Ömer Nesefî’nin Matla’u’n-Nücûm ve Mecme’u’l-‘Ulûm Adlı Eseri ve İlimler Tasnifi Geleneği Açısından Değeri

Ömer Nesefî’nin Matla’u’n-Nücûm ve Mecme’u’l-‘Ulûm Adlı Eseri ve İlimler Tasnifi Geleneği Açısından Değeri

Cilt/Sayı

2021 32. cilt – 2. sayı

Yazar

Ali Kürşat TURGUTa

aAkdeniz Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, İslam Felsefesi ABD, Antalya, TÜRKİYE

Öz

Hanefî-Mâtürîdî çizgide kelâmcı özelliğiyle öne çıkan Ömer Nesefî, dinî ilimlerin birçok dalında eser vermiş bir düşünürdür. Onun ömrünün sonlarına doğru kaleme aldığı Matla’u’n-Nücûm ve mecme’u’l-‘ulûm adlı çalışması, çeşitli disiplinleri bir araya getirmesi yönüyle ilimler tasnifi geleneğinde değerlendirilmesi gereken bir eserdir. Nesefî’nin bu çalışmasında gerek kendisine gerekse başka müelliflere ait eserlere doğrudan veya muhtasar veyahut da tercüme ederek yer verilmesi dikkat çeken bir husustur. Adı geçen eserin tek nüshasının tıpkı basımı gerçekleştirilerek ilim dünyasına kazandırılması önemli olduğu kadar, içeriğine yönelik çalışmalar da aynı şekilde önem arz etmektedir. Bu makale, bir yandan Matla’u’n-Nücûm ve mecme’u’l-‘ulûm adlı eserin içeriğindeki ilimler hakkında detaylı bilgi vermeyi hedeflerken diğer yandan da bu eserin -Nesefî’ye kadarki süreçte- ilimler tasnifi geleneğindeki yeri ve önemini tespit etmeyi amaçlamaktadır.

Anahtar Kelimeler

İslâm felsefesi; Ömer Nesefî; Matla’u’n-Nücûm ve mecme’u’l-‘ulûm; ilimler; ilimler tasnifi geleneği

Abstract

‘Omar al-Nasafī who stands out with his theologion character in the Ḥanafī-Māturīdī line is a thinker who has worked in many branches of religious sciences. His work titled Maṭla’ al-Nujūm wa majma’ al-‘ulūm, which he wrote towards the end of his life, is a work that should be evaluated in the tradition of classification of sciences in terms of bringing together various disciplines. It is noteworthy that in this book of Nasafī both works of himself and other authors are included directly or concisely and or by translation. Just as it is important to bring a single copy of the mentioned work to the world of science by being printed, it is also significant to work on its content. This article on the one hand aims to give detailed information about the sciences in the work named Maṭla’ al-Nujūm wa majma’ al-‘ulūm, on the other hand, it intends to determine the place and improtance of this work in the tradition of classification of sciences up to Nasafī’s time.

Keywords

Islāmic philosophy; Omar al-Nasafī; Maṭla’ al-Nujūm wa majma’ al-‘ulūm; sciences; the tradition of classification of sciences


EXTENDED ABSTRACT

Many thinkers wrote commentaries on this work of Omar al-Nasafī known for his small-scale treatise titled ‘Aqāid al-Nasafīyyah, and these commentaries were also used as a text book in many madrasa after him. His encyclopedic work called Maṭla’ al-Nujūm wa majma’ al-‘ulūm, which contains many sciences, is also a remarkable work and stands in a different place in the tradition of classification of sciences. As is known, the origin of this tradition goes back to Aristotle. Within the Islamic thought, many thinkers since Jābir ıbn al-Ḥayyān have written works in this field. However, it is fact that the most systematic classification in this tradition among muslim scholars belongs to al-Fārābī. Nasafī wrote the above mentioned work towards the end of his life, or he spelled out it to his students. In this book, he does not deal with the sciences in a specific method and gives detailed information on about twenty sciences (kelām, usūl al-fiqh, fıqh, tafsīr, hadīth, arithmetic, astronomy, astrology, medicine etc.) and about 76 books. As well as some of the works are chosen from his own books and some from those of other thinkers in an issue-centered.

This work can be included in the group of ranking the sciences in the tradition of classification of sciences or presenting examples from the sciences. Mala’ alNujūm wa majma’ al‘ulūm, with its large scale and contest, has a complete encyclopedic identity in this tradition. The fact that Nasafī begins his work with science of kelām shows how much importance he attached to this science. Following this science, considering the title of naming the Shi’ah, counting the names of the groups associated with this sect draws attention to the fact that Nasafī gives a special importance to the discipline of history of sects. Another point that reveals the place and importance of work in this tradition is to give significance to the science of secrataryship, which we can see in Khawārizmī before him. Another striking aspect of Nasafī’s work is that he devotes a very large place to occult sciences like dream interpretation, fortune telling, astrology and so on, in this book.

Nasafī does not mention sciences such as logic and metaphysics although his work includes religious or philosophical sciences. Based on these data, we can conclude that he has a negative attitude towards two important branches of philosophy. In addition all these, Mala’ alNujūm wa majma’ al‘ulūm shows which sciences a scholar teaches during his education and which works in those sciences he uses as a source.

Hanefî-Mâtürîdî ekol içinde önemli bir yere sahip olan Nesefî’nin tam adı, Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî’dir. Buhara yakınlarındaki Nesef (Nahşeb) şehrinde 1068 veya 1069 yılında doğan Nesefî, Ebu’l-Yüsr Pezdevî (ö. 1100) ve Ebu’l- Muîn en-Nesefî (ö. 1115) gibi dönemin pek çok önde gelen âliminden ders almıştır. Kaynaklar akâid, tefsir, hadis, fıkıh, fıkıh usûlü, belâgat ve tarih gibi çeşitli ilimlerde ihtisas sahibi olan Nesefî’nin yüze yakın eserinin olduğunu belirtmektedir. İslâm düşüncesinde daha çok akâid ilmine dair yazdığı Akâid-i Nesefiyye adlı küçük çaplı risalesiyle tanınan düşünürün bu eserine birçok düşünür şerh yazmış olup bu şerhler medreselerde ders kitabı olarak da okutulmuştur. Nesefî’nin fıkıh alanında el-Manzûmetü’n- Nesefiyye ve Tılbetü’t-talebe, tefsirde et-Teysîr fî ilmi’t-tefsîr ve el-Ekmelü’l-etval, tasavvuf sahasında Risâle fî beyâni mezâhibi’t-tasavvuf, tarih ilminde ise el-Kand fî zikri ulemâi Semerkand adlı eserler öne çıkan çalışmaları arasındadır. Onun pek çok ilmi ihtiva eden Matla’u’n-Nücûm ve mecme’u’l-ulûm adlı ansiklopedik eseri de dikkate değer bir çalışma olup ilimler sınıflaması geleneği içinde farklı bir yerde durmaktadır ki ileride bu eser hakkında daha detaylı bilgi verilecektir. Burhâneddin el-Mergînânî, Ebû Hafs Ömer b. Muhammed b. Ömer el-Akîlî, Muvaffakuddin Ahmed b. Muhammed el-Hârizmî gibi bir- çok âlim yetiştiren Nesefî, 1142 yılında Semerkant’ta vefat etmiştir.[1]

Nesefî’nin ilimleri bir araya getirdiği eseri hakkında bilgi vermeye geçmeden önce İslâm düşüncesinde en azından düşünürün zamanına kadarki ilimler tasnifi geleneğiyle ilgili kısa da olsa bilgi vermenin faydalı olacağını düşünüyoruz. Zira Nesefî’nin mezkûr eseri ile söz konusu gelenek içinde yer alan çalışmalar arasında nasıl bir benzerlik veya farklılık olduğu daha net ortaya konulabilsin. Müslümanlar ilk dönemlerden itibaren Kur’an ve Hz. Peygamber’in teşvikiyle ilim tahsiline önem vermişler, gerek Kur’an ve Sünnet merkezli gerekse Hz. Peygamber’in vefatını takiben yaşanan hâdiseler neticesinde birçok ilim dalı ortaya koymuşlardır. Fetihler neticesinde yeni din ve kültürlerle karşılaşan Müslümanlar, onların elindeki ilim dallarını öğrenme konusunda da büyük bir çaba göstermişler ve eğitim-öğretim faaliyetinde daha öncekilerin yanında bunları da tedris etmeye başlamışlardır. Sonuçta bir yanda baştan beri tahsil edilen yerel veya dinî ilimler diğer tarafta da dışarıdan gelen ilimler (ulûm-u dahîle) İslâm düşüncesinin oluşup şekillenmesinde önemli rol oynamıştır. Ancak şu hususu da belirtmeden geçmememiz gerekir; bazı kesimler sözü edilen ulûm-u dahîleye farklı nedenlerle reaksiyon gösterip bunların tedris edilmesine de karşı çıkmışlardır.

