Misyonerlikte C-5 Stratejisi: Mesihi Müslümanlık

Misyonerlikte C-5 Stratejisi: Mesihi Müslümanlık

Cilt/Sayı

2007 20. cilt – 2. sayı

Yazar

Yrd.Doç.Dr. Hakan OLGUNa

aDinler Tarihi ABD, İstanbul Üniversitesi  İlahiyat Fakültesi, İSTANBUL

Öz

C1-C6 Spektrumu Müslüman toplum içinde yaşayan Mesih merkezli toplulukların tasnifini ifade etmektedir. Spektrum içindeki grupsal tanımlamalar Mesih merkezli toplulukların dil, kültür, ibadet formları, ibadet özgürlükleri ve dini kimliklerine ilişkin konumalarına işaret etmektedir. İsa Mesih’in rab olarak görülmesi ve İncil’in temel elementleri anılan toplulukların tümü için geçerlidir. Dolayısıyla spectrum, Müslüman toplum içindeki etnisite, tarih, gelenekler, dil, kültür ve bazı teolojik farklılıklar temelindeki ayrışmayı ifade etmektedir. İslam dünyasındaki bu büyük farklılaşmalar Müslüman toplum için İncil’in yaygınlaştırılması ve Mesih merkezli toplulukların oluşturulması sürecinde misyonerler için yeni yaklaşımların geliştirilmesi ihtiyacını ortaya koymuştur. Spektrumun amacı Müslüman toplum içinde kiliseler oluşturulması ve Müslüman bireylerin Mesih’e doğru çekilen özel hedefler haline getirilmesidir. Bu spectrum içindeki altı kilise yapılanması hâlen Müslüman toplumun bazı bölgelerinde birer yönleriyle uygulanmaktadır.

Anahtar Kelimeler

Mesihi müslümanlık, mesih merkezli topluluk, C1-C6 Spektrumu, kültüre uyarlama, misyonerlik

Abstract

The C1-C6 Spectrum compares and contrasts types of “Christ-centered communities” found in Muslim world. The six types in the spectrum are differentiated by language, culture, worship forms, degree of freedom to worship with others, and religious identity. All worship Jesus as Lord and core elements of the gospel are the same from group to group. The spectrum attempts to address the enormous diversity which exists throughout the Muslim world in terms of ethnicity, history, traditions, language, culture, and, in some cases, theology. This diversity means that myriad approaches are needed to successfully share the gospel and plant Christ-centered communities among the world’s billion flowers of Islam. The purpose of the spectrum is to assist church planters and Muslim background believers to ascertain which type of Christ-centered communities may draw the most people from the target group to Christ and best fit in a given context. All of these six types are presently found in some part of the Muslim world.

Keywords

Messianic muslim, christ-centered community, C1-C6 spectrumu, contextualization, missionary


Ülkemizin gündemini zaman zaman meşgul eden Hıristiyan misyonerliği, modern çağın toplumsal yapısı ve yeni hukuki düzenlemeler bağlamında hâlen tanıma muhtaç bir konumdadır. Bu nedenle, misyonerlik hakkında yasallığından suç olduğuna kadar, insan haklarının gereği olduğundan siyasal bir projeyi hedeflediğine kadar çok geniş bir değerlendirme tayfı söz konusudur. Ancak bu makalede, bu tür tartışmalar bir yana, Hıristiyan misyon anlayışının küresel ölçekte geliştirdiği yeni bir teolojik yaklaşım ve metodun ele alınmasına çalışılmıştır.

Modern misyonerliğin doğuşundan beri pek çok etkili misyoner, Kitab-ı Mukaddes eksenli uygulamalar bağlamında, İncili dünyanın diğer kısımlarına ulaştırmak için yaşam tarzı, dil ve ifadeler konusunda güçlü kültürel uyarlamalarda bulunmuşlardır. Bununla birlikte Hıristiyan evangelizmi, pek çok organize çabaya rağmen Müslüman dünyada sömürge döneminden bu yana çok az bir yol alabilmiştir. Nitekim son elli yılda Müslümanların oranındaki artışı %235, Hıristiyanların artışını ise %47 olarak gösteren raporlara, batıda dindar Hıristiyanların sayısının gittikçe azalması da eklendiğinde, özellikle Müslüman yoğunluğun bulunduğu Asya ve Afrika ülkelerinde uygulanmak üzere Hıristiyan misyolojisinde radikal değişimlere gitme ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Bu çerçevede klasik misyonerliğin amaçladığı Hıristiyanlaşma, kiliseye üye olma ve Hıristiyan geleneğini benimseme gibi konularda çok farklı yaklaşımlar içinde olan yeni ve çok karmaşık misyon stratejileri kurgulanmaktadır. Hıristiyan teolog ve misyologlar arasında da yoğun olarak tartışılan ve aynı zamanda şiddetli eleştiri konusu olan bu eğilimlerden birisi de “Mesih merkezli Hıristiyan topluluğu” adlı misyon stratejisidir.

