Müslüman Hıristiyan İlişkilerinin İnanç Boyutu

Müslüman Hıristiyan İlişkilerinin İnanç Boyutu

Cilt/Sayı

2007 20. cilt – 3. sayı

Yazar

Doç.Dr. isa YÜCEERa

aYüzüncü Yıl Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi, VAN

Öz

Müslümanların Hıristiyanlarla ilişkisi İslam’ın gelişi ile birlikte başlayan köklü bir geçmişe dayanmaktadır. Bu ilişki temelde yoğun inanç yönü olan bir görünüm arz etmektedir. İslam onları Ehl-i kitap olarak vasıflandırmış, mensuplarını özel bir statüde tutmuş ve ilişkilere dinin metinleri bağlamında netlik kazandırmıştır. Müslümanlar buradan aldıkları ruh ve elde ettikleri yaklaşım tarzıyla Hıristiyanları diğer din mensuplarından ayrı olarak kendilerine yakın görmüşlerdir. Özellikle ayetlerde getirilen netlik ilişkilerin inanç boyutuna açılım kazandırmıştır. Geriye ayetlerde sunulan değerlere yüklenen anlamı doğru anlamak kalmaktadır. Burada dinin kullandığı bir lafza her iki kesimin hangi anlamı yüklediği, onun içini nasıl doldurduğu, farklı asırlarda bu anlamı nasıl sürdürdüğü ve hangi açılımları getirdiği önem ifade etmektedir. Bunlar her iki dinin inanç dünyasını yansıtması nedeniyle ilişkilere etki etmektedir.

Anahtar Kelimeler

Din, inanç, yorum, İslam, Hıristiyanlık

Abstract

The relationship between Moslems and Christians is based on a long standing history, started with the arrival of Islam. This relationship has an appearance, fundamentally based on intensified belief. Islam has classified them “People of the Book” and given a special status to its followers and clarified the relationships in the context of religious texts. Moslems has separated Christians from followers of other religions as a result of the spirit and approach that they have developed from this clarification and considered them close. Particularly the clarification in the verses of Koran caused an expansion to the belief aspect of these relationships. What is left now is to understand the meaning ascribed to the values through these verses. Here the important thing is the meaning given by both sides to a statement, used by the religion, how they have interpreted it, how they have maintained this interpretation through centuries, and what kind of an expansion they applied. These are influencing the relationships since they are reflecting the world of belief of both regions.

Keywords

Religion, belief, interpretation, Islam, Christianity


İnanmak değerlerle gerçekleşir. Bunun da temelinde Allah’a, gayb alemine, peygamberliğe, vahiy gerçeği ve ahiret ahvali gibi temel prensiplere inanma vardır. Burada ele aldığımız her iki din de semâvî olma vasfıyla ilahi prensip olarak belirlenen hususlara inanma esasına dayanır.

Aralarında temel sorun lafızlara yüklenen farklı anlamlarla ilgilidir. Müslümanlar Allah’ın kemal sıfatlarla muttasıf ve noksanlıklardan münezzeh olduğuna inanmayı ve peygamberlerin şanlarına uygun olan ifadeler kullanmayı ana ilke olarak kabul etmişlerdir. Kutsal değerler hakkında söylenen sözlerde de hassastırlar. Hıristiyanların Allah Teala ve Hz. İsa başta olmak üzere, diğer kutsal değerlere kullandıkları birçok ifade Müslümanlar açısından uygun olmayan sözlerdir.

Din samimiyetle kabul edilmesi gereken bir gerçektir. Allah içindir. Başta inancın doğru olması, ibadetlerin makbul oluş şartlarına uygun olarak yapılması ve iki cihan saadetini sağlamayı hedeflemesi beklenir. Mukayeseli yaklaşımla bakıldığında İslam tüm beşeri kendisini kabul etmeye çağırmış ve Ehl-i Kitaba bunu açık olarak sunmuştur. Muhataplarından da bu çağrıya olumlu cevap vermelerini beklemektedir.

I-İSLAM VE HIRİSTİYANLIĞIN ORTAK İNANÇ DEĞERLERİ

İnancın dinin temel değeri olması tabiidir. Bu çerçevede belli başlı şu inançlar bulunmaktadır.

1-ALLAH İNANCI

İslam kendi inanç sistemini ortaya koyduğu gibi Allah inancı ile ilgili yanlış inançlara da cevap vermiştir. Bu inancın temeli tevhit esasına dayanmaktadır. Peygamberlerin hepsi de aynı inancı getirmişlerdir. Bunlardan Nuh,1 Hud,2 İbrahim,3 Şuayb,4 Salih,5 Musa ve İsa6 peygamber belirgin örneklerdir. Hepsi de tevhidi takdim etmişler ve birinin getirdiği inanç diğerinden farklı olmamıştır. Tevhit temeline dayalı bir inanç farklı asır, ortam ve coğrafyalarda tebliğ edilmiştir. Bunlar Allah’ın birliğini haber vermişler (Enbiya 21/25) ve kulluğun O’- na yapılması gerektiğini bildirmişlerdir (Nahl 16/36). Onlar O’nun dışında başka hiçbir ilahın bulunmadığını özellikle belirtmişlerdir.7 Allah’ın varlığı, birliği ve kulluğun sadece O’na yapılması temel düşüncedir. İslam, Allah inancını fıtratla ilişkilendirmiştir (Rum 30/30). Bu düşünceye göre çocuk fıtrat (İslam) üzere doğmakta ve sonra onun inanç dünyasında değişim olmaktadır.8

a)Allah’ın Varlığı ve Birliği: Din enfusî ve afâkî deliller üzerinde tefekküre çağrı yapmış v bu incelemenin kişiyi inanma noktasına getireceği belirtilmiştir (Yunus 10/101). Yaratılan varlıklar O’nun varlığına delil teşkil etmektedir (Ankebut 29/44). Bu deliller, insanın Allah’ın birliğini kabul için yeterlidir.9 Düşünülecek işler genelde insanın günlük hayatta içinde bulunduğu hususlardır. Gece ve gündüz (Fussilet 41/37), kainatın sistemi (Bakara 2/165; Rad 13/3), insanın varlığı,10 bitki türlerinin her birinin varlığı onları var edenin barlığının delilidir (Zümer 39/21). İnsan bunları tefekkürle tevhit inancına ulaşacaktır. Kainatın mevcut sistemi onu var edenin varlığına delildir. Kur’ân Allah’ın bir olduğu konusunu tekrarlayarak çeşitli münasebetlerle hatırlatmıştır(Bakara 2/163). Ayetlerde O’ndan başka ilahın olmadığı,11 O’nun tek ve ihtiyaçtan münezzeh olduğu belirtilmiştir.12 Kur’ân Allah’ın isim ve sıfatlarını haber vermiş,13 O’nun noksanlıklardan münezzeh olduğunu belirtmiş (Bakara 2/235) ve yüceliğini vurgulanmıştır (Haşr 59/22-4; Nisa 4/48).

b)İnancın Analizi: İslam’da Allah’ın yüceliği, tek olması, büyüklüğü, azameti ve kibriyası anlamına gelen, ayetlerde O’nunla ilgili vasıflar arasında yer alan lafızlarla ifade edilmiştir. Tamamında O’nun şanının büyüklüğü ve noksanlık anlamına gelen vasıflardan uzak olduğu vurgulanmıştır.

Burada Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında şu temel sorun yaşanmaktadır. Hıristiyanlar Allah hakkında “baba” ifadesini kullanmaktadırlar. Bildiğimiz kadarıyla hiçbir Müslüman Allah hakkında bu sözü kullanmaz, kullananlar da Hıristiyanların tesirinde kalarak onlardan alıntı olarak kullanmaktadır. Şüphesiz Hıristiyanlar insanlar hakkında kullanıldığı anlamıyla Allah hakkında “baba” sözcüğünü kullanmamaktadırlar. Fakat saygı ve tazim ifadesi olarak da olsa bu sözün Allah hakkında kullanımı Müslümanların kabul etmeyeceği bir anlayıştır. Temelde ise İslam’ın ayet ve hadis metinlerinde bu lafız Allah hakkında kullanılmamış, kullanan kesim olan Hıristiyanlar da bu inançları nedeniyle eleştirilmiştir. Bundan sonraki süreçte de Müslümanlar “Allah Baba” şeklindeki bir ifadenin Allah hakkında kullanılmasını hiçbir zaman uygun bulmayacak ve sürekli bu konuda eleştiri getireceklerdir. Burada Hıristiyanlardan beklenen yetkili mercilerinin karar çıkarması ve “baba” sözcüğünün Allah hakkında kullanılmamasına karar vermesidir. Belirli bir zaman sonra da bu karara uyulacaktır. Dinin metinlerinde geçenler ise “büyüten, besleyen, terbiye eden, söz sahibi, hâkimiyetiyle tek hükümran gibi anlamlarda yorumlanabilir.14

Tüm bunlara ilave olarak kendilerine dünyada ceza gelmeyip dünya yaşantılarında rahat edişlerinden kendilerine göre kendi lehlerine anlamlar çıkarmışlardır. Bu asılsız yorumlardan birisi de kendilerinin Allah- ’ın sevgili ve has kulları oldukları düşünceleridir.15 Temel düşünce Allahın tekliği (İhlas 112/1), noksanlıklardan münezzeh olduğu, eksiklik anlamını ifade eden sözlerin ona isnat edilemeyeceğidir (Bakara 2/235, 255). O’nun varlıklarla ilişkisi bağlamında her varlığın ihtiyacını veren ve rızıklandıran olduğu, mutlak bilginin O’na mahsus olduğu hakkında bir düşünce mevcuttur.16 O benzerlerinin bulunmasından münezzehtir.17 İnsanın sahip olduğu nimetleri veren O’dur (Ta-ha 20/11; Mümin 65). Bu temel anlayışların birleştirici unsur olabileceğini düşünmekteyiz.

2-PEYGAMBER İNANCI VE HZ. İSA HAKKINDA İNANÇ

İslam, Allah’ın gönderdiği peygamberlerin tamamına inanma esasını getirmiştir. Bu inanca tüm peygamberler dahildir. Buna hiçbir istisna yapılamaz. Peygamberlerin hepsine inanmayan kimse Müslüman olmaz. Müslümanlardan hiçbir kimse Hz. İsa’nın Allah’ın gönderdiği bir peygamber olduğunu inkar edemez, O’nu inkar eden İslam’dan çıkar. O Kur’ân’da övgü vasıflarıyla anılmıştır. Müslümanlar onu ayet ve hadislerin haber verdiği vasıflarıyla kabul etmek zorundadırlar. Bu inanç İslam’- da iman esasları içinde peygamberlere iman bünyesinde yer almaktadır. Hz. Muhammed’e inanıp Hz. İsa’ya inanmamak mümkün değildir.