İlimlerin sayıca artması, bunların eğitim-öğretim müfredatında nasıl okutulacağı ve ilimlerin birbiriyle münasebeti gibi hususlar düşünürleri özellikle de Müslüman bilim adamı ve filozofları bir arayışa sevk etmiştir. Neticede etkileri günümüze kadar sürecek olan ilimler tasnifi geleneğine dair eserler erken dönemden itibaren verilmeye başlanmıştır. İslâm düşüncesinde ilimler tasnifinin kaynağı genel olarak Aristoteles’in felsefî ilimleri teorik ve pratik şeklinde ikiye ayırmasına kadar götürülmektedir. Mezkûr gelenek içinde değerlendirilen eserlere bakıldığında -Nesefî zamanına kadarki dönemle sınırlandıracak olursak- isimlendirme, tasnif ve içerik olarak birbirinden farklı çalışmaların olduğu dikkat çekmektedir. Öncelikle bu gelenekteki eserlerin adında genel olarak ilim (ulûm) ve fen (fünûn) isimlerinin (İhsâu’l- Ulûm, Mefâtîhu’l-Ulûm, Cevâmiu’l-Ulûm, Risâle fi’l-Ulûm…gibi) kullanıldığını ifade etmemiz gerekmektedir. Bir kısım eserlerin adında ise ilim veya fen kelimelerinin kullanılmadığını (Kitâbu’l-Hudûd gibi) görmekteyiz.

Sınıflandırma noktasında ise mezkûr gelenekteki eserler bir bütünlük arz etmemektedir. Bir kısmı ilimlerin çoğunluğunu tasnife tâbi tutarken, bazısı da ya aklî veya felsefî ilimleri ya da dinî veya naklî ilimleri tasnif etmektedir. İlimlerin tamamını kapsayıcı nitelikte olan bu grupta Câbir b. Hayyân’ın (ö. 815) Kitâbu’l-Hudûd, Fârâbî’nin (ö. 950) İhsâu’l-Ulûm, Harizmî’nin (ö. 997) Mefâtîhu’l-Ulûm, İbn Hazm’ın (ö. 1064) Merâtibu’l-Ulûm ve Gazzâlî’nin (ö. 1111) Fâtihatü’l-Ulûm gibi eserleri örnek olarak gösterilebilir. İlimleri kısmî olarak sınıflandıran düşünürler ve eserlerine örnek olarak Kindî’nin (ö. 866 ?) Kitâbü Mâhiyyeti’l-‘ilm ve aksâmih ve Kitâbü aksâmi’l-‘ilmi’l-insî, İbn Sînâ’nın (ö. 1037) Fî Aksâmi’l- ‘ulûmi’l-akliyye adlı çalışmalar zikredilebilir.[2] Kısmî olarak ilimleri sınıflamanın yanında sadece bir di- siplini kendi içinde tasnife tabi tutan eserler de kaleme alınmıştır. Bu türde de Ebû Yakup es-Sekkâkî’nin (ö. 1229) dil ilimlerini tasnif ettiği Miftâhu’l-Ulûm’u ile Zerkeşî’nin (ö. 1392) Kur’an ilimlerini sınıflandırdığı el-Burhân fî ulûmi’l-Kur’an adlı eserlerini zikredebiliriz. Bunların yanında bazı düşünürler ilimleri herhangi bir sınıflamaya tabi tutmadan kendilerine göre önemli gördükleri ilimlerden örnekler sıralayıp onlar hakkında seçtikleri meseleler üzerinden bilgi verirler. Genel olarak Enmûzec olarak nitelendirilebilecek bu tür eserlerin ilk örneği olarak Ebû Hayyân et-Tevhîdî’nin Risâle fi’l-ulûm’u kaynak gösterilebilir.[3] Son olarak bu gelenekte çok dikkate alınmasa da kanaatimizce ilimlere ait ıstılahlara yer veren eserler de önemli bir konuma sahiptir. Bu tür çalışmalarda ilimler önemli olmakla birlikte ondan daha önemlisi o ilimde öne çıkan ıstılahları açıklamaktır. Seyyid Şerif Cürcânî’nin (ö. 1413) et-Ta’rîfât’ı ve yine ona nispet edilen Mekâlîdu’l-Ulûm’u, Tehânevî’nin (ö. 1745) Keşşâfu Istılâhâti’l-fünûn ve’l-ulûm adlı eserleri bu türe örnek olarak gösterilebilir.[4]

İlimler tasnifinde içerik olarak da tam bir benzerlik söz konusu değildir. Filozofun veya düşünürün ilimleri tasnif etme gayesine göre içerikler sınıflandırmada olduğu gibi ya dinî-naklî ya da aklî-felsefî ilimler merkeze alınarak değerlendirilmektedir. Fârâbî gibi filozofları istisna edecek olursak, düşünürlerin çoğu ilimleri yukarıda bahsedilen ikili bakış açısıyla tasnif edip muhteviyâtını da ona göre oluşturmaktadır. Tevhîdî’de görüldüğü üzere örnek ilimler seçilip yine müellifin tercih ettiği mesele(ler) üzerinden o ilim tanıtılmaktadır. Muallim-i Sânî gibi filozoflar ise daha kapsamlı ve sistemli bir ilimler tasnifi yapmış ve içerikleri de buna göre oluşturulmuştur. Zira Fârâbî’nin tasnifinde ilimler sadece bir amaca yönelik olmayıp filozofun düşünce dünyasının zenginliğine göre de çeşitli açılardan sınıflandırılmıştır.[5]

Nesefî sonrası dönemde ilimler tasnifi geleneğindeki eserler hem isim hem tasnif hem de içerik açısından zenginleşerek yakın zamana kadar varlığını canlı olarak devam ettirmiştir.[6] Bu çalışmanın kap samı sözü edilen gelenekteki isimlendirme, sınıflandırma ve içerik açısından yapmış olduğumuz değerlendirmeleri detaylandırma imkânı vermediğinden biz sadece Nesefî’nin adı geçen eserine odaklanarak bu gelenekteki yerine ve önemine değineceğiz. Bu bağlamda yukarıda ilimler tasnifi geleneğiyle ilgili verilen bilgiler, çalışmanın ana konusu olan Matla’u’n-Nücûm ve Mecme’u’l-ulûm adlı esere zemin sağlaması açısından ifade edilmiştir.

ÖMER NESEFÎ’NİN MATLA’U’N-NÜCÛM VE MECME’U’L-‘ULÛM ADLI ESERİ

Necmeddin Ömer Nesefî Matla’u’n-Nücûm ve mecme’u’l-ulûm adlı eserini kendi ifadesiyle hayatının sonlarına doğru takriben 70 yaşlarındayken kaleme almış veya öğrencilerine imla ettirmiştir. Eserin Taşkent Ebû Reyhân el-Bîrûnî Enstitüsü’nde 1462 numarada kayıtlı tek nüshasının Said Ekber Muhammad Eminov tarafından 2015 yılında Taşkent’te tıpkı basımı gerçekleştirilmiştir. Ancak eserin ilk kopyasını

P. G. Bulgakov (1927-1993) 1976 yılında keşfetmiş ve ilk sayfasını yayınlamıştır. Çalışmamızın kaynağı olan bu eserin içindeki bilgilerden hareketle iki kişi tarafından istinsah edildiği anlaşılmaktadır. Çalışmanın 1b-162a varak numaraları arası sayfaları Şerefü’l-Hâmidî olarak bilinen Muhammed b. Hâmid b. Ali tarafından Recep/Nisan 764-765/1364 tarihinde istinsah edilmiştir. Diğer müstensih Necmeddîn el- Kûfî olarak tanınan Muhammed b. Muhammed b. Hüseyin b. Ahmed el-Üsmendî ise eserin 163b-355b varak numaralı sayfalarını yedi ayda (765/1364 Recep/Nisan-766/1364 Muharrem/Ekim arası) istinsah etmiştir. İsmi mezkûr müstensih kaleme aldığı nüshayı Ömer Nesefî’nin öğrencilerine Tabgaç Han Medresesi’nde Semerkand’ın Kûyi Ebû Mukâtil Caddesi’ndeki ve Sikkatü’l-Lebbâdîn mescidlerinde imla ettirdiği nüshadan kopya ettiğini belirtmektedir.[7]