C1-C6 SPEKTRUMU

Uzun yıllar Asya’nın Müslüman ülkelerinde misyonerlik çalışmalarında bulunan John Travis’in bu süre içerisinde Müslümanlar hakkındaki değerlendirmeleri çok tartışmalı bir misyon ölçeği oluşturmasına kaynaklık etmiştir. Bu ölçeğin temelinde Travis’in, dünyadaki bir milyar Müslümanın çoğu için “dinsel bir değişim”in asla düşünülemeyeceği kanaati yer almaktadır. Sözde Müslümanların bile kültür, gelenek, giyim, yeme-içme, aile yaşamı, ahlakilik ve ibadetler ile ekonomik ve politik bağlamda İslamı yegâne kaynak olarak görmeleri, Travis’in bu kanaatini güçlendirmektedir. Ancak, kendileri için “din değiştirmek” düşünülemez olsa bile pek çok Müslümanın İsa’ya doğru çekildiğine inanan Travis, bazılarının da Mesih’i bir “kurtarıcı” olarak kabul ettiklerini, hatta çoğu Müslümanın İsa’ya iman halinde olduğunu düşünmüştür. Travis’e göre bu eğilim içinde olan Müslümanların bazıları, açıkça Hıristiyanlığa geçerek bölgenin Hıristiyan kiliselerinde ibadet etmektedirler. Bazıları ise Müslüman toplumun baskısından çekindiklerinden Hıristiyan inançlarını gizlemektedirler. Bunların hepsinden farklı bir Mesihi grup vardır ki Mesih’i takip etmeleri bağlamında “Mesihi Müslümanlar” olarak adlandırılmakta ve Müslüman topluluk içinde kalmaya devam etmektedirler. Bu Mesihi Müslümanlar, gündelik yaşamlarını ve dış görünüşlerini içinde bulundukları Müslüman geleneğine göre düzenlemektedirler. Ancak Hıristiyanlığa ilişkin temel yaklaşım merkezinde yer alan çarmıhta ölenin gerçekte İsa olmadığı inancı gibi, Kitab-ı Mukaddes ile uyuşmayan İslami öğretileri reddetmekte ya da değiştirmektedirler.1 Travis bu tespitinden sonra Müslümanlara yönelik misyon çalışmalarından gerçekçi sonuçlar alabilmek için Hıristiyanlıkla olan ilişkileri bağlamında Müslümanları sınıflandırmakta ve Müslüman dünyası içinde kurulan “Mesih merkezli topluluklar” başlığı altındaki tipleri karşılaştırarak aralarındaki farkları ifade etmektedir. Misyolog Tarvis tarafından “C1-C6 Spektrumu” adıyla tespit edilen ve Hıristiyanlıkla ilişkili Müslümanları dil, kültür, sosyal çevre ve eğilimler bağlamında sınıflandırılan “C” sembollü misyon ölçeği2 şu şekilde oluşturulmuştur:

A) C–1, YABANCI BİR DİL KULLANAN GELENEKSEL KİLİSE

Bu tarz kilise yapılanması, içinde bulunduğu Müslüman toplumun dilinden farklı ve yabancı bir din dili kullanan geleneksel kiliseyi ifade etmektedir. Bunlar Ortodoks, Katolik ya da Protestan kiliseleri olabilir. Bu kiliselerden bazıları bulundukları bölgede İslam’dan önce kurulmuşlardır. Günümüzde İslam ülkelerinde pek çok örneği bulunan bu kiliselerin çoğu batı kültürünü yansıtmaktadır. Bu kilise ile çevresinde yer alan Müslüman toplum arasında derin kültürel farklılıklar söz konusudur. Kendilerini “Hıristiyan” olarak tanımlayan bu kilise üyeleri Müslümanlar tarafından da “Hıristiyan” olarak tanımlanmaktadır.

B) C–2, YEREL DİLİ KULLANAN GELENEKSEL KİLİSE

Bu tarz kilise yapılanması, temel olarak C–1 kilisesinin yapısına sahip olmakla birlikte, içinde bulunduğu Müslüman toplumun dilini, yani yerli dili kullanan geleneksel kiliseyi ifade etmektedir. Bu kilisede ibadetler Arapça ve Türkçe gibi Müslüman toplumun kullandığı dil ile yapılmaktadır. Bununla birlikte C–1 kilisesi gibi C–2 kilisesi de dinsel uygulama ve ibadetlerinde İslami terminolojiden kaçınmakta ve klasik Hıristiyan literatürünü kullanmaktadır. Kendilerini “Hıristiyan” olarak tanımlayan bu kilise üyeleri için de Müslümanlar yine “Hıristiyan” nitelemesinde bulunmaktadırlar.

C) C–3, YEREL DİLİ VE İSLAMİ OLMAYAN YEREL KÜLTÜREL FORMLARI KULLANAN KÜLTÜRE UYARLANMIŞ MESİH MERKEZLİ TOPLULUKLAR

Bu tarz kilise yapılanması, C–2 kilisesinden farklı olarak kültüre uyarlamanın eşiğini oluşturmaktadır. Bu kilise, içinde bulunduğu Müslüman halkın hem yerel dilini konuşan hem de dinsel olmayan yerli kültürel formları kullanan kiliseyi ifade etmektedir. C–3 kilisesi, Müslüman toplumuna ait halk müziği, kıyafet ve sanat eseri gibi dinsel olmayan formları da benimsemektedir. Buradaki amaç, Kitab-ı Mukaddes’in izin verdiği kadarıyla kültürel formlara uyarlanmak suretiyle İncilin ve kilisenin, içinde bulunduğu Müslüman toplumuna yabancılığının azaltılmasıdır. Ancak bu tarz kilise yapılanması içinde bütünüyle “kültürel” olan ya da din dışı motifler ile “İslami” olanlar arasında kesin bir ayırım yapılmakta ve İslami formlar tamamıyla reddedilmektedir. Bu kiliselerin üyeleri kendilerini “Hıristiyan” olarak nitelemelerine rağmen, cemaatin içinde önemli sayıda Müslüman kökenli üyeler de yer almaktadır. Bununla birlikte Müslümanlar tarafından “Hıristiyan” olarak tanımlanmaktadırlar.