Hıristiyanların Hz. İsa’ya yüklediği vasıflar ise Müslümanlarınkinden oldukça farklıdır. Onlar onun hakkında oğul ifadesini kullanmakta ve “Allah’ın oğlu” şeklinde söylenen bir vasfa yer vermektedirler.18 Kur’ân ise onun Meryem’in oğlu olduğuna özellikle vurgu yapmaktadır. Belki Hıristiyanlar oğul sözünü onun hakkında kullanmakla dilde sözlük anlamıyla bilinen baba ve oğlu kastetmediklerini tekrarlayacaklar ve onun hakkında alışılmış ifadeleri söyleyeceklerdir.

Müslümanlar ise dinin metinleri ışığında, onun hakkında babasız dünyaya gelmiş, Meryem isimli bakire kızdan doğan, annesi temiz ve masum olan, hiçbir kötü fiili olmayan kızın oğlu, Allah’ın kulu ve peygamberi olduğu şeklindeki inançlarını sürdüreceklerdir. Müslümanların bu inançlarından her hangi bir şeklide taviz vermeleri ve bunu değiştirmeleri söz konusu değildir. Çünkü bunlar ayetlerin açık hükümleri ile bildirilmiştir. Bu ihtilafın taraflarından Müslümanlar kendilerini bu inancı dinden aldıklarını ifade ederken, Hıristiyanlara da sürekli İsa’nın vasıfları hakkında Müslümanların inancından farklı inanç telkin edilmiştir.

Burada ortak inanç olarak Hz. İsa’nın bir peygamber olduğu üzerinde birlik sağlanabilir. Fakat bunun peşinden önemli bir sorun olarak İsa’nın Müslümanlar açısından Allah’ın kulu olduğu özelliğidir. O bir insandır. Kul olmak onun temel vasfıdır. Kullar içinden diğer peygamberlerin seçiminde olduğu gibi seçilmek suretiyle peygamber olarak gönderilmiştir. Müslümanlar Hz. İsa hakkında Allah’ın kulu olma vasfını ifade ederlerken onun değerini düşürmüş, kıymetine noksanlık getirecek bir vasıf belirlemiş değillerdir.

Şu var ki yaratılış sürecinde Allah kullarını denemek için Hz. Adem’i yoktan var ettiği gibi, onu da babasız var etmiştir. Onu özel bir yaratma şekliyle vücuda getirme söz konusudur. Mabette ibadetle meşgul olan hiç evlenmemiş, bir erkekle de teması bulunmayan bakire kızın ona hamile kalıp dünyaya getirmesi inancı vardır. Böylede olsa bu ayrıcalık onun doğumu ile ilgilidir. Ondan sonra Allah tarafından kendisine peygamberlik verilmiş ve ilahi kitap indirilmiştir. Müslümanlar açısından bunlar onun hakkındaki temel inançlardır.

Bu arada onun çok sayıda mucizelerinin varlığı belirtilmiş ve olağan dışı işlerin onun elinde gerçekleştiği bildirilmiştir. Bunlar Müslümanlar açısından onun peygamberlik iddiasında doğruluğunu/sadık olduğunu ispat için Allah’ın onun elinde gerçekleştirdiği mucizelerdir. İnsanların bu mucizeleri görerek onun hak peygamber oluğunu kabul etmesi beklenmiştir. Bir peygamberin kendinin peygamber olduğunu ispat edebilmesinin yolu mucize göstermesidir. O gücün mutlak sahibi Allah Teala’dır. O, kudretiyle olağandışı işleri meydana getirendir. Bunu insanlara bir insan olan peygamberi eliyle göstermektedir. Böylece insanlar onun diğer beşer fertlerinden farkını görecek ve iman edeceklerdir. Zira Hz. İsa, beşer olma yanında seçilmiş bir peygamberdir.

Tüm bunlar bir Hıristiyan açısından kabul edilmesi kolay olmayan inançlardır. Onlar Müslümanların Hz. İsa hakkında kullandıkları ifadeleri doğru kabul etmezken, kendilerinin düştüğü aşırılıkları ve söylenmemesi gereken ifadeleri kullandıklarının farkında değillerdir. Onu övmek ve şanını yüceltmek için ona gereğinin üstünde aşırı ifadeler kullanılması, bu çerçevede ona ilahlık isnat edilmesi Müslümanların kabul etmesi mümkün olmayan bir inançtır.

Müslümanlar, ilahlık isnadı konusunda hassas olmak durumundadırlar. İnanç açısından en hassas oldukları konu budur. Çünkü insanlık tarihinde sapmalar genelde Allah’ın dışındakilere ilahlıktan bir kısmını isnat etmek suretiyle yaşanmıştır. Geçmişin acı tecrübeleri de göz önünde bulundurularak Müslümanları Allah inancı ve bu inanç çerçevesindeki tevhit anlayışları Allah’ın dışında hiçbir varlığa ilahlığın isnat edilmemesidir. Peygamberler, melekler, veliler hülasa kim ve hangi kutsal değer olursa olsun Allah’ın dışında hiçbir varlığa ilahlık isnadı yapılamaz ve ilahlıktan bir cüzün verildiği iddia edilemez. İlah, mabut, Rab, mutlak manada Allah hakkında kullanılır. Bir peygamberin veya bir diğer varlığın değerini yükseltmek kastıyla da olsa ona ilahlık isnadı söz konusu olmaz. Bu konu Müslümanların tevhit inancının temelini oluşturur.

Müslümanların çok hassas olduğu Allah’tan başkasına kullanılamayacak olan ifadeyi, Hıristiyanlar Hz. İsa hakkında kullanmış ve ona ilahlık isnat etmiş, Rab kavramını onun hakkında kullanmışlardır. Bu konuda aralarında büyük ayrılık söz konusudur. Hıristiyanlar açısından bir övgü ifadesi olan Rab vasfının Hz. İsa hakkında kullanımı Müslümanlar açısından kabul edilmesi mümkün olmayan bir anlayıştır. Çünkü insanları küçümseme, kötüleme, değerlerini düşürme kötü olduğu gibi onları mevcut düzeylerinden çok daha üstte kabul edip insan olma vasfının peygamber olma düzeyinin ötesinde ilah olma özelliğinin ona verilmesi de yanlış bir övgüdür. Allah’a mahsus olan ilah ve Rab olma sıfatını insan hakkında kullanma olup, kabul edilemez bir anlayıştır. Bu nedenle bu konuda ayrılık devam etmektedir. Müslümanların konuyla ilgili inançları ayetlerle açık olarak belirlendiği için bunu yorumlayarak başka anlam yükleme gibi bir değişiklik yapmaları da söz konusu değildir. Hıristiyanların da Hz. İsa hakkında Rab olduğu ve ilahlıktan bir cüze sahip olduğu inançlarından vazgeçmeleri kolay görülmemektedir.19 Fakat kilise, isterse başka konularda yaptığı gibi bu konuda da değişim getirebilir. Zira onların Hz. İsa hakkındaki kabul edilmesi mümkün olmayan sözleri ve inançları Hz. İsa’dan sonra ortaya atılmış fikirlerdir.

3-İLAHİ KİTAP İNANCI

Semâvî dinlerde Allah’ın vahiy yoluyla ve melek aracılığı ile peygamberine kitap indirmesi inancı temel iman esaslarındandır. Peygamber Allah’tan vahiy olarak aldığını insanlara iletmekte ve mesajı aynen aldığı gibi ulaştırmaktadır. Onun kendisine verilende her hangi bir değişim yapması, ilave veya noksanlık yapma gibi müdahale hakkı bulunmamaktadır. O sadece kendisine indirileni insanlara iletme görevini yapmıştır. Bunun yanında onun vahyin uygulaması, anlaşılmasında zorluk çekilen hususların açıklığa kavuşturulması ve insanlara örnek olma gibi önemli görevleri vardır.

Vahiy almak sadece peygamberlere mahsustur. Onun dışındaki insanlara vahiy gelmez. Bunun yanında kalbe doğan anlamlar, ilham gibi hususlar varsa da, bunlar peygambere gelen vahiy düzeyiyle kıyaslanmaz. İslam bunu belirlerken Hıristiyanlıkla büyük oranda ayrılmaktadır. Zira İsa’dan sonraki süreçte bu kitaba müdahale yapıldığı bilinmektedir.20 Hz. İsa kendisine vahyedileni tebliğ etmiş ve ona iman etmeye çağırmıştır.21 Ne var ki, İnciller Hz. İsa’dan sonraki yıllarda yazılmıştır. “İncilleri Hz. İsa’nın ref’inden onlarca sene sonra kaleme alanlar onu görmemişler ve yazdıklarını da ondan duymamışlardır.”22 Sonuçta birden fazla İncil ortaya çıkmış ve bunların muhtevası birbirini onaylamayan haberler içermiştir. Buda tahrifin belirgin göstergesidir. Temel sorun da çelişkili bilgiler aktarmalarındadır. İlahi kelam üzerinde insan elinin müdahalesi ve tasarrufta bulunması söz konusudur. Sadece resmi dört İncil Matta, Luka, Markos ve Yuhanna İncillerinin kabulü sürecinde diğer kimselerin yazdığı İncillerin devre dışı bırakılması söz konusudur. Bu kitaplar yazan şahısların ismini almış ve onların adıyla anılmıştır. Kilisenin sadece bu dördüne sahip çıkması bir takım soru işaretlerini de beraberinde getirmektedir.

Kur’ân ise tahrifi yapanları kınamış ve onların yaptığı değişikliği haber vermiştir (Al-i İmran 3/187). Biz Hz. İsa’ya vahyedilen sözlerle bu metinleri karşılaştırma imkanına sahip değiliz. Ancak bu dört ayrı metni kendi içinde mukayese edebiliriz. Bu yapılınca aralarındaki yoğun ihtilaf görülmektedir. Sözlü olarak yapılan tebliğ aradan geçen uzun zaman sonra yazılı metin haline getirilirken farklı şahıslar farklı metinler yazmışlardır. Hıristiyanların elindeki bu kitapta tevhit inancıyla bağdaşmayan hususlar bulunmaktadır. Bu kitapta Allah- ’a mekan isnat edildiğini Kur’ân haber vermektedir.