Eserin ismi hususunda ise kaynaklarda zikretmeye değmeyen küçük de olsa farklılıklar dikkat çekmektedir. Nesefî çalışmanın giriş kısmında; ömrünün sonlarına geldiğini, genç ve orta yaşlı kişilerden oluşan ilim gruplarından hoşlandığını, onlar için daima her ilim dalında bol ve kolay kitaplar ortaya koyduğuna dair sözler zikrederek, kendisinde kapsamlı ve veciz bir şekilde kitapları bir araya getiren bir eser derleme endişesi meydana geldiğini, aydınlatıcı parıldayan grileri doğuran gök yüzünün bu hususta hazır olduğunu belirttikten sonra kitabın adını Matla’u’n-Nücûm ve mecme’u’l-ulûm (Yıldızların Yükselme ve İlimlerin Kesişme Noktası) şeklinde isimlendirdiğini ifade etmektedir.[8]

Yukarıda eserin ilk kopyasının Rus araştırmacı Bulgakov tarafından keşfedildiği ifade edilmişti. Ancak Matla’u’n-Nücûm ve mecme’u’l-ulûm hakkında detaylı bir makale yayınlayan ‘Imâd Hasan Merzûk, eserin Bulgakov’un keşfinden önce özellikle Hindistan bölgesindeki bazı Müslüman düşünürlerce bilindiğini belirtmektedir. Merzûk, örneğin Sıddîk Hasan Hân el-Kannevcî’nin (ö. 1890) Fethu’l-Beyân fî mekâsıdi’l-Kur’an adlı tefsirinde Nesefî’nin Matla’u’n-Nücûm ve mecme’u’l-ulûm adlı eserinin içinde yer alan “Tefsîlü hurûfi’l-Kur’ân” kitabını zikrederek eserden haberdar olduğunu belirtmektedir. Merzûk ayrıca Hintli düşünür İmtiyâz Ali Hân el-Arşî’nin (ö. 1981) de yazdığı makalelerde Nesefî’nin bu eserinden haberdar olduğunu gösteren işaretlere dikkat çekmektedir.[9]

Nesefî Matla’u’n-Nücûm ve mecme’u’l-ulûm adlı eserde ilimleri belli bir yöntem üzere ele almaz. Onun adı geçen çalışmada yaklaşık yirmi küsur ilme ve takriben 76 kitaba dair gerek kendi eserleri gerekse başka düşünürlere ait seçtiği eserleri şerh veya ihtisar ederek mesele merkezli değerlendirdiği görülmektedir. Yani düşünürün bazı ilimlere dair eserleri bir araya getirerek ansiklopedik bir çalışma yaptığı söylenebilir. Daha önce de ifade edildiği gibi Nesefî’nin mezkûr eserinin bir kısmını bizzat kendisi kaleme alarak bir kısmını da okuttuğu kitaplara dair yaptığı açıklamaları öğrencilere imla ettirerek veyahut da öğrencilerin bunları yazarak oluştuğu metinden de anlaşılmaktadır.

Matla’u’n-Nücûm ve mecme’u’l-ulûm adlı eser, tıpkı basımı gerçekleştiren Said Ekber Eminov tarafından yapılan bir muhteviyât (içindekiler) kısmıyla başlar. Ancak bu kısımda çok az da olsa bazı yazım hataları dikkat çekmektedir. Nesefî, Matla’u’n-Nücûm ve mecme’u’l-ulûm’un el yazma nüshasında ilimleri ele almaya başlamadan önce eseri yazma amacını belirttikten sonra bugünkü tabirle bir içindekiler kısmı sunmaktadır. Daha sonra da ilimleri belli bir tasnif tarzı takip etmeden sıralar. Tıpkı basım neşredilen Nesefî’nin eseri toplam 355 varak olup, nâşir Eminov asıl metnin sonuna Arapça alfabetik sıraya göre eserde geçen şahıs, yer, grup, mezhep, kavim ve topluluk ve kitap isimlerine dair bir indeks yapmıştır. Bu indekste Eminov yer yer Rusça ve Arapça dipnotlar koyarak açıklamalar yapmaktadır. Nâşir daha sonra da Rusça ve İngilizce Nesefî ve Matla’u’n-Nücûm ve mecme’u’l-ulûm adlı eserin el yazması hakkında kısa bilgi vermektedir. Ancak eserin içeriği hakkında Rusça verilen bilgiler biraz daha detaylıdır. Eserin hemen hemen her sayfasında Buhara Emiri Emir Haydar’ın (dön. 1800-1826) oğlu Yar Bey’e ait vakıf mührü bulunmaktadır.

Ülkemizde adı geçen eser üzerinde kapsamlı bir çalışma bulunmamakla birlikte, Matla’u’n-Nücûm ve mecme’u’l-ulûm’un içeriğinde yer alan eserlerle ilgili bazı akademik çalışmaların yapıldığını burada belirtmek isteriz. Bunlardan ilki Huzeyfe Kocabaş’ın “Ömer Nesefî ve Kitâbü’l-beyân an Garibi’l-Kur’an Adlı Eseri: Metin ve İnceleme” başlıklı yayımlanmamış yüksek lisans tezidir (İstanbul 2018). İkincisi ise Mehmet Bozkırlı’ya ait “Necmeddin en-Nesefî ve Hadis İlmindeki Yeri (es-Seb’iyyât-es-Sem’iyyât İsimli Yazma Eseri Özelinde)” başlıklı yayımlanmamış yüksek lisans tezidir (İstanbul 2019). Üçüncüsü de Hüseyin Sağlam’ın hazırlamış olduğu “Hanefî Fıkhında Hilâfiyyât ve Nesefî’nin Bilinmeyen Bir Hilâfiyyât Eseri: Tenkitli Neşir ve Çeviri” başlıklı yayımlanmamış yüksek lisans tezidir (İstanbul 2019). Yapılan bu çalışmalar genel olarak Matla’u’n-Nücûm ve mecme’u’l-ulûm’un içinde yer alan eserlerin tahkik, çeviri ve değerlendirmesi şeklindedir. Ancak farklı ilimlere ait 70 küsur risale ve kitabı içinde barındıran bu eser üzerinde daha fazla araştırma yapılması gerekmektedir.

MATLA’U’N-NÜCÛM VE MECME’U’L-‘ULÛM’DA YER VERİLEN İLİMLER

Ömer Nesefî bu eserinde ele aldığı ilimleri belli bir sınıflamaya tâbi tutmamıştır. Ancak esere dikkatle bakıldığında müellifin öncelikle naklî ilimlere daha sonra da aklî ilimlere yer verdiği görülmektedir. Ancak yine de Nesefî’nin kesin bir şekilde böyle bir ayırım yaparak eseri kaleme aldığını söylemek zordur. Matla’u’n-Nücûm ve Mecme’u’l-ulûm’da dikkat çekilmesi noktalardan bir diğeri de Nesefî’nin çoğu yerde eserlerin adını başlık yapmasıdır. Okuyucu bu eserin hangi ilme dâhil edilmesi gerektiğini kendisi tespit edecektir. Burada müellif bazı ilimlerin altında sadece bir esere yer verirken bazı ilimlerde ise 8 esere müstakil başlıklar halinde yer ayırmaktadır. Bir başka husus da Nesefî yer verdiği ilimle ilgili herhangi bir açıklama yapmadan doğrudan üzerinde duracağı meseleyi vermekte ve o alana dair eserlere çoğunlukla muhtasar bir şekilde değinmektedir. Bu yönüyle Matla’u’n-Nücûm ve Mecme’u’l-ulûm Merzûk’un ifadesiyle ilmî te’lifâta hâkim olan akademik muhtasarlar (özetler) merhalesinin başlangıcını temsil etmiş, Doğu ve Batı İslâm dünyasındaki te’lif metoduna damga vurmuştur.[10]

Eserde takip edilen veya bizim çıkarımda bulunduğumuz yönteme gelince, ilmin naklî veya aklî olduğuna bakılmaksızın Nesefî’nin o ilimle alâkalı kendince irtibat kurduğu bir âyet veya hadis yahut da o sahayla ilgili bilinen bir sözü merkeze alarak konuyu detaylandırmasıdır. Onun özellikle hadis veya diğer alıntı yaptığı sözlerin sıhhatine girmemesi de dikkat çekilmesi gereken bir başka husustur.