D) C–4, YEREL DİLİ VE KİTAB-I MUKADDES’İN İZİN VERDİĞİ KADARIYLA KÜLTÜREL VE İSLAMİ FORMLARI KULLANAN KÜLTÜRE UYARLANMIŞ MESİH MERKEZLİ TOPLULUKLAR

Bu tarz kilise yapılanması, C-3’ten farklı olarak yerel dili kullanan ve Kitab-ı Mukaddes’in açıkça yasaklamadığı kadarıyla, namaz kılmak, oruç tutmak, domuz etinden uzak durmak, alkol almamak gibi İslami ibadet ve tutumları sürdürmeye imkân tanıyan bir yapı içindedir. Tanrı yerine Allah, dua yerine namaz ve Yeni Ahit yerine İncil kelimelerini kullanmak C–4 kilise anlayışı içindeki misyonerlik çalışmalarında önerilen bir yöntemdir. Bu kilise üyeleri, doğal olarak kendilerini “Hıristiyan” değil “İsa Mesih takipçileri”, “İsa ümmetinin üyeleri” veya diğer benzer isimlerle nitelemektedirler. Bilinçli bir kültüre uyarlama yapılması nedeniyle İsa Mesih takipçileri, içinde yaşadıkları İslam toplumu tarafından Müslüman olarak değil “tuhaf bir Hıristiyan” olarak görülürler.

E) C–5, İSA’YI RAB VE KURTARICI OLARAK KABUL EDEN MESİHİ MÜSLÜMANLAR

Ölçek içerisindeki en tartışmalı düzeyi oluşturan bu tanımdaki Hıristiyan eğilimliler Mesihi Müslümanlar olarak ifade edilmektedir. C–5 tarzı içinde yer alan Mesihi Müslümanlar hukuki ve sosyal anlamda İslam toplumunun içinde kalmaya devam etmektedirler. Mesihi Müslümanlık, İslamın Kitab-ı Mukaddes ile uyuşmayan yönlerinin ya reddedilmesini ya da mümkün olduğunca yeniden yorumlanmasını gerektirmektedir. Mesihi Müslümanlar düzenli olarak cemaat şeklinde bir araya gelmekte ve henüz Mesih’e bağlanmamış Müslümanlar ile inançlarını paylaşma yollarını aramaktadırlar. Müslümanlara ait bir yerleşim yeri, bütünüyle Mesih’i onayladığında camiler “Mesih camileri” ya da “İsa mescidleri”ne dönüştürülmektedir. Kendilerini Müslüman olarak tanımlayan Mesihi Müslümanlar, içinde bulundukları Müslüman topluluk tarafından da Müslüman olarak görülmektedirler.

F) C–6, GİZLİ İNANANLARDAN OLUŞAN MESİH MERKEZLİ KÜÇÜK TOPLULUKLAR

Bu grup ise bir kilise yapılanmasından çok, inançlarını gizleyen Mesih merkezli küçük grupları ifade etmektedir. Bunlar Müslüman toplum yaşamı içinde yer alan, fakat korkuları nedeniyle inançlarını açıklayamayan gizli Hıristiyanlar olarak düşünülmektedir. İçinde yaşadıkları Müslüman toplum tarafında doğal olarak “Müslüman” olarak nitelenmekle birlikte onlar kendilerini “İsa takipçisi” ve “İsa’nın Müslüman takipçisi” olarak nitelemektedirler.3

Bu ölçekte yer alan C–1 ve C–2 tarzı kilise yapısı, Hıristiyan geleneği içindeki klasik kiliseyi ifade etmektedir. C–3 ve C–4 yaklaşımlarında, kilisenin Müslüman toplumun din dışı olan kültürel ve geleneksel değerlerini paylaşması ve ardından kutsal metinle çelişmeyen İslami uygulamaların kilise sürecine dâhil edilmesiyle kültüre uyarlama metodu sürdürülmüştür. Ancak C–5 inancını içeren Mesihi Müslümanlığın, kültürel bağlamı aşarak teolojik bir dönüşümü ifade ettiğini söylemek mümkündür. Zira ölçeği kategorileştiren Travis, C–5 teolojisini, bir Müslümanın İsa Mesih’i rab ve kurtarıcı olarak tanıması durumunda, tıpkı bir Hıristiyan gibi Müslümanın da kurtuluşa ereceği inancıyla oluşturmaktadır.4 Bu durumda, Hıristiyan olmak için bir kiliseye üye olmak ve bunu açıkça ilan ederek Hıristiyan ibadetlerini yerine getirmek şart olmamaktadır. İsa Mesih’in rab ve kurtarıcı olarak tasdik edilmesi, Mesihi Müslümanlık için yeterli görülmektedir. Bu altı sınıf, dil, tarih, kültür ve gelenek olarak birbirlerinden farklılaşsalar da hepsinin ortak noktası İsa Mesih’in rab ve kurtarıcı olarak tasdik edilmesi ve İncilin temel öğretilerinin geçerlikte olmasıdır.5 Travis, diğer C–5 teorisyenleriyle bu tarz kilise anlayışı içinde yer alan Mesihi Müslümanların, insanlığın günahı uğruna kurban olan Mesih’e imanın kurtuluş için Tanrı’nın yegâne koşulu olduğuna, Tevrat, Zebur ve İncilin Tanrı’nın sözü olduğuna ve Mesih’e itaatin Tanrı’nın gerçek İslam için orijinal planı olduğuna kendini inandırması gerektiğini ifade etmiştir.6