II- ASLIN KORUNMASI SORUNU VE MUHALİFE ELEŞTİREL YAKLAŞIM

1-YÖNETİMLE İLİŞKİ SORUNU

Hıristiyanların geçmişine bakıldığında Hz. İsa’nın bıraktığı mesajın muhafaza edilmesi ve dinin asıl şekliyle korunması kolay olmamıştır. Müminlerin muhalifleri güçlü ve kendi sayıları da azdı. Bu durumda bunlar hem dini insanlara iletme hem de muhaliflere cevap verme durumunda kalıyorlardı. Roma Devleti Hıristiyanlığa muhalifti. Zamanla onu kendisi için tehlike oluşturmayacak şekle sokmuş ve Hıristiyanları kendi iç ihtilaflarından dolayı birbirleriyle uğraşır duruma getirmiştir. Bu merhaleden sonra Hıristiyanlığı din olarak almada da bir sakınca görmemiştir. Bu dinin mensupları içine o kadar çok ve birbirinden ayrı düşünceler eklendikten sonra, onların Romalılara karşı birleşme ve mücadele verme gücü kalmamıştır. Temelde dinin ilk şekli ve Hz. İsa’nın getirdiği ile sonradan gelinen durum karşılaştırıldığında mukayese kabul etmez farklılık vardır.

İncil’in aslı elde bulunmamaktadır. Yazılı metindekilerin İsa’nın getirdiğinin aynısı olduğunu iddia etmek kolay değildir. Çünkü aynı kitap içinde birbirine zıt bilgilerin indirilmesi Allah’ın şanıyla bağdaşmaz. Hz. İsa tevhit inancını sunmuş ve bunun mücadelesini vermiştir. Gelinen noktayı tevhit inancıyla karşılaştırdığımızda tevhitten uzaklaşma yaşandığı görülmüştür. Şüphesiz sıradan halk kendilerine iletilen inançları doğru kabul etmekte ve inanmaktadır. Fakat üst düzey din bilginleri ise olup bitenlerin farkındadırlar.

Müslümanlar, bu din hakkında “aslen ne idi?” sorusunu sorup aslını kabul etmek durumdadır. Çünkü aslı itibariyle Allah’ın bir insana peygamberlik ve kitap vermesi söz konusudur. Bunu Kur’ân defalarca vurgulamıştır. Burada problem Hz. İsa’nın getirdiği asıl İncil’in elde mevcut olmaması ile ilgilidir. İncil olarak kabul edilenler sözlü bilgi olarak anlatılanların yazıya geçirilmiş şekillerinden bir kısmıdır. Bu da yıllar sonra gerçekleşmiştir.

Bu dört şahsiyetin yaptığı da dinsel bir faaliyet ve önemli bir çabadır. Fakat bunların yazdıklarının İncil’in kendisi olduğunu iddia etmek, Hz. İsa’ya inenin bunlar olduğunu savunmak, sağlıklı ve inandırıcı bir iddia olmayacaktır. Hz. İsa yeryüzünden ayrılırken inananların elinde yazılı bir metnin varlığı iddia edilmemektedir. O dönemin şartları ve imkânları göz önünde bulundurularak bir peygamberin öğütlerinden akılda kalanlar insanlara iletilmiş ve bu dine mensup olanlar arasında uygulanmıştır.

Hz. İsa’ya vahyedilen İncil tekti. O sözlü olarak bunu tebliğ etmiştir.23 Fakat ona inananlar devletten çok fazla baskı görmüş ve zamanla devlet bu dini resmi din haline getirmiştir. Burada artık bu din Hz. İsa’nın tebliğ ettiği asıl şekilde ki din değildir. Roma Devleti yöneticilerinin kabul ettiği ve onların icraatlarına müdahale etmeyen bir din haline geldikten sonra din bu devletten himaye görmüştür. Artık Mesih’in İncil’i olarak bahsedilen24 ve geçmişte böyle ifade edilen İncil tanımlamasının yerini dört İncil almıştır. Elde tek İncil değil zıtlıklar içeren İnciller bulunmaktadır. Yazarları farklıdır. Asıl ise ortada bulunmamakta ve ondan söz edilmemektedir.

Ayrıca Roma Devleti gibi o zamanın büyük gücü de onlara hasımdı. Hz. İsa’nın dinine girenler büyük baskıyla karşı karşıya bulunuyordu. Zamanla bu hasımlık yakın ilişkiye dönüşmüş, Hıristiyanlık Roma Devletinin istediği bir din haline gelirken, kabul edilen din Hz. İsa’- nın getirdiği değil, yeni ortamda şekillenen din olmuştur. Roma Devleti Hz. İsa’nın zamanında ve dinin asıl şeklinin elde mevcut olduğu asırlarda bu dini resmi din olarak almamıştır. Müminler o asırlarda büyük mücadele vermişler, fakat Roma Devletine galip gelmeleri de mümkün olmamıştır. Bu arada müminler arasında iç ihtilaflar başlamış, oluşan mezhep ayrılıklarını yaşadıktan sonra bir araya gelme ümitleri de kalmamıştır. Asırlar boyunca çile çeken müminlerin zamanla güçlerini yitirdikleri, içlerinden bir kısmının devletle uzlaşmaya gittiği ve devletin istediği tavizleri verdiği izlenimi görülmektedir.

2-İSLAM’IN KONUMU VE İLİŞKİLERİN GELİŞMESİ

İslam m.610’da Hz. Peygambere vahyin inmesi ve peygamberliğin verilmesiyle başlamıştır.25 Bu dinin gelişiyle birlikte davetini önce küçük sonra da büyük ölçekte açıklamış ve insanları kendini kabul etmeye çağırmıştır. Daha önce gönderilen ilahi kitaplar ve peygamberlerle ilgili kapsamlı bilgiler vermiş ve onların kıssalarını haber vermiştir. Hz. İsa ve Hz. Meryem üzerinde geniş şekilde durmuş, onların doğru tanıtımını yapmış ve İncil’le ilgili hususlara açıklık getirmiştir. Bu çerçevede bakıldığında Her iki din de müşterek değerlere inanmaktadır. Fakat bu şahsiyet ve değerlere Hıristiyanlığın bakışı ile İslam’ın bakışının farklı olduğu görülmüştür.

İslam kendisini kabul etmeyip kendi dininde devam etmek isteyenlere bu hakkı vermiş ve onlarla güzel ilişki kurmuştur. İçlerinden İslam’a girenler olmuş, bunu yapmayıp kendi dinini sürdürenlerle ilişkilerin ileri düzeyde olduğunun da birçok örneği görülmüştür. Özellikle Bizans ve onunla irtibatlı olanların İslam’a karşı hasmane tavırları görülmüş ve bu nedenle reddiyeler yazıldığı gibi istenmeyen olaylar da yaşanmıştır.

Himayesi gerekli değerlerin himaye edilmesi problemi geçmişin temel sorunu olmuştur. İslam geldiği şekliyle korunmuş ve aslı bozulmamıştır. Bu özelliğe sahip olan İslam kendisinin dışındakileri kendi açısından değerlendirmeye almış ve din mensupları arasında Ehl-i Kitap olarak adlandırdığı kesimi kendisine yakın bulmuştur.26 Onların eleştirilecek yönlerini belirlemiş ve tenkidini yapmıştır. Böyle olmakla beraber onların ilk şekliyle ve asıl indiği haliyle kutsal olan bir kitaba sahip olmaları ayrıcalıkları olmuştur.27 İslam onları bu hallerinde bırakmamış ve kendilerine çağrı yapmıştır (Nisa 4/47). Hz. Peygamberle ilgili bilgiler müjde mahiyetinde kendilerine sunulmuş olmasına rağmen bu aslı korumadıkları ve buna kendilerince yorumlar getirdikleri tespit edilmiştir (Bakara 2/79). Hıristiyanlıktan ayrılıp İslam’a gelenlere karşı Hıristiyanların tavrının olumsuz olduğu tespit edilmiş ve içlerinden İslam’ı kabul edenlere ağır ifadeler kullandıkları ve olumsuz konumda oldukları görülmüştür (Al-i İmran 3/113).

İslam’ın nazarında öteki anlayışında şu hususlar görülmüştür. İslam kendisini hak din olma vasfıyla tanıtmış ve bunu kabul etmeyenlerle mücadele etmeyi öğütlemiştir.28 Kur’ân’ın Yahudiler, Sabiiler ve Hıristiyanlardan bir arada bahsettiği de olmuştur (Maide 5/69). Öylede olsa kitap ehli üzerinde yoğunlaşmış ve onların kitabına çeşitli vesilelerle atıfta bulunmuştur. Kur’ân birçok yerde Ehl-i kitap ifadesini kullanmış ve bunların Yahudiler ve Hıristiyanlar olduğu anlaşılmıştır. Bunun yanında hangi dinlerin mensuplarının kitap ehli olma özelliğine sahip olduğu tartışma konusudur. Özel olarak diğerlerinden ayırmak suretiyle sadece Hıristiyanlardan bahsettiği yerler de vardır. Diğerleriyle karşılaştırma yapıldığında kendisine Hıristiyanları Yahudilerden daha yakın bulmuştur (Maide 5/82).

Tarafların birbirini yakından tanımasının birçok soruna çözüm olacağını söylemek mümkündür. Bir dinin kabul edilmesi için onun benimsenmesi, özümsenmesi, onu içten gelen duygularla kabul etmek, gönlün ona yatması, kalbin tasdiki ve aklın onay vermesi beklenir. Sonunda da dilin ikrarıyla kişinin o dinin mensubu olduğu bilinmektedir. Bunlar oluşmuyorsa insanları kendi tercihleriyle baş başa bırakmak uygun olmaktadır.

III İNANÇLARIN ANALİZİ VE FARKLILIKLARIN BOYUTU

1-TARAFLARIN BİRBİRİNİ TANIMA GEREKLİLİĞİ

Müslüman-Hıristiyan ilişkisinde tanıma zorluğu temel sorunlardandır. İslam gelişinden itibaren beklentilerini ortaya koymuş ve tüm din mensuplarını kendini kabul etmeye çağırmıştır. Büyük bir kesimin dini olan Hıristiyanlık için de durum aynıdır. Onun mensuplarının da Müslüman olmasını arzu etmiştir. Bu beklenti çok büyük boyutta gerçekleşmemiş, İslam’ın aleyhinde tavır alma olmuş, buda Müslümanları onlara cevap vermeye sevk etmiştir. Yazılan reddiyelerin ne derece etkili olduğunu tespit etmek kolay görülmemektedir. Bu yolla Müslümanlar İslam’ı savunma yoluna gitmiş ve muhaliflerin görüşlerini çürütme yöntemini izlemişlerdir. Burada iki tür faaliyet söz konusudur. Biri İslam’ı savunma diğeri de kendi doğrularını sunmadır.