Biz bu çalışmada söz konusu eserdeki ilimleri sıralama usulünü takip edeceğiz, ancak düşünürün bir ilim altında yer verdiği eser veya eserler zaman zaman çalışmanın farklı bölümlerinde yer almaktadır. Nesefî’nin yapmış olduğu sıralamayı bozmadan hangi ilme değiniyorsa, onunla alâkalı ne kadar eser varsa bir araya getirmeye çalışarak eserin daha dikkatli okunmasını ve o ilim altında hangi eserlere yer verildiğini bir düzen içinde göstermeye gayret edeceğiz. Bunun yanında Nesefî’nin ilmin adını vermeden doğrudan eserin ismini zikretmek yerine alt başlıklar halinde ilimlerin isimlerini anarak o dalda hangi kitap veya risalelere değindiyse onlar hakkında kısa da olsa bilgi vermeye çalışacağız.

USÛLÜ’D-DÎN-AKÂİD VE KELÂM

Nesefî’nin eserinde ilk yer verdiği ilim Usûlü’d-dîn veya kelâm ilmidir. O, bu ilmi

(Hidayet üzere olanların itikadı hakkında usûlü’d-dîn) başlığı altında ele almıştır. Düşünür kelâm kitaplarının izlediği yol üzere önce ehl-i hakka göre eşyanın hakikatinin sabit olduğunu belirtip bilginin kaynakları meselesine geçer, iman-amel ilişkisi, saâdet-şekâvet, âlemin hâdis oluşu ve Allah’ın sıfatları ve diğer kelâmî meseleler hakkında bilgi verir. Nesefî’nin burada kendi eseri olan Akâid risâlesindeki görüşlerini birebir tekrar ettiği görülmektedir. Ardından Nesefî “

(Hz. Peygamber’in belirttiği üzere iman ve İslâm’ın bölümlerinin özelliklerini sayma) şeklinde bir başlıkla bu konudaki hadislere yer vermektedir. Düşünür bu bölümü meşhur âlimlerden naklen Farsça ifadelerle bitirmektedir.[11]

İLM-İ FİRAK-MEZHEPLER TARİHİ

Düşünür

(Bid’at ve hevâ ehlinden Şî’a’nın isimlendirilişi) başlığı altında bu ilmi ele alır. 73 fırka rivayetini aktardıktan sonra Abdulkâhir el-Bağdâdî’nin (ö. 1037) el-Fark beyne’l- firak adlı eserinin ismini de zikrederek fırkaların isimlerini tek tek anar ve bölümü Ebû Hasan Ali b. Muhammed b. Hasan -el-Hâtemî el-Belhî’den naklen Farsça ifadelerle tamamlar.12[12]

TASAVVUF

ehlinden (Marifet

ilme bu Nesefî açarak başlık şeklinde bilme) sıfatı özdeşleştiği sınıfın her onlardan ve makamları muhakkiklerin olan değinir. Bu bölüme Ebû Abdurrahman Muhammed b. Hüseyin es-Sülemî’den (ö. 1021) naklen muhakkiklerin ilk menzilinin zecr olduğunu, onun da nefsin çirkin hareketlerden uzak tutulması anlamına geldiğini söyleyerek başlamaktadır. Daha sonra intibâh, teyakkuz, tevbe, inâbe, muhâlefetü’n-nefs, avdet, va’z, tevâzu’, mücâhede, verâ’, huşû, tevekkül, istikâmet, üns, haya, işfâk, müşâhede, sekr, zikr, fenâ ve bekâ gibi pek çok tasavvufî kavramın anlamını vermektedir.[13] Nesefî bu ilmin altında meşhur mutasavvıf Kuşeyrî’nin (ö. 1072) Mensûru’l-hitâb fî meşhûri’l-ebvâb adlı eserindeki ibareleri Farsça’ya çevirmektedir. Düşünür, Kuşeyrî’nin tevbe ile başlayıp visâl ile bitirdiği tasavvufla ilgili 51 kavramını bablar şeklinde ele almaktadır.[14]

HADİS

Bu ilimde Nesefî öncelikle

(Müslümanın Müslüman üzerindeki hakları hadisi) hadisini sonuna kadar herhangi bir yorum yapmadan aktarır.[15] Daha sonra ise düşünür Zeynü’l- âbidin Ali b. Hüseyin’in meşhur Risâletü’l-Hukûk adlı risâlesini

(Elli hak konusunda kitâp) şeklindeki başlık altında verir. Bu kısım Allah hakkı ile başlayıp ehl-i din üzerindeki haklarla biter.[16]

Nesefî, Matla’u’n-Nücûm ve mecme’u’l-ulûm’un ilerleyen kısımlarında hadis ilmiyle alakalı

(Yedili ve işitilenler; senenin günleri sayısına göre 360 sahih ve hasen hadis) isminde kendi eserine yer vermektedir. Merzûk’a göre buradaki seb’iyyât-yedili ifadesinden maksat her hadisin senedinin yedi raviden oluştuğu, sem’iyyât-işitilenler ibaresinin ise muhtelif konularda rivayet edilen hadisleri işaret etmektedir.[17] Eserde Nesefî, ilim talep etmenin her Müslümana farz olduğunu, ulemanın fazileti, Kur’an bahsinde Yasin, İhlâs ve Duhân gibi sureleri okumanın fazileti ve tevhid, iman, namaz, oruç, zekât, dua ve şefaat gibi muhtelif pek çok konudaki hadisleri ravilerini sayarak zikreder.[18]

KUR’AN İLİMLERİ

Matla’u’n-Nücûm ve Mecme’u’l-ulûm adlı eserde Kur’an ilimleri şeklinde bir isimlendirme ve başlık bulunmaz. Ancak eserin içeriğine bakıldığında kıraat ve tefsire dair başlıklar yer almakta ve bunların Kur’an ilimleri ile alâkalı söz konusu iki alt dala işaret ettiği görülmektedir. Bu yüzden biz de bu eserleri Kur’an ilimleri ana başlığı altında iki kısımda ele almayı uygun gördük.

Kıraat İlmi

Düşünür bu ilmi iki başlıkta ele almaktadır. Bunlardan ilki,

(Hafs rivayetiyle Âsım kıraati hakkında muhtasar bir araştırma ve açıklama) şeklinde olup, kıraat imamlarından İmam-ı Âsım’ın ravisi Süleyman b. Hafs’ın rivayetinden hareketle harflerin tesbiti, tahzifi, fet- ha, nasb, kesra, teskîl, imâle ve teşeddüd gibi kıraat ilmiyle alâkalı pek çok hususu muhtasar bir şekilde araştırma ve incelemeye yönelik bir bölümdür.[19]

Kıraat ilmiyle alakalı diğer başlık ise

(Vakfın yerlerine göre vakfın usulüne dair kitap) Kur’an’da durak yerlerine göre vakfın usulüne dair bir eserdir. Düşünür bu bölüme İmamü’l-Mukrî’ Mansûr b. İbrahim el-Irâkî’nin “Mübteda-haberin, fâil ve mefulün, muzâf ve muzâfun ileyhin, mevsuf ve sıfatın … birbirinden ayrıldığı yerde durulmaz (vakfedilmez)” sözleriyle başlar. Bu ifadedeki mübteda-haber, fail-meful ve çeşitleri gibi hususları açıklayan düşünür daha sonra vakf-ı tâm, vakf-ı kâfi, vakf-ı mefhum, vakf-ı hasen ve vakf-ı kabâyih şeklinde beş vakıf çeşidi hakkında örneklerle bilgi verir.[20]

Nesefî’nin kıraat ilminde yer verdiği bir diğer eser veya konu,

(Kur’an harflerinin sayısı) Kur’an harflerinin sayısına dairdir. Müellif bu kısımda elif (ا ) harfinden başlayıp ye (ي) harfine kadar her harfin Kur’an’daki sayısını verdikten sonra Kur’an’daki harflerin, kelimelerin, âyet ve sûrelerin sayısını zikreder.[21]

Tefsir

Tefsir ilmiyle alakalı Nesefî’nin et-Teysîr fi’t-tefsîr ve el-Ekmelü’l-etval adlı eserlerinin olduğu bilinmektedir. Ancak bu çalışmada düşünürün

(Garîbu’l-Kur’ân hakkında açıklama) başlıklı geniş boyutlu bir eserinin olduğunu görmekteyiz.[22] O, burada Kur’ân’da yer alan bazı garip (herkesçe bilinmeyen) kelimelerin anlamını E’ûzü besmeleden başlayıp Nâs sûresine kadarki sırayı da takip ederek vermektedir. Düşünür surelerdeki garip kelime veya kelimeleri âyetlerden örnek vererek kendisi seçmiş olup bu eserde ele almadığı tek sûre Kâfirûn’dur. Muhtemelen Nesefî garip bir kelime tespit edemediği için veya bilmediğimiz başka nedenlerle bu sûreye dair bir başlık açmamıştır.[23]