KİLİSE MERKEZLİLİKTEN MESİH MERKEZLİLİĞE

Bu yapılanmada, özellikle “Hıristiyan”ın anlamı hakkında bir dönüşümün yaşandığı görülmektedir.“Hıristiyan”terimi ilk kez kullanıldığında “Mesih’e mensup olanları” nitelemekteydi. Misyon teolojisinin öncülerinden olan evangeliklere göre “Hıristiyan” terimi Mesih’i tanıyan ve ona bağlanan kişi anlamında, sadece olumlu birsözdür. Bu terim dinsel anlamda katı bağlılığı ya da dindarlığından çok bir kimsenin kalpten imanını ve Tanrı ile olumlu ilişkisini tanımlamaktadır. Evangeliklere göre “kiliseye gitmek” ile “Hıristiyan olmak” sözleri birbirinden çok farklıdır. Klasik anlamında “Hıristiyan olmak” sözü, Mesih’e imana ilişkin bir yaşam değişimini ve kurtuluşu tecrübe etmeye ilişkindir. C–5 teorisyeni Travis’e göre Müslüman bağlamında “Hıristiyan” kelimesi, Yeni Ahit’in Elçilerin İşleri bölümünde sözü edilen manevi anlamına geniş bir bağlılıktır. Oysa günümüzde Hıristiyanlık, Müslümanların gözünde batı kültürü, haçlı savaşları, sömürgecilik ve emperyalizmi akla getirmektedir. Müslümanların çoğu, batı toplumunu, hem bireysel hem de toplumsal olarak ahlaki ilkelerden ve manevi bağlardan yoksunlukları gerekçesiyle, olumsuz bir şekilde değerlendirmektedirler. Bu değerlendirmeye, batının bu olumsuzluğu içinde kökleşen kiliseye dair kuşkular da eklenince, “Hıristiyanlığa geçmenin” Müslümanlar tarafından bir kimsenin, ailesine ve içinde yaşadığı topluma ihanet ederek düşmanlarının sapkınlığına katılması olarak görülmesi pek şaşırtıcı değildir.7 Bu tanımlamadan sonra C–5 misyonerleri için bir Müslümandan kiliseye katılmasını ve hatta kendisini Hıristiyan olarak nitelemesini beklemek pek akıllıca görünmemektedir. En kolay yol, kiliseye katılma ve Hıristiyan adını alma zorunluluğunun ortadan kaldırılması olmaktadır. Gerçekten de kiliseye katılmak ya da Hıristiyan kimliği edinmek, her şeyden önce sosyal bir baskı gerekçesi olacağından, bu durum hedef bireylerin Hıristiyanlaştırılmasında önemli güçlükler doğuracaktır. Bireyin kilise mensubu olmadan ve Hıristiyan kimliğini yüklenmeden, İsa Mesih’i rab ve kurtarıcı olarak kabullenmesi, misyonel maksadı gerçekleştiren birsonuç olarak kabul edilmektedir. Mesih merkezli topluluk bağlamındaki C–5 stratejisi, Müslümanlar içinde kilise merkezlilik değil Mesih merkezlilik temelinde gerçekleşmektedir. Dolayısıyla bu tarz misyon anlayışı, batı Hıristiyanlığı doğrultusunda kültüre uyarlama metodunun ötesine geçerek, Müslümanların kendi toplumları içinde ortaya koydukları Mesih merkezli bir hareketi teşvik etmektedir.8

Geleneksel Hıristiyan anlayışının temelinde yer alan kilise merkezliliğin misyon çalışmalarının önünde bir engel oluşturduğu görülerek, misyon teolojisinin Mesih merkezliliğe dönüşü söz konusu olmuştur. Nitekim C–5 savunucularına göre İsa Mesih, takipçilerinden Tanrı’nın idare ve saltanatının tohumlarını Müslüman topluluk içinde ekmelerini, bunun da Müslüman halkın imanına rehberlik eden pek çok İslami gelenek içine nüfuz ederek yapılmasını istemiştir. Ayrıca, İncilin mesajının ilham edildiğini, fakat bu ilhamı ifade etme usullerinin belirtilmediğini düşünen misyologlara göre kültüre uyarlama da İncilin ifade usullerinden birisi olarak, uygun olmanın ötesinde zorunlu bir yöntemdir. Nitekim Tanrı’nın Sözü asla değişmez ama onun duyurulmasının metotları değişir.9

İSLAMİZE EDİLMİŞ KÜLTÜRE UYARLAMA

İslam dininin ibadet ve gelenekleri bağlamında şekillenen klasik kültüre uyarlama tarzındaki misyonerlik metodu, inanç konularında halen Hıristiyan daire içinde kalmayı sürdürmektedir. Ancak C–4 tarzı kilise yapılanmasından C–5 modeline geçildiğinde, Hıristiyanlık inancı ile İslam ibadetlerinin birbirine kaynaştırılması söz konusudur. Bu kaynaştırma, önceki yöntemden farklı olarak, yani sadece misyonerin bir taktiği olarak değil Hıristiyan olan Müslüman kökenlilerin Müslüman toplum içindeki durumlarını da tespit edici niteliktedir. Travis, Müslümanların inanç, ibadet ve alışkanlıklarıyla birlikte İslamı terk edip Hıristiyan olmalarındaki güçlük karşısında, Hıristiyan olma adayı olan Müslümanların kendilerini Hıristiyan olarak nitelemelerine ve kiliseye katılmalarına gerek duymaksızın, sadece İsa Mesih’in rab ve kurtarıcılığını tasdik etmekle yetinebileceklerini ifade etmektedir. Böylece din değiştirmekten kaynaklanan sosyal baskı ve dışlama ile kültürel değişimin getirdiği yabancılaşma sorunu ortadan kalkmış olacak ve Müslüman kökenli Hıristiyan olarak, sadece zihinsel bir değişimle, kolayca Hıristiyan inancı benimsenebilecektir. Bu durum, toplum baskısından dolayı Hıristiyan olamayan Müslümanlar için bir kolaylık olarak görünürken, bu şekildeki bir insanın içinde bulunduğu toplumda Hıristiyan inancının temsilciliğini daha kolay yapacağı düşünülmektedir.

C–5 kilisesi savunucularına göre, kendi toplumları içinde farklı görüşlere sahip olan ya da toplum dışına itilmiş bazı Müslümanlar Hıristiyanlaşarak, yabancı bir kültür bağlamında tesis edilmiş kiliseler olan C–2 ve C– 3 kiliselerine yönelmektedirler. Bununla birlikte, bu Müslüman kökenli Hıristiyanların10 çoğu ise ailelerine ve içinde yaşadıkları topluma sadıktırlar. Bunlar İncili okuyup onun öğretilerini tecrübe ettiklerinde İsa Mesih’e iman etmekte ve kendi İslam toplumları içinde yaşamaya devam etmektedirler. C–5 kilisesi olarak nitelenen anlayış içindeki bu Mesihi Müslümanlar, kültürlerinde ve gündelik yaşamlarında çok fazla değişiklik yapma gereği duymamaktadırlar. Fakat bunlar Kutsal Ruhun vesayeti altında Tanrı’nın sözünü incelemekte ve buna göre kutsal değerlerini, inançlarını ve dinsel uygulamalarını yeniden anlamlandırmaktadırlar.

Mesihi Müslümanlar, kendilerine has küçük ev cemaatleri şeklinde ya da camilerde büyük Müslüman cemaatleriyle Hıristiyanlığa uyarlanmış İslami ibadetleri sürdürebilmektedirler. İsa’nın ilk dönemdeki Yahudi takipçilerinin Yahudiliğin dışa ait dinsel formlarına yükledikleri yeni anlamlar gibi, C–5 inanlıları da dışa ait Müslüman dinsel formlarını yeni düzenlemelerle sürdürmektedirler. Bu uyarlamanın temelinde ise İslamın dinsel formların çoğunun Yahudi ve Hıristiyan geleneğinden tesadüfen türetildiği inancı yer almaktadır.11

Bu inancın da etkisiyle Mesih’e dönen Müslümanların mescitlere gitmesine, İslami ibadetleri yerine getirmesine ve [Hz] Muhammed’in peygamberlik rolünün kabul edilmesine imkân tanınması önerilmektedir. Bundan daha şaşırtıcı olanı, misyonerlere camilerde bizzat ibadet etmelerinin, [Hz] Muhammed’in peygamberlik görevini kabul etmelerinin, Ramazan ayında oruç tutmalarının, yani şekil olarak İslam’a dönmelerinin önerilmesidir. Günde beş kez gerçekleşen namaz ibadetinde okunması gereken Kur’an ayetleri konusunda da Kitabı Mukaddes ifadelerinden bir kateşizm oluşturularak bunların ibadet sırasında uygun zamanlarda okunması ve namazın her bir rüknü için de benzer uygulamanın yapılması savunulmaktadır. Namaz sırasında okunan ayet ve surelerin karşılığında İncilden uyarlamalar konusunda en büyük katkıyı Mesih’e yönelmiş Mesihi Müslümanlar sağlamaktadırlar.12

Müslüman toplumunun gündelik yaşamı içinde yer alan Mesihi Müslümanlar, İslam geleneği uyarınca normal kıyafetler giymek, domuz etinden kaçınmak, oruç tutmak, kutsal metinlere saygı göstermek ve namaz kılmak gibi dinsel ve kültürel adetlerini sürdürmektedirler. Bu eğilimin savunucuları, “Tanrı’nın oğlu” ifadesini de Kitab-ı Mukaddes referansları bağlamında Mesih ya da İsa Mesih olarak dönüştürmüşlerdir. “Tanrı oğlu” ifadesinin Müslüman itikadındaki son derece olumsuz anlaşıldığı bilinciyle, bu ifadenin doğurduğu dinsel ve kültürel engeli ortadan kaldırmak için C–5 savunucuları bunun mecazi bir anlamı olduğunu ileri sürmekte, bu ifadeye ilişkin olumsuz algılamanın Müslüman zihnindeki yanlış anlama ve tanımlamalara dayalı olarak oluştuğu imajını vermeye çalışmaktadırlar.13

Mesihi Müslümanlar, eğer daha önce İslami ibadet yükümlülüklerini yerine getirmeyen, yani sözde Müslüman idiyseler, onların yine bu şekilde, sözde Müslümanlar olarak devam etmelerinde bir sakınca görülmemektedir. Böylece kendi Müslüman toplumlarının birer üyesi olarak kalırken, İsa takipçisi de olabilmektedirler. Eğer namaz için camiye gidecek kadar ibadetlerini yerine getiren dindar Müslümanlar idiyseler, C–5 inanlısı olarak Mesih’e döndükten sonra da bu manevi tecrübelerini başkalarıyla paylaşma umuduyla da olsa camiye gitmelerine imkân verilmektedir.14 Nitekim bazı Mesih Müslümanlarının sıklıkla hacca gittikleri ve böylece oraya gelen diğer hacılarla İncili paylaşabildikleri dile getirilmektedir.15

C–5 STRATEJİSİNİN GEREKÇELERİ

Derin bir psikolojik dönüşümü gerektiren din değiştirme sorunu, misyonerlerin başa çıkmaya çalıştıkları bir misyon sorunudur. Söz konusu olan misyon stratejisinde de görüldüğü üzere, çok radikal ve karmaşık metotların geliştirilmesi, misyonerlerin içinde bulunduğu tıkanıklığı açma ya da süreci hızlandırma arayışlarını ifade etmektedir. Hıristiyan olmayan insanların, özellikle tarihsel, teolojik ve dünya görüşü açısından köklü bir karşıtlık içinde bulunan Müslümanların “Hıristiyanlaştırılması” klasik misyon metotlarını zorlayan bir sürece dönüşmüştür.

Travis’in Mesihi Müslümanlar tanımını “İslamize edilmiş kültüre uyarlama” olarak ifade eden Don Eenigenburg’a göre bu yaklaşımın arkasındaki üç gerekçeden söz edilebilir: (i) Mesihi Müslümanlar stratejisinin birinci gerekçesi tarihseldir. Müslüman zihninde Hıristiyanlar haçlı seferleri düzenleyen, her fırsatta saldırganlaşan ve son asırlarda da misyonerlik çalışmalarında bulunanlar olarak olumsuz bir tasvire sahiptir. Bu durum, klasik misyonerlik metotları önündeki en büyük engeli oluşturmaktadır. (ii) Bu stratejinin ikinci gerekçesi kültüreldir. İslam ile Hıristiyan kültürleri arasındaki büyük farklılıklar, Müslümanın kendi kültürünü terk edip Hıristiyanlığı kültürel unsurlarıyla birlikte kabul etmesini güçleştirmektedir. (iii) Son gerekçe ise evangelik anlamdadır. Hıristiyan olan bir Müslümanın kendi toplumu içinden ayrılıp Hıristiyanlara katılması, aslında çok kabul edilebilir bir durum olarak görülmemektedir. Bunun yerine, bütün Müslümanların evangelize edilmeleri için bu yeni Hıristiyanın bir şekilde kendi toplumu ve ailesi içinde kalıp Mesih’i onlara anlatmasının daha faydalı sonuçlar vereceği düşünülmektedir. Bundan dolayı C–5 tarzı Hıristiyanlığın ya da İslamize edilmiş kültüre uyarlamanın daha verimli bir misyon metodu olduğu ileri sürülmektedir.16

HEDEF KİTLE VE BİR ALAN ARAŞTIRMASI

İsa Mesih’in “gidin, bütün milletleri Baba, Oğul ve Kutsal Ruh adına vaftiz edin” (Matta 28:19) çağrısı doğrultusunda bütün insanların misyonerliğin potansiyel muhatapları olduğu bir gerçektir. Ancak, C–5 stratejisinin özellikle Müslümanları hedefleyen bir misyonerlik eğilimi olduğu ortadadır. Bu stratejiyi geliştiren misyonerlerin uzun yıllar Müslüman toplumlar içinde çalışmış olmaları da bunun işaretidir. Yoğun olarak Müslümanlara yönelik olan bu tarz misyonerliğin, içerdiği sıra dışı yaklaşım nedeniyle, sisteme dâhil edeceği Müslüman tiplemesinde de özel bir tasnife gittiği görülmektedir.

Müslümanlar, gündelik dinsel yaşamları ve dinle olan ilgileri bağlamında ayrıntılı olarak, sözde, ilgisiz, liberal sol eğilim, muhafazakâr sağ eğilim, aşırı geleneksel, modern, mistik, komünist ve fakir sıfatlarıyla tasnif edilmektedir. İkinci tasnif ise Müslümanların dünya görüşleri bağlamında İslam dinine karşı anlayış ve tutumları doğrultusunda gerçekleşmektedir. Üç kategoriye ayrıştırılan bu tanımlamada Müslümanlar, gözünü İslam ile açanlar, İslam hakkında kararsız ve boşlukta duranlar ve son olarak geleneksel İslam inancıyla dolu olanlar niteliğiyle sıralanmaktadır. İlk tasnife, tartışmasız İran Müslüman halkı, ikinci tasnife Kazak, Boşnak ve Arnavut Müslümanları, üçüncü tasnife ise Arap, Güney Asya ve Endonezya Müslümanları yerleştirilmektedir.17 Bu tasnifi yapan Massey, hangi grubun C–5 misyon stratejisinin ana hedefi olduğunu açıkça ifade etmese de ve her birinin bu stratejiye bir şekilde muhatap olacağını söylese de, Travis’in ölçeği hedefi ortaya çıkarmaktadır. Buna göre, C–5 stratejisinin en büyük hedef kitlesini geleneksel İslam inancına gönülden bağlı olanlar kategorisindeki Güney Asyalılar, özellikle Endonezya Müslümanları, ardından da Arap Müslümanlar oluşturmaktadır. Çünkü bu Müslümanlar Hıristiyanları ahlaki çöküntü, bencillik, materyalizm ve sömürgecilik bağlamında algılamaktadır. Bunun sonucunda Hıristiyanlığa dönük tarihsel bir tepki içindedirler. Ayrıca, geleneksel İslam inancına bağlı olmaları [Hz] İsa’ya ait bir peygamberlik inancını içermektedir. Dolayısıyla Hıristiyanlığa yönelik dünyevi tepki ve [Hz] İsa inancı, C–5 misyonerliğinin teolojik benzeştirme ve kültüre uyarlama metotları bağlamında bu kategorideki Müslümanları daha kolay bir hedef haline getirmektedir. Fakirlik oranının yüksekliği, bu Müslüman halklara yönelik C–5 stratejisinin etkisini daha da artırıcı bir niteliktedir. Bu tasnifi göz önüne aldığımızda, geleneksel İslam inancına ve klasik batı-Hıristiyan algısına sahip olan, gelir düzeyi düşük Müslümanların bu tür misyon stratejisine açık olduğu söylenebilir.

Massey’in tasnifinden, sözünü ettiğimiz Müslüman profilinin C–5 misyon stratejisinin hedef kitlesini oluşturmaları, bunların İslamı sadece inanç ve ibadetler bağlamında, yani mutlak manevi bir sistem olarak algılamaları ve belki de bu nedenle İslami anlamda kültürel bir değer ve dünya görüşüne sahip olamamalarına bağlanabilir. Nitekim geleneksel anlamda İslam büyüklerini ve dini öncüleri pek önemsemedikleri düşünülen liberal-sol eğilimli Müslümanların ideolojik gerekçelerle C–5 stratejisine pek açık olmadıkları ifade edilmektedir.18

Misyonerler, C–5 misyon çalışmalarıyla Mesihi Müslümanlar sınıfına dahil ettikleri kişiler üzerinde de zaman zaman sosyolojik araştırmalar yaparak metodun geçerliliğini denemektedirler. Mesihi Müslümanların Mesih’e bağlılıklarını ifade ettikten sonra dinsel düşünce ve davranışlarının ölçülmesi sonucu ortaya çıkan sonuç, bu stratejinin umduğu sonuçlara bütünüyle ulaşamadığını ifade etmekle birlikte önemli bir aşama kaydettiğini göstermesi bakımından önemlidir. Mesihi Müslümanların %76’sı haftada bir kez Kitab-ı Mukaddes okumak üzere toplanmakta; %16’sı bu iş için haftada iki kez bir araya gelmektedir. Mesihi Müslümanların %66’sı İncilleri her gün, %21’i ise haftada bir kez okumakta ya da dinlemektedir. Arapça bilmeyen Mesihi Müslümanların bu nedenle Kur’an okumaması sevindirici bir işaret olarak görülmektedir. Mesihi Müslümanların %55’i Baba, Oğul ve Ruh’un tanrısal unsur olduğuna; %97’si kurtuluşun yegâne yolunun İsa olduğuna; %93’ü İsa’nın hayatını insanlık için feda ettiğinden ilahi bağışlanmaya erdiğine; %100’ü insanların kötü ruhlardan sadece İsa’ya iman ile kurtulacağına ve %97’sinin [Hz] Muhammed’in öğrettiklerinin kendilerini kurtarmayacağına inanır. Bu rakamlar, Mesihi Müslümanlık stratejisinin temel hedefi olan, Müslümanların İsa’nın rab ve kurtarıcı olarak tasdik edilmesi ve İslam inancına yönelik zihinsel şüphenin ortaya çıkarılmasında önemli bir yol alındığını göstermektedir. Ancak aynı araştırmada ortaya çıkan sonuçlar, bu tarz misyon stratejisinin en çok eleştirilen yönlerini de ifade etmektedir. Şöyle ki, Mesihi Müslümanların %50’si Cuma günleri camiye gitmeye devam ettiğini; %31’i günde birden fazla kez camiye giderek Allah’ın peygamberi olarak [Hz] Muhammed’i tasdik ettiğini ve %96’sı sabit Müslüman inancı olan dört kitabın kutsallığını onayladığını; %66’sı Kur’an’ın bu dört kitabın en büyüğü olarak gördüğünü; %45’i Tanrı’yı Baba, Oğul ve Kutsal Ruh olarak görmediğini; %45’i Arapça bilmemelerine rağmen okunan Kur’an’ı dinlediklerinde huzuru ve Allah’a yakınlığı hissettiklerini getirmişlerdir.19

SONUÇ

Yukarıdaki rakamsal veriler, Mesihi Müslümanların zihninde Mesih inancının güçlü bir yer edindiğini, fakat ortalama bir düzeyde İslam inancı ile geleneksel bağların korunduğunu ifade etmektedir. Aslında C–5 tarzı Mesihi Müslümanlığın Travis tarafından tanımlanan teolojisinde, bir Müslümanın İsa Mesih’i rab ve kurtarıcı olarak tanıması durumunda, tıpkı bir Hıristiyan gibi Müslümanın da kurtuluşa ereceği maddesi dikkate alındığında, anket sonuçları hedeflerin önemli ölçüde gerçekleştiğini ifade etmektedir. Çünkü, Müslüman toplumunun hukuki ve sosyal bir üyesi olması, camiye devam etmesi ve İslami ibadetleri sürdürmesi için teşvik edilen Mesihi Müslümanların bu teşvike uymuş olmaları, C–5 misyon stratejisinin evangelik gerekçesini de karşılamaktadır.

Bu tarz misyonerliğin öncelikle Müslümanlara yönelik olduğu konusunda şüphe yoktur. Bu stratejiyi savunan misyologların misyon bölgeleri dikkate alındığında, hedef kitlenin daha çok Asya ve Afrika’daki fakir Müslüman halklar olduğu aşikardır. İnanç ve ibadetlerin yanı sıra İslami bir dünya görüşüne sahip olmayan geleneksel dindarlık formunda olan ve gündelik ihtiyaçlarını karşılamada güçlük çeken bütün Müslümanların hedef kitleyi oluşturduğu C–5 misyonerliği, halen en tehlikeli strateji olarak etkinliğini sürdürmektedir.

Mesihi Müslümanların Müslüman toplumunun hukuki ve sosyal yaşamı içinde varlıklarınısürdürmeleri istenmektedir. Bu durumun iki gerekçesi söz konusudur: (i) Mesihi Müslümanlar geleneksel ibadetlerini ve gündelik konumlarını sürdürmek suretiyle toplumsal aidiyetlerini değiştirecek bir dinsel dönüşüm içinde olmadıklarını düşünmektedirler. (ii) Mesihi Müslümanlar, hem aile, kabile ve köy gibi kendilerine has toplumsal ortam içinde yaşamak hem de camiye devam edip ve hacca gitmek suretiyle Müslüman toplum içinde kalarak Mesihi Müslümanlık inancını duyurma imkânına sahip olacaktır.

İslami ibadetler ile teolojik düzlemde Hıristiyanlığın rab ve kurtarıcı Mesih inancı bağlamında oluşan Hıristiyanlıktaki “Rabbin Duası” ibadeti ile namaz arasındaki uyarlama, C–5 misyonerliğinin çarpıcı bir yansımasını ifade etmektedir. İçerik olarak “Rabbin Duası”nın sergilendiği namaz ibadetinde Hıristiyanlığın dinsel terminolojisi namazın her rüknüne uyarlanmıştır. Böylece Mesihi Müslümanlar için yeniden düzenlenmiş olan namaz, şekilsel olarak İslam geleneğine uygun olurken, içerik olarak tamamen Hıristiyan unsurlarla doldurulmuştur. Namazın rükunları kendini korurken namaz sırasında dile getirilen ayet ve duaların Hıristiyan kateşizmi bağlamında uyarlanması söz konusudur. Ekte yer alan örnek, Mesihi Müslümanlığın, namaz formunda görünen boyutuyla içerdiği dinsel anlamda kültüre uyarlama sınırını aşarak pek çok Hıristiyan misyologun zihninde bile Mesihi Müslümanlık teolojisinin aslında senkeretizme geçişi ifade ettiği düşüncesini uyandırmaktadır.

ÖZGEÇMİŞ

Yard. Doç. Dr. Hakan Olgun, 1972’de Samsun’da doğdu. 1996’da Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu. Aynı yıl Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde lisansüstü eğitimine başladı. 2000 yılında bu enstitüye araştırma görevlisi olarak atandı. Enstitünün Dinler Tarihi Anabilim Dalı’nda doktora eğitimini tamamladıktan sonra bir süre Diyanet İşleri Başkanlığı, Dinlerarası Diyalog Şubesi’nde görev yapan Olgun, hâlen İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde öğretim üyesidir. Olgun’un Luther ve Reformu: Katolisizm’i Protesto (Fecr, 2001), Sekülerliğin Teolojik Kurgusu: Protestanlık (İz, 2007) ve Martin Luther: Hitler’in Manevi Atası (Kaknüs, 2002, Çeviri) adlı kitapları ve ayrıca makale yayınları bulunmaktadır.


KAYNAKÇA

1 John Travis, “Messianic Muslim Followers of Islam”, International Journal of Frontier Missions, 11 (1), 2000, s. 53.

2 Spektrum’daki C harfi Mesih merkezli topluluk (Christ-Centered Communities) tanımının İngilizce karşılığının baş harflerini ifade etmektedir.

3 John Travis, “The C1 to C6 Spectrum: A Practical Tool for Defining Six Types of ‘Christ-centered Communities’ (‘C’) Found in the Muslim Context”, Evangelical Missions Quarterly, 34 (4), 1998, ss. 407-408.

4 John Travis, “Two Responses”, Evangelical Missions Quarterly, 34 (4), 1998, s. 411.

5 Travis, “The C1 to C6 Spectrum”, ss. 407- 408.

6 Travis, “Messianic Muslim Followers of Islam”, s. 54.

7 Travis, “Messianic Muslim Followers of Islam”, s. 54.

8 Joshua Massey, “Misunderstanding C5 and the Infinite Translatability of Christ: Why C5 has been so misunderstood by its critics”, Evangelical Missions Quarterly, 40 (3), 2004, s. 300.

9 Byang H. Kato, “The Gospel, Cultural Context and Religious Syncretism”, Let the Earth Hear His Voice, ed. J. D. Douglas (Minneapolis: Worldwide Publications, 1975), s. 217.

10 “Müslüman kökenli Hıristiyanlık” tanımı da “Mesihi Müslümanlık” misyon metodu içinde çokça tartışılan bir kavramdır.

11 Travis, “Messianic Muslim Followers of Islam”, s. 54.

12 Bkz. Phil Parshall, New Paths in Muslim Evangelism, (Michigan: Baker Book House), 1980, s. 204.

13 Rick Brown, “The ‘Son of God’ Understanding the Messianic Titles of Jesus”, International Journal of Frontier Missions, 17 (1), 2000, ss. 41-52.

14 Rick Brown, “Contextualization without Syncretism”, International Journal of Frontier Missions, 23 (3), 2006, s. 130.

15 Brown, “Contextualization without Syncretism”, s. 131

16 Don Eenigenburg, “The Pros and Cons of Islamicized Contextualization”, Evangelical Missions Quarterly, 33 (3), 1997, ss. 312- 313.

17 Joshua Massey, “His Ways are not Our Ways”, Evangelical Missions Quarterly, 35 (2), 1999, s. 194.

18 Massey, “His Ways are not Our Ways”, s. 195.

19 Phil Parshall, “Danger! New Directions in Contextualization”, Evangelical Missions Quarterly, 34 (4), 1998, s. 406.