Müslümanların düşüncesinin merkezinde her dönemde Kur’ân olmuştur. Onun şahsiyetlere, olaylara ve değerlere bakışı esas alınmıştır. Buna Hz. Peygamberin yaptığı izahlar, getirdiği beyanlar ve bizzat yaptığı tatbikat da önem ifade etmiştir. Kur’ân genelde onların ortaya attıkları inanç ve düşüncelere cevap olacak tespitlerde bulunmuş ve hüküm vermiştir. Onları bazı inançları nedeniyle inkârcı olarak tanıtmıştır (Maide 5/73). Ehl-i kitap kategorisi içinde Allah hakkında taht, ayak basma vb. ifadeler kullandıkları görülmektedir.29 Allah’ın sağında oturmak fikri, Rab İsa’nın bunu gerçekleştireceği iddiaları bulunmaktadır.30 Tevrat’ta ise Hz. Yakup’un Allah ile güreşmesi iddia edilmiştir.31 Bunlar sadece birer örnektir. Kur’ân’ın bunları kabul etmesi mümkün değildir. Bu yönüyle bakıldığında arada ihtilafların büyük olduğu görülmektedir.

2-MÜSLÜMANLARIN HIRİSTİYANLIK İNANÇLARINI ANALİZİ VE TESLİS İNANCI

a)Allah İnancı: Hıristiyanların Allah hakkında kendi dini kaynaklarında “baba” dendiği gibi mükemmel nur olduğu da kabul edilmiş32 ve O’na tapınmak gerektiği belirtilmiştir.33 Allah’ın her şeyi yarattığı gibi kendi cevherinden oğul Tanrıyı yarattığı ve Ruhu’l-Kudis’ün Tanrı olduğu benimsenmiştir. Üç birdir, bir de üçtür. Üç ayrı şahıs, bir Tanrının üç ayrı tezahürüdür düşüncesi yaygınlık kazanmıştır.34

b)Hz. İsa’nın Konumu: Hıristiyanlığa göre İsa Allah’ın oğlu ve Rab’dir.35 Pavlos’un mektupları onun babanın cevherinden olduğunu iddia etmektedir.36 Yuhanna Allah’ın oğlu İsa’nın insanlığın günahlarına keffaret olarak gönderildiğini bildirmiştir.37 Bu inanç İsa’ya insan şeklinde ilah olma, Allah’ın onda bedenleşmesi konsüllerde kabul edilmiştir. M. 325 İznik Konsülünde başlayan süreç sürekli tehditten uzaklaşma eğilimi göstermiştir.

c)Ruhu’l-Kudüs: Teslisin üçüncü unsurudur. Onun da ilah olduğu kabul edilmiştir.

3-KUR’ÂN’IN İNANÇ TESPİTİ VE HIRİSTİYANLIĞA CEVAPLARI

a)Allah İnancı: Hıristiyanların elinde ki delillerden yararlanarak ancak Hz. İsa’dan sonra oluşan inanç tespit edilebilmektedir. Kur’ân ayetleri sayesinde sadece Hz. İsa değil tüm peygamberlerin getirdiği inançları tespit etmek mümkündür. Hz. İsa’nın getirdiği inanç yönüyle bakıldığında onun tevhit olduğu açık ve şüphe edilmeyen bir husustur. Kur’ân Hıristiyanların yanlışlarını düzeltme ve doğruyu ortaya koyma çabası vermiştir. Temel sorun Hz. İsa’nın söylemediklerinin ona isnat edilmesinde görülmektedir. Kur’ân onun verdiği bilgileri ve tebliğ ettiği hususları kapsamlı olarak sunmuş, yanlışları iptal ederken doğruları ortaya koymuştur. Tevhidin Hz. İsa’nın getirdiği inanç olduğu belirtilirken, Allah’a çocuk isnadı, Hz. İsa ve annesine ilahlık isnadı ve Ruhbanları Rab kabul etmeleri reddedilen temel konular olmuştur.

b)Allah’a Oğul İsnatları ve O’na İftiralarının Reddi: Allah’a çocuk isnadının iptali, Kur’ân’ın üzerinde durduğu temel husustur. Allah, Hıristiyanların yanlış işlerini ortaya koyarken doğru ve asıl olanı da netleştirmiştir. Hıristiyanların kendi aralarında büyük ihtilaflar yaşadıkları hususa açıklık kazandırmış ve bu yöntemle Kur’ân önceki ilahi kitapların gözeticisi konumunda olduğunu belirtmiştir (Maide 5/48). Hıristiyanların asıl olanı unutma, kin ve düşmanlığı seçmeleri söz konusu olmuş (Maide 5/14), ayrıca Hz. İsa’nın kendilerine ilettiği bazı bilgileri gizlemişlerdir (Maide 5/15). Bunlar yapılan belirgin yanlışlar olarak belirlenmiştir.

Onların Allah’a iftiralarının çok yönlü olduğu görülmüştür. Allah hakkında ki sözlerinde O’na iftiralar bulunmaktadır. Bunun başında da İsa’nın O’nun oğlu olduğunu iddia etmeleri ve Allah’a insana mahsus olan vasıf/nitelikler atfetmeleridir. Baba olma ve oğla sahip olma sözlerinin yanlışlığı açıktır. Kur’ân ise Hz. İsa’yı peygamber olarak tanıtmıştır.38 Allah’a çocuk isnat etmelerinin yanlışlığı Kur’ân’da tekrarlanarak farklı surelerde hatırlatılan bir husustur. Allah’ın yüceliği bildirilirken, çocuk ve eş edinmediği belirtilmiştir (Cin 72/3). Eşinin olmadığı, çocuğunun olamayacağı hatırlatılmış (Enam 6/101) ve O’na çocuk edinmenin yaraşmayacağı vurgulanmıştır (Meryem 19/190-3). İsa’nın Allah’ın oğlu olduğunu iddia etmenin inkârcıların sözleriyle benzerlik gösterdiği hatırlatılmıştır (Tevbe 9/30; Maide 5/18).

Tüm bu delillerin ışığında Hıristiyanların bu türden inançlarının ilahi kitabın delillerine dayanmadığı görülmektedir. Bunların asıldan sapma ve çeşitli çevrelerden etkilenme olabileceği anlaşılmaktadır. Zira bunların Allah’a yaraşmayan vasıflar olduğu açıktır. Çevrede ki tevhit dışı inançların zaman içinde bir şekilde Hıristiyanlığa geçtiği ve bunların asıl gibi gösterildiği tahmin edilmektedir. Yaşanan ortamda var olan bazı düşünceleri kendi inançlarına dönüştürmüş olabilecekleri büyük olasılıktır. Bunda bölgede yaygın olan inançların da etkisi olmuş ve asıl tahrif olunca, onun yerini başka inançlar doldurmuştur. Allah’a oğul isnadı bu şekilde gelmiş, Kur’an Onların Allah’ın çocuk edindiği ile ilgili hiçbir delile sahip olmadıklarını belirtmiştir (Yunus 10/68). Bu durumda dinin aslında bulunmayan bir anlayış sonradan ona eklenmektedir.

Kur’ân Allah’ın çocuk edindiğini iddia edenleri ısrarla uyarmış39 ve “Allah çocuk edindi” denmesini açık olarak reddetmiştir (İhlas 112/3). Gerçekte her şey O’- nun yaratıklarıdır (Bakara 2/116). Tüm ikazlar yanlışın bırakılmasına yöneliktir. Bu uyarılar bir peygamber olan Hz. Muhammed tarafından yapılmış olmasına rağmen sonuç alınamamıştır

4-TEVHİTTEN SAPMA VE ALLAH’TAN BAŞKASINA İLAHLIK İSNADI

a) Hz. İsa ve Annesine İlahlık İsnatları: Tevhitten teslise geçiş başta İznik (m.325), sonra İstanbul (m.381) konsüllerinde belirledikleri kararlarla asıldan sapmayı netleştirmişlerdir. Bu sapmaların temelini ise teslis inancı oluşturmaktadır. Artık erken dönemden itibaren Hıristiyanların Müslümanlarla irtibatlarında Ha. İsa’nın kimliği sürekli gündemde kalmıştır. Dinin metinlerinde açık olarak belirtilmeyen bir husus Kadıköy Konsili gibi konsüllerde kabul edilmiştir. İsa’da iki tabiatın bulunduğu benimsenmiştir. İncil nüshalarının onun insan olduğunu belirtmesine rağmen, buna muhalefet edilmiştir.40 Kur’ân ise Hz. İsa’nın kendisi ve annesinin ilah olduğunu söylemediğini belirtmiştir (Tevbe 9/31). O sadece Allah’a kulluğa çağırmıştır (Maide 5/117). Kur’ân Hz. İsa’ya ilahlık isnat edenleri ve Allah’ın üçün üçüncüsü olduğunu söyleyenlerin kafir olduğunu bildirmiştir (Maide 5/72-3). İsa’ya Allah’ın oğlu demeleri (Tevbe 9/30) gibi temel konular Kur’ân’ın üzerinde durduğu ve yanlışlığını belirtip doğruyu sunduğu hususlardır.

Bu muhtevada bir inancı insanlık tarihinde hiçbir peygamber getirmemiş ve Allah’ın bunları emrettiğini ve vahiy yoluyla indirdiğini iddia etmemiştir. Peygamberler tevhidi tebliğe memurdurlar. Bunu bırakıp da kendilerinin ilahlığını iddia etmeleri mümkün değildir.41 Hıristiyanların bu belirtilen iddiaları Hz. İsa’nın vahiy olarak alıp tebliğ ettiği hususlar değildir. Teslis inancı Kur’ân’ın reddettiği bir anlayış ve yasakladığı bir inançtır.42

Hıristiyanlık Hz. Meryem hakkında mesnetsiz olan ve kesin delile dayanmayan sözler söylemektedirler. İslam ise ona verilen nimetleri hatırlatmış43 ve Hz. Meryem’in iffetli bir hanım olduğunu haber vermiştir (Maide 5/75). O seçilmiş, üstün kılınmış ve ibadet görevini yerine getiren bir kimse olarak tanıtılmıştır.44 Hz. Peygamber ise onu hayırlı olma vasfıyla anmıştır.45 Onun farklı nitelikleri belirtilmekle beraber, İslam’da hiçbir zaman ona veya bir başka beşere ilahlık isnat edilmemiştir. İnsanı veya meleği ilah düzeyinde görme Hıristiyanlıkta tahrif ve sapma olarak görülmüştür.