USÛL-Ü FIKIH

Nesefî’nin kullanmış olduğu tabirle ifade edecek olursak usûlü’l-fıkh ve’l-ahkâm ilmi, usûl-ü kelâmın bir alt dalıdır. Düşünür bu ilme Matla’u’n-Nücûm ve Mecme’u’l-ulûm’da

(Usûl-ü fıkıh tahsili ve bu alanda yazılanlar hakkında) başlıklı eserle yer vermektedir. Bu ilmi usûl-ü kelâmın bir alt dalı olduğunu tespit edip usûl kelimesinin nereden geldiğini açıkladıktan sonra Nesefî fıkıh terimini; “hükmün ilişkili olduğu gizli manaya vâkıf olmaktır” şeklinde tanımlar. Ayrıca o, bu konuda kendisiyle şer’î hükümleri bilebileceğimiz delillere, istidlal ve nazara ihtiyaç olduğunu belirtmeyi de ihmal etmez. Nesefî bu kısa girişten sonra usûl-ü fıkıh alanında geçen emir ve çeşitleri, hüküm ve çeşitleri, lafız, delil, haber, nedb, nehy, mücmel, umum-husûs, mutlak-mukayyed, vücûb, imkân gibi pek çok kavram üzerinde durmakta ve bunları ağırlıklı olarak Hanefî-Mâtürîdî çizgisinde açıklarken Ehl-i Hadis, Şâfiî ve Mu’tezile ekollerinin görüşlerinden örnekler vererek konuyu farklı perspektiflerden değerlendirmeye çalışır. Eserin sonunda fıkıh ilminde ele alınan (salât, zekât, savm, hacc vb.) konular bir tablo halinde verilmektedir.[24]

FIKIH

Fıkıh ilmiyle ilgili bu eserde gerek Nesefî’ye gerekse başka düşünürlere ait dört çalışmaya yer verilmektedir. Bunlardan ilki;

(İslâm Hukuku’nun planı hakkında) isimli düşünürün kendisine ait eserdir. Bu eser Matla’u’n-Nücûm ve mecme’u’l-ulûm’da en geniş yer tutan bir çalışmadır. Kitâbu’s- salât bölümüyle başlayan eserde İslâm hukukunun hemen hemen bütün konuları başlıklar verilerek iş- lenir. Eserin sonunda müstensih Şerefü’l-Hâmidî lakaplı Muhammed b. Hamid b. Ali, Nesefî’nin Kitâbu Meşâri’u’ş-şerâi’ adlı eserinin istinsah tarihini gün, ay ve yıl olarak ferağ kaydı da düşmektedir.[25] Bu ka- yıtla biten eserden sonra iki varaklık çoğunluğu Farsça olan bir kısım bulunmaktadır (vr. 162b-163a). Merzûk’a göre burada meşhur kişilerin isimleri yer almaktadır.[26]

Bu ilim başlığı altında Hanefî fakihi Ebû Abdullah Muhammed b. Ali ed-Dâmeğânî’nin (ö. 1085) eserinden[27] alıntılanarak oluşturulan

(Makbul meselelerde imtihan ve müzâkere kitabı) adlı eserdir. Fıkhî meseleleri ihtiva eden bu eser mesâil-ü tahâret babıyla başlamakta; namaz, zekât, oruç, nikâh, talak gibi birçok meseleyi içermekte ve burada Ebû Hanife ve Ebû Yusuf’un görüşlerine de yer vererek bazen farazî soru-cevapla eser zenginleştirilmektedir.[28]

Matla’u’n-Nücûm ve mecme’u’l-ulûm’da fıkıh ilmiyle alâkalı yer verilen eserlerden bir diğeri de Nesefî’ye ait

(Mezhebimizin istihsânın değil de kıyasın hüküm olarak tercih edildiği meseleler hakkında) adlı çalışmasıdır. Eserin adından anlaşılacağı üzere düşünür Hanefîlerin asıl olarak gördüğü istihsânı değil de kıyası tercih ettiği fıkhî meseleleri ele almaktadır.[29]

Nesefî’nin fıkıh ilminde ele aldığı bir başka eser de Ebû Muhammed Kâsım b. Ali el-Harîrî’nin (ö. 1122) Makâmâtü’l-Harîrî adlı eserinden seçtiği fıkhî soru ve cevapları içeren

(Zekiler kitabı) adlı bir çalışmadır.[30]

İLM-İ FERÂİZ

İslâm hukukunun miras ile ilgili özellikle miras hukuku konularını ele alan ilm-i ferâiz de Nesefî’nin eserinde yer verdiği ilim dallarından biridir. Bu alanda uzmanlaşan âlimlere de fâriz, ferâizî ve farazî denilir.[31] Düşünürün çalışmasında bu ilme dair ele aldığı ilk eser Sâmânîler döneminde yaşamış Ebû Mansûr Mahmud b. Ali el-Mühellebî’ye ait

(Ferâiz hakkında) adlı manzum bir çalışmadır. Eserde miras hukukuna dair Mühellebî’ye sorulan meseleler Hanefî mezhebine göre cevap vererek açıklanmaktadır.[32]

Ferâiz ilminde düşünürün ele aldığı ikinci eser ise Ebu’n-Nücâ Muhammed b. Mutahhir b. Ubeydullah el-Fârız tarafından kaleme alınan

(Ferâiz konusunda doğruluğu tespit edilemeyen meseleler hakkında) başlıklı çalışmadır. Bu da mirasla ilgili meselelerde sorulan sorulara karşı verilen cevapları içeren edebî yönü kuvvetli manzum bir eserdir.[33] Nesefî bu eserdeki meselelerin devamı niteliğindeki sorulara Ali b. Muhammed en-Nesevî’nin verdiği cevapları içeren

(Ali b. Muhammed en-Nesevî’nin aynı türden meselelere dair sorulara verdiği cevaplar) başlıklı manzum bir çalışmaya yer verir.[34]

İLM-İ HİLÂF

Nesefî’nin Matla’u’n-Nücûm ve Mecme’u’l-ulûm’da ilm-i hilâfa dair yer verdiği eser kendisine ait olup,

(Hilâfiyyât alanında tercih edilen araştırmalar hakkında) adını taşımaktadır. Bu eser 34 bölümden oluşmaktadır. Düşünür herhangi bir giriş yapmaksızın doğrudan esere Kitâbu’z-zekât bahsiyle başlar. Burada 239 ihtilaflı mesele ele alınmış olup, bu ihtilaflar Hanefî-Şâfiî, Ebû Hanife-İmameyn, Şeyhayn-İmam Muhammed, Tarafeyn-Ebu Yusuf ve Üç İmam-İmam Züfer arasında geçmektedir. Ancak eserde meselelerin çoğunluğunda Hanefî ile Şafiî mezhebi ile arasında cereyan eden ihtilaflar değerlendirmeye tâbi tutulmuştur.[35]

TARİH

Düşünür bu ilmi tespitlerimize göre 4 eser veya bölüm olarak ele almaktadır. Bunlardan ilki

(Tarih ve nesepler hakkında) başlıklı eserdir. Nesefî İbn Abbas’tan bir rivayete yer vererek Hz. Adem’den başlamak üzere peygamberlerin ne zaman yaşadığını ve onların arasında ne kadar yıl olduğundan bahseder. Örneğin Hz. Adem’den Hz. Nuh’a kadar 2200, Hz. Nuh’tan Hz. İbrahim’e kadar da 1143 sene geçtiğini zikrederek bunu Hz. Peygamber’e kadar getirir. Rivayetlere dayanarak peygamberlerin hayatına dair önemli olaylarla ilgili sayısal bilgiler veren düşünür daha sonra Hz. Peygamber’in Hz. Hatice ile evliliği, vahye muhatap oluşu, Medine’ye hicreti, Hendek, Benû Kureyza, Benu Mustalik, Mureysi, Tebük gibi gazvelere ve Hz. Peygamber’in vefatına kısaca değinir. Hz. Peygamber’in soy şeceresinde yer alan bütün isimleri hatta peygamberin atalarından Adnan’dan Hz. Adem’e kadar hangi isimlerin yer aldığını rivayetlerden hareketle zikreder.[36] Bu eserle aynı zamanda Matla’u’n-Nücûm ve Mecme’u’l-ulûm’un birinci cildi de bitmiştir.

