölümlerden biri Kitabu’l-Merda’dır. Burada Hz. Peygamber’in hastalık ve hastaya yaklaşım açısından ele alınabilecek hadisleri mevcuttur. Hastanelerde uygulanabilecek bir manevî  bakım yaklaşımı için bu bölümde yer alan hadisler ve Kur’an’ın ilgili ayetleri teorik olarak önemli bir kaynaktır.

Anahtar Kelimeler

Manevî bakım; hasta; sağlık; hadis

Abstract

Hospitals are one of the fields of religious life. The approach of spiritual care which focus on the patients is a vital need in these spaces which are lived difficult moments in here. For this purpose, it is important to establish the theory of spiritual care which caused Islam and appropriate to the hospitals. One of the sections listed in Sahih of al-Bukhari’s Kitabu’l-Merda. There are Prophet’s hadiths which can be deal with in terms of disease and approach to the patient in this section. The hadiths in this section and related verses of Qur’an in terms of spiritual care which can be applied in the hospitals are important therotical source.

Keywords

Spiritual care; patient; health; hadith


Hastaya manevî yaklaşım, hastalıkla beraber meydana gelen manevî boşluk ya da sapmalara karşı, kişinin ruh dünyası yeniden onaran ve ruh-beden-zihin olarak bütünlük içinde kendisiyle barışık olmasını sağlayan manevî destek hizmetleridir.1 Hastanede manevî bakım yaklaşımı, insanın her yerde ve her zaman inandığı değerler doğrultusunda yaşama ihtiyacından kaynaklanır. Yani kişi, dinî inanışlarını hastaneye girince dışarıda bırakmaz. Kişinin bu zor anlarında, sahip olduğu inanç değerleri kendisine ruhsal güç sağlar ve bu sayede korkularından uzaklaşarak bu evreyi geçirir. Bu nedenle, hastaneler ve benzeri tedavi merkezlerinde inanç değerleri doğrultusunda hizmet veren manevî destek uzmanlarının bulunmasının hayatî önemi vardır.2 Hastaya yönelik hizmette, manevî bakım yaklaşımının İslam dinine uygun şekilde geliştirilebilmesi, özellikle ülkemizdeki bu yöndeki girişimler için teorik bir temel teşkil edecektir. 1981 Lizbon Dünya Tabipler Birliği Hasta Hakları Yönetmeliği 11. Maddesi, 224 sayılı Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Kanunu’nda yer alan sağlık tanımı, 01.08.1998 yılı 23420 sayılı Hasta Hakları Yönetmeliği 38. Maddesi, hastane ortamında manevî desteğin bir hasta hakkı olduğunu, dolayısıyla bir insan hakkı olduğunu ortaya koymaktadır.3-5

Ancak ülkemizde bu anlamda hastane alanına yönelik yapılan akademik çalışmaların yoğun olduğu söylenemez.6 Bu amaçla bu makalede söz konusu uygulamanın İslami kaynaklara dayalı olarak teorik temelini oluşturmak üzere muteber hadis kaynaklarından olan Buhari’nin Sahih’indeki Kitabu’l-Merda (Hastalar Bölümü) hadisleri değerlendirilecek; ilgili ayetler ışığında konu incelenecek ve bu bölümde yer alan hadislerin sağlık-hastalık konusunda dinimizin bize ne kazandırdığının üzerinde durulacaktır. Manevi bakım; Din Psikolojisi, Dinî Danışmanlık, Temel İslam Bilimleri vb. disiplinler arası bir konudur. Bu alana Temel İslam Bilimleri’nin katkısı önemlidir ve ülkemizde akademik dünyada Kur’an ve sünneti esas alan, kültürümüze uygun bir manevi bakım modeli teorisine ihtiyaç bulunmaktadır. Biz özellikle bu ihtiyacı gidermeye yönelik bir araştırma yapmayı tercih ettik. Böyle bir manevi bakım teorisine dayalı olarak, uygulamanın nasıl olacağı ise, başka araştırmaların konusu olduğundan bu konuya temas edilmeyecektir.

Bilindiği üzere sağlık; yalnız hastalık ve sakatlığın olmayışı değil, bedenen,ruhen ve sosyal yönden tam bir iyilik halidir. Değişik etmenlerin organ ve sistemlerde yaptıkları fizyolojik değişikliklersonucu görevlerini yapamaz hale gelmesi de hastalıktır. Arapçada meriz

hasta, merda

ise
hastalar anlamında bu kelimenin çoğuludur. Maraz

vücudun düzgün çalışmama diye tarif edilen hastalık anlamına gelir.7 Bu kelime hastalık, dert, bela ve dayanılması güç durum olarak Türkçemize de girmiştir.8 Kur’an insan sağlığıyla alakalı olarak hem ruhsal hem bedensel yönüyle ilgili bilgi vermektedir. Ancak bir tıp kitabı gibi ayrıntılara girmemiştir. Kur’an’ın amacı bu olmadığı için, “sağlık-hastalık konularına icmalen değinilmiştir” demek yanlış olmaz.

Buhari’nin Sahih’inde Kitabu’l-Merda ve’tTıb, 75. Bölüm olarak Kitabu’t-Tıb’tan önce yer alır. Kendi içinde 22 ayrı başlık ve bu başlıklar altında 38 hadisin yer aldığı bu bölüm dışında diğer muteber hadis kitapları içinde Kitabu’l-Merda başlığını içeren başka bir hadis kaynağı bulunmamaktadır. Bu yüzden Buhari’nin Sahihi’nin müstakil olarak ele alınması önemlidir. Konu Tıbb-ı-Nebevî olarak da ilim dünyamızdaki yerini almıştır.9

Şimdi hastalık ve hastalarla ilgili hadisleri bir araya getiren bu bölümü ilgili ayetlerle birlikte ele alalım.

HASTALIK ANLAYIŞI

Hastaya yönelik olarak, öncelikle dinî açıdan hastalık-sağlık bilincinin oluşturulması önemlidir. Kur’an, öncelikle insanın hastalanmamasını hedeflemekte, hastalandığında ise tedavi olma gerekliliğini insanlara anlatmaktadır.10

Sağlık, dinimize göre insan için büyük nimetlerden biridir. Hz. Peygamber (s.a.v.), “Kıyamet gününde, kula sorulacak ilk nimet sorusu şöyledir: ‘Biz senin bedenine sağlık vermedik mi, sana su içirmedik mi?”11 ya da “İnsanlardan çoğunun aldandığı iki nimet vardır: Vücut sıhhati, boş vakit.”12 derken bu hususa dikkat çeker. Ayrıca “Allah katında kuvvetli mü’min, zayıf mü’minden daha hayırlıdır ve daha sevimlidir.”13 Çünkü zayıf ve hasta bir vücuda sahip kişiler, sorumlu oldukları görevleri yapmayı sağlayacak gücü kendilerinde bulamazlar. Hayatta başarılı ve mutlu olmanın yolu her şeyden önce sağlam bir bedene sahip olmakla başlamaktadır. Yine Hz. Peygamber; “Her kim ailesi emniyette ve vücudu sıhhatli olarak sabahlarsa, yanında günlük yiyeceği de bulunursa, sanki bütün dünya ona verilmiştir.”14 diyerek sağlığın önemini vurgulamıştır.

Hadislerde hastalık ise, genel olarak imtihan ve günahlara kefaret olarak nitelendirilmiştir. Örneğin Allah Resulü (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: “Müslümana fenalık, hastalık, keder, hüzün, eziyet ve iç sıkıntısından tutun da bir diken batmasına kadar uğradığı her musibete karşılık Allah, onun suçlarını ve günahlarını örter.”15 ve “Allah, hayır dilediklerini musibet ile imtihan eder.”16

Kitabu’l-Merda’nın ilk bölümünde “Hastalığın Keffaret Olması Hakkında Gelen Haberler ve Yüce Allah’ın; “Kim bir kötülük yaparsa, onunla cezalanır..” (Nisa, 4/123) Ayeti” bölümünde 5 ayrı hadis zikredilir. Bu hadislerde hastalığın günahlara kefaret olduğu beyan edilir. Söz konusu ayet ile bağlantılı olan bu bölümdeki hadislere göre, kim bir kötülük yaparsa karşılığını ya bu dünyada ya da ahirette görür. Ayette bahsedilen ceza, bu dünyada karşılık görülen cezadır. Bu manaya gelen başka ayetler de bulunmaktadır.17

Nisa, 4/123. ayetin tefsirinde müfessirler şu görüşleri de dile getirirler: Elmalılı konunun hastalıkla ilgisini hiç kurmadan genel bir ifadeyle; “Her kim bir kötülük yaparsa, onunla ya bu dünyada ya da ahirette cezalandırılır.” der.18 Ömer Nasuhi Bilmen, müminlerin yaptıkları kötülüklerin karşılığını genelde bu dünyada gördüklerini ifade etmekle yetinir,19 Taberi de Mücahid’den bu manada bir rivayet nakleder: “Kötü amelin karşılığı bu dünyadadır.”20 Yine Taberi’nin naklettiği Ubey b. Ka’b’dan ve Hz. Aişe’den gelen rivayete göre burada bahsedilen kötülük, mümin ya da kafirden çıkmış olsun, küçük ya da büyük olsun aynıdır ve karşılığı görülecektir.21 Bu kötülüğün karşılığının ne olduğu ise şu rivayette belirtilmektedir: “Bu ayet inince Hz. Ebu Bekir: ‘Bu ayetten sonra felaha ermek nasıl mümkün olacak ya Resulallah? Çünkü işlediğimiz her kötülüğün cezasını göreceğiz’ der. Rasulullah (s.a.v.) şöyle cevap verir: “Ey Ebû Bekir, hastalanmıyor musun, üzülmüyor musun, geçim sıkıntısı çekmiyor musun?” Hz. Ebû Bekir: ‘Evet’ der. Rasulullah da; ‘İşte bunlar, gördüğünüz karşılıklardandır’ buyurur.22

İlk hadiste Şuayb’ın Zühri’den naklettiğine göre, o şöyle demiştir: “Bana Urve b. Zübeyr, Hz. Aişe’nin şöyle dediğini haber verdi: “Resulullah şöyle buyurdu: “Müslümana batacak bir dikene varıncaya kadar herhangi bir musibet isabet ederse, Allah muhakkak o musibete karşılık onun bir günahını örter.”23 Bir diğer hadiste, Ebu Said elHudri, Ebu Hureyre’den naklettiğine göre Resulullah şöyle dedi: “Müslümana, vücuduna batacak dikene varıncaya kadar, hastalık, keder, hüzün, eza ve can sıkıntısı isabet ederse, Allah bu musibetleri sebebiyle o müslümanın günahlarından bir kısmını örter.”24

Bu bölümdeki diğer iki hadiste mümin, bir ekine benzetilir ve şöyle denir: “Müminin misali, bir sap üzerinde biten ekin gibidir. Hangi taraftan rüzgar eserse, rüzgar onu eğer. Doğrulduğu zaman rüzgar ile yine eğilir, fakat yıkılmayıp doğrulur..”25 Buna göre mümin, hastalık gibi zorluklar karşısında rüzgarın önündeki ekin gibi sarsılabilir ancak, Allah’a kulluktan ayrılmaz. Hatta Ebu Hureyre’den nakledildiğine göre Resulullah (s.a.v.) şöyle der: “Allah, hayır dilediklerini musibet ile imtihan eder.”26

Bu hadislere göre hastalık, günahlara kefaret olabilecek bir musibettir. Bu musibete karşılık Allah, bir takım günahları affeder. Ayrıca hastalık, mümin için bir imtihandır ve o dönemde Allah’a kulluktan uzaklaşmaz, isyan etmez. Bunu bir hayır olarak değerlendirir. Ancak İmam Gazali‘den nakledilen şu sınıflandırma konumuz açısından önemlidir:

“İnsanların başına gelen musibet ve hastalıklar üç kısma ayrılır:

1-Münafığın hastalık ve musibeti: Allah’a itirazda bulunduğu için ona gelen musibet ve hastalıklar ceza olur.

2-Müminin hastalık ve musibeti: Allah’tan geldi diyerek sabrettiği için onun musibeti günahlarına kefaret olur.

3-Şükür makamında olan müminin musibeti: Bu da hastalığında Allah’a hamd ve şükürde bulunduğu için hastalığı Allah katında derecesinin yükselmesine sebep olur.”27 Gazali, hastalığın bir ceza olması durumunun ancak münafıklar için olabileceğini ifade eder. Mümin için ise, günahlarına keffarettir.

İkinci bölümde; “Hastalığın Şiddeti” başlığında hastalığın şiddeti kadar ecir alınacağı yönünde iki hadis geçer. İlkinde Hz. Aişe, hastalığı en şiddetli geçenin Hz. Peygamber’in kendisi olduğunu ifade eder.28 Diğerinde Abdullah b. Mesud’un hastalığının şiddetiyle sarsılan Hz. Peygamber’i ziyareti esnasında ona “bu acının iki kat mükafatı vardır” demesi üzerine Hz. Peygamber şöyle buyurur: “Evet, bir müslümana bir eza isabet ederse, muhakkak ağacın yapraklarının düşmesi gibi, Allah o müslümandan günahlarını düşürür.”29

Üçüncü bölümde insanlar arasında başına bela gelme yönünden en önde olanların peygamberler olduğu, sonra da fazilette önde olanların geldiğini anlatan bir hadis nakledilir. Abdullah b. Mesud, Resulullah’ı humma hastalığından dolayı ateşli olduğu bir zamanda ziyaret eder ve Hz. Peygamber’in bu sarsıntıdan dolayı daha çok sevap alacağını ifade eder. Hz. Peygamber şöyle cevap verir: “Bu katlanmış hararetin mükafatı da katlanmış olur. Müslümana diken batması veya daha küçük bir eza isabet ederse, Allah buna mukabil, onun günahlarını ağacın kendi yapraklarını atması gibi örter.”30

Bu hadislerden hareketle, hastalıkların bir imtihan vesilesi olduğu inancı, bu şekilde hastalığın hayata kattığı yeni bir tekâmül aşaması olarak değerlendirilmelidir. Hastalığın günahları dökmesi ise, geriye kalan ömrün, günah işleme gibi yanlış davranışlarla zaman kaybetmeyecek kadar değerli olduğunun fark edilmesi olarak değerlendirilebilir. Ancak bu inanca rağmen, hastalık esnasında meydana gelebilecek inanç sapmaları şunlar olabilir: Benim başıma niye bu durum geldi? Niçin hastalandım? Bunu hak edecek ne yaptım?

Oysa hastalığa karşı tavır hakkında Kur’an şöyle yol gösterir: “Onlara bir musibet geldiğinde: “Bizim sahibimiz Allah’tır ve elbette O’na döneceğiz” derler.”31 Zemahşeri bu ayet ile bağlantılı olarak Bakara, 2/155. ayette geçen “denenmek” fiili hakkında; “isabet etti, imtihan oldu” açıklamasını yapar. Razi ise, musibetlerin bazen Allah tarafından bazen kul tarafından geldiğini ekler.33 O halde musibete uğrayınca Allah’a yönelmek ve teslim olmak en iyisidir. Hasta, bu şekilde öncelikli olarak, sağlığın değerini anlayacak bir şuura sahip olur. Yine, tedavi süreci boyunca hayatının ve ölümünün kendi elinde olmadığını da fark eder. Üste lik hastalık süresince manevî olarak kazanacaklarının ne olduğu üzerine yoğunlaşmak en iyisidir. Bu hususa şu ayet dikkat çeker: “Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, siz bilmezsiniz!”34

Hastalık ile karşılaşılınca, tedaviyi istemenin ve bu süreci sürdürmek için gerekenlerin yapılmasının önemi fark edilmelidir. Bu arada şifa verenin Yüce Allah olduğu, tedavinin iyileşmeye bir vesile olduğu anlatılmalıdır. Tedavi olunmalı ancak; Hz. İbrahim’in “Hastalandığım zaman bana şifa veren O’dur.”35 ayetinde ifade edilen sözünde olduğu gibi şifa Allah’tan istenmeli ve böyle bilinmelidir. Sağlığı korumak, dinî bir vecibedir, hasta olunca da şifa önce Allah’tan istenmeli ve tedavi olunmalıdır.

Kur’an’da Hz. Eyyûb (a.s), hasta olan ve sonra şifa bulan bir peygamber olarak anlatılmaktadır. O Rabbi’ne bu halde iken şöyle yalvarır ve şifayı O’ndan bekler: “Rabbim, zarar bana dokundu, Sen merhametlilerin en merhametlisisin.”36 Sonra şifa bulduğu anlaşılan Hz. Eyyûb, bu tavrından ötürü şöyle övülür: “Biz onu sabredici bulduk. Ne iyi kuldu o! Gerçekten Allah’a yönelirdi.”37 İnsanlar, hastalanabilir bir özelliktedir. Bu durum kişinin sağlık kurallarına uyup uymaması gibi bir sebepten olabileceği gibi, ilahi bir imtihandan da olabilir. Bu sebeple Hz. Peygamber (s.a.v.) müminlere sürekli yol göstermiştir. Bu bölümde ele aldığımız hadisler ve ilgili ayetlerden anlaşılan; öncelikle sağlığın kıymetli bir nimet olduğudur. Hastalık ise, günahlara kefarettir ve tedavi olmak önemlidir.

HASTALIKTA SABIR-ŞİKAYET VE ÖLÜMÜ İSTEMEK

Hastalık esnasında bu durumun hikmet ile karşılanması ve hayata kazandıracağı hususlara yoğunlaşılabilmesi, tedavi sürecinde hastada olumlu bir yaklaşım oluşturacaktır. Bu bölümde vurgulayacağımız ve olumlu hal oluşturacağını düşündüğümüz kavramlar; şükür, sabır, tevekkül, ümit ve duadır.

Konumuzla ilgili olarak Kitabu’l-Merda’nın altıncı bölümde sara hastası bir kadından bahsedilir. İbn Abbas’dan gelen bu rivayete göre sara hastası bir kadın bayıldığında üzeri açıldığı için Hz. Peygamber’den dua ister. Resulullah, “İstersen, hastalığına sabret, bunun karşılığında sana cennet vardır. İstersen sana afiyet vermesi için Allah’a dua edeyim.” deyince kadın; “Ben sabredeyim, ama bayılınca üzerim açılmasın diye dua et” der. Hz. Peygamber de onun için dua eder.38 Daha sonra gelen hadis bu kadının adının Ümmü Zufer olduğunu belirtir.39 Yedinci bölümde yine hastalığa sabır ile ilgili olarak, görmekten mahrum olan birinin durumuna değinilir. Enes b. Malik, Hz. Peygamber’in şöyle dediğini nakleder: “Yüce Allah, ‘kulumu iki sevgilisiyle (gözlerinden mahrum edip) belaya düçar edince kulum sabrederse, iki sevgilisi yerine ona cenneti veririm’ buyurdu.”40

Onaltıncı bölümde, hastanın “ben hastayım ya da hastalığım şiddetli” demesinin caizliğine değinilir. Ka’b b. Ucre’nin başındaki haşareleri gören Resulullah ondan durumu sorar. Ka’b, “evet, bunlar bana sıkıntı veriyor” deyince Hz. Peygamber kurtulması için berber çağırır.41 Diğer bir hadis de, Hz. Aişe başının ağrıdığı bir esnada, “vay başım” deyince Hz. Peygamber, “Bundan dolayı sen ölür de ben geride kalırsam, senin için mağfiret ister, dua ederim” der.42 Daha sonra, Abdullah b. Mesud’un Hz. Peygamber’i ziyareti esnasında Resulullah’ın, “Evet, hastayım” demesi tekrar edilir.43 Yine Resullah’ın Sa’d b. Ebû Vakkas’ı hastalığındaki ziyareti esnasında onun, “Ya Resulallah, bendeki bu hastalık, gördüğün şu dereceye ulaştı” demesi de tekrar edilmiştir.44 Buna göre hastalıkla ilgili olarak kişinin bunu ifade etmesinde bir sakınca olmadığı anlaşılmaktadır.

On dokuzuncu bölümde Enes’den gelen bir rivayete göre, Hz. Peygamber şöyle der: “Sizden biriniz kendisine hastalık gibi bir zarar isabet ettiğinde sakın ölümü temenni etmesin. Eğer mutlaka temenni etmesi gerekiyorsa, “Allahım yaşamak benim için hayır olduğu müddetçe beni yaşat, ölmek benim için hayırlı olduğu zaman da beni öldür.”45 Başka bir hadiste Kays b. Ebû Hazım, Habbab b. Eret’i hasta olduğu zaman ziyaret eder. Habbab bu esnada karnını yedi yerden dağlamış bir haldedir ve şöyle der: “..Eğer Resulullah bizi ölüm temennisinden alıkoymamış olsaydı muhakkak ben hastalık ızdırabından dolayı ölümü temenni ederdim..”46 Bu hadisten sonra yine Hz. Peygamber’in ölümü temenni etmekten men ettiği başka bir hadis daha nakledilir.47

Son olarak Hz. Aişe’den gelen bir rivayete göre, Hz. Peygamber ölüm hastalığına yakalandığı zaman sırtı Hz. Aişe’ye dayanmış vaziyette iken, şöyle der: “Allahım, bana (beni değil) mağfiret eyle, bana merhamet et, beni refik-i alaya yükselt.”48 Bu hadise göre ölüm belirtileri hissettiğinde böyle bir dua etmiştir.

Buna göre; inanan insan, önce hastalıktan korunmak için gerekenleri yapar, vücudunu ve ruhunu korur. Tedbire rağmen ya da tedbirsizlikle birlikte hastalık gelmiş ise, tedaviyi arar ve sürdürür. Hastalıktan şifa bulmayı ister, iyileşirse geri kalan ömründe bu süreçten aldığı derslerle devam eder, ölümcül bir hastalık ise, ecel inancıyla takdire teslim olur, her aşamada isyan ve sapmaya girmeden, inancını korur. Ancak asla ölümü istemez.

HASTAYA DUA ETMEK

Hz. Peygamber (s.a.v.), şifa için hem tedavi olmayı, hem de manevî sebepler için, Allah’a yönelip dua edilmesini emretmiş ve her ikisini kendisi de uygulamıştır. “Ey Allah’ın kulları! Tedavi olun, çünkü Allah, yarattığı her hastalık için mutlaka bir şifa yaratmıştır. Ancak bir dert müstesna; o da ihtiyarlıktır.”49 diyerek tedavi olmanın önemini vurgulamıştır. Şüphesiz hastalığı gidermek, sıhhati temin edecek şeyleri tamamlamaya gayret etmekten daha önemlidir. Hz. Peygamber (s.a.v.): “Sığınanlar felak ve nas gibisiyle sığınmamışlardır.” buyurarak, Kur’an’ın tedavi edici bir yönü bulunduğunu ifade etmiştir. Aynı şekilde sahabenin de Fatiha Suresi ile hastalıkları tedavi ettikleri nakledilmiştir.50

Olumlu hal geliştirmede duanın etkisi de, tıp dünyasında tartışılan bir konudur. Alexis Carrel’e göre duada aslında, ruhun maddi olmayan dünyaya doğru bir çekilişi, bir gerilimi olduğu gözlenmektedir. Bir başka deyimle dua, ruhun Allah’a doğru yükselişi ve O’na açıkça tapınış durumudur. Dua, hayat denilen mucizeyi yaratan varlığa karşı derin sevgi ve iltica ifadesi, O’nunla ilişkiye geçme gayretidir.51 Hasta, bir organının iyileşmesini ister, o esnada derin bir moral ve ruh hali yakalar. Duanın doğurduğu huzur, tedavide kuvvetli bir yardımcıdır.52

Tedavi olmak, önemlidir. Ancak dua edip Allah’dan şifa dilemek de ihmal edilmemesi gereken bir öneme sahiptir. Dua, huzur ve ferahlık vererek kişinin sıkıntısını, şüphelerini ve korkusunu giderir, insana moral verir. İnsan gönülden dua eder ve kabul edileceğine inanırsa bu hal, ondaki ruh gücünü arttırır. Çünkü Kur’an’da; “Kullarım, beni senden sorarlarsa, bilsinler ki, gerçekten ben onlara çok yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm.”53 ya da; “Rabbiniz şöyle buyurdu: ‘Bana dua edin, size icabet edeyim.”54 vb. ayetler Allah’ın dua edenin duasını işiteceğini ve cevap vereceğini, kuluna yakın olduğunu açıkça ifade eder. Kişi böylece teselli bulur.

Bu konuda Hz. Aişe (r.a.) şöyle der: “Resulullah hastalandığında kendi üzerine muavvizat surelerini okurdu. Hastalığı şiddetlendiği zaman ona ben okur ve kendi eliyle kendisini meshederdim.”55

Hastayı ziyaret esnasında hastalığa şifa için dua edilmesi gerektiği de yine hadislerden anlaşılmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.v.) hastaya şöyle diyerek dua etmesini tavsiye etmiştir: “Vücudunun ağrıyan yerine elini koy ve üç defa Bismillah dedikten sonra yedi kere şöyle de; “Hissettiğim hastalığın zararından ve tehlikesinden Allah’ın yüceliğine ve kudretine sığınırım.”56 Kendisi de şöyle dua etmiştir: “Ey insanların Rabbi olan Allah’ım! Bu ızdırabı gider. Şifayı veren sensin, senden başka kimse şifa veremez.”57 Başka bir hadislerinde; “Bize dünyada türlü türlü iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi cehennem azabından koru!” cümlesiyle dua etmiştir. 58 Bu rivayetler, Resulullah’ın hastalıkta dua ettiğinin delilleridir.

On sekizinci bölümde Saib b. Yezid çocukluğunda hasta iken Resulullah’a götürüldüğünü anlatır. Hz. Peygamber onun başını eliyle sıvazlar, bereket duası eder, sonra abdest alır, çocuk da abdest alınan bu sudan içer.59 Tıbbu’n-nebevide abdest suyunu içme şeklinde bir uygulama olarak görülen bu durumun ne derece sağlıklı olduğu tartışılmalıdır.

Yirminci bölümde Hz. Peygamber’in bir hastaya gittiğinde ya da bir hasta getirildiğinde nasıl dua ettiği Hz. Aişe’den şöyle nakledilir: “Ey insanların rabbi, şu hastanın hastalığını gider. Şifa ihsan eyle, Rabbim ancak sen sağlık verirsin. Senin şifandan başka şifa yoktur. Rabbim bu hastaya öyle şifa ver ki, o şifa hastanın üzerinde hastalıktan eser bırakmasın.”60

Yirmi birinci bölümde Hz. Peygamber’in Cabir b. Abdullah’ı ziyaret ettiği tekrarlanır. Bu ziyaret esnasında Cabir baygın bir haldedir ve Hz. Peygamber yanına gelir, abdest alır, bu sudan onun da üzerine serper, bunun üzerine Cabir kendisine gelir.61

Yirmi ikinci bölümde Hz. Aişe’den gelen bir rivayete göre, Medine’ye hicret edildiği zaman, Hz. Ebubekir ve Bilal hummaya yakalanır. Hz. Aişe onları ziyarete gider ve, “Ey babacığım, kendini nasıl hissediyorsun, Ya Bilal sen kendini nasıl hissediyorsun” diye hatırlarını sorar. Sonra durumlarını Hz. Peygamber’e iletir. Bunun üzerine Resulullah şöyle dua eder: “Allahım, Mekke’yi bize sevdirdiğin gibi Medine’yi de sevdir. Medine’nin havasını bizim için sağlıklı ve hastalıklardan salim eyle!..”62

Dua ederken hastada olumlu ruh hallerini besleyen ve olumlu duygular oluşturarak, doğru bir düşünme ve davranış biçimi geliştiren anlayışlar; şükür, sabır, tevekkül ve ümitli olmaktır. Ancak hepsini bir arada tutan ana etmenin, inanç-ibadetyaşam birlikteliğinin bir devamı olan “dua etmekten” geldiğini söylemek mümkündür. Hasta inanç ve duasıyla, şükreder, sabır diler, tevekkül eder ve ümit halini kazanır. İçindeki sevgi potansiyelini ortaya çıkarır. Böylece bu süreci bir kazanım haline çevirir ve manevî anlamda tecrübe edinir. Hastalığı bir dua zamanı olarak değerlendirip, gülümseyebilmek güzeldir ve bir olgunluk belirtisidir.

HASTAYI ZİYARET

Kitabu’l-Merda’dan öğreneceğimiz bir diğer konu; hastaya refakat ve ziyaret adabıdır. Hastanın tedavi süreci boyunca, kendisine refakat edenlerin ve ziyarete gelenlerin de dikkat etmesi gereken şeyler vardır ve tedavinin başarısı için bunlar da önemlidir.

Dördüncü bölüm, “Hasta ziyaretinin vacipliği” bölümüdür. Bu bölümde gelen hadislerde Ebu Musa el-Eşari, Hz. Peygamber’in şöyle dediğini nakleder: “Aç olanı doyurun, hastayı ziyaret edin, esirin esirlik bağlarını çözün.”63 Bera b. Azib’den gelen rivayetin bir bölümünde onun şu sözü geçer: “Resulullah, cenazenin ardından gitmemizi, hasta olanı ziyaret etmemizi ve selam vermeyi yaymamızı emretti.”64 Beşinci bölümde yer alan bir rivayete göre, bayılmış bir hastayı ziyaret eden Resulullah, önce abdest alır ve bu abdest suyundan hastanın üzerine döker, hasta sonra ayılır.65

Onuncu bölümde, İbn Abbas’dan gelen bir rivayete göre Hz. Peygamber (s.a.v.), hasta bir bedeviyi ziyaret ettiğinde ona da şöyle der: “Hastalığın geçicidir, bu günahlarına keffaret olur inşaallah!” Ancak bedevi şu karşılığı verir: “Sen bu hastalık geçici diyorsun ama bu hastalık hiç de geçici değildir.” Hz. Peygamber bunun üzerine; “peki öyle olsun” der.66 Buna göre Resulullah, hastaya ümit aşılamış ancak hasta onun duasını kabul etmemiştir.

Hasta ziyareti kapsamında din farklılığı da yoktur. Hz. Peygamber (s.a.v.), Yahudi bir çocuğu hasta iken ziyaret etmiştir. Enes’den gelen bir rivayete göre bir Yahudinin Resulullah’a hizmet eden oğlu hastalanınca Hz. Peygamer onu ziyaret eder ve orada çocuğa; “İslam dinine gir!” buyurur. Çocuk da şehadet getirip, Müslüman olur.67

On ikinci bölümde hasta ziyareti esnasında namaz vakti girerse, hasta oturarak imamlık ederse, cemaatin de oturarak namaz kılmasına işret edilir.68

On üçüncü bölümde ise ziyaret esnasında ziyaretçinin hastanın eline dokunmasının gerekliliğinden bahsedilir. Aişe bt. Sa’d, babası Sa’d b. Ebû Vakkas hastalandığında Resulullah’ın onu ziyaretini nakleder. Hz. Peygamber bu ziyaret esnasında elini Sa’d’ın alnına koyar; sonra da yüzünü ve karnını meshederek; “Allahım, Sa’d’a şifa ver ve ona hicretini tamamla” diye dua eder.69 Buna göre, hastaya dua ederken bir taraftan da onun duygusal olarak dokunma ihtiyacını görmek önemlidir. Ancak, bulaşıcı hastalık olması durumunda hastaya dokunmak gerekli değildir. Bu bölümde Abdullah b. Mesud’un Hz. Peygamber’i humma ateşinden muzdarip olduğu zamandaki ziyareti esnasında eliyle vücuduna dokunup, ateşli olduğunu fark etmesi tekrar edilir.70

On dördüncü bölümde ziyaret esnasında ziyaretçinin söyleyeceği sözlere temas edilirken, Abdullah b. Mesud’un yine Resulullah’ı ziyaret ederken, “Bu şiddetli ateş nedeniyle senin için iki kat ecir vardır.”71 sözleriyle Hz. Peygamber’in bedeviyi ziyareti esnasında; “Hastalığın zararsız, geçmiş olsun, bu inşallah günahlarına kefarettir.”72 sözleri tekrar edilir. On beşinci bölümde Hz. Peygamber’in hastalıkları sebebiyle Sa’d b. Ubade’yi,73 ve Cabir b. Abdullah el-Ensariye’yi ziyaret ettiği nakledilir.74

On yedinci bölümde, Ubeydullah b. Abdullah’ın İbn Abbas’dan naklettiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v.)’in vefatı yaklaştığı zaman yanına gelenler fazla konuşunca, “Haydi yanımdan kalkınız” diyerek,75 hasta ziyaretçilerden rahatsız olursa, bunu belirtebileceğini bize göstermiştir.

Bu hadislerden anladığımıza göre hasta, kişinin anne-babası, çocuğu, akrabası veya tanıdığı olabilir. Bu tür bir yakınlık derecelemesi, hastaya karşı yaklaşımda bir ayrıcalık getirmez. Refakatçi, aynı özeni hepsine göstermekle yükümlüdür. Refakat etmek, hastaya hizmettir. İnsana hizmet etmek, her şeyden önce “rıza-sevap” bilinci gerektirmektedir. Hz. Peygamber (s.a.v.) bu hizmeti cenneti kazandıracak bir amel olarak tanımlamıştır.76 Ayrıca, hastadaki şükür-sabır-tevekkül ve ümitli olma halini aktif tutabilecek bir yaklaşım içinde bulunmalı, moral verip, manevî destek sağlamalıdır. Hastanın yanında olmak, destek olmak, insani bir görevdir. Böylece hastadaki yalnızlık duygusu azalır, acıları hafifler, moral bularak rahatlar ve tedavi süreci olumlu geçer. Hastanın, bu zor anlarında, yanında olan, seven ve destek olan birinin yanı başında olduğunu bilmeye ihtiyacı vardır ve bu duygusal ihtiyaç, ilaç kadar gereklidir.

Ayrıca Hz. Peygamber (s.a.v.), maddi tedaviye de destek olmaları yönünde şöyle demiştir: “Hastalarınızı yemeye ve içmeye zorlamayınız. Çünkü onlara Allah yedirir ve içirir.”77 Ya da; “Hastanız bir şey isteyince, ona kendisine zarar vermeyen şeylerden yedirin!”78 Buna göre hasta yakını, hastanın tedavisi boyunca tedaviyi olumsuz yönde etkileyecek hareketlerden uzak durmalı ve hastaya bu açıdan da destek olmalıdır.

Hastayı ziyarete gelenler ise, insani ve dinî görevlerini yerine getirmektedirler. Hasta ziyaretinde amaç; hastayı yalnız olmadığına inandırmak, onu ümitlendirmek, ona moral ve yaşama sevinci vermektir. Hz. Peygamber (s.a.v.) hastaları ziyaret etmiş ve edilmesine de teşvik etmiş,79 bunu adeta bir görev olarak bildirmiş ve “Müslümanın müslüman üzerinde beş hakkı vardır: “Onunla karşılaştığında selam verir, davet ederse icabet eder, nasihat isterse nasihat edilir, aksırır ve Allah’a hamd ederse ona yerhamükellah denir, hastalandığında ziyaret edilir, öldüğünde cenazesi takip edilir.”80 demiştir. Yüce Allah’ın (c.c.) da kullarının hastaları ziyaret etmelerinden duyacağı memnuniyeti ifade eden ve Ebu Hureyre’den gelen şu kudsi hadis de bu konuda önemlidir: “Kıyamet günü Allah Teala: “Falan kulum hastalandı da sen onu ziyaret etmedin, etseydin beni onun yanında bulacaktın” diyecektir.”81 Bu hadise göre, hasta ziyareti sanki Yüce Allah’ı ziyaret etmek gibidir. Bu hadis, hastaya yönelik hizmetin değerini ortaya koymaktadır.

Hasta ziyaretindeki uygun davranış biçimine dikkat çeken şu hadis de önemlidir: “Bir hastanın yanına girince, sağlık ve uzun ömür temennisiyle onu rahatlatın. Zira böyle yapmak onun gönlünü hoş eder.”82 Bu ziyaretler esnasında yine uygun bir hediye götürmek de sünnettir.83 Ayrıca hasta ziyareti olabildiğince kısa tutulmalıdır.84 Buna göre, hastaya bakmak ve hastayı uygun biçimde ziyaret etmek, dinî ve insanî bir görevdir. Bu zor zamanda insanın yanında olmak, yalnızlık duygusunu hafifletir, acıları paylaştırır ve tedaviyi olumlu yönde etkiler.

SONUÇ

Hastaya yönelik manevi bakım; Din Psikolojisi, Dinî Danışmanlık, Temel İslam Bilimleri vb. disiplinler arası bir konudur. Bu alana Temel İslam Bilimleri’nin katkısı önemlidir ve ülkemizde akademik dünyada Kur’an ve sünneti esas alan, kültürümüze uygun bir manevi bakım modeli teorisine ihtiyaç bulunmaktadır. Biz özellikle bu ihtiyacı gidermeye yönelik bir araştırma yaparak, bu makalede elde ettiğimiz verileri akademik dünya ile paylaştık. Böyle bir manevi bakım teorisine dayalı olarak, uygulamanın nasıl olacağı ise, başka araştırmaların konusu olduğundan bu konuya temas etmedik.

Bilindiği üzere Yüce Allah, Kur’an’da insanı niçin yarattığının cevabını verir ve bunu “kulluk etmesi için” şeklinde açıklar. İnsanoğlunun yeryüzünde varoluş sebebi budur. Aklı ve iradesi bulunan bir varlık olarak insanın, kul olmanın anlam ve değerini fark edip yaşayabilmesi için önce sağlıklı bir bedene sahip olması esastır. Çünkü ancak sağlıklı olursa önceliği asıl varoluş sebebi olacak, hasta olursa önceliği sağlığını yeniden kazanmak olacaktır. Oysa insandan beklenen, kul olma şuuruna varması, ibadetlerini yerine getirmesi ve dünya sorumluluklarını da devam ettirmesidir. Bu şekilde Allah ile diğer varlıklar ile ve dünya ile ilişkisini dengeli biçimde devam ettirebilir; hem kendi varlığını hem de ilişkilerini sağlıklı biçimde yürütebilir; dinini ve kendini de koruyabilir. İnsan için ruh ve beden sağlığını korumak bu nedenle önemlidir. Hastalık da sağlık da insan için doğal bir durumdur. Ancak, hastalık halindeki güçsüzlük, zayıflık gibi olumsuz durumlarla baş etmede bir takım yönlendirmeleri ayet ve hadisler de gerekli kılmıştır.

Buhari’nin Kitabu’l-Merda bölümünde geçen hadisler, hastalığa ve hastaya yaklaşım açısından nebevî yaklaşımın ortaya çıkmasında önemli bir kaynaktır. Bu bölümden anlaşıldığı üzere Hz. Peygamber, hastalığı bir imtihan olarak tanımlamış ve günahlara kefaret olduğunu belirtmiş, hastalığa sabrın önemli olduğunu, ne olursa olsun ölümün temenni edilmemesi gerektiğini vurgulamıştır. Diğer bölümlerde hastaya dua etmenin önemine, hastalık ve dua konularına yer verilmiş, dua etmenin hastalığın iyileşmesine olan katkısına değinilmiş, hasta ziyareti adabına da dikkat çekilmiştir.

Hastalık anı şüphesiz, maddi ve manevî olarak tedaviye ihtiyaç duyulan bir dönemdir. Bütüncül bir anlayışla, manevî destek hizmetleri de hastaların yanında olmalı ve insan onuruna yakışır bir ilgi ve özen hasta için sağlanmalıdır. Hastalara yeniden sağlığa kavuşturacak şekilde yaşam sebepleri oluş turmak ve kişinin kendisi ve Rabbi ile bu dönemde uyumlu diyalog kurmasını sağlamak, bu desteğin en önemli unsurlarıdır. Ülkemizde bu esaslara sahip manevî bir yaklaşım için, kaynağını Kur’an ve sünnetten alan bir uygulama modeline ihtiyaç vardır.


KAYNAKÇA

1 Ali Seyyar, Tıbbı Sosyal Hizmetlerde Manevi Bakım, Ragbet Yayınları, II. Baskı, İstanbul 2010, s. 56.

2 Serpil BAŞAR, “Hastanelerde Din Hizmeti İhtiyacı”, Tebliğ, I. Din Hizmetleri Sempozyumu, Ankara, 2007; “Hastanelerde Din Hizmeti Modeli”, Tebliğ, IV. Din Şurası, Ankara, 2009; “Almanya’daki Hastanelerde Din Hizmeti Uygulamaları”, Müzakere, I. Vaizler ve Vaizlik Sempozyumu, Ankara, 2011; “Hastanelerde Din Hizmetinin Eğitim Boyutu”, Tebliğ, Yaygın Din Eğitimi Sempozyumu, Ankara, 2012; Manevi Bakım Çalıştayı, Katılımcı, D.İ.B & Sağlık Bakanlığı, Ankara, 2012; Avrupa Hastaneleri’nde Manevi Bakım Uygulamaları LDV Projesi, Danışmanlık, İzmir-Kütahya, 2012; Hastane Manevi Destek Görevlisi Çalıştayı, Katılımcı, D.İ.B., Ankara, 2015; Hastane Manevi Destek Görevlisi Eğitimi, Eğitimci, D.İ.B, Ankara, 2015.

3 (01.05.2015) erişim. www.haksay.org.

4 (01.05.2015) erişim: www.saglik.gov.tr/…/sayisi224–rg-tarihi12011961–rgsayisi10705-s.

5 (01.05.2015) erişim: www.saglik.gov.tr/TR/belge/1-555/hasta-haklariyonetmeligi.html

6 Nurullah Altaş, “Hastanelerde Dini Danışmanlık Hizmetleri (Türkiye Uygulaması Üzerine Deneysel Bir Araştırma)”, AÜİF Dergisi, c.39, Ankara 1999, s.599-659; “Dini Danışmanlığın Teorik Temelleri”, AÜİF Dergisi, c.41, Ankara 2000, s.327-350; Arif Korkmaz, “Hastanede Dini Hayat: Teorik Çerçeve” Selçuk ÜİF Dergisi, Sayı, 29, Konya 2010, s. 283.

7 Mustafa b. Şemsuddin el-Karahisari, Ahteri Kebir, byy h. 1656, s. 963.

8 Şemseddin Sami, Kamus-i Türki, Kapı Yayınları, İstanbul 2004, s. 1325; İlhan Ayverdi, Misalli Büyük Türkçe Sözlük, Kubbealtı Neşriyat, İstanbul 2006, III, 1938; Ferid Develioğlu, Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Lügat, (haz. Aydın Sami Güreyçal), Aydın Kitabevi Yayınları, Ankara 1997, 14. Baskı, s. 580.

9 Mahmut Denizkuşları, Kur’an-ı Kerim ve Hadislerde Tıp, Marifet Yayınları, İstanbul 1996, s. 15.

10 Maide, 5/6; 88; En’am, 6/96; A’raf, 7/31; Enfal, 8/11; Tevbe, 9/108; Hac, 22/26; Kasas, 28/73; Ankebut, 29/45; Müddessir, 74/4 vb.

11 Tirmizi, Ebu İsa Muhammed b. İsa, es-Sünen, I-IV, Çağrı Yayınları, İstanbul, 1992,Tefsir, Sure, 102, V, 448.

12 Buhari, Ebu Abdillah Muhammed b. İsmail, el-Camiu’s-Sahih, Çağrı Yayınları, İstanbul 1992, Rikak, 1, III, 170; Tirmizi, Sünen, Zühd, IV, 550.

13 Müslim b. Haccac Ebu’l-Huseyn en-Nisaburi, el-Camiu’s-Sahih, I-III, Çağrı Yayınları, İstanbul, 1992, Kader, 34, III, 2052; İbn Mace, Muhammed b. Yezid Ebi Abdillah, es-Sünen, Çağrı Yayınları, İstanbul, 1992, Zühd, 14, II, 1395.