İsa’nın yaratılışını izahta, Kur’ân Adem’in yaratılışı örneğini sunmuş (Al-i İmran 3/59), yaratma Allah’ın takdiri ile gerçekleşmiştir (Nisa 4/1). Nitekim Adem’in yaratılışında olduğu üzere bunun Allah’a kolay olduğu vurgulanmıştır. Nitekim İsa da mucize gösterme esnasında kuş şekline üflemesiyle Allah onun elinde mucize gerçekleştirmiş ve kuş canlanıp uçmuştur. Cebrail’in üflemesiyle kendisi dünyaya geldiği gibi onun üflemesiyle de kuş hayat bulmuştur. Tüm bunlar ilahi kudretle meydana gelmiştir.

b)Ruhu’l-Kudüs: Müslümanlar bu ifade ile Cebrail’i anlarlar.46 Hıristiyanlar da onun mahiyetinden öte ona ilahlığın isnat edilmiş olması dikkat çekicidir. Tevhitten sapma yaşanınca dine bunlar eklenmiştir.

5-DİN ADAMLARININ KONUMU

Onları Rab edindikleri (Tevbe 9/31), Ruhbanları Rab tanımaları, Allah’ı bırakıp Ruhbanlarını ve Meryem oğlu Mesih’i Rab kabul ettikleri bildirilmiştir (Tevbe 9/31). Kur’ân Ruhbanları insanların mallarını haksız yolla yiyen kimseler olarak tanıtmıştır (Hadid 57/27). Kur’ân’a göre onlar Hz. İsa’nın yolundan uzak duran kimselerdir (Tevbe 9/34).

6-HIRİSTİYANLARIN PEYGAMBER İNANCINA KUR’ÂN’IN CEVABI

a)Peygamber İnancının Analizi: Peygamberlik insanlık tarihi boyunca var olan bir inançtır. Allah’a imandan sonra dinde ikinci sırada peygamber inancı gelmektedir. İslam’da şehadet ve tevhit kelimelerinde Allah’ın varlığı, birliği ve O’ndan başka ilahın bulunmadığı, O’nun eş ve ortağının bulunmadığını kabul etmenin ardından peygamber inancı gelmektedir.

İnsanlar yüce yaratıcıyı peygamberler aracılığı ile tanımaktadır. Onlar önce kendileri inanmış ve inanan insan örneği olmuşlardır. Dinle ilgili bilgiler insana onların öğretmesi ile ulaştırılmıştır. Onlar aldıkları görevi kusursuz olarak yerine getirmişler ve ahitlerine vefa göstermişlerdir (Araf 7/172-3). Peygamberlik görevi ile ilgili bilgiler Kur’ân’ın üzerinde özellikle durduğu bir husustur. Onların hayatları ve tevhit inancını sunma mücadelelerinden örnekler sunulmuş, insanların geçmişte yaşananlardan ibret alması ve geleceği sağlıklı görmesi temin edilmiştir.47 Bunların tamamı biri diğerinin devamı şeklinde aynı inançları, tevhidi ve ilahi mesajı ileten şahsiyetlerdir.

Hz. İsa’ya verilen peygamberlik de diğer peygamberlikler gibidir. O Ben-i İsrail’e gönderilmiş48 ve kendisine İncil indirilmiştir. Zamanla bu inanç bozulmuş, dinin yerini dinde aslı olmayan yanlış anlayışlar almıştır. Çünkü o, bir peygamberken ona peygamberlik ve insanlığın üstünde ilahlık isnat edilmiştir. Tarihte ise peygamberlerin sıfatları bellidir. Hiçbirisine nebi ve resul olmanın üstünde bir vasıf isnat edilemez.

Kur’ân, Hıristiyanlığın bu hususta düştüğü yanlışları ortaya koymuş ve doğrulara açıklık getirmiştir.49 Onun peygamber olduğuna İncillerde de yer verilmiştir. 50 Onun kul olduğu ile ilgili bilgiler de bulunmaktadır.51 O Allah’a dua etmiştir.52 Kur’ân’ın ise İsa ile ilgili olarak sunduğu bilgiler, onun en ibretli yönleridir. Bunlar seçilerek sunulmuştur. En belirgin yönü henüz doğumu ile başlamış, bunlar insanların ibret alması ve Allah’ın kudretine delil teşkil etmesi için sunulmuştur. Zamanla oluşan yanlış düşüncelere cevap verilmiş, doğumu, peygamber oluşu ve Hz. Peygamberi haber verişi konularına netlik kazandırılmıştır.

b)Hz. İsa’nın Peygamberliği

1-HZ. İSA’NIN DÜNYAYA GELİŞİ

O babasız olarak dünyaya gelmiş, Meryem’e bu konu ile ilgili bilgiler önceden verildiğinde o kendisine erkek dokunmadığını ifade etmiştir (Al-i İmran 3/45-6). Ona bu doğumun Allah’ın dilemesi ve kudretiyle olacağı hatırlatılmıştır.53 “Allah’ın ol emriyle meydana geliş söz konusudur.”54 Yanlış anlamalara meydan vermemek için Kur’ân Meryem’in iffetli olduğu belirtilmiş55 ve bu husus kapsamlı olarak anlatılmıştır (Meryem 19/17-25).

2-ONUN KUL VE PEYGAMBER OLUŞU

O kendisinin kul olduğunu itiraf etmiştir. O ibadetleri, örneğin namaz ve zekatı yerine getirmekle yükümlü tutulmuştur (Meryem 19/30-1). Kulluğu gereği üzere yapmış (Zuhruf 43/63-4) ve örnek kılınmış bir kul olmuştur (Zuhruf 43/49). Annesi de o da yemek yeme gibi beşerin özelliklerini taşıyan insanlardı (Maide 5/75, 46, 113-4). Bu ve diğer konularda yaptıkları taşkınlıklar nedeniyle Ehl-i kitap genel olarak uyarılmıştır. İsa’nın Peygamberliği, “Meryem’e ulaştırdığı kelimesi ve ondan bir ruh” (Nisa 4/171) olduğu belirtilmiştir. Kur’ân onun bu yönlerini ortaya çıkarırken, yanlış inançlara ve asılsız iddialara da cevap vermiştir.

Peygamberlerin en belirgin ve bilinen vasfı insan oluşlarıdır. Allah Teala gönderdiği peygamberleri insanlardan seçmiştir. Bu görevin beşere verilmesinin birçok hikmeti bulunmaktadır. Beşer oluşta diğer insanlarla birleşme yanında, onlardan ayrıldıkları yönleri de vardır. Vahiy almaları, bu yolla kendilerine peygamber olduklarının bildirilmesi ve ilahi kitabın bu yolla indirilmesi önemli farklılıklarıdır. İnsan olarak insanın yaşantısında ki süreç onlar için de geçerlidir. Hayat ve ölüm, hayatın bilinen zaruri ihtiyaçları onlar için de kaçınılmaz gereksinmelerdir. Şu var ki, o aldığı mesajı insanlara ulaştırmıştır. Bunun başında da Allah’ın tek ilah olduğu ve ondan başka ilahın bulunmadığıdır.56 Onların her biri kendisinin Allah’ın elçisi olduğunu ifade etmiştir. “Muhammed sadece bir resuldür” (Al-i İmran 3/144) ayeti buna belirgin bir örnektir. Diğerleri de benzer mesajlar iletmişlerdir. Hayatın sonunda ölmek onlar için de bir realitedir. Hz. Peygamber vefat ettiğinde bu gerçeği Ebu Bekir açık olarak ifade etmiştir: “Kim Muhammed’e tapıyorsa bilsin ki o ölmüştür. Kim de Allah’a kulluk ediyorsa O ebedidir.”57

İnsanlar geçmişte peygamberlere inanmakla beraber, Hıristiyanlarda olduğu gibi ona peygamberin üstünde üstün özellikler yüklemişlerdir. Bunun önüne geçmek ve Müslümanlarda peygambere iman konusunda sapma olmaması için kendisinin insan/beşer olduğunu birçok defa dile getirmiştir. Bu yöntemle insanın yaşadığı, unutma, sevinme, kederlenme, gaybı bilmeme gibi hallerinin olabileceğini belirtmiştir.58 Bu halleri onlar için bir noksanlık değildir. Onlar insanlar içinden seçilmiş örnek şahsiyetlerdir.59 Allah’ın verdiği hidayetle yolun doğrusuna erdirilmiş kimselerdir (Enam 6/90). Bir peygamberin yalana tevessül etmesi asla mümkün değildir. Onların tamamı sadakat gösteren kimselerdir. Yanlış işlerin içinde olmamışlardır (Hakka 69/44-8; Enam 6/33). Onlar güvenilir kimselerdir. Başta Allah onlara güvenmiş; dini, vahyi ve tevhit inancını emanet etmiş, onlar da bu emaneti yerine getirmişlerdir. Kendiliklerinden bir şeyi ifade etmemişler, vahyedileni duyurmuş, bunları aynen aktarmış ve bunu temel yükümlülük olarak yerine getirmişlerdir (Necm 53/3-4).60 Onlar tebliğ etmekle mükellef tutulmuşlar ve Allah’tan aldıklarını kullara aktarmışlardır. Tebliğde yanlışlık yapmak, görevi yerine getirmemek anlamına geleceğinden tebliğ konusunda hassasiyet göstermişlerdir (Maide 5/67). Hıristiyanlıktaki sorun ise kesin olarak Hz. İsa’nın tebliğ ettiği bir mesele olduğu bilinmeyen birçok konu, dinde ana mesele olarak durmaktadır. Bu bilgilerin Hz. İsa ile ilişkisi ise kesinlik ifade etmemektedir.

Peygamberin yükümlülüğü kendisine bildirilen ve kullara duyurulması istenen hususu tebliğ etmektir (Nur 24/54). Hıristiyanlıkta kesin delile dayalı olarak birçok husus Hz. İsa’ya kadar ulaşamamakta, konsül kararı vb. şeklinde belirlenmektedir. Bunun ise aslının tespiti mümkün olmamaktadır. İlmi geçerliliği olma, delile dayanma hakkında dinin kesin bir hükmünün olması temel sorunlardandır. Peygamberler zeki, akıllı, akla uygun hareket eden, akla hitap eden ve akli izahlar getirerek insanları irşat eden kimselerdir. Onların hiç birinden aklın alamayacağı selim akıl sahibinin reddedeceği bir husus nakledilmemiştir. Ne var ki aradan geçen zaman içinde, Hıristiyanlıkta akılla bağdaşmayan işler din adı altında dine eklenmiş ve bunlar üzerinde akıl yürütülemeyeceği ve sadece inanılacağı ileri sürülmüştür. Bu ise dinin özü ile bağdaşmamaktadır. Mucize konusu ise ayrı bir husus olup onun din de özel yeri vardır. Onu olağan dışı işler kategorisinde görmek gerekmektedir. Bir peygamber peygamberliğini onunla ispat etmektedir.

Peygamber olmak için insan olmak Allah tarafından yeterli bulunmuşsa, kimsenin peygambere bunun üstünde bir özellik yükleme yetkisi bulunmamaktadır. İnsanlık sıfatına sahip olmakla beraber vahiy almakta ve peygamberlik görevini yerine getirmektedir. Onların istisnasız hepsi de Allah’tan emir ve görev almışlar (Enbiya 21/7) ve verilen emirleri yerine getirmişlerdir. Bunun gerçekleşmesi için onları veya içlerinden bazılarını uluhiyet düzeyinde görmek dinin özü ve ruhuyla bağdaşmayan bir anlayıştır. Peygamberler hususi olarak Allah’ın yetiştirmesi, bilgi yüklemesi ve himaye etmesiyle görev yapmışlardır.61

3-MÜJDELEYİCİ OLUŞU VE HZ. MUHAMMED’İN GELECEĞİNİ HABER VERİŞİ:

Hz. İsa kendisinden alınan öğüt gereğince vasıflarını da bildirerek Ahmed adlı peygamberi müjdelemiştir (Saff 61/6). Kur’ân, Hıristiyanların unuttuğu bu gerçekleri kabul etmeye çağırmıştır. İsa’nın yaratılışını izahta Kur’ân Adem’in yaratılışı örneğini sunmuştur (Al-i İmran 3/59). Yaratma Allah’ın takdiri ile gerçekleşmektedir (Nisa 4/1). Nitekim Hz. Adem’in yaratılışında olduğu üzere bunun Allah’a kolay olduğu vurgulanmıştır. Nitekim Hz. İsa’da mucize gösterme esnasında, kuş şekline üflemesiyle Allah onun elinde mucize gerçekleşmiş ve kuş canlanıp uçmuştur. Cebrail’in üflemesiyle kendisi dünyaya geldiği gibi onun üflemesiyle de kuş hayat bulmuştur. Tüm bunlar ilahi kudretle gerçekleşmiştir.

Kur’ân, Adem’le başlayan peygamberliğin sonuncusunun Hz. Muhammed olduğunu haber vermiştir (Ahzap 33/40). Onunla peygamberlik bitmiştir. Onun üstünlüğü yanında ona inananlarla ilgili övgüler sunulmuş, onların güzel vasıflarına yer verilmiştir (Al-i İmran 3/110). Önemli bir husus da Hz. Muhammed’le ilgili bilgiler sadece Kur’ân’da verilmemiş, daha önce de onunla ilgili gerekli haber iletilmiştir. Verilen bilgileri ve gönderilen umumi risaleti tebliğle yükümlü tutulmuştur. Birçok ayet onun risaletinin kapsamlı olduğunu, uyarıcılığını, mesajı insanlara iletmekle yükümlü tutulmuş ve bunu iletilmiş olduğunu belirtmiştir. Ne var ki Hz. İsa’- nın bir peygamber olarak haber verdiği hususlar aynen korunamamış ve dinin istemediği şekle dönüşmüştür. Verilen müjdenin Hz. Peygamberin geleceğini bildirdiği şeklinde anlaşılmaması büyük yanılgı olmuştur. İtikadi konuda yanıldıkları hususta düzeltme yapmak da kolay olmamış ve itikaddaki bozulma düzeltilememiştir.

Hz. İsa kendisinden sonraki peygamberi müjdeleyince,62 O’nu hem isim, hem de vasıfları ve yapacağı işlerle anmıştır (Saff 61/6). İncil ise “O size başka bir tesellici, hakikat ruhunu verecektir”63 açıklamasını yapmıştır. Yapılan yorumlar ve tahliller dinin metinlerinin verdiği isim ve sıfatların Hz. Muhammed’in vasıflarına uygun olduğu anlaşılmaktadır. Önemli bir bilgi de sadece Hz. Peygamber değil onun ashabı ile ilgili kapsamlı bilgi verilmiş olmasıyla ilgilidir. Bu sıfatlar onun ashabına uygun düşmekte ve bunların dışında bir başka nesilde görülmemektedir. Kur’ân konuyu tüm netliği ile ortaya koymuş, bu özelliklerin daha önce Tevrat ve İncil’de sunulduğunu belirtmiştir (Araf 7/157; Feth 48/29). Bunlar inanmak isteyenler için önemli bilgiler içermiştir.64

Ayrıca Arap Yarımadasında yaşayan Ehl-i Kitabın çevrelerindeki müşriklere konuşma esnasında bir peygamberin geleceği ve kendilerinin onunla birlikte olacakları ile ilgili söz söylemeleri aktarılmıştır. Kur’ân onların ifadelerine yer vermiştir (Enam 6/20). Ne var ki Hz Muhammet, peygamber olarak gönderildiğinde de, tüm bildikleri vasıfların O’nda bulunduğunu görmelerine rağmen İslam’a girmemişler ve bu dini kabul edenlerin sayısı az olmuştur. Bu durumda onlar kendi peygamberleri tarafından verilen emre de uymamışlardır. Kur’ân’ın verdiği bilgiler açıktır.65 Bu bilgilerle diğer bilgiler örtüşünce, Ehl-i Kitab’ın bilinen hususları gizli tutmaları bir yarar sağlamamaktadır.66

c)Hz. Muhammed’in Peygamberliği: Kur’ân Hz. Muhammed’in peygamberlerin sonuncusu olduğunu haber vermiştir. O bütün insanlığa gönderilmiş ve umumi risaletle yükümlü tutuluştur. Birçok ayet onun risaletinin kapsamlı olduğunu, uyarıcı ve müjdeleyicilik vasıflarının bulunduğunu haber vermiştir.67 O tüm alemlere rahmettir (Enbiya 21/107). Bütün insanlığın peygamberidir. Ayetler bunu haber vermektedir. Bu çerçevede her hangi bir ayrım söz konusu olmaksızın insanların ona iman etmeleri beklenmektedir.68 O peygamberliğini ve görevinin şümullü olduğunu haber vermiştir. Bu netlikten sonra insanlardan peygamber gelmediğini iddia etmeleri veya peygamberi inkar etmeleri yeterli mazeret sayılmamaktadır. Verilen bilgiler ışığında onu tanımak mümkündür (Maide 5/19). Onun vasıfları ve risaletinin evrenselliği ortaya konmuştur (Al-i İmran 3/3-2). Peygamberliği hakkında şahitler sunulmuş, Allah’ın ve meleklerin ona şahit olduğu belirtilmiştir (Nisa 4/166). Tüm delillere rağmen Ehl-i kitap Hz. Muhammed’in peygamberliğini kabul etmemiş ve Müslümanlarla aralarında bu konuda büyük ayrılık oluşmuştur. Ayrıca ayet (Ahzap 33/40) ve hadis69 Hz. Peygamberle peygamberliğin bittiğini artık yeni bir peygamberin gelmeyeceğini haber vermiştir. İnsanlardan bir kısmı bu delilleri itibara almamakta ve bekleyişlerini sürdürmektedir. İslam’la dışındakiler arasındaki en büyük ayrılık da budur. İslam’da beklemek ve bir kurtarıcı bekleyişi içinde olmak şeklinde bir yükümlülük bulunmamaktadır. Her fert kendi grevini yerine getirecek ve bir başkasından beklentisi olmayacaktır. Haliyle yeni bir peygamber beklentisi olmayınca yeni ilahi kitap, vahiy ve mevcut dinin değiştirilmesi şeklinde bir beklenti de bulunmamaktadır.

7-HIRİSTİYANLARIN KİTAP İNANCINA KUR’ÂN’IN CEVABI

Kur’ân’ın ana hedeflerinden birisi ihtilafları gidermektir. Onun getirdiği esaslar etrafında birleşme sağlanırsa ayrılıklar büyük oranda önlenecektir (Nahl 16/64). Kur’ân’ın onların inançları konusunda eleştiri getirdiği hususlar onların tahrif yaptığı ve asıldan uzaklaştıkları konulardır.

a)Sözlerinde Durmamaları Sorunu: Kendilerinin verdikleri sözlerinde durmamışlardır (Maide 5/14).

b)İncil Sahiplerinin Ona Uymayışı: Onda indirilen ilahi hükümlere uymamışlardır (Maide 5/47).

c)Hz. Peygamber ve Kur’ân’ı İnkarları: Kur’ân’ı tatbik etmedikçe onların her hangi bir esas üzere olmadıkları belirtilmiştir (Maide 5/68). Hz. İsa onlara bir peygamber olarak Tevrat’ı tasdik eden ve İsa’dan sonra gelen Ahmed adlı peygamberin geleceğinin müjdesini vermiş, kendisi de bu haberi vermek için gelmiştir (Saff 61/6). Fakat ayetlerin verdiği bilgilerden anlaşıldığına göre onlar gerçekleri saptırmışlardır Al-i İmran 3/71-2).

d)İncili Tahrif

1-Asıl İncil’den bazı şeyleri unutmuşlardır (Maide 5/14).

2-Gizlenmeyecek Bilgileri Gizlemişlerdir (Maide 5/15). Gizlenen en belirgin hususlar şunlardır.

a)Hz. Peygamberin Peygamberliğini (Araf 7/157, Saff 61/6).

b)Sahabenin sıfatları (Feth 48/29).

c)Haberler; Kur’ân’ın Allah katından gönderildiği konusunu gizli tutmuşlardır.

3-Yalan Söyleyişleri; bunu ayet haber vermiştir (Nisa 4/71).

4-İftiraları; Allah’ın kitabında bulunmayan bir şeyi Allah’ın ayeti olarak göstermişlerdir (Al-i İmran 3/78).

5-İlave ve Yanlış İzah Getirmeleri

a)İlave olarak Çarmıha gerilme inancını ortaya atmışlardır. Kur’ân ise İsa’nın çarmıha gerildiğini reddetmiştir (Nisa 4/157-8).

b)Ruhbanlık; dinin aslında olmayan ekleme yapmış ve ruhbanlığı icat etmişlerdir (Hadid 57/27). Asıl İncil’- le alakası bulunmayan pek çok husus yapılan tahrifin göstergesidir.

6-Realitenin Tespiti: Kur’ân, tüm ilahi kitaplara iman etme esasını getirmiş, bunların isimlerini de vermiş ve onların asıllarının tasdik etmiştir. Bu durum aynı zamanda ilahi kitapların ilk geliş şeklini teyittir. Onların da sunulması gerektiği şekilde ifade etmiştir. Kur’ân mahiyet itibariyle kendinden öncekilerin özünü oluşturmuştur. O kitaplara iman etmeye çağırdığı gibi diğer iman esasları ile birlikte imanda sorun yaşayan inanılması gereken esaslardan birini inkâr edenin küfre düştüğünü belirtmiştir (Nisa 4/136). İnanılması gereken hususlar maddeler halinde sayılmış, peygamberin ve müminlerin bunlara inandıkları belirtilmiştir “Peygamberler ve inananlar Rabbinden kendilerine indirilene inandılar Hepsi Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine inandı. O’nun elçilerinden hiç birini diğerinden ayırmayız (dediler)” (Bakara 2/285). “Onlar sana indirilene de senden önce indirilene de inanırlar” (Bakara 2/4). Bu ayetler inanç esaslarına inanmaya çağırmış, başka ayetler de hangi peygambere hangi kitabın indiğini bildirmiştir. Bunların bir bütünlük içinde kabul edilmesi istenmiştir.

8-Hıristiyanların Ahiret İnancına Kur’ân’dan Cevaplar

Peygamber ve diğer inanç esaslarına imanın olduğu dinde ahiret inancının olması tabiidir. Temelinde ise iyilerin mükafat kötülerin ceza göreceğine inanmak bulunmaktadır.70

a)Cennete Sadece Hıristiyanların Gireceği Fikri: Kur’ân onların din bilginlerinin savunduğu cennete sadece Hıristiyan olanların gireceği iddialarına cevap vermekte ve getirdikleri esaslara onlardan delil istemektedir. (Bakara 2/111; Maide 5/18). Ayrıca her günah bağışlanabilecekken Ruhu’l-Kudüs’e karşı işlenenlerin bağışlanma dışında tutulacağı inancı bulunmaktadır.71

b)Asıl Suç Problemi: Kur’ân’ın tenkit ettiği hususlardan birisi de budur. Pavlos bu inancı ortaya atmış, her insanın Adem’ın suçundan bir kısmını taşıdığı suçun nesilden nesle intikal ettiği, İsa’nın insanlığı bu suçtan kurtardığı ve keffaret olarak çarmıha gerildiğini72 savunmuştur. Ona göre; insanlar da vaftiz olarak günahlardan kurtulmaktadırlar. Kur’ân bu anlayışı reddetmiştir (Al-i İmran 3/55; Nisa 4/157-8). Keffaret prensibi; M.325 İznik konsülünde kabul edilmiş, M.451 Kadıköy konsilinde vurgulanmış ve bu teyit yerleşmiştir. İslam buna karşı her ferdin kendi yaptıklarından sorumlu olduğu fikrini getirmiştir. İyilik ve kötülük olarak kişi yaptığının karşılığını görür (Zilzal 99/7-8). Bir kimse bir başkasının vebalini üstlenmez (Enam 6/164), prensipleri getirilmiştir.

c) Tekrar Geliş; Hıristiyanlara göre İsa dünyaya tekrar gelecektir.

d)İsa’nın Yetkisi; Hıristiyanlıkta Hz. İsa’nın yetkisi genişletilmiştir. Onlara göre İsa’nın insanları yargılama yetkisi vardır. İyileri cennete, kötüleri cehenneme koyacaktır.73 Kur’ân ise hüküm vermenin Allah’a mahsus olduğunu belirtmiştir. Bu husus iki din arasında önemli bir farklılıktır. Ayrıca Hıristiyanlar kendilerini imtiyazlı görmekte ve asli suç konusuna inanmakta, İsa’- nın hüküm verme yetkisini kabul etmektedirler.

e)İslam’da Ahiret İnancı: Kur’ân ahiret inancını gaybe inanmak konusu olarak diğer inanç esasları ile birlikte anmıştır (Bakara 2/4). Bu inanç ölüm sonrası hayatı içermektedir. Diriliş ve sonrasında yaşanacak olan ceza veya mükafat gibi ahiret ahvali ile ilgili hususlara inanmayı içermektedir. O alemle ilgili bilgiler dinin metinlerinin ışığında inanmayı gerektirmektedir. Tüm peygamberler bu inancı getirmiş ve müminlerden bu alemle ilgili hususlara inanmalarını istemişlerdir (Bakara 2/62). Dünyada yaşanan imtihan ve kulun denenmesinden sonra mutlak adaletin ahirette gerçekleşeceği, gerçek manada hak ve hukukun tahakkukunun orada olacağı belirtilmiştir (Nebe 78/40).

Ahiret inancı, dinin metinlerinde diğer esaslarla birlikte anılmış ve o alemin varlığına vurgu yapılmıştır. Bu inanç Allah, melekler, kitaplar ve peygamberlere inanmakla birlikte olup bütünlük içindedir (Bakara 2/177). Bazı ayetlerde inançla birlikte amelin gerekliliği belirtilmiştir (Bakara 2/62; Maide 5/69; Hac 22/17). Ahiret inancına sahip olmayanların sapıklık içinde oldukları hatırlatılmıştır (Sebe 34/8). Konu Allah’a kavuşma ve O’nun huzuruna varma olarak ifade edilmiştir (Rum 30/6; İsra 17/10). Bu inanç dinde bir zarurettir. İyiliklerin güzel karşılık göreceği gibi inkâr sahiplerinin ve suçluların ceza göreceği vurgulanmıştır.

Ahiret inancının kabul edilmesi hususunda akli izahlar getirilmiş, yoktan yaratanın yeniden diriltmeye de kadir olduğu hususunda düşünmeleri için çağrı yapılmıştır.74 Ahirette sorgulamada dünyada yapılan yanlışlıkların ortaya çıkacağı ve batıl tapınmaların faydasız olduğu bildirilmiştir (Enam 6/22-40). Dünya hayatının son bulacağı (Rahman 55/26-7), imtihanla geçen dünya yaşantısının fani olduğu (Enbiya 21/34-5), ahiretin merhaleler içinde gerçekleşeceği bunlardan her birinin vakti gelince vuku bulacağı belirtilmiştir.

Önce kabir hayatı yaşanmaktadır (Kamer 54/27). Sur’a üfürülmesi ve her şeyin yok olmasıyla başlayan bir safha yaşanacaktır (Neml 27/87). Diriliş, mahşerde toplanma ve kişilerin ameline göre muameleye tabi tutulması gerçekleşecektir (Müminun 23/46). Diriliş (ba’s) özellikle vurgulanmıştır.75 Keyfiyetinin nasıl olacağını tartışmaksızın vuku bulacağına inanmak esas alınmıştır (Nisa 4/56). Dünyada yaşananların hesabının verilmesi için bir araya gelmek müthiş bir haber olarak dile getirilmiş (Nebe 78/1) ve insanların dehşet yaşayacağı hatırlatılmıştır.76 Hz. Peygamber hadislerinde konuya kapsam kazandırmış ve muhtevası hakkında bilgi sunmuştur.77 Amel defterlerinin verilmesi ve bundan sonra gerçekleşecek olan gelişmeler haber verilmiştir.78 Tümüyle gayb alemini ilgilendiren bilgiler verilmiş, kişinin uzuvlarının ona şahitlik edeceği, sonunda amellerin gerçek yönüyle ortaya çıkacağı ve hesabın görüleceği bildirilmiştir.79

Herkes kendi amellerinin karşılığını görecek, bir kimse bir başkasının işinden sorumlu olmayacak ve hiçbir kimse zulüm görmeyecektir.80 Bu inanç göre ahiret ahvali cennet veya cehennemle sonuçlanacak, inanan ve iyi işler işleyenler cennetle mükâfatlandırılacaktır.81 Kur’ân ayetleri ahiret hayatını ebedi olma vasfıyla dile getirmiştir. Mutluluğun gerçek olacağı ve kederin olmadığı bir mükâfatın müjdesi verilmiştir (Bakara 2/277). Kur’ân Ehl-i kitabın görüşüne de yer vermiş (Bakara 2/111-2), insanları Allah’a içten yönelmeye, takvalı olmaya,82 iman, güzel amel ve ihsan sahibi olmaya çağırmıştır.83 Kur’ân cehennemin inkarcılar için hazırlandığını bildirmiş ve azabın şiddeti ile ilgili bilgiler vermiştir.84 Kur’ân cennet ve cehennemi birlikte anmış, dünya-ahiret dengesini kurmuş ve dünyanın unutulmasından sakındırmıştır (Kasas 28/77). Bu ve benzeri birçok konuda İslam’ın yaklaşımı ile Hıristiyanların izah tarzında farklılıklar görülmüştür.

SONUÇ

Hıristiyanların elinde mevcut olan dini metinlerin, aklın kabul etmeyeceği düşünceler ve çelişkiler içermesi Hıristiyanlarda insan davranışlarına da yansımakta, insanların çelişkili söz söylemesi ve davranış ortaya koyması sıradan bir tutum haline gelmektedir. Bu davranış birçok ilişkiye de yansımaktadır. Belki de insanlar çelişkiler kutsal metinlerin sahipleri tarafından yapılıyor ve bunlar kabul görüyorsa, çelişkili tavır almanın tabii olduğu sonucuna varıyor olabilirler!

Hıristiyanların mevcut inançlarını sürdürmeleri Müslümanlarla ihtilafın devam edeceğinin göstergesidir. Müslümanlar din ve inançlarıyla mutludurlar, doğru yolun temsilcisi oldukları kanaatindedirler. Hıristiyanlar ise Müslümanların peygamberine, kitabına ve genel anlamda da bu dine muhaliftirler. İslam’a karşı olumsuz tavırları açıktır. Bu realiteyi yok saymak ve görmezden gelmek mümkün değildir, tarihsel tecrübelerde bunu ispat etmektedir. Bu nedenle Müslümanlar, onların sarf ettiği aleyhte söylenen sözlerinden rahatsızdırlar.

İnançta değişikliğin yapılması insanın karar vermede zorlanacağı bir husustur. Bir Hıristiyan’ın mevcut inançlarından vazgeçmesi ve onların tartışma konusu edilmesini ve yanlış olduğunu kabul etmesi kolay olmayacaktır. Müslümanlar, kendi kutsal değerlerini savunma ve koruma adına, eleştiri yapmaktadırlar. Bu yolla doğruların yaygın hale gelmesini ümit etmektedirler. Hıristiyanlar ise Müslümanların inançlarını ve kutsal değerlerini hakir görme ve aleyhinde olmakla bir kazanım elde edemeyeceklerdir. Çünkü inancı zayıf bir Müslüman dahi, inancının doğru olduğu ve değerlere saygı göstermek gerektiği kanaatindedir. İnançta esas olan hasımlık değil, değerlere saygıdır. İnsanlar Allah’ın varlığına ve birliğine inanma yanında tüm peygamberlere ve tüm ilahi kitaplara inanmakla yükümlüdürler. Bunda da Allah’ın kendi katından gönderdiğini almak esastır. İnsanların içtihatlarının ve teferruatta görüşlerinin ayrı olması ise düşünce zenginliği ile izah edilebilir.

İslam’ın Hıristiyanlığı inanç boyutuyla tahlili sonucunda şunlar belirgindir. Hz. İsa’nın getirdiği tevhit bırakılmış, bunun yerini teslis almıştır. Teslis ise Peygamberin getirdiği inanç değildir. İsa’nın getirdiği tek İncil korunamamış, daha sonra “dört İncil” ve “resullerin amelleri” gibi ilaveler gelmiştir. Hz İsa, ilahlık seviyesine yükseltilmiş ve itikatlarında bozulma olmuştur. Ellerindeki mevcut İncillerde, asıl İncil’den kısımlar bulunabilir, bunlara rağmen onlar Ehl-i kitap olarak kabul edilmişlerdir.


KAYNAKÇA

1 Araf 7/59; Mümin 40/32; Hud 11/3.

2 Araf 7/65, 70; Hud 11/50.

3 Zuhruf 43/26-7; Meryem 19/48-9.

4 Araf 7/85; Hud 11/84.

5 Araf 7/73; Hud 11/61.

6 Taha 20/14; Meryem 19/36.

7 Araf 7/158; Rad 13/36; Neml 27/91; Zümer 39/11.

8 Buhari, Cenaiz 92; Ebu Davud, Sünen 17; Malik, Muvatta, Cenaiz 52.

9 Ankebut 29/61, 63; Kasas 28/71-2. 10 Enam 6/95; Bakara 2/28.

11 Saffat 37/35; Muhammed 47/19.

12 Bakara 2/225; Al-i İmran 3/2, 19; Enam 6/19, 102; İhlas 112/1-4; Nahl 16/22, 91; Enbiya 21/108; Hac 22/34.

13 Hadid 57/3; Ebu’l-Fadl Şihabuddin, el-Alusi, Ruhu’l-Meani fi Tefsiri’l-Kur’ânı’l-Azim, Beyrut, trs., XXVII, 166; Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, İst., 1960, VII, 473.

14 Allah’ın kendisine oğul edindiği inancını ortaya attıklarını ve Allah’a İsa’yı oğul edindiğini isnat edişlerini ayetler haber vermiştir (Bakara 2/116; Yunus 10/68; Meryem 19/88; Enbiya 21/26). Kur’ân onların isnatlarını reddetmiş ve Allah’ın ihtiyaçtan münezzeh olduğunu belirtmiştir (Bakara 2/267; Enam 6/133; İbrahim 14/8). “O doğurmamış ve doğmamıştır” (İhlas 112/3).

15 Maide 5/18, kendilerine mühlet verilişi ile ilgili olarak bk. Bakara 2/62-100, 118, 146; Al-i İmran 3/64, 66, 113, 146,164; Nisa 4/171; Maide 5/15; Araf 7/156, Tevbe 9/29.

16 Al-i İmran 3/8; Nisa 4/87, 101; Enam 6/19, 98.

17 Şura 42/19; Meryem 19/69.

18 Kur’ân Allah’ın oğul edinmeye muhtaç olmadığını haber vermiştir (Meryem 19/35-92, Enbiya 21/26, Furkan 25/2; Zümer 39/4).

19 İslam nazarında onların bu inancı Hz. İsa’yı Allah’a eş koşma anlamına gelmektedir. Meryem oğlu Mesih İsa’nın ilah olduğu iddiası İslam’da küfür sebebi olarak kabul edilmiştir “Allah ancak Meryem oğlu Mesih’tir diyenler kafir olmuşlardır” (Maide 5/72) ayeti bunu belirtir. Onların bu inancı kendilerinin inkârcılığına delil teşkil etmektedir. Onlar bu inançları sebebiyle kınandıkları gibi kötü akıbetleri de belirtilmiştir.

20 Kur’ân İncil’e geniş yer vermiştir Bk. Al-i İmran 3/3, 45, 65; Maide 5/46-7, 66, 68, 110; Araf 7/157; Tevbe 9/111; Feth 48/29; Hadid 57/27.

21 Al-i İmran 3,48,65; Maide 5/46.

22 The Origins of Chrıstıaanıtıy, s. 6; Fatih Kesler, Kur’ân- Kerim’de Yahudiler ve Hıristiyanlar, TDV., yay., Ank., 1995, s. 217.

23 Markos I/14.

24 Pavlos’un Risaleleri, Romalılara, I/10-6, XV/9.

25 İlk ilişki örnekleri için bk. İbn Hişam, Ebu Muhammed Abdulmelik, Tehzibu Siyreti İbn Hişam, Hazırlayan, Abdusselam Harun, Müessesetu’l-Arabiyyetu’l-Hadise, Kahire 1964, s. 47 vd..

26 Kur’ân onları Ehl-i kitap olarak haber vermiştir (Bakara 2/62, 79, 100-1, 118, 146; Al-i İmran 3/64, 66, 113-4, 146, 164; Nisa 4/171; Maide 5/15; Araf 7/156; Tevbe 9/29; Ankebut 29/46).

27 Tahrif konusunu ayrıca haber ermiş, bunun yapıldığını bildirmiştir (Nisa 4/46; Maide 5/13-4; Enam 6/102).

28 Tevbe 9/29; Fetih 48/28; Saff 61/9.

29 Matta V/ 34-5.

30 Markos XVI/19.

31 Tekvin XXXII/24-8.

32 Mektup VI16.

33 Yuhanna IV/23-4.

34 Şehristani, el-Milele ve’n-Naihal, Beyrut, 1975, I, 223.

35 Matta III/17, XVI/16; Yuhanna I/18, III/16; Markos III/11.

36 Pavlos’un Romalılara Mektubu XV/6.

37 Yuhanna, I. Mektup IV/10.

38 Meryem 19/3; Al-i İmran 3/3.

39 Kehf 18/1-5; Müminun 23/91; Enam 6/100; Saffat 37/149; Tur 52/39; Zuhruf 43/81.

40 Bk. Matta XII/29-30, XXVII/46;Tensiye VI/4-5.

41 Al-i İmran 3/61-4, 79; Meryem 19/3.

42 Nisa 4/171; Maide 5/73.

43 Nisa 4/156; Maide 5/110.

44 Al-i İmran 3/42-3, 36-7, 42-3; Nisa 4/156; Meryem 19/16, 27, 34.

45 Müslim, Fedailü Hatice, VII, 133.

46 Ayetler buna açıklık getirmiştir (Bakara 2/253, 87; Maide 5/110; Nahl 102 ).

47 Bk. Yunus 10/47; Fatır 35/24; Nahl 16/36; Rum 30/47.

48 Matta XV/24, X/5-6; Resullerin İşleri II/2-3.

49 Bk. Friedrich Heiler, das Gebet, Annemaria Schimmel, Dinler Tarihine Giriş, Ankara, 1955, s. 4.

50 Markos XII/29; Matta XXIII/8, XXIV/36; Resullerin İşleri III/13,II/22.

51 Matta I/1, XIX/17; Markos X/17-8; Yuhanna XVII/1-3.

52 Matta XVII/46.

53 Al-i İmran 3/47; Meryem 19/19-21.

54 Alusi, Tefsir, III, 160.

55 Tahrim 66/12; Enbiya 21/91.

56 Bk. Kehf 18/110; Fussilet 41/6.

57 Farklı rivayetleri ve ifade biçimleri olan bu bilgi benzer anlamları ihtiva etmektedir (bk. Buhari, Cenaiz 3; Ahmed b. Hanber, Müsned, Lübnan, trs.,VI, 220).

58 Buhari, Salah 3; Müslim Akdiye 5, Birr 95; Tirmizi Ahkam 11.

59 Ahzap 33/21; Sad 38/48-9.

60 Vahye bağlı kalmak onların temel vasfıdır (Tekvir 81/24; Ahzap 33/39).

61 Ahzap 33/21; Mümtehine 60/4-6.

62 Al-i İmran 3/81 ayeti her peygamberin kendisinden sonraki peygamberin geleceğini haber verdiğini belirtmiştir. Bu durumda Hz. İsa’ya inananların onun haber verdiği şekilde Hz. Muhammed’in geleceğine inanmak durumundaydı. Geldiğinde de tereddüt etmeden inanacaklardı.

63 Yuhanna XIV/15-6. bk. XVI 7-13, XV/26; Matta XVI/26-8, XXIV/26-9.

64 Geniş bilgi için bk. İbn Kesir, el-Fusul fi Siyreti’r-Rasul, Beyrut, 1985, s. 115.

65 Şuara 26/192-3; Bk. Enam 6/20.

66 Hz. Peygamberi bilerek inkarın söz konusu olduğunun izahı için bk. Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Tarihu’r-Rusul ve’l Mülük, Muhammed Ebu’l-Fadl İbrahim tahkiki, Daru’lMearif, Kahire, 1962, II, 395-7.

67 Araf 7/158; Sebe 34/28.

68 Nisa 4/170; Cuma 62/3; Furkan 25/1.

69 Ahmet, a.g.e., III, 267.

70 Matta XXV/41, 46, III/12, 18; Markos III/29.

71 Matta XII/31-2.

72 Matta XX/29; Markos X/45; Yuhanna I/29.

73 Matta XXV/31-41,46.

74 Yasin 36/78-9; Rum 30/27; Duhan 44/33.

75 Bunun hem beden hem de ruhla olacağı Ehl-i Sünnet’in anlayışı olmuştur (Seyit Sabık, elAkaidu’l-İslamiye, Beyrut, trs., s. 269).

76 Kamer 54/7-8; Tekvir 81/7; Hâkka 69/19-35.

77 Buhari, Rikak 45.

78 İsra 17/13-4; İnşikak 84/7-9.

79 Yasin 36/65; Ta-ha 20/126; Necm 53/38-41; Zilzal 99/7-8.

80 Enam 6/164; İsra 17/15, Enbiya 21/47.

81 Araf 7/42, 44-9; Bakara 2/25, 82; Nisa 4/57, 122; Yunus 10/9; Vakia 56/24.

82 Al-i İmran 3/133; Rad 13/35; Nahl 16/31; Meryem 19/63; Kaf 50/32-5; Rahman 55/46.

83 Nisa 4/57; Yunus 10/9; Hâkka 69/21.

84 Al-i İmran 3/31; Kehf 18/29; Fatır 35/36; Mülk 67/67; Leyl 92/15-6, Karia 28/9-11; Kaf 50/30; Bakara 2/24; Tahrim 66/6; Müddessir 74/27-9.