Tarih ilmiyle alâkalı Nesefî’nin ele aldığı ikinci eser ise

(Harf sırasına göre sahabenin isimleri) başlığını taşımaktadır. Eserin isminden de anlaşılacağı üzere düşünür elif (ا ) harfinden başlayarak belli başlı sahabenin isim, şecere ve ailelerine dair detaylı bilgi verir. Bu bölüm Üsâme b. Zeyd ile başlayıp Yezid b. Seleme ile sonra ermektedir. Nesefî, sahabenin isimlerinden sonra bu eserde Künyeler şeklinde bir alt başlık daha açar ve harf sırasına göre de künyelere değinir. Bunu takiben Hz. Peygamber’in eşleri ve kızları başta olmak üzere sahabe arasında öne çıkan kadınları anma şeklinde bir alt başlık daha açar ve burada zikredilen kadınların isimleri ve şeceresi, diğer bir alt başlıkta da zikredilen kadınların Künyeleri yine harf sırasına göre ele alınır.[37]

Eserin hacim olarak büyük bir bölümünü kaplayan tarih ilminde Nesefî’nin yer verdiği bir başka çalışma da

(Raşid Halifelerden sonra yönetimdeki halifelerin tarihi) başlığını taşır. Bu eser hicri 40 senesinde Hz. Hasan’ın halife tayiniyle başlar ve ondan sonra düşünürün kendi zamanına kadar Müslümanların başına geçen Emevi ve Abbasi idarecilerin kimler olduğuyla devam edip Râşid billah (ö. 1135) ile bölüm sona erer.[38]

Nesefî’nin tarih ilmiyle alâkalı son olarak

(Din sahasında önde gelen meşhur âlimlerin (r.a.) nispetleri ve tarihleri) başlıklı bir esere daha yer verir. Bu bölümde düşünür din alanında meşhur imamların soyları ve tarihlerle hayatları hakkında bilgi verir ki burada üzerinde ilk durduğu kişi Ebû Hanife’dir. Daha sonra Ebu Yusuf, İmam Muhammed, İmam Evzâî, Malik b. Enes, İmam Şafiî, Ahmed b. Hanbel ve Süfyan es-Sevrî gibi mezhep imamlarının isimleri zikredilir. Nesefî dil sahasının önde gelenlerinin hayatları hakkında da bilgi verir. Düşünür, dilcileri Basra, Kufe ve Bağdat ekolü şeklinde tasnif ederek bu ekollere mensup Halil b. Ahmed, Ebû Hatim Sehl b. Muhammed b. Es-Sicistânî, Kisâî, Ferrâ, Ebû Amr e-Şeybânî ve İbnü’s-Sikkît gibi pek çok kişi hakkında açıklamalar yapar.[39]

RETORİK (HİTABET)

İlimleri konu edinen eserlerde pek fazla rastlanmayan bir saha olan hitabet ilmi Nesefî’nin ayrı bir bölümle veya eserle dikkat çektiği disiplinlerden bir diğeridir. İlimler tasnifi geleneğindeki eserlerde daha çok mantık ilmi altında değerlendirilen retorikle ilgili düşünürün eserinde ilk yer verdiği çalışma

(Cuma ve Bayram günlerinde mümtaz hutbeler hakkında) başlığını taşımaktadır. Alfabetik sıra takip edilerek Cuma hutbeleri hakkında elif (ا) harfinden başlayıp ye (ي ) harfine kadar belli bir mevzuda kısa hutbe âyet ve hadisler de zikredilerek sunulmaktadır. Daha sonra Ramazan ve Kurban Bayramı hutbelerine dair örnekler sunulur ve eser nikâhla ilgili bir hutbeyle sona erer.[40]

Hitabet ilminde ele alınan bir diğer eser de

(Bir hususa dikkat çekme usûlü ve takdir etme bilgisi hakkında) başlığını taşımaktadır. Nesefî muhtelif konularda vaaz toplantıları (meclisleri) ile hitabetin nasıl olmasını açıklamaktadır. Bu eserin her bir alt başlığı meclis tabiri ile başlar, örneğin eserin “Meclisü fî kelimeti lâ ilâhe illallah” şeklinde bir başlıkla başladığı görülmektedir. “Meclisü fi’l-imân ve’l-mü’minûn” adlı bir diğer başlıkta ise Hz. Peygamber ve diğer peygamberlerin birçok fazileti, sahabe, dört halifeyi anma ve ibadet konularına varıncaya kadar pek çok hususta başlık açılmıştır. Düşünürün çok geniş bir şekilde ele aldığı bu eserde peygamberlerin faziletinin yanında diğer peygamberlere “yâ Âdem!, yâ Nûh!” gibi nidalarda bulunulurken Hz. Peygamber’e “yâ eyyühe’n-nebî” veya “yâ eyyühe’r-resûl” şeklinde nidalarda bulunulması gerektiğine dikkat çekildiği görülmektedir.[41]

İLMÜ’Ş-ŞÜRÛT VE’S-SİCİLLÂT/İLMÜ’S-SAKK

Kelime anlamı “hukûkî muameleleri kayıt altına almak üzere düzenlenen belge, senet” manasına gelen şürût ile “yargı kararını içeren belge, i’lâm, mahkeme defteri” anlamındaki sicil kelimelerinin birleşiminden oluşan ilmü’ş-şürût ve’s-sicillât tabiri, İslâm’ın ilk dönemlerinden itibaren hem hukukî muamelelere dair yazılacak belgelerin düzenlenme esaslarını tespit eden ilmi hem de bu alanda yazılan eserleri ifade etmek için kullanılmıştır. İslâmî ilimler arasında önemli bir yere sahip olan ilmü’ş-şürût ve’s- sicillât sahasında iştigal edecek olanların bu ilmin gereklerine uygun belge düzenlemenin bilgi, sanat, kültür ve tecrübe işi olduğu belirtilmiş ve Müslümanlar arasında bu işle uğraşma bir meslek olarak telakki edilmiştir. Literatürde bu ilim ilmü’t-tevsîk, ilmü’l-vesâik ve’s-sicillât, ilmü ezkâri’l-hukûk, ilmü’s- sakk, ilmü’l-mehâdır ve’s-sicillât gibi adlarla da anılmıştır.[42]

Bürokrasi de özellikle hukuk alanında belge düzenlemeye dair bir ilim olan bu disipline Nesefî Mat- la’u’n-Nücûm ve mecme’u’l-ulûm adlı eserde iki çalışma ile değinmiştir. Bunlardan ilki

(Alış-verişte uygulanan yöntem üzerine resmî belge hakkında muhtasar kitap) başlığını taşımaktadır. Düşünür bu eserinde alış-verişte satıcı ve alıcı arasındaki belli başlı hususları ele aldıktan sonra, akit, şâhit, peşin alış-verişte, kiralamada, ortaklıkta ve benzeri birçok meselede kontrat veya sözleşmeler gibi resmî belgeler hakkında açıklamalar yapmaktadır. Yer yer örnekler vererek izahat yapan Nesefî, bazen de hangi sözleşmenin geçerli hangisinin geçersiz olduğuna da dikkat çekmektedir.[43]

Bu ilimde düşünürün yer verdiği ikinci eser ise

(Hâkimlerin davacıdavalılar için hazırladığı resmi yazışmalar hakkında) başlıklı çalışmadır. Nesefî eserin adından anlaşılacağı üzere özellikle mahkemelerde hâkimin karşı karşıya kaldığı davalarla ilgili meselelerde talimat ve yönergelere göre vereceği hükümlere dair açıklamalar yapmaktadır. Eser, davadan sonra hâkimin hükmü hangi ifadelerle bildirileceği (Allah’ın yardımıyla, güven sadece O’nadır.) imza örnekleriyle bitirilmektedir.[44]

ARAP EDEBİYATI İLİMLERİ

Düşünür daha önce de belirtildiği gibi Matla’u’n-Nücûm ve mecme’u’l-ulûm’da ilimlere yer verirken herhangi bir tasnif yapmamıştır. Bu nedenle bir ilme dair bölüm veya çalışmalar eserin farklı yerlerinde ele alınmaktadır. Dolayısıyla bu çalışmada biz bir ilme dair ne kadar eser varsa onları bir başlık altında birlikte değerlendirmeye çalıştık. Arap dil ilimlerinin altında da pek çok alt ilim dalı mevcut olduğundan bu alandaki eserleri iyi anlaşılması için kendi içinde bir tasnif yaptık. Nesefî, öncelikle Arap edebiyatına dair ilim dalını ele aldığı için biz de ona uyarak bu ilimlere yer verip daha sonra dil ilimlerine değineceğiz.