14 Tirmizi, Sünen, Zühd, 34, V, 574.

15 Müslim, Sahih, Birr, 52, III, 1993.

16 Buhari, Sahih, Merda, 1, VII, 2.

17 Bakara, 2/284; Şura, 42/30; Kalem, 68/17-33.

18 Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Azim Dağıtım, İstanbul, III, 90.

19 Ömer Nasuhi Bilmen, Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri, Akçağ Yayınları, Ankara, II, 673.

20 Taberi, Ebu Cafer Muhammed b. Cerir, Camiu’l-Beyan an Te’vili Ay’ilKur’an, Kahire, 1954, VII, 517.

21 Taberi, el-Camiu li Ahkami’l-Kur’an, VII, 519.

22 Müslüm, Sahih, Birr, 52; Taberi, el-Camiu li Ahkami’l-Kur’an, VII, 521; İbn Kesir, İsmail b. Ömer, Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azim, Daru’t-Tayyibe, Rıyad, 1999, II, 417.

23 Buhari, Sahih, Merda, 1, hadis, 1, VII, 2.

24 Buhari, Sahih, Merda, 1, hadis, 2, VII, 2.

25 Buhari, Sahih, Merda, 1, hadis, 4, VII, 3.

26 Buhari, Sahih, Merda, 1, hadis, 5, VII, 3.

27 Ahmed Naim, Kamil Miras, Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi, Ankara, 1978, XII, 63.

28 Buhari, Sahih, Merda, 2, hadis, 6, VII, 3.

29 Buhari, Sahih, Merda, 2, hadis, 7, VII, 3.

30 Buhari, Sahih, Merda, 3, hadis, 8, VII, 3.

31 Bakara, 2/156.

32 Zemahşeri, Ebu’l-Kasım Carullah Mahmud b. Ömer, el-Keşşaf an Hakaiki’tTenzil ve Uyuni’l-Ekavil fi Vücuhi’t-Te’vil, el-Mektebetü’t-Tevfıkıyye, Kahire, bty., I, 205.

33 Razi, Ebu Abdillah Muhammed b. Ömer Fahruddin, et-Tefsiru’l-Kebir (Mefatihu’l-Gayb) İstanbul, 1308, IV, 91.

34 Bakara, 2/216.

35 Şuara, 26/80.

36 Enbiya, 21/83.

37 Sa’d, 38/44.

38 Buhari, Sahih, Merda, 6, VII, 4.

39 Buhari, Sahih, Merda, 6, VII, 4.

40 Buhari, Sahih, Merda, 7, VII, 4.

41 Buhari, Sahih, Merda, 16, VII, 8.

42 Buhari, Sahih, Merda, 16, VII, 8.

43 Buhari, Sahih, Merda, 16, VII, 8.

44 Buhari, Sahih, Merda, 16, VII, 9

45 Buhari, Sahih, Merda, 19, VII, 10.

46 Buhari, Sahih, Merda, 19, VII, 10.

47 Buhari, Sahih, Merda, 19, VII, 10.

48 Buhari, Sahih, Merda, 19, VII, 10.

49 Tirmizi, Sünen, Tıb, 2, IV, 383; Ebu Davud, Sünen, Tıb, 1, IV, 192; İbn Mace, Sünen, Tıb, 1, II, 1137.

50 Buhari, Sahih, Fedailu’l-Kur’an, 9; İbn Kayyım el-Cevziyye, Tıbbu’n-Nebevi, Hikmet Neşriyat, çev. Yusuf Ertuğrul, İstanbul 2004, s. 232..

51 Alexıs Carrel, Dua, Yağmur Yayınları, İstanbul, 1967, s. 28.

52 Alexıs Carrel, Dua, s. 37.

53 Bakara, 2/186.

54 Mümin, 40/60.

55 Müslim, Sahih, Selam, 51, II, 1723.

56 Tirmizi, Sünen, Tıb, 32, IV, 410.

57 Tirmizi, Sünen, Cenaiz, 4, III, 304, Deavat, 111, V, 561; Ebu Davud, Sünen, Tıb, 17, IV, 212.

58 Tirmizi, Sünen, Deavat, 112, V, 561.

59 Buhari, Sahih, Merda, 18, VII, 9.

60 Buhari, Sahih, Merda, 20, VII, 11.

61 Buhari, Sahih, Merda, 21, VII, 11.

62 Buhari, Sahih, Merda, 21, VII, 11.

63 Buhari, Sahih, Merda, 4, VII, 4; Cihad 171, IV, 30; Et’ime 1, VI, 195; Nikah 71, VI, 143.

64 Buhari, Sahih, Merda, 4, VII, 4.

65 Buhari, Sahih, Merda, 5, VII, 4.

66 Buhari, Sahih, Merda, 10, VII, 6, Merda, 14, VII, 7.

67 Buhari, Sahih, Merda, 11, VII, 6. 68 Buhari, Sahih, Merda, 12, VII, 6.

69 Buhari, Sahih, Merda, 13, VII, 6.

70 Buhari, Sahih, Merda, 13, VII, 7.

71 Buhari, Sahih, Merda, 14, VII, 7

72 Buhari, Sahih, Merda, 14, VII, 7.

73 Buhari, Sahih, Merda, 15, VII, 7.

74 Buhari, Sahih, Merda, 15, VII, 8.

75 Buhari, Sahih, Merda, 17, VII, 8.

76 Tirmizi, Sünen, Cenaiz, 2, III, 301; Ebu Davud, Sünen, Cenaiz, 3, III, 475; İbn Mace, Sünen, Cenaiz, 2, I, 464.

77 İbn Mace, Sünen, Tıb, 4, II, 1140.

78 İbn Mace, Sünen, Tıb, 2, II, 1137; Cenaiz 1, I, 461.

79 Buhari, Sahih, Cenaiz, 2, II, 70; Müslim, Sahih, Libas, 114, II, 1675; Tirmizi, Sünen, Edeb, 45, V, 117.

80 Tirmizi, Sünen, Edeb,1, V,  80; İbn Mace, Sünen, Cenaiz, 1, I, 461.

81 Müslim, Sahih, Birr, 43, III, 1990.

82 Tirmizi, Sünen, Tıb, 35, IV, 412.

83 İbn Mace, Sünen, Cenaiz, 1, I, 461.

84 Buhari, Sahih, Merda, 17, VII, 8; İlim, 39.