Mevlânâ İdris-i Bitlisî ve Manzum Kırk Hadîs Tercümesi: Hadîs-i Çihil

Mevlânâ İdris-i Bitlisî ve Manzum Kırk Hadîs Tercümesi: Hadîs-i Çihil

Cilt/Sayı

2013 24. cilt – 2. sayı

Yazar

Bülent AKOTa

aTasavvuf AD, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, İslâmî İlimler Fakültesi, Ankara

Öz

İdris-i Bitlisî, XV. yüzyılın ikinci yarısıyla XVI. yüzyılın ilk çeyreğinde yaşamış II. Bayezid ile Yavuz Sultan Selim’e müşâvirlik yapmış çeşitli ilim dallarında da eserleri bulunan önemli bir düşünür ve devlet adamıdır. Daha çok, II. Bayezid’in isteği üzerine kaleme aldığı Heşt Bihişt adlı eseri ile tanınmaktadır. Bu makalede İdris-i Bitlisî’nin hayatıyla birlikte Osmanlı Türkçesi eserlerinden olan “Hadîs-i Çihil” konu edilmiştir. Bu eser, İdris-i Bitlisî’nin Kırk Hadîsle ilgili kaleme aldığı üçüncü eseri olup talik hatla Osmanlı Türkçesi yazılmıştır. Hadîs metninden sonra ilgili konuda açıklayıcı birer beyit verilmiştir. Günümüzde bu eserin görebildiğimiz kadarıyla tek nüshası mevcut olup İstanbul Millet Kütüphanesi, Ali Emiri Koleksiyonu içindedir. Çalışmada İdris-i Bitlisî’nin hayatı ve eserleriyle birlikte bu eserin telif gayesi, metodu ve içeriği hakkında bilgiler verilmektedir.

Anahtar Kelimeler

İdris-i Bitlisî, Hadîs-i Çihil, tasavvuf, ahlâk

Abstract

İdris-i Bitlisi, who was lived between the second half of the XV. century and in the first quarter of the XVI. century, is an important thinker and statesman who has many works in various branches of learning. Rather at the request of Sultan Bayezid II, he has written Heşt Bihişt for which is known. In this article, from Ottoman works together with his life, the “Hadith Cihil” is included. This work, is his third work on “Forty Hadith” which is written in the Ottoman language. After giving the text of the hadith he gave related couplets a descriptive matter. Today, a single copy of his work is available. İn İstanbul National Library, Ali Emiri Collection. İdris-i Bitlisi’s life and his work, the aim of his work, the aim of copyright, methody and content related information is provided.  

Keywords

İdris-i Bitlisî, Hadith Cihil, tasavvuf (Islamic Mysticism) ethic


Hadîs-i Erbaîn ya da Hadîs-i Çihil, kırk hadîsten meydana gelen hadîs derlemeleridir.1 Osmanlı müellifleri veya diğer Müslüman topluluklardan olan kalem erbâbı, Kırk Hadîs tercümeleri kaleme almıştır.2 Kırk Hadîs telif edenler Hz. Peygamber’in özellikle nasihatlerini, hükümlerini uzun veya kısa şekilde derlemeyi tercih etmişlerdir.3 Bu derlemeler şekil bakımından, mensûr, mensûr-manzûm ve manzûm olan şeklinde üçe ayrılır. Muhtevâ bakımından ise; muhtevânın şekli, seçim prensibi, mahiyeti ve muhtelif mevzular olmak üzere Kırk Hadîsi dört başlık altında toplamak mümkündür.4

Bu tür eserlere Müslümanların bulunduğu her coğrafyada, tarihin her döneminde rağbet edilmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v.), sünnetine tabi olanları övmüş, bu konuda daima ümmetini teşvik etmiştir. Bunun yanında Müslümanlar tarih boyunca hadîs konusunda hassasiyet göstermiş; bu durum gerek dersler yoluyla gerek ezber yoluyla asırlarca ibadet neşvesi içinde devam etmiştir. Özellikle Hz. Peygamberin “ümmetim içinde din emirlerine dair kırk hadîs ezberleyeni Allah Teâlâ, kıyamet günü fakîhler ve âlimler zümresi içinde diriltir”5 hadîsi, kaynaklar tarafından zayıf hadîs olarak nitelendirilmiş olsa bile çokça kabul görmüş, Kırk Hadîs yazma geleneğinin oluşmasında etkili olmuştur.6

Âlim ve şairler, Kırk Hadîs ile ilgili eserlerini, peygamberin şefaatine nail olmak, dünyada huzur bulmak, âhirette kurtuluşa ermek, cennete girmek, cehennemin azabından korunmak, peygamberin feyzinden istifade ederek dünya kaygısından, sıkıntılardan kurtulmak, daima Hz. Peygamberi hatırda tutmak, hayırla yâd edilmek gibi niyetlerle kaleme almışlardır.7

Tarihî sürece bakılacak olursa, ilk meyvesini Hicri II. asrın son yarısında veren Erbe’ûn Hadîs çeşidi, İslâm ümmetinin hayat felsefesi ve safhaları ile umumî surette alâkadar olup mütevazı bir yol üzerinde inkişafını devam ettirerek dinî, talimî, ahlâkî, içtimaî ve edebî mahiyette vücuda getirilen yüzlerce risale ile Arap, İran ve Türk edebiyatlarında tesir ve nüfuzu geniş bir dini edebiyat sahası oluşturmuştur.8 Bu açıdan Araplarda ‘Kırk Hadîs’ geleneği Abdullah el-Mervezî ile başlar. Âcûrrî, İbn-i Ved’an, Silefî gibi âlimlerin Kırk Hadîs’lerini önemli bir âlim olan Nevevî’nin “Hadîs-i Erbaîn”i takip eder. Nevevî’nin bu eseri, en fazla tanınan Kırk Hadîs eserlerinin başında gelir. Bu eserin sayısız Türkçe ve Farsça tercüme ve şerhleri mevcuttur. Farsça Kırk Hadîs tercümelerinde “bu eserlerin dini karakterinin hemen yanı başında edebi hüviyetin de yer alması ve hatta zamanla, bu sonuncu vasfın, ötekine galip gelmesi” önemli bir husustur.9

Bunun yanında mutasavvıfların yazdığı tasavvufî hadîs şerhlerinin amelî tasavvufa yönelik olanları, tasavvufun nazarî ve fikrî tarafına ağırlık vererek yazılanlarından çoktur. Mutasavvıflar, genellikle Kırk Hadîs geleneğine bağlı kalarak, hadîs mecmûa ve şerhleri telif ettikleri gibi, bir tek hadîs için şerhler de yazmışlardır. Mutasavvıfların tasavvufî hadîs şerhi konusunda yazdıkları eserler, sayı itibariyle tasavvufî tefsirlerden az değildir.10

Özellikle Sadreddin Konevî, İsmail Hakkı Bursevî, Rıhletî, Melâmî Dede vb. önemli isimlerin Kırk Hadîs konusundaki eserleri bunun en büyük delilidir.11 Bilindiği gibi kırk sayısı, tasavvuf düşüncesinde önemli bir yere sahiptir. Bu sayıya atfedilen önem, Hz. Musa’nın Tûr dağında, Hz. Allah ile olan kırk günlük münacâtıyla temelini bulur. Hiyerarşik veliler zümresinde, kırklar da Allah (c.c.)’ın bahşettiği tasarruf yetkisiyle dünyanın hükümranlığına iştirak eder. Kırk, olgunluk yaşı olarak görülür. Hz. Muhammed (s.a.v.)’e peygamberlik kırk yaşında gelmiştir.12 Birçok tasavvuf makamlarının kırk olması, özellikle Bektâşîlik’te dört kapı kırk makamın bulunması da önemlidir.13

Osmanlı döneminde muhaddisler, mutasavvıflar ve şairler başta olmak üzere değişik kesimlerden birçok kişi kendi alanı ile ilgili konularda Kırk Hadîs derlemeye yönelmiş, böylece çok faydalı ve orijinal eserler vücut bulmuştur. Kırk Hadîs geleneği içinde yer alan İdris-i Bitlisî, (ö. 926/1520) Osmanlı Devleti’ne önemli hizmetlerde bulunarak tarihe mâl olmuş düşünürlerden biri olup, devlet adamlığı vasfının yanı sıra âlimlik vasfı ile de temayüz etmiş; tefsir, hadîs, fıkıh, kelam, tasavvuf, tarih ve tıp gibi farklı alanlarda çok sayıda eser kaleme almıştır. Onun eserlerinin çoğu günümüze kadar gelmiş ve bilim adamlarınca tetkik edilmiş; ancak birkaçı hakkında herhangi bir bilgi edinilememiştir. Makaleye konu olan, Osmanlı Türkçe’siyle telif ettiği “Hadîsi Çihil” adlı eseri, manzûm bir Kırk Hadîs çalışması olarak kendi içinde ilk olma özelliğini taşımaktadır. Bu konuda yapılmış çalışmalarda görülen en önemli eksiklik, müelliflerin biyografilerine hiç yer verilmemesi veya bu yönün yüzeysel kalmasıdır. Dolayısıyla “eserler kadar eserin sahibini de tanımak ve hakkında bilgi almak önemlidir” düsturundan yola çıkarak İdris-i Bitlisî’nin hayatı ve eserlerini kısaca tanıtmakla çalışmaya başlanacaktır.

İDRİS-İ BİTLİSÎ’NİN HAYATI

Lakablarıyla birlikte tam künyesi; Mevlânâ Hakîmüddin İdris Mevlânâ Hüsameddin Ali el-Bitlisî’dir. “Mevlânâ” ve “Hakîmüddin” onun lakaplarıdır. Ayrıca “Kemâlüddin” lakabıyla da anılmıştır. Bitlis asıllı olduğu için “Bitlîsî” nisbetiyle anılır. İdris-i Bitlisî, Türkçe, Farsça ve Arapça olarak yazdığı tüm şiirlerinde “İdris” adını mahlas olarak kullanmıştır.14 Onun Şia’ya mensup olduğu iddia edilse bilse ağırlıklı görüş15 onun Sünnî ve Hanefî mezhebine mensup olduğudur.16 Kendisi Bitlis’in soylu ailelerinden olup17 annesinin ismi hiç bir kaynakta geçmemekle beraber babası, Mevlânâ Şeyh Hüsameddin Ali el-Bitlisî’dir. Babası daha çok mutasavvıf olarak tanınan, âlim ve faziletli bir kimsedir. Babasının, Nurbahşî Tarîkatının kurucusu Seyyid Muhammed Nurbahşî’nin halifesi olduğu18 söylenmektedir. Ancak o, Sühreverdiyye Tarîkatına bağlı Şeyh Ammar b. Yâsir el-Bitlîsî adlı şeyhin müridlerinden19 olup Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın hizmetinde bulunmuş; bu devletin başkenti Diyarbakır’daki sarayda saray kâtipliği yaptıktan sonra 900/1495 yılında Tebrîz’de vefat etmiş ve oraya gömülmüştür.20 İdris-i Bitlisî’nin soyundan babası dışında, hakkında bilgi edinilen hiç kimse bulunmamaktadır. Bazı kaynaklarda bir amcası olduğu ve bu amcasının da hac emîri olan ve İdris-i Bitlisî’ye hac yolculuğunda refakat eden bir oğlu olduğu yönünde verilen bilgiler tutarlı değildir.21

Kaynaklarda, İdris-i Bitlisî’nin doğum tarihi hakkında kesin bir bilgi verilmemiştir. Onun 856- 861/1452-1457 tarihleri arasında doğduğu söylenebilir. Bu bilgiyi de 926/1520’de ölmesi kuvvetlendirmektedir.22 Bazı kaynaklarda onun nisbesinden yola çıkılarak Bitlis’te doğduğu ileri sürülmekte;23 bazı kaynaklarda da nisbenin her zaman doğum yerini göstermediğine dikkat çekilmekte ve İdris’in babasının bir süre Diyarbakır’da Uzun Hasan’ın (ö. 882/1478) hizmetinde bulunmuş olması hasebiyle Diyarbakır’da doğmuş olabileceği belirtilmektedir.24 Bu hususta, bir mecmuada geçen bazı önemli bilgiler, İdris-i Bitlisî’nin25 doğum yerinin Rey’e bağlı Sûlikân nahiyesi olarak kayıtlı olduğunu gösterir.26 Bu durumda onun Bitlis’e nispetle söhret bulmuş olması, muhtemelen babasının ya da atalarının Bitlis’li oluşundan kaynaklanmaktadır.27

İdris-i Bitlisî’nin eserleri, onun çocukluk ve gençliğinde çok iyi bir eğitim gördüğünü ortaya koymaktadır. Kimlerden ve nerelerde hangi ilimleri tahsil ettiği kaynaklarda zikredilmemiştir. İlk tahsilini özellikle de hadîs ve tasavvuf ilmini daha çocukken babasından öğrenmiştir.28 Fakat devrinin geleneğine bakılarak, Arapça ve Farsça gibi dillerle beraber aklî ve dinî ilimleri en iyi hocalardan öğrendiğini eserlerinden anlaşılmaktadır. İlmî çalışmalarını Bitlis, Diyarbakır ve Tebrîz çevresinde yapmıştır.29 İyi bir aile yaşantısına da sahip olan İdris-i Bitlisî, Zeynep Hatun’la evlenmiştir. Mustafa ve Mehmet isimli iki çocuğundan söz edilmektedir. Bunlardan bilinen ve tanınanı Çelebi lakabıyla da anılan, ilim ve siyaset adamı Ebu’l-Fazl Mehmet Efendi’dir.30

Ömrünün son senelerini İstanbul’da ilmî çalışmalar yaparak ve eserler yazarak geçiren İdris-i Bitlisî, Zilhicce 926/Kasım 1520 tarihinde, Yavuz Sultan Selim’in vefatından kısa bir müddet sonra vefat etmiştir. Hemen bütün kaynaklar İdris-i Bitlisî’nin İstanbul’da vefat ettiğini kaydetmiş, ancak vefat tarihini farklı zikretmiştir. Kimisi h. 921/m.151531 yılını, kimisi de h. 930/m. 152332 yılını ölüm tarihi olarak belirtir. Son dönemde bulunan arşiv belgesinde vefat tarihi ile ilgili olarak verilen bilgi,33 oğlu Ebu’l-Fazl Mehmed Efendi’nin “Selim-nâmede”verdiği bilgi ile de uyuşmaktadır. Ebu’l-Fazl Mehmed, babasının Yavuz Sultan Selim’in vefatından iki ay sonra, 7 Zilhicce 926 /18 Kasım 1520 tarihinde İstanbul’da vefat ettiğini belirtmiştir.34 Kabri de İstanbul’da Eyüp ilçesinin aynı isimle anılan semtinde, “İdris Köşkü” veya “Çeşme” denilen yerde, hanımı Zeynep Hatun’un vakfederek yaptırdığı mescidin bahçesindedir.35

SİYASÎ, İLMÎ VE TASAVVUFÎ YÖNÜ

İdris-i Bitlisî, siyasetin inceliklerini iyi bilen, çok zeki bir âlimdir.36 Onun kabiliyetlerini farkeden Akkoyunlu hükümdarı Yakûb Bey, II. Bayezid’in zaferlerini kutlamak için 1485 yılında ona gönderdiği mektubu İdris-i Bitlisî’ye yazdırmıştır. II. Bayezid de gıyabında tanıdığı İdris-i Bitlisî’nin bu mektubunu çok beğenmiştir.37 Bundan dolayı onu İstanbul’a davet eder. Safevî hâkimiyeti ve tazyikinden rahatsız olan İdris-i Bitlisî, aldığı bu davet üzerine İstanbul’a gelir. II. Bayezid, ona maaş bağlar ve sarayda muvakkı’ı38 olarak görev verir.39

Osmanlıda vak’a-nüvislik başlatma düşüncesinde olan II. Bayezid 1502 yılında Farsça bir Osmanlı Tarihi yazması için İdris-i Bitlisî’yi görevlendirir. İdris-i Bitlisî, Osmanlı tarihini yazma işini iki buçuk yıl içerisinde tamamlayarak, Heşt Bihişt adlı eserini II. Bayezid’e sunar ve elli bin akçe nakit ile ödüllendirilir. Daha sonraki yıllarda da II. Bayezid’in in’am ve ihsanlarına mazhar olan40 İdris-i Bitlisî Mekke’deyken II. Bayezid 1512 yılında vefat eder. Sonrasında Yavuz Sultan Selim tahta geçip Anadolu birliğini sağladıktan sonra İdris-i Bitlisî’nin tekrar İstanbul’a dönmesini ister. Ona para ve resmî davetiye gönderir. Bu gelişme üzerine İdris-i Bitlisî, kara yoluyla İstanbul’a döner.41 İdris-i Bitlisî’nin gayretleri Yavuz Sultan Selim’in de ona destek vermesi sonucunda, bugün Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Musul ve Kerkük’den itibaren Kuzey Irak ve Haleb’i de içine alan Kuzey Suriye bölgelerinde yaşayan çok sayıda Arap, Türkmen ve Kürt aşiretleri Osmanlı Devleti’ne katılmış ve yıllar sürecek savaşlarla elde edilemeyecek zaferler elde edilmiştir.42

Onun en çok ilgilendiği konulardan birisi de tasavvuftur. Bu konuda babasının etkisinin büyük olduğu söylenebilir. Çünkü babası Sühreverdiyye Tarîkatına ve öğretisine bağlı bir mutasavvıftır. İdris-i Bitlisî’nin mutassavvıflık yönü hakkında pek fazla bir şey bilinmemektedir. Babası gibi tasavvufla da meşgul olan ve “zamanındaki bütün sufilerin mürîdi olduğunu” belirten müellifin herhangi bir tarîkat şeyhine bağlı bulunmadığı anlaşılmaktadır.43 Onun tasavvufla ilgili eserlerinin konu ve başlıkları az da olsa onun tasavvufî eğilimi hakkında bir kanaat vermektedir. O, Sühreverdilik ve şahsen irtibatta olduğu İbrahim Gülşenî’nin kurucusu olduğu Halvetiliğin Gülşeniye kolundan ziyade, vahdet-i vücûd ekolüne özellikle İbnü’l-Fârız ve İbnü’l-Arabî gibi ünlü mutasavvıflara ilgi duymuştur. Tasavvufun pratik yönüyle değil, teorik yönüyle daha çok ilgilenmiştir. Bu sebeple İdris-i Bitlisî’nin, Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin vahdet-i vücûd düşüncesinin etkisinde bir mutasavvıf olduğu söylenebilir. Özellikle ilk Osmanlı mutasavvıfı Dâvud-u Kayserî’nin (ö.1350) vahdet-i vücûd tarzı tasavvuf anlayışını Anadolu’da yaymasından sonra İdris-i Bitlisî gibi bütün Osmanlı entellektüeli hemen bu tasavvuf anlayışını benimsemiştir. Ancak onun bir tasavvuf ekolüne bağlı olduğunu açık olarak belirten bir bilgi yoktur.44

Eserleri

İdris-i Bitlisî çok çeşitli konularda ve farklı dillerde eserler kaleme almıştır. Eserlerinin konusu, felsefeden tıbba, siyasetten tasavvufa, tarihten hadîs ve tefsire kadar çesitli ilim dallarını kapsamaktadır. İdris-i Bitlisî’nin şiirlerinin ve mektuplarının toplandığı mecmualar da dahil eserlerinden bir kısmına henüz hiç bir yerde rastlanamamıştır. On dokuz eseri, çeşitli kütüphanelerde bulunmaktadır.

Mevcut eserleri

Risâletü’1-İbâ’an Mevâkiî’1-Vebâ45

Risâle fî’t- Tâ’ûn ve Cevâzi’l-Firar Anhu: İki ayrı tıp kitabı olarak belirtilmiştir. Eserler, Arapça olup veba hastalığını ve ondan korunma yollarını anlatmaktadır.46

Tercüme-i Hayâti’l-Hayavân: Mısır’lı âlim Kemâleddîn Muhammed b. Musa el-Demirî’nin (ö.1406) meşhûr Hayâti’l-Hayavân adlı eserinin Farsça tercümesidir. Hayvan adlarının alfabetik sıraya dizilmiş olduğu bu tercümeyi İdris-i Bitlisî, Mısır’ın fethi sırasında yapmış ve Yavuz Sultan Selim’e ithâf etmiştir.47

Risâle-i Bahâriyye Rabî’a’l-Ebrâr: Kozmolojiyle ilgili bir eserdir. Akkoyunlu Sultanı Yakûb Bey’in saltanatının sonlarına doğru Farsça yazılmış ve ona ithaf edilmiştir.48

Risâle fi’n-Nefs: Arapça olarak kaleme alınmış olan eserin konusu, rûh ve onunla ilgili çeşitli meselelerdir.49

Münâzara-i Işk bâ Akl: Yarı felsefî, yarı tasavvufî mahiyetteki eser, nesir türünde Farsça yazılmıştır. Aşk ve akıl konularını ele almaktadır.50

Mir’âtü’I-Uşşâk: Farsça olarak yazdığı ve Yavuz Sultan Selim’e ithaf ettiği bu tasavvufî eseri nesir ve nazım karışımı bir eser olup, bir giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Tasavvuf deyimleri, çeşitli tasavvufî konular ve cifr gibi sırrî meseleler eserin konusunu oluşturmaktadır.51

Şerhu Hakki’l-Yakîn: Mahmûd Şebüsterî’nin (ö.1321) Hakku’l-Yakin adlı tasavvufî eserinin Farsça şerhidir. İdris-i Bitlisî, bu eserini, II.Bayezid’in saltanatının son zamanlarında Mekke’deyken yazmayı tasarladığı halde Yavuz Sultan Selim döneminin ilk yıllarında yazabilmiştir. Dolayısıyla bu eser, 1512-1514 yılları arasında yazılmış olmalıdır. Eser sekiz kısımdan oluşmaktadır. Eserde çeşitli tasavvufî konular ve Vahdet-i Vücûd meselesi işlenmiştir. İdris-i Bitlisî bu eserini Yavuz Sultan Selim’e ithaf etmiştir.52

Mir’âtü’l-Cemâl: Siyaset ve ahlâk türü eserlerinden birisidir. II. Beyazıd devrinde Farsça olarak yazılmış ve ona takdim edilmiştir. Ahlâk ve siyasetle ilgili veciz ve hikmetli sözlerle doludur. Sultanlara ve idarecilere siyasette yol gösterici tavsiyeler içerir.53

Kânûn-i Şâhenşâhî: Siyaset ve ahlâk türü eserlerinden biridir. Mir’âtü’l-Cemâl ile bazı benzerlikleri olup Farsça yazılmıştır. Bu iki eserinde de İdris- i Bitlisî, büyük ölçüde başta Celâleddîn Devvânî’nin Ahlâk-ı Celâlî veya asıl adıyla Levâmiu’lİşrâk fi Mekârimi’l-Ahlâk adlı eserinden alıntılarla, Abdurrahman Câmî, Senânî, Firdevsî, Sa’dî ve Hafız gibi şâir ve düşünürlerin sözlerinden ve şiirlerinden nakillerde bulunmuştur. Bir giriş ve dört bölümden oluşan Kânûn-i Şâhenşâhî, aslında bir kanun değil, Osmanlı Devleti’ni ilgilendiren mühim bir siyasetnamedir.54

Münâzarâtü’s-Savm ve’l-Îd: Oruç ve Ramazan bayramı ile ilgili meselelerin anlatıldığı eser II. Bayezid zamanında 908/1502 yılında Farsça olarak yazılmıştır. Kısmen nesir ve kısmen nazım türünde bir eserdir. II. Beyazıd’a ithaf edilmiştir.55

Şerhu Esrâri’s-Savm min Şerhi Esrâri’l-İbâdîn: Fıkıh konusunda Arapça olarak kaleme alınmış olan bu eserini Mekke’de iken 917/1511 yılında yazmıştır ve onu Memlûk Sultanı el-Gavrî’ye ithaf etmiştir.56

Tercüme ve Tefsîr-i Hadîs-i Erbain: Bu eser, kendi babası Mevlânâ Hüsameddin Ali Bitlisî’den dinlediği hadîsleri Farsçaya tercüme ve şerhinden ibarettir. Mesâbîhü’l-Sünne ve Mişkatü’l-Mesâbîh adlı eserlerden topladığı kırk sahih hadîsin önce her birinin manzum tercümesini yapmakta daha sonra nesir olarak yorumlamaktadır. Kırk sahih hadîsten mürekkep olup ilk yirmisi marifetullah, itikat, îmân, cennet, geri kalanı da insanî ameller, melekût ve ahlâk mevzularını içerir. Bu kitabında üç sene boyunca sürekli peygamber haberlerinin hizmetine devam ettiğini ve Hz. Peygamber’in hadîslerinden, arınmış gönülleri pak kılmak ve görmeyen gözleri aydınlatmak için kırk cevheri seçtiğini söyler.57

Tercüme ve Nazm-ı Hadîs-i Erba’în: İdris-i Bitlisî’nin ikinci Farsça Kırk Hadîs kitabıdır. Birinci Kırk Hadîs kitabında olduğu gibi, Kırk Hadîsin önce nazım olarak kıtalarla Farsça tercümesi verilmekte, sonra yine nazım olarak her bir hadîsin yorumu yapılmaktadır. Bu Kırk Hadîsten ilk onu imân ve İslâm’la, ikinci onu iyi ve kötü amellerle, üçüncü onu ahlâken fazilet sayılan veya sayılmayan şeylerle, dördüncü onu ise âhiretle ilgilidir. Önsözünde, İdris-i Bitlisî bu eserini elli yaşını geçtikten sonra kaleme aldığını ve ömrünü, faydasız işlerde geçirdiğini söyler. Bundan böyle kalan ömründe Hz. Peygamber’in şefaatine nâil olmak ümidiyle bu eseri yazdığını belirtmektedir.58

Hadîs-i Çihil Tercümesi:59 İdris’in Kırk Hadîs ile ilgili kaleme aldığı üçüncü eseri olup Osmanlı Türkçe’si ile talik hattında yazılmıştır. Hadîs metninin ardından birer beyitle Osmanlı Türkçe’sine tercüme edilmiştir.60 Ayrıca bu çalışmada da ele alınan eserdir.

Haşiye alâ Tefsîr-i Beyzâvî: İdris-i Bitlisî’nin tefsirle ilgili tek eseri olup meşhûr müfessir Kadı Beyzâvî’nin (ö.1286) Envârü’t-Tenzîl ve Esrârü’tTe’vîl adlı tefsir eseri üzerine yaptığı hâşiyesidir. Bu haşiye, Beyzâvî’nin tefsir ettiği bütün Kur’ân âyetlerini kapsamamaktadır. Ancak seçtiği âyetler ve onların tefsirlerinin haşiyelerinden, yani kısa yorumlarından ibarettir. Eser Arapça yazılmış ve II. Beyazıd’a ithaf edilmiştir. Eserin baş kısmında, İdris-i Bitlisî’nin aynı sultana sunduğu Kaside-i Beliğa da yer almaktadır.61

Selimşâh-nâme: İdris-i Bitlisî’nin Osmanlı tarihiyle ilgili Selim-nâmeler türünden olan bu eseri, sadece Yavuz Sultan Selim dönemini konu alır. İdris-i Bitlisî bu eserini Yavuz Sultan Selim’in isteği üzerine yazmıştır. Eser seksen bin kadar mısrayı içermekte olup, kısmen nesir ve kısmen nazım türünde Farsça yazılmıştır. Konusu, Yavuz’un doğumu, çocukluğu, valiliği, yaptığı savaşlar, 918/1512 yılında padişah oluşu ve İdris-i Bitlisî’nin bizzat müşahede ettiği 917-926 (1512-1519) yılları arasında meydana gelen olaylardır.62

Risâle-i Hazânîyye: Bu eser, daha çok bir seyahat kitabı olmakla birlikte, Akkoyunlu devletiyle ilgili bilgiler içermesi bakımından tarihle ilgili eserlerindendir. Akkoyunlu hükümdarı Sultan Yakûb Bey adına yazılmıştır. İdris-i Bitlisî’nin, Yakûb Bey ile Azerbaycan’dan Erivan’a yaptığı seyahati konu almaktadır. Bu eserinde gördüğü yerlerdeki coğrafi güzelliklerden, tarihi eserlerden bahseder. Petrol kuyularından bahsetmesi de devri açısından ilginç bilgilerdir. Bu eser belki de İdris-i Bitlisî’nin kaleme aldığı ilk eserdir. Farsça yazılmıştır ve Nizamî Gencevî’nin şiirlerinden iktibaslar epeyce yer tutmaktadır.63

Heşt Bihişt: İdris-i Bitlisî’nin Osmanlı tarihiyle ilgili en önemli eseri ve bütün eserleri arasında en çok tanınanı Heşt Bihişt’dir. Eser Farsça yazılmıştır ve başlığı da Farsça’dır. Başlığının manâsı “Sekiz Cennet” demektir. Sultan II. Beyazıd, Osmanlıların resmi tarih yazıcılığını başlatmak amacıyla devrin âlimlerinden İdris-i Bitlisî’ye 908/1502 yılında, Atâ Melik el-Cüveynî, Vassâf, Muînüddîn Yezdî ve Şerafeddîn Yezdî gibi meşhûr tarihçilerin eserlerine benzer bir Osmanlı tarihi yazmasını emreder. Bunun üzerine İdris-i Bitlisî, kendi ifadesiyle “iki yıl altı ay” içinde Osmanlı tarihini yazar ve 911/1506 yılı ortalarında eserini Heşt Bihişt adıyla II. Bayezid’e sunar. İdris-i Bitlisî, bu eserine Arapça olarak Kütübü’s-Sıfati’s- Semâniyye fî Ahbâri’l- Kayâsırati’l-Osmaniyye diyerek ikinci bir ad da koymuştur. Heşt Bihişt 1505-1506 tarihinde yazımı tamamlanmış olmakla birlikte hatime (netice) kısmı, II. Bayezid’in ölümü ve Yavuz’un tahta çıkısıyla yani 1512 yılı olaylarıyla ilgilidir. Bu durumda eserin ana kısmı, 1506 yılında tamamlanmış olsa bile, hatime kısmının 1512 yılından kısa bir süre sonra yazıldığını düşünebiliriz. Dolayısıyla bir bütün olarak eserin bitiş tarihinin en erken 1512 yılı olduğunu söyleyebiliriz. Heşt Bihişt, II. Beyazıd da dahil ilk sekiz Osmanlı padişahı ve onların dönemlerini konu almaktadır. Çok güzel fakat ağdalı bir üslûpla kaleme alınmış edebî bir eserdir. Esasen mensur olarak kaleme alınmakla birlikte eserde yaklaşık sekiz bin mısra tutarında kaside ve rubailer de vardır. Heşt Bihişt, bir önsöz (mukaddime), sekiz bölüm (Bihişt) ve bir netice (hatime)den oluşmaktadır. Her bölüm de kendi içinde önsöz, giriş, çeşitli alt bölüm ve neticeden oluşmaktadır.64

Kayıp eserleri

Tuhfe-i Dergâh-ı Âlî: Eser, bazıları tarafından kabul edilirken65 bazılarınca da kabul edilmemektedir.66

Şerhu Fusûsi’l-Hikem: İsmi kayıtlarda geçen ancak elimizde olmayan bu eser, İdris-i Bitlisî’nin şerhlerinin en önemlisidir. Bursalı Mehmed Tahir’in67 İdris-i Bitlisî’ye atfettiği bu eser, adından da anlaşılacağı gibi, Muhyiddîn İbnü’l-Arabî’nin (ö.1240) meşhûr eseri Fusûsu’l-Hikem’in muhtemelen Arapça yapılmış bir şerhidir.

Şerhu Kasîdeti’1-Hamriyye: Meşhûr mutasavvıf İbnü’l-Fârız el-Mısrî (ö.1235)’nin Kasîdeti’1- Hamriyye adlı eserinin Arapça şerhi olup bugüne kadar bu eserin hiç bir nüshasına rastlanamamıştır. Râfizilere Reddiye: İdris-i Bitlisî’nin Arapça olarak Râfizilere yazdığı reddiyesidir. Hakkında başka bir bilgimiz olmayan bu eserin hiç bir nüshasına rastlanamamıştır.68

Kenzü’I-Hafî fi Beyânı Makamâti’s-Sûfî: Bu eserin varlığından bahsedilmekle69 beraber, bu eserin de hiçbir nüshasına bugüne kadar rastlanmamıştır.

HADÎS-İ ÇİHİL’İN NÜSHA TAVSİFİ VE MUHTEVASI

Hadîs-i Çihil Tercümesi, talik tarzıyla yazılmış olup matbu’ nüshası bulunmamaktadır. Sadece bir yazma nüsha günümüze kadar ulaşmıştır. Bu nüsha, İstanbul Millet Kütüphanesi, Ali Emiri Koleksiyonunda, 810 numarayla kayıtlıdır ve 100×110 mm. ölçülerindedir. Cetveller ve hadîsler, kırmızı renkte olup, on satır, on bir varaktan müteşekkildir. Her sayfada iki Arapça hadîs metni ile Osmanlı Türkçe’si manzum açıklaması mevcuttur. Eserin adında geçen “çihil” kelimesi Farsça olup, Arapça’daki“erbaîn” yerine kullanılmış olup kırk ifadesini karşılamaktadır.

İdris-i Bitlisî’nin manzum şerh niteliğindeki Osmanlı Türkçe’si ile yazdığı Hadîs-i Çihil Tercümesi bugüne kadar incelenmemesi sebebiyle önem arz etmektedir. Aynı zamanda bu eser, müellifin Kırk Hadîs’le ilgili kaleme aldığı üçüncü eseridir.70 Eserin içeriğine bakıldığında ise, müellifin kitabın girişine Arapça olarak dua ederek başladığı ve kitap hakkında açıklama yaptığı görülmektedir. Hadîslerin manzum tercümesinde fâ’ilâtün/fâ’ilâtün/fâ’ilâtün/fâ’ilün ve fâ’ilâtün/fe’ilâtün/fâ’ilâtün/fâ’ilün aruz ölçüsü kalıpları kullanmıştır.

O, Kırk Hadîs tercümesi yazan birçok müellif gibi, âhirette şefaate nâil olmak ve kendinden öncekilere benzer bir eser meydana getirmek için yola çıkmıştır.71 Müellif, eserin giriş kısmında “kendi dışındakileri yaradan Allah’a hamd olsun”72 cümlesiyle öncelikle Allah’a hamd ederek başlar. Daha sonra “Allah Teâla, Muhammed (s.a.v.)’i şereflendirdi ve onu seçti. Ona ve âline selam olsun.”73 diyerek Hz. Peygamber’e salat ve selam getirir. Sonrasında eserini âhirette Resulullahın şefaatına nâil olmak ve ümmetin anlayışını geliştirmek için telif ettiğini şu ifadelerle dile getirir:

“Nebîlerin sonuncusu olarak gönderilen Peygamberlerin Efendisi’nin hadîslerinden bir hadîs görünce, onun şanını anlatan “Seni ancak âlemlere rahmet olsun diye gönderdik”74 ayetiyle “ümmetimden kim, kırk hadîs ezberlerse Allah (c.c.) onu kıyamet gününde fakih olarak yaratır.”75 hadisinden dolayı ben de ümmetten anlayışı zayıf olanlara kolaylık sağlamak için Türkçe lafızlarla kırk hadîsi şerh etmeye şevklendim.”76

Müellif, eserine şu cümlelerle duâ ederek devam eder:

“İnsanların içinde hakirlerden bir hakirdim. Ancak Allah Teâla Rabb-ı Celîl’dir. Ya Rabbî! Bana afiyet ver! Güzel kereminle bana merhamet et! Zîra Allah katında sadece ameller sayesinde rahmet bulunmaz. Ancak onun keremiyle o rahmet olur. “O, rahmeti dilediğine has kılar. Allah, büyük lütuf sahibidir.”77 “Efendimiz (s.a.v.)’in buyurduğu gibi “Allah sizin suretlerinize ve amellerinize bakmaz. Ama kalplerinize ve niyetlerinize bakar”78 Allah’ım niyetlerimizi ıslah eyle! Taksiratımızı tamamla! Beni âbid kullarından ve şükredenlerden eyle! Merhametinle bana merhamet et! Ey merhamet edenlerin en merhametlisi! Seyyidimiz, Mevlamız Muhammed (s.a.v.)’e, âline ve ashabına salât ve selam olsun.”79

Eserin devamında kırk hadîs tek tek yazılmış; ancak kaynakları gösterilmemiştir. Hadîslerin hemen altında da iki satırlık beyitle tercüme yapılmıştır.

ESERDEKİ HADÎSLER VE KAYNAKLARI

İdris-i Bitlisî, eserinde hadîsler dışında başka bir kaynağa müracaat etmemiştir. Hadîslerde on bir farklı konu üzerinde durulmuştur. Bunlardan zikir, namaz, sadaka, günah, duâ ve âhiret konusunda birer hadîs; sabır ve îmân konusunda ikişer hadîs; ilim ve cömertlikle ilgili de dörder hadîs tespit edilmiştir. Geri kalan kısmında eserin en önemli bölümü olan güzel ahlâkla ilgili yirmi iki hadîs mevcuttur. İdris-i Bitlisî, bahsi geçen hadîslerin kaynak gösterimine önem vermemiştir. Genelde ahlâkî mesajlar içeren ve nasihat gayesi güden eserde, her türlü rivayeti almıştır. Seçilen hadîsler, konu başlıklarından da anlaşılacağı üzere inanç ve ahlâk merkezli seçilmiştir. Bu konular tasavvuf sahasının da konuları olduğundan eseri tasavvufî Kırk Hadîs tercümesi olarak nitelendirmek mümkündür. Yirmi iki hadîsin hangi kaynakta geçtiği tespit edilememiştir. Diğer hadîslerin yerleri tespit edilmiş olup sırasıyla şöyledir:

1. “Her şeyin bir cilalayıcısı vardır. Kalbin de cilalayıcısı zikrullahtır.”80

2. “Müslüman, elinden ve dilinden diğer Müslümanların emin olduğu kişidir.”81

3. “Îmân ve cimrilik, bir kulun kalbinde hiçbir zaman bir arada bulunmaz.”82

4. “Kim bir âlimi küçümserse o, dünyada ve âhirette münafık olmuş, lanetlenmiştir.83

5. “İlim talebi her Müslüman erkek ve kadına farzdır.”84

6. “Cennet, cömertlerin yurdudur.”85

7. “Sabır, îmanın yarısıdır.”86

8. “Kim benim kabrimi ziyaret ederse ona şefaatim vacib olur.”87

9. “Duayı terk etmek ma’siyettir.”88

10. “Günahların kefareti pişmanlıktır.”89

11. “Gizli sadaka Rabb (c.c.)’ in gadabını söndürür.”90

12. “Öfkelendikten sonra yumuşak davranana Allah’ın muhabbeti vacib olur.”91

13. “Cömert kişi Allah’ın yanındadır, ben de onun dostuyum.”92

14. “Cimri olan ateştedir ve yoldaşı İblis’tir.”93

15. “Dikkat edin! Muhakkak ki yalan, insanın yüzünü karartır.”94

16. “Kabir azabı, gıybet ve iftiradandır.”95

17. “Îmânın emaresi olan namaz sıdktır.”96

18. “Arkadaşsız adam, sağ tarafı olmayan sol el gibidir.”97

19. “Emanet rızka, hıyanet ise fakirliğe sebep olur.”98

20. “Kim kardeşine gizlice yardım ederse Allah (cc) da dünya ve âhirette ona yardım eder.”99

21. “Kim benim sünnetimi terk ederse, benden değildir.”100

22. “Hayırlı akıbeti sabırla beklemek ibadettir.”101

23. “Helalinden kazanan Allah’ın habîbidir.”102

24. “Akılın düşmanlığı, câhilin dostluğundan daha selimdir.”103

25. “Kişinin sıdk lisanıyla zikretmesi, kendi saadetindedir.”104

26. “Kim komşusuna ikram ederse cennet ona vâcip olur.”105

27. “Âlimin ölümüne üzülmeyen münafıktır.”106

28. “Meyyit, ehlinin kendisine ağlamasından dolayı azap görür.”107

29. “Kim ahyarla ilişki kurar arkadaş olursa vakûr olur; kim de rezillere karışırsa rezil olur.”108

30. “Cömertin yemeği devadır, cimrinin yemeği derttir.”109

31. “Allah Teâla, kendi gururunu mal için zengine kıran fakire lanet etmiştir.”110

32. “Kim âlimleri küçümserse dinini; kim de yöneticileri küçümserse dünyayı kaybeder.”111

33. “Bütün ilaçların anası az yemektir.”112

34. “Bütün edebin anası az konuşmaktır.”113

35. “Temizlik îmândandır.”114

36. “Ülfet etmeyen ve ülfet edilmeyen kişide hayır yoktur.”115

37. “Kim Allah’a karşı tevazu gösterirse Allah (c.c.) onu yüceltir.”116

38. “İstişare eden pişman olmaz, istihare eden de kaybetmez.”117

39. “Sadakanın en faziletlisi, dille yapılan sadakadır.”118

40. “Hüsnün en güzeli güzel yaratılıştır.”119

METNİN YAZI VE DİLİNİN ÇEVİRİSİ –

TERCEME-İ HADÎS-İ ÇİHİL –

Mevlânâ İdris-i Bitlisî

Bismillahirrahmanirrahim

Kendi dışındakileri yaradan Allah’a hamd olsun. Allah Teâla, Hz. Muhammed (s.a.v.)’i şereflendirdi ve seçti. Ona ve âline selam olsun. Şimdi; Nebilerin sonuncusu olarak gönderilen Peygamberlerin Efendisi’nin hadîslerinden bir hadîs görünce, onun şanını anlatan “Seni ancak âlemlere rahmet olsun diye gönderdik”120 âyetiyle “ümmetimden kim, kırk hadîs ezberlerse Allah (cc) onu kıyamet gününde fakih olarak yaratır.”121 hadisinden dolayı ben de ümmetten anlayışı zayıf olanlara kolaylık sağlamak için Türkçe lafızlarla kırk hadîsi şerh etmeye şevklendim [1a ]”.

İnsanların içinde hakirlerden bir hakirdim. Ancak Allah Teâla Rabb-ı Celîl’dir. Ya Rabbî! Bana afiyet ver! Güzel kereminle bana merhamet et! Zîra Allah katında sadece ameller sayesinde rahmet bulunmaz. Ancak onun keremiyle o rahmet olur. “Muhakkak ki Allah (cc), dilediğine merhamet eder, fazilet ve azamet sahibidir.”122 Efendimiz (s.a.v.)’in buyurduğu gibi “Allah sizin suretlerinize ve amellerinize bakmaz. Ama kalplerinize ve niyetlerinize bakar”123 Allah’ım niyetlerimizi ıslah eyle! Taksiratımızı tamamla! Beni âbid kullarından ve şükredenlerden eyle! Merhametinle bana merhamet et! Ey merhamet edenlerin en merhametlisi! Seyyidimiz, Mevlamız Hz. Muhammed (s.a.v.)’e, âline, ashabına salât ve selam olsun [1b ].

1. Resûlullah (s.a.v.) buyurdular: “Her şeyin bir cilalayıcısı vardır. Kalbin de cilalayıcısı zikrullahtır.”

Virci vardır ki, eğerçi cümle eşyaya cilâ,

Âdemin kalbin mücellâ eyle bin zikr-i Hudâ,

2. “Müslüman, elinden ve dilinden diğer Müslümanların emin olduğu kişidir.”

Mümin oldur ki, selamet bula ondan müslimîn,

Cümlesi ola anın dest ve zebânından emîn. [2a ]

3. Nebî (s.a.v.) buyurdular: “Îmân ve cimrilik bir kulun kalbinde hiçbir zaman bir arada bulunmaz.”

Buhl’le îmânı cem’ etmez muhakkak tâ ebed,

Abd-i mümin kalbine ol kadîr ve hayy-ı samed,

4. “Kim bir âlimi küçümserse o, dünyada ve âhirette münafık olmuş, lânetlenmiştir.”

Hak bil iş bu sözü her kim âlime tahkîr eder,

Şüphesiz iki cihanda şer’ anı tekfîr eder. [2b ]

5. Habîbullâh (s.a.v.) buyurdular: “İlim talebi her Müslüman erkek ve kadına farzdır.”

Mümine farzın ki tâlib-i ilim olmağı,

Oldu bu manaya şâhid Mustafa’nın buyruğı,

6. “Cennet, cömertlerin yurdudur.”

Cennet-i firdevs oldu çünki vâr eshiyâ

Ey birader gel sehâvet eyle istersen rehâ. [3a ]

7. Resûlullah (s.a.v.) buyurdular: “Sabır, îmanın yarısıdır.”

Candan anla nısf-ı îmândır didi sabra Rasûl,

Her belâya sâbır ol kim ola îmânın kabul,

8. “Kim benim kabrimi ziyaret ederse ona şefaatim vâcib olur.”

Mustafa’nın kabrini her kim ziyâret eyleye,

Vâcib oldu ana Hazret de şefâat eyleye. [3b ]

9. Nebîullah (s.a.v.) buyurdular: “Duâyı terk etmek ma’siyettir.”

Der Habîb-i Mustafâ terk-i duâ isyan olur,

Kıl tazarru’ kim kabûl-i Hazret-i Rahmân olur,

10. “Günahların kefâreti pişmanlıktır.”

Mağfiretinden ister isen eyle afv-i günâh,

Cürmüne eyle nedâmet dile hem eyle âh. [4a ]

11. Habîb-i Hüdâ (s.a.v.) buyurdular: “Gizli sadaka, Rabb (c.c.)’in gadabını söndürür.”

Nâgehân-ı sivâ feâlinden ayrışa hışm-i Rabb,

Sırla eyle tasadduk ki eyleye def-i gadab,

12. “Öfkelendikten sonra yumuşak davranana Allah’ın muhabbeti vacib olur”

Ol kişi kim hilm ide ol demde kim mağdûb olâ,

Vâcib olur vacibe ol kimesne mahbûb olâ. [4b ]

13. Habîbullah (s.a.v.) buyurdular: “Cömert kişi Allah’ın yanındadır ve ben de onun dostuyum.”

Kıl sehavet kim sahî olur Allah (cc)’a karîb,

Adn olur kasrı, refîki fahr-ı kevneyn ol Habîb,

14. “Cimri olan ateştedir ve yoldaşı İblis’tir.”

Buhli terk eyle bahîlin yeridir nâr-ı cahîm,

Hem refîkı olısardur anın İblis-i racîm. [5a ]

15. Resûlullah (s.a.v.) buyurdular:“Dikkat edin! Muhakkak ki yalan, insanın yüzünü karartır.”

Âgâh ol kim dü cihanda yüz karasıdır yalan,

Mustafa’nın kulu bu ma’naya şahittir inan,

16. “Kabir azabı, gıybet ve iftiradandır.”

Gamz u gıybet eylemek hâsıl-ı azab-ı kabir eder,

Sa’yu cid ile bu iki vasfı nefisinden gider. [5b ]

17. Seyyidu’l-Mürselin buyudular: “Îmânın emaresi olan namaz sıdktır.”

Kıldı îmâna alâmet çûn namâzı Mustafâ,

Kıl namâzı sıdkıla olmak dilersen pür safâ,

18. “Arkadaşsız adam, sağ tarafı olmayan sol el gibidir.” Her kim anın sıdkıla bir hem-nîşini olmaya, Sol ele teşbih ederler kim yemini olmaya. [6a ]

19. Hâtemun Nebîyyin, “Siz de ona teslimiyetle salât, selâm edin”124 buyurdular:

“Emânet rızka, hıyanet ise fakirliğe sebep olur.”

Arttırur rızkı emânet hem virür kalbe gınâ,

Arttırur fakrı hıyânet hem ider yüzü kara,

20. “Kim kardeşine gizlice yardım ederse Allah (c.c.) da dünya ve âhirette ona yardım eder.”

Her ki, gaybette muîni ola dâim mü’minin,

Yâranı Allah ola şeksiz dü âlemde anın. [6b ]

21. Nebî el-Haşimî (s.a.v.), buyurdular: “Kim benim sünnetimi terk ederse; benden değildir.”

Havf-ı gâlibdür ki her kim terk-i sünnet eyleye,

Dir habîbullah ânın hakkında müslim olamaya,

22. “Hayırlı akıbeti sabırla beklemek ibadettir.”

Usr ahvâlinde etmek usra sabr u intizar,

Hoş ibâdetdür olursan bu amelde ber karâr. [7a ]

23. Nebî el-Arâbî (s.a.v), buyurdular: “Helâlinden kazanan Allah’ın habîbidir.”

Himmetin sarf eyle her dem etmeğe kesb-i helâl,

Kâsibe didi “Habîbullah” habîbu zi’l- celâl,

24. “Âkılın düşmanlığı, câhilin dostluğundan daha selimdir.” S

ıdk-ı câhilden çü ahsen oldu buğzu âkılın,

Ol mukârrin âkıla, olma karîni câhilin. [7b ]

25. Nebî sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ, buyurdular: “Kişinin sıdk lisanıyla zikretmesi, kendi saadetindedir.”

Devlet ve necdetine insanın dü âlemde nişân,

Sâduku’l-kavli olmasıdır didi fahr-i dü cihân,

26. “Kim komşusuna ikrâm ederse cennet ona vâcip olur.”

Ol kişi kim hemcivâra her dem ide hürmeti,

Vâcib eyler Hakk Teâlâ anın içün cenneti. [8a ]

27. Habîbullah (s.a.v.) buyurdular: “Âlimin ölümüne üzülmeyen münafıktır.”

Her kim âlim mevtine hüzn ü melâlet etmeye,

Ol münafıktır ana Ahmet (s.a.v.) şefaat etmeye,

28. “Meyyit, ehlinin kendisine ağlamasından dolayı azap olunur.”

Meyyit, üzere el-hazer etme figân âh u vâh,

Hâsılı ana azâb olur, sana cürm ü günâh. [8b ]

29. Resûlullah (s.a.v.) buyurdular: “Kim ahyarla ilişki kurar arkadaş olursa vakûr olur; kim de rezillere karışırsa rezil olur.”

Sohbet-i ahyâr eden bulur vakâr ü izzeti,

Sohbeti erzâl iden giyer kabâ vü zilleti.

30. “Cömertin yemeği devâdır, cimrinin yemeği derttir.”

Eshiyânın nimeti her derde ki olur devâ,

Derd olurrızkı bahîlin gitmeyin zinhâr ana. [9a ]

31. Resûlullah (s.a.v.) buyurdular: “Allah Teâla, kendi gururunu mal için zengine kıran fakire lânet etmiştir.”

Malı içün ağniyâya meskenet ide fakîr,

Dir Muhammed anın içün lanetullâh el-kadîr.

32. “Kim âlimleri küçümserse dinini kaybeder; kim de yöneticileri küçümserse dünyayı kaybeder.”

Âlime iden hakâret, dîn-i bünyâdın yıkar,

Beyleri tahfîf iden dünyasına ider zarar. [9b ]

33. Seyyidu’l- Enbiyâ buyurdular: “Bütün ilaçların anası az yemektir.”

Az yemekdür âdemin ebdânına asıl devâ,

Kıl amel bununla böyle oldu tıbb-ı Mustafâ.

34. “Bütün edebin anası az konuşmaktır.”

Hıfz-ı âdab ister isen âdet et, az söyle,

Asl-ı âdâb oldu çun az söylemek hak söyleme. [10a ]

35. Hâtemu’l-Enbiyâ buyurdular: “Temizlik îmândandır.”

Cüzdür îmândan tahâret dir emîn-i şer’-i dîn,

Ger bulunmaz cüz bulunmasa sığın indel yakîn,

36. “Ülfet etmeyen ve ülfet edilmeyen kişide hayır yoktur.”

Hayır gelmez ülfet etmeyen kişiden halkla,

Hayır, ülfet eylemekdür, hulk-ı hüsn ile halka. [10b ]

37. Resûlullah (s.a.v.) buyurdular: “Kim Allah’a karşı tevazu gösterirse Allah (c.c.) onu yüceltir.”

Eyleyen Allah içun âlemde halka meskenet,

Dü cihânda verür Allah âna âlî menzelet,

38. “İstişare eden pişman olmaz, istihare eden de kaybetmez.”

Meşveretle işleyen işin peşimân olmadı,

İstihâre eyleyen emrinde hüsrân bulmadı. [11a ]

39. Nebî (s.a.v.) buyurdular: “Sadakanın en faziletlisi, dille yapılan sadakadır.”

Âdem’e şirin sözünden özge ihsân olmaya,

Sözü bârid kimseler ma’nîde insan olmaya,

40. “Hüsnün en güzeli güzel yaratılıştır.”

Eyle gel gâyet eyüsi Âdem’e hüsn-i hüsn,

Hak bil iş bu sözü Kâbildür buna cedd-i hüsn. [11b ]

SONUÇ

İdris-i Bitlisî, II. Bayezid’in ve özellikle de Yavuz Sultan Selim’in saltanatı döneminde Osmanlı sarayına önemli hizmetlerde bulunmuştur. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki birçok şehrin Osmanlılara katılmasında aktif rol oynamıştır. Yaşadığı dönemde Osmanlı Devleti’nde siyasî ve ekonomik hayat geliştiği gibi ilmî hayat da gelişmiştir. Siyasî istikrarın sağlanması ve Şiî propagandasının ortadan kaldırılması ile ilmî eserlerin sayısı artmıştır. Onun Osmanlı Devleti’nin hizmetine girmesiyle Osmanlı siyasî ve ilmî hayatında önemli gelişmeler olmuştur. O, Osmanlı Devleti bünyesinde gerek yüklendiği siyasî vazifeleri başarılı bir şekilde yerine getirmesi ve gerekse ilmî sahada yazdığı eserlerle önemli hizmetlerde bulunmuştur. Herhangi bir tarîkata mensubiyeti tespit edilemeyen İdris-i Bitlisî’nin özellikle vahdet-i vücûd ekolüne ilgi duyduğu bildiriliyor. Bu açıdan tasavvufun teorik boyutuyla ilgilendiğinden onun Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin vahdet-i vücûd düşüncesinin etkisinde bir mutasavvıf olduğu fikri ağırlık kazanmaktadır.

Çalışmanın konusu olan Hadîs-i Çihil’de geçen hadîsleri sahîh, zayıf ve mevzu olarak üç grupta toplamak mümkündür. Eserin yüzde kırk beşini teşkil eden sahîh hadîsler zikir, güzel ahlak, iman, ilim, âhiret, tevbe, cömertlik, cimrilik, yardımlaşma ve sünnete uyma gibi konularda yoğunlaşmaktadır. Eserin geri kalan ve yüzde elli beşini teşkil eden hadîsler ise geçtiği kaynağın tespit edilememesine de bağlı olarak zayıf ya da mevzu olarak adlandırılabilecek hadîslerdir. Bunlar özellikle kibir, sabır, sadaka, güzel ve çirkin ahlak, yalan, doğruluk, dostluk, emanet, helal kazanç, ilim, az yemek ve konuşmak gibi İslâm’ın amelî alanıyla ilgilidir.

Bütün bu tasnif de göz önünde bulundurulduğunda İdris-i Bitlisî, Kırk Hadîs tercümesi yazan birçok müellif gibi, âhirette şefaate nâil olmak ve Müslümanlara fayda sağlamak için eserini kaleme almıştır. Eserin en dikkat çeken yönü, hadîslerin metin ve senet tenkidine tabi tutulmaması ve kaynak gösterilmeden aktarılmasıdır. Genelde ahlâkî mesajlar içeren ve nasihat gayesi güden eserlerde mevcut olan zayıf ve mevzu rivayetlere eserde çokça rastlanmaktadır. Bu açıdan eser, muhaddislerin tenkidine maruz kalabilecek yapıdadır. Ancak anlaşıldığı kadarıyla o, eserinde meramını anlatmaya öncelik verdiği için ilmî bir tavırdan ziyade irfânî bir tavır takınmıştır. Bu açıdan eser, ahlâk konusunda Müslümanlar’a katkı sağlayıcı özelliğiyle ön plana çıkmaktadır.


KAYNAKÇA

1 Mücteba Uğur, Ansiklopedik Hadîs Terimleri Sözlüğü, T.D.V. Yay., Ankara 1992, s. 78.

2 Abdülkadir Karahan, “Kırk Hadîs Tercümelerine Umumi Bir Bakış”, Türkiyat Mecmuası, İstanbul 1953, c. X, s. 235. 3 Ekrem Demirli, Sadreddin Konevî Kırk Hadîs Şerhi, İz Yayıncılık, İstanbul 2007, s. 8.

4 Nurgül Özcan, “Hacı Bektaş Velî’nin Hadîs-i Erbaîn Adlı Eseri”, Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, İstanbul 2012, Sayı: 64, s. 81.

5 Aclunî, Keşfü’l-Hafa, II/246.

6 Karahan, Abdulkadir, İslami Türk Edebiyatında Kırk Hadîs, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 1991, ss. 5-7.

7 Özcan, N., agm., s. 79.

8 Karahan, İslami Türk Edebiyatında Kırk Hadîs, s. 5.

9 Karahan, age., s. 94.

10 H.Kamil Yılmaz, Tasavvufî Hadîs Şerhleri ve Konevî’nin Kırk Hadis Şerhi, İFAV Yayınları, İstanbul 1990, s. 14.

11 Özcan, N., Kırk Hadîs, Fatih Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2010, ss. 62-63.

12 Ethem Cebecioğlu, Tasavvuf Terimleri ve Deyimleri Sözlüğü, Anka Yay. İstanbul 2004, s. 372.

13 Cebecioğlu, age., s. 373.

14 Mehmet Bayrakdar, Bitlisli İdris, Kültür Bakanlığı Yay., Ankara 1991, s. 1.

15 Bkz. İsmail el-Bagdâdî, Hediyetü’l-Arifîn, İstanbul 1951, c. I, s. 196.; Hasan Tavakkolî, İdris-i Bitlîsî’nin Kânûn-i Şâhenşâhîsi’nin Tenkidli Neşri ve Türkçe’ye Tercümesi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi, İstanbul 1974, s. 4.

16 İdris-i Bitlisî hakkında bilgi için bkz. Bursalı Mehmed Tahir, Osmanlı Müellifleri, İstanbul 1333, III, 6-8.; Bursalı, “İdris-i Bitlisi”, Sebilu’r-Reşad, İstanbul, c. 12, sy. 305, ay: 7, yıl: 1330, s. 333-334.; Safâ Zebîhullâh, Tarih-i Edebiyat der Îran, Tahran 1363, hş. V/3, ss. 1603-1605; İlhame Miftah- Vehhab Veli, Nigahi be Revend-i Nüfuz ve Gusteriş-i Zeban ve Edeb-i Farsi der Turkiye, Tahran 1374, hş., ss. 257-262; Menage, V. L., “Bidlisi, İdris”, The Encyclopaedia of İslam, London 1960, I, 1208; Menage, “Bidlisi İdris”, Danişnâme-i Cihan-ı İslâm, Tahran 1375, s. 1187; Corneli H. Fleischer, “Bedlisi, Mawlana Hakim-alDin Edris”, Encyclopredia Iranica, London 1990, c. IV, s. 76; Bayrakdar, age., ss. 1-30; Hicabi Kırlangıç, İdris-i Bitlisi, Selim-Şahname, Ankara 2001, ss. 5- 15; Abdülkadir Özcan, “İdris-i Bitlisî”, DİA, c. XXI, İstanbul 2000, ss. 485-488.; Orhan Başaran, İdris-i Bitlisî’nin Heşt Bihişt’inin Hatime’si, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi, Erzurum 2000, ss. 10-25; Başaran, O., “İdris-i Bitlisî Hakkında Bazı Yeni Bilgiler”, Akademik Araştırmalar Dergisi, İstanbul 2002, sayı: 14, ss. 201-208.

17 Hoca Sadeddin, Tâcü’t-Tevârîh, Devlet Matbaası, İstanbul 1279, c. IV, s. 246.

18 Bursalı, age., c. I, s. 106.

19 Ammar b. Yâsir el-Bitlisî (ö.1201), Sühreverdiliğin esas kurucusu sayılan Sühreverdi’nin (ö.1168) müridlerindendir ve Kübreviyye Tarikatının kurucusu olan Necmeddîn-i Kübrâ onun talebelerinden olup Moğollar’ın 618/1221 yılında Hârizm’in merkezi Gürgenç’te gerçekleştirdikleri katliam sırasında vefat etmiştir. Daha geniş bilgi için bkz. Hamid Algar, “Nemeddîn-i Kübrâ” DİA, İstanbul 2006, c. XXXII, ss. 498-499.

20 Abdülkadir Özcan, agm., c. XXI, s. 485; Bayrakdar, age., s. 4.

21 Başaran, age., s. 11.

22 Ahmet Akgündüz, Osmanlı Kanunnâmeleri ve Hukukî Tahlilleri, İstanbul 1991, c. III, s. 11; Bayrakdar, age., s. 4.; Ahmet Uğur, İdris-i Bitlisi ve Şükri-i Bitlisi, Kayseri 1991, s. 7.

23 Hoca Sadeddin, age., c. IV. s. 264; Müstakimzâde Süleyman Sadeddin Efendi, Tuhfet-i Hattatın, İstanbul 1928, s. 110; Mevlevî Abdulmuktedir, Catalogue of The Arabic and Persian Manuscripts in The Khuda Bakhsh Oriental Public Library, Patna 1993, c. VI, s. 203; Zebîhullâh, hş., c. V/3, ss.1603-1604; Tavakkolî, age., s. XIII.; Akgündüz, age., c. III, s. 11.

24 Bayrakdar, age., ss. 4-5. Daha fazla bilgi için bkz. Başaran, agm, ss. 201- 207.

25 İdris-i Bitlisî, Mecmua, Ragıp Paşa Kütüphanesi, 919, vr. 189a.

26 İdris-i Bitlisî’nin 861 /1457 yılında Rey’in Sûlikân nahiyesinde doğduğu söylenmektedir. Bu bilgi, İdris’in babası Hüsâmeddin Bitlisî’nin, bazı kaynaklarda (Bayrakdar, age., s.4.) belirtildiği gibi Uzun Hasan’ın başkentliği Diyarbakır’dan Tebrîz’e naklettiği 1469 yılında değil, bilinmeyen bir münasebetle daha önceden İran’a gitmiş olduğunu göstermektedir. Ancak sadece bu bilgiye dayanılarak, Bitlisî ailesinin söz konusu tarihte İran’a yerleşmiş bulunduğu söylenemez. Bkz. Başaran, agm, s. 202.

27 İdris-i Bitlisî’nin babası Hüsameddin Bitlisî de Bitlisî nisbesiyle ünlüdür. Ancak onun Bitlis’te doğduğuna dair kesin bir bilgi mevcut değildir. İdris-i Bitlisî’nin dedeleri hakkında hiçbir bilgi bulunmamaktadır. Bkz: Mustafa Çakmaklıoğlu, Hüsameddin Bitlisî’nin Kitabu’n-Nusûs İsimli Eserinin Tahkik ve Tahlili, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, Kayseri 1998, ss. 10-11.

28 İdris-i Bitlisî, Tercüme ve Tefsîr-i Hadîs-i Erba’în, Fatih Ktp. No: 791/1, vr. 3a.

29 Bayrakdar, age., s. 11.

30 Aynı eser, s. 12.

31 Ahmet Rıfat Efendi, Lugât-ı Târîhiyye ve Cogrâfiyye, Mahmud Bey Matb., İstanbul 1299, c. I, s. 110.; Şemseddin Sami, Kâmusu’l-A’lâm, İstanbul 1311, c. II. s. 811.

32 Kâtib Çelebi, Keşfu’z-Zunûn, nşr.: Şerafettin Yaltkaya-Rifat Bilge, Maarif Matb., İstanbul 1943, c. I. s. 218.

33 İdris-i Bitlisî, Mecmua, Ragıp Paşa Kütüphanesi, no: 919, vr. 189a.

34 Kırlangıç, age., s. 12.

35 Müstakîmzâde, age., s. 111.

36 Hoca Sadeddin, age., c. IV, s. 246; Özcan, Abdulkadir, agm., c. XXI, s. 486.

37 Menage, “Bidlisi İdris” c. I, s. 1207.

38 Muvakkı’: Padişahın imza ve mühürlerini basan özel kâtibi-nişancısı demektir. Bkz. Serdar Mutçalı, Arapça-Türkçe Sözlük, Dağarcık Yayınları, İstanbul 1995, 1004.

39 Muhyî-i Gülşenî, Menâkib-i İbrâhim-i Gülşenî, neşr. Tahsin Yazıcı, TTK Yay., Ankara 1982, ss. 80-83.

40 İsmail Erünsal, “Türk Edebiyatı Tarihinin Arşiv Kaynakları 1: II. Bayezid Devrine Ait Bir İn’âmât Defteri”, TED, 1981, sayı: 10-11, s. 314,.; Özcan, Abdulkadir, agm., c. XXI, s. 486.

41 Kâtib Çelebi, age., c. I, ss. 840-841.

42 Bayrakdar, age., s. 9.

43 Özcan, Abdulkadir, agm., c. XXI, s. 486.

44 Bayrakdar, Kayserili Dâvud, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., Ankara 1989.

45 Bursalı, age., c. III, s. 7.; Bağdâdî, age., c. I, s. 196.

46 Kâtib Çelebi, age., s. 840.; Eserin el yazma nüshaları; Selim Ağa No: 12-72; Şehid Ali Paşa No: 2033/2; Berlin No: 6371’de bulunmaktadır.

47 Başaran, age., s. 31.; Eserin el yazma nüshası, Topkapı Sarayı Revan Köşkü No: 1665’de bulunmaktadır.

48 Tavakkoli, age., ss. 23-24.; Eserin el yazma nüshası, Süleymaniye Kütüphanesi Esad Efendi No: 1888/6’da kayıtlıdır.

49 Bayrakdar, age., s. 33.; Eserin el yazma nüshası, İngiltere’nin Manchester şehrinde John Rylands Kütüphanesinde 385 numarada kayıtlıdır.

50 Bayrakdar, age., s. 34.; Eserin el yazma nüshası, Beyazıd Devlet Kütüphanesinde 5863 numarada kayıtlıdır.

51 Tavakkoli, age., ss. 28-29.; Eserin el yazma nüshası, Süleymaniye Kütüphanesi Esad Efendi bölümünde 1888/4 numarada kayıtlıdır.

52 Tavakkoli, age., ss. 29-30.; Eserin el yazma nüshası, Ayasofya 2338 numarada kayıtlıdır.

53 Bursalı, age., c.III, s. 7.; Eserin el yazma nüshası, Süleymaniye Kütüphanesi Esad Efendi No: 1888/1’de kayıtlıdır.

54 Bursalı, age., c.III, s. 7.; Daha geniş bilgi için bkz. Akgündüz, c. III, ss. 13-84.

55 Bursalı, age., c.III, s. 7.; Eserin el yazma nüshası, Süleymaniye Kütüphanesi Esad Efendi Bölümünde 1888/5 numarada kayıtlıdır.

56 Tavakkoli, age., ss. 33-34.; Eserin el yazma nüshası, Süleymaniye Kütüphanesi Ayasofya Bölümü 1994 numarada kayıtlıdır.

57 Karahan, age., Kırk Hadis, ss. 116-117.; Eserin el yazma nüshası, Süleymaniye Kütüphanesi Fatih Bölümünde 791/1 numarada kayıtlıdır.

58 Karahan, Kırk Hadis, ss. 117-118.; İki el yazma Nüshası mevcuttur. Birincisi, İstanbul Üniversitesi Farsça Yazmalar bölümü 823 numarada kayıtlıdır. Bu nüsha, Abdürrahim Nâcim hattıyla istinsah edilmiş ve Adliye Nâzırı Cevdet Paşa’ya sunulmuş olan bir nüshadır. İkincisi ise, Süleymaniye Kütüphanesi Lâlâ İsmail bölümü 30 numarada kayıtlıdır. Beyazıt Devlet Kütüphanesi, Beyazıt, 1233/2.

59 Eser, kayıtlarda “Hadîs-i Erbaîn Tercümesi” adıyla geçmektedir. Bu isimdeki el yazma nüshası, İstanbul Millet Kütüphanesi, Ali Emiri Koleksiyonu 810 numarada kayıtlıdır. Ancak eserin orijinal adı, eserde geçtiği üzere “Terceme-i Hadîs-i Çihil” olduğundan çalışmada bu isim kullanılmıştır.

60 Karahan, Kırk Hadis, s. 118.

61 Bursalı, age., c.III, s. 7.; Eserin el yazma nüshası, Süleymaniye Kütüphanesi Ayasofya bölümünde 303 numarada kayıtlıdır.

62 Bursalı, age., c.III, s. 7.; Kırlangıç, age., s.15.; Selîm-nâme’nin birçok el yazması nüshasından bazıları şu kütüphanelerde mevcuttur. Revan Kütüphanesi: 1540; Lâlâ İsmail Efendi: 348/2; Emanet Hazinesi: 1423; London add.:24960; Manchester Uni. Bibi.: 27; Paris Bibl. Nati.: 235.

63 Tavakkolî, age., ss. 24-25.; Eserin el yazma nüshası, Süleymaniye Kütüphanesi Esad Efendi No: 1888/7’da kayıtlıdır.

64 Abdülkadir Özcan “Heşt Bihişt”, DİA, İstanbul, 1998, c. XVII, ss. 271–273.; Heşt Bihişt’in el yazma nüshaları şu kütüphanelerde bulunmaktadır: Türkiye’de: Esad Efendi No: 3197; Nuru Osmaniye No: 3209, 3211; Ali Emiri Efendi No: 800-7,3211; Revan Köşkü No: 1515; Halis Efendi No: 3364; Rıza Paşa No: 888; Lâlâ İsmail No: 379; Atıf Efendi No: 1946; Ayasofya No: 3541; II. Ahmed No: 2914; Beyazıd No: 5161. Yabancı Ülkelerde: Bânkîpûr No: VI 532- 4; Berlin No: Ms. Orient. No 3179; Chanykov No: 85; Kahire No: 509; Meclis Tahran, No: 276; Bodleian: Upsala No: 274; Browne Coll. No: H-9. Bunun yanında Heşt Bihişt, Farsça’dan Türkçe’ye de çevrilmiştir. Bkz. M.KarataşS.Kaya-Y. Baş, Heşt Bihişt Tercümesi I-II, Betav Vakfı Yayınları, Ankara 2008.

65 İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, Türk Tarih Kurumu Yay., Ankara 1982, c. II, s. 604.

66 Bayrakdar, age., s. 35.

67 Bursalı, age., c. III, s. 7.

68 Ahmet Rıfat Efendi, age., c. I, s. 110.

69 Bursalı, age., c. III, s. 7.

70 Eserin el yazma nüshası, İstanbul Millet Kütüphanesi, Ali Emiri Koleksiyonu 34 Ae Arabî, 810 numarada kayıtlıdır.

71 İdris-i Bitlisî, Hadîs-i Çihil, İstanbul Millet Kütüphanesi, Ali Emiri Koleksiyonu, no: 810, vr. 1a.

72 Hadîs-i Çihil, vr. 1a.

73 Aynı eser, vr. 1a.

74 Enbiyâ, 21/107.

75 Aclunî, Keşfü’l-Hafa, II/246.

76 Hadîs-i Çihil, vr. 1a.

77 Âl-i İmrân, 3/74.

78 Müslim, Birr, 33; İbn Mâce, Zühd, 9.

79 Hadîs-i Çihil, vr. 1b.

80 İbn Mace, Sünen, 10.

81 Tirmizî, Îmân, 12; Nesâî, Îmân, 8.

82 Nesâî, Cihad, 8.

83 Hiçbir kaynakta yeri tespit edilememiştir.

84 İbn Mâce, Mukaddime, 17.

85 Tirmizî, Birr, 40.

86 Hiçbir kaynakta yeri tespit edilememiştir.

87 Beyhâkî, İman, 49.

88 Heysemi, Ed’ıye, II/17194.

89 Ahmet b. Hanbel, I/289.

90 Hiçbir kaynakta yeri tespit edilememiştir.

91 Hiçbir kaynakta yeri tespit edilememiştir.

92 Tirmizî, Birr, 40.

93 Tirmizî, Birr, 40.

94 Hiçbir kaynakta yeri tespit edilememiştir.

95 Hiçbir kaynakta yeri tespit edilememiştir.

96 Hiçbir kaynakta yeri tespit edilememiştir.

97 Hiçbir kaynakta yeri tespit edilememiştir.

98 Hiçbir kaynakta yeri tespit edilememiştir.

99 Müslim, Zikir ve Dua, 38.

100 İbn Mace, Nikah, 1.

101 Hiçbir kaynakta yeri tespit edilememiştir.

102 Hiçbir kaynakta yeri tespit edilememiştir.

103 Hiçbir kaynakta yeri tespit edilememiştir.

104 Hiçbir kaynakta yeri tespit edilememiştir.

105 Zebidî, İthafu’s-Saadeti’l-Müttakin, 5/244.

106 Hiçbir kaynakta yeri tespit edilememiştir.

107 Hiçbir kaynakta yeri tespit edilememiştir.

108 Hiçbir kaynakta yeri tespit edilememiştir.

109 Hiçbir kaynakta yeri tespit edilememiştir.

110 Hiçbir kaynakta yeri tespit edilememiştir.

111 Hiçbir kaynakta yeri tespit edilememiştir.

112 Hiçbir kaynakta yeri tespit edilememiştir.

113 Hiçbir kaynakta yeri tespit edilememiştir.

114 Müslim, Tahâret 1; Darimî, Vudu’ 2.

115 Müslim, Birr, 72.

116 İbn Mâce, Zühd, 16.

117 Hiçbir kaynakta yeri tespit edilememiştir.

118 Suyûtî, Câmiu’s-Sağîr, I/150.

119 Buhârî, Edeb, 39.

120 Enbiyâ, 21/107.

121 Aclunî, Keşfü’l-Hafa, II/246.

122 Âl-i İmrân, 3/74.

123 Müslim, Birr, 33; İbn Mâce, Zühd, 9.

124 Ahzâb, 33/56.