İnşâ

Resmî ve özel yazışmaların belli bir usûle göre yapılmasının inceliklerini ve mektup yazma sanatını ifade eden bir terim olarak inşâ terimi kullanılmış; yazma sanatını konu edinen disipline de ilmü’l-inşâ denilmiştir. Bu dar anlamının yanında edebiyatta belli kurallara, belâgat ve fesahat ölçülerine göre söylenmiş veya yazılmış edebî güzellik taşıyan her çeşit söz veya düz yazı da (nesir) inşâ terimiyle ifade edilmiştir.[45]

Nesefî’nin inşâ ilmi altında bir önceki resmî yazışmalardan farklı olarak daha özel yazışmalara değindiği görülmektedir. Burada yer verilen ilk eser

(Yazıyı düzenleme ve belâgatın bölümleri hakkında 50 fasıl) başlığını taşımaktadır. Düşünür bu eserde arkadaşlık önerisi, teşvik, kınama, yeni çocuğu olanı, sünnet olanı, evlenenleri, yeni kıyafet satın alanı, bayram ve benzeri konularda tebriği içeren birçok başlık açarak bu sahada izahat yapmıştır. Bu tür eserlerde görevli kişiye (günümüzde kâtip ve sekreterlik) mektup yazma usulü ve nasıl bir dil kullanacağı ile ilgili malumat verilmektedir.[46]

İnşâ’nın resmî yönünün de olduğunu yukarıda ifade etmiştik. Düşünür inşâ ile ilgili

(İstenileni elde etmek için görüşler hakkında) şeklinde bir diğer başlık açarak burada sultan, vezir, devlet kademelerinde ileri gelenleri, âlimleri ve hâkimlerin meclislerinde nasıl hitap edileceğine ve hangi üslubu kullanacağına dair çoğunlukla Farsça açıklamalar yapar ve bunları yer yer şiirle zenginleştirir.[47]

Edebiyat

Arap diliyle ilgili Nesefî’nin ele aldığı bir diğer alt disiplin ise Arap dilinin edebiyatına dairdir. Düşünür bu ilimle alâkalı

(Kabiliyetli kişinin hedefi ve edibin daveti hakkında) isimli bir eser kaleme alarak bu konudaki görüşlerini açıklamıştır. Nesefî eserine bütün ilimlerin esasının edebi tahsil ve Arapça’ya vâkıf olmak hususunda bir vurguyla başlar. Daha sonra bu ilmin isim, fiil, harf ve nahvi de içerdiğini belirtip sözü edilen konuları başlıklar halinde ayrıntılı bir şekilde değerlendirir.[48]

Düşünür bu kısımda

(Natanzî’nin beyitlerinde semâi müenneslerin hasrı hakkında) şeklinde bir başlık açmış ve burada edip Ebû Abdillah Hüseyin b. İbrahim b. Ahmed en-Natanzî’ye (ö. 1105) ait Farsça beyitlerden örnekler vererek şairin ürettiği beyitlerdeki semai müenneslerin sınırlandırılmasına kısaca değinmiştir. Aynı konularla alakalı bir diğer çalışma da

(Cemilerin-Arapçadaki çoğul yapıların bir araya toplanması) olup söz konusu çalışmanın içerisinde Arapça’daki çoğul sigalarının nasıl geldiği çeşitli örneklerle açıklanmaktadır.[49]

Şiir

Nesefî şiir ve şairin değeri hakkında Hz. Peygamber’den rivayet edilen hadislere yer verdiği bu ilmi

(Şiirin kıymeti hakkında) başlığı altında ele alır. Düşünür burada ayrıca dört halife, diğer sahabe ve âlimlerden gelen haberleri de zikreder. Bu haberleri de belli bir sıraya tâbi tutarak çerçeveyi genişletip Ebû Hanife, Şâfiî ve diğerleri, hukemâ ve meşhur âlimler, edebiyat üstadları, halife ve vezirler, marifet ehli, büyük şairler ve müteahhir imamlar hakkında haberler şeklinde başlıklar altında değerlendirmiştir.[50]

Şiirle ilgili düşünür, çocuğuna harfleri ve benzer kelimeleri öğretmek için bir kasideye de yer vermiş ve burada harf sırasına göre sözü edilen hususları beyitler şeklinde ele almıştır. Bu mesele

(Okulda arkadaşlarına söy- lemesi için oğluma harf sırasına göre yazdığım kaside) şeklindeki başlıkta ele alınır. Ayrıca Nesefî, hocası Ebû Yüsr el-Pezdevî’yi (ö. 1100) methetmek için bizzat kendisine ait olan

(Bize ait bir kaside) başlıklı kısa bir kasideye de yer vermektedir.[51]

Arûz

Arap edebiyatında doğan zamanla diğer milletlerin edebiyatlarına da yansıyan bir nazım sistemi olarak aruza Nesefî de eseri Matla’u’n-Nücûm ve Mecme’u’l-ulûm’da ayrı bir başlık açarak yer vermiştir. Düşünür bu ilme

(Aruz vezinlerinin usulü hakkında aruzun özeti) başlığı altında yer vermiş ve burada aruzla ilgili bilgiler vererek aruzun usulleri, vezinleri, bahirleri ve kusurları gibi pek çok husus hakkında detaylı açıklamalar yapmıştır.

Arûz ilminin kurucusu olarak bilinen Halil b. Ahmed (ö. 791) beytin son cüz’ünde (tef’ile) birbirinden farklı 15 sıralanış tespit etmiş ve bunlara bahir adını vermiştir. O, aynı veya benzer tef’ilelerden oluşmalarına göre bunları daire adını verdiği beş ana grup içerisine yerleştirmiştir.[52] Nesefî de Halil b. Ahmed’i takip ederek eserinde aruz bahirleri ile ilgili dairelerden bahsetmiştir. O, sözü edilen bahirleri daireler çizerek göstermiştir. Beş dairenin yanında daire-i muhtelife, daire-i mü’telife ve daire-i müctelibe, daire-i müştebihe ve daire-i müttefika adında dairelerden bahseden düşünür bunlar hakkında detaylı bilgi vermiştir.[53]

Belâgat

Edebiyat sahasında edebî sanatları konu edinen bir disiplin olarak belâgat ilmi Nesefî’nin eserinde yer verdiği bir diğer daldır.

(Edebî san’atlar ve bunları oluşturma kitabı) başlığını taşıyan eserde düşünür, Arapça’daki edebî sanatlar hakkında ayrıntılı bilgi vermektedir. Tahnîs, ilhâk, müşâbehe ve çeşitleri, iştikâk, maklûb ve türleri gibi birçok sanatın başlıklar halinde ele alınan eserde ayrıca istiâre, iktibâs, muhâkât, kinâye, teşbih ve çeşitleri, hüsn-ü tarif, hüsn-ü matla’, cem, tefrik, cem-ü tefrik, cem-ü taksîm gibi daha pek çok edebî sanat hakkında bilgi verilmektedir. Nesefî bu ve benzeri sanatları âyet ve hadislerin yanında Şatrancî (ö. 946)[54] gibi şairlerin Arapça ve Farsça şiirlerden örnek vererek konunun daha iyi anlaşılmasını sağlamaktadır.[55]

ARAP DİL İLİMLERİ

Nesefî’nin Matla’u’n-Nücûm ve mecme’u’l-ulûm adlı eserinde Arap diline dair birçok eser üzerinde durduğu da görülmektedir. Diğer ilim dallarında olduğu gibi burada da düşünür herhangi bir sıra takip etmemekte, bu sahayla ilgili eserleri bazen sırasıyla bazen de sıra gözetmeksizin vermektedir. Biz bu çalışmada dil ilimlerini kendi içinde sınıflandırarak başlıklar halinde ele almaya çalışacağız.

İlm-i Lügat

Düşünürün eserinde yer verdiği ve bizim değerlendirmeye tâbi tutacağımız ilk çalışma

(Harflerin mertebeleri) başlığını taşımaktadır. Burada Nesefî Arapça harflerin 28 olduğunu belirtip bunları sırasıyla saydıktan sonra bu harf sırasına göre kelimelerin temellerini ortaya koymaya çalışır. Kelimeler ebced hesabı formülüne göre (ebced, hevvez, huttî vb.) verildikten sonra da Halil b. Ahmed’in benimsediği sıralama zikredilir. O, genel olarak harfleri boğaz, halk, ağız ve dudak harflerine ayırır ve bunların hangi harfler olduğuna dair açıklamalar yapar.[56]

Lügat ilmi ile ilgili Nesefî’nin üzerinde durduğu bir diğer husus da kelimelerdir. Onun harflerin ve kelimelerin bazısının dil açısından kullanımına dair

(Bağlantılar, onunla ilgili hususlar ve sıfatlar hakkında) başlıklı bir risaleye yer verdiği görülmektedir. Bu risalede müellif bağların (sılât) çeşidinin çok olduğunu bunların bir harf olabileceği gibi, iki, üç, dört, beş, altı ve yedi harf de olabileceğini belirtir. Daha sonra elif (ا ( harfinden başlayarak harflerin nasıl veya hangi an- lamda kullanıldığı açıklanır. Örneğin elif (ا ( harfinin istifham, inkâr ve tarif şeklinde kullanıldığına dikkat çekilir. Bunları Kur’an’dan örneklerle açıklayan Nesefî, daha sonra harfleri tek tek ele alıp kullanımlarına değinir. Düşünürün bu başlık altında harfi cerler ve edatların çeşitleri üzerinde de durduğu görülmektedir.[57]

Eserde lügat ilmiyle alâkalı yer verilen bir diğer başlık da

(Dikkat çeken genellemeler) olup Arap dilinde kullanılan genellemeleri içermektedir. Nesefî burada alt başlık açarak konuyu izaha çalışır, bunlardan ilki bazı varlıklar için işitilen künyeler hakkındadır. Örneğin İblis’e Ebû Mürre, Şehid’e (muhtemelen hakikat şehidi Hallac-ı Mansur’a atfen) Ebû mansûr, süt (لبن) kelimesi için de beyazın babası (ابيض ابو) künyesi kullanılmaktadır. Bunun yanında muhtelif varlıklar hakkında eril-dişil nitelemeleri, harflerin tertibine göre çift kelimeler, harekelerin farklılığından dolayı yorumu da farklı olan üçlü harflerin çoğulu, lafzen tekili olmayan çoğullar, lafzen tekili ve çoğulu olmayan ikiller (tesniyeler), eril-dişil isimlerindeki farklılıklar, te (ة) almayan müzekker ve müennes, müenneslik alametleri gibi başlıklarla konu ayrıntılı bir şekilde açıklanır.[58]

Sarf

Arap gramerinin kelime yapısıyla ilgili bir disiplin olan sarf ilmi sahasında da Nesefî

(Çekimlerin bölümleri) şeklinde bir başlık açmış ve bu eserinde sülasi mücerred fillerin bablarını ele alarak örneklerle çekimlerini göstermiştir. Düşünür yer yer şair Natanzî’nin manzum beyitlerinden örnekler vermiştir.[59]

Nesefî sarfla ilgili konuların doğru örneklerle anlatılması noktasında

(Harf sırasına göre doğru örnekler kitabı) şeklinde bir başlık daha açmış ve burada elifü’l-emr, elifü’l-istifhâm, fiil-i mazide elif, elif-i müstakbel ve benzeri Arap dili ile ilgili hususları ye (ي) harfine kadar ele alır ve bunları değerlendirirken örnekler vererek konunun zihinde kalıcı olmasını sağlar.[60]

Nahiv

Arapça dil bilgisinin söz dizim kuralları ile cümle bilgisini içeren nahiv sahasında muhtasar bir risâle kaleme alan Nesefî’nin eserinin adı النحو بدو (Nahvin görünüşü) ismini taşımaktadır. Düşünür bu ilmi ele alırken öncelikle kelimeden başlar ve onun isim, fiil ve harf şeklinde üçe ayrıldığını belirtir. Daha sonra ismin marife ve nekre diye iki kısımda incelendiğini ve bunların da ne anlama geldiğini açıklar. Nesefî, fiil ve harf konularını da ayrı ayrı detaylı bir şekilde ele almaktadır. Nahiv ile ilgili bu eserin sonunda müstensih ferağ kaydı olarak hicrî 765 senesinin Şaban ayının 21’nde tamamlandığını ve istinsah ettiği nüshanın 532 senesinin Şevval ayının 13. günü Semerkand şehrinde bizzat Nesefî’nin öğrencilerine imla ettirdiği nüshadan kayda geçirildiğini belirtmektedir. Ömer Nesefî’nin 537’de vefat ettiği göz önüne alındığında nahivle ilgili bu eseri hayatının sonlarına doğru kaleme aldığı düşünülmektedir.[61]

Mesel (Atasözü-Özdeyiş)

Halk arasında zamanla yaygınlaşıp kaynağı bilinmeyerek halka mal olan anonim özdeyişler veya atasözü anlamının Arapça karşılığı olarak mesel (ç. emsâl) kavramı kullanılmaktadır. Unsurları da dikkate alındığında mesel; “atalardan gelen ve onların yüzyıllar içindeki deneyim ve gözlemlerine dayalı düşüncelrini değişmez kalıp ve klişeleşmiş özlü sözlerle öğüt ve hüküm içerecek biçimde yansıtan, lafzı ve anlamı beğenilerek nesilden nesile aktarılan, çoğunlukla aslî durumuna benzeyen halleri açıklamak ve örneklemek amacıyla kullanılan anonim mahiyetteki özdeyiş” şeklinde tarif edilmektedir.[62]

Düşünür bu alanla ilgili olarak bir başka başlık açar;

(Acem mesellerini toplayan Bâzenî’ye ait kaside) ve burada Bâzenî’nin Acemlere ait meselleri bir araya getiren Arapça kasidesine yer verir.[63]

İLM-İ TA’BÎRİ’R-RÜ’YÂ

Nesefî Arap dilinin mesellerle ilgili alanına dair eserlere değindikten sonra

(Rüya tabircisi kitabı) başlıklı bir esere yer vermektedir. Bu eserde düşünür ağırlıklı olarak rüya görülen şeylerin tabirleri üzerinde durmaktadır. Eser, yeryüzü şekillerinden gökyüzü olaylarıyla ilgili belli kalıplarda gelen kelimelerden hareketle bunlarının bazısının müzekker, bazısının müennes, aynı şekilde insanın organlarından su, süt, kar ve benzeri kelimeleri de göz önünde bulundurarak bütün bunların neleri çağrıştırdığına dair kısa bir mukaddime ile başlamaktadır. Daha sonra zorba melikin, iyi meleklerin, hayırlı nebilerin, cennet ve cehennem babından başlayarak birçok alt başlık altında rüyada görülen şeylerin hangi anlama geldiğine dair tabirlere dikkat çekilir. Bu bablar bitkilerden hayvanlara kadar pek çok konuyu ihtiva etmektedir.[64]

DUA-ZİKİR

Matla’u’n-Nücûm ve mecme’u’l-ulûm’da Nesefî’nin yer verdiği bir diğer ilim veya eser de dua veya zikir ile ilgili olup

(Sabah-akşam okunan dualar hakkında) başlığını taşımaktadır. Bu eser Ebû Hureyre’den rivayet edilen “Allahım! Senin izninle sabahladık ve senin izninle akşamladık. Yine senin izninle yaşar ve ölürüz. Dönüş sanadır.” mealindeki bir hadisle başlar ve uyurken, ezan anında, seher vaktinde, evden çıkarken, hüzün anında, hâcet zamanında ve benzeri pek çok yer ve zamanla ilgili yapılacak dualara yer verilmektedir. Eserin sonlarına doğru düşünür, büyü ve sihre, akrep sokmasına karşı hangi duaların okunması hususunda da başlıklar açarak bunlara dair dualara değinmiş, Allah’ın doksan dokuz esmâ-i hüsnasını zikrederek bu kısmı tamamlamıştır.[65]

İLM-İ AHKÂMİ’N-NÜCÛM (ASTROLOJİ)

İlimler tasnifi geleneğine ait eserlerin hemen hemen genelinde ilm-i ahkâmi’n-nücûm’a yer ayrıldığı dikkat çekmektedir. Nesefî ilimleri bir araya getirdiği Matla’u’n-Nücûm ve mecme’u’l-ulûm’da bu ilim için bir eser tahsis etmiş ve onu

(İlmu’n-nücûm’a ve takvim bilgisine giriş) şeklinde başlıklandırmıştır. Müellif harfleri sıraya göre değil de bu ilmin gereğince sıralamış ve her harfin üzerine rakamlar koyarak esere giriş yapmıştır. Daha sonra da burçların isimleri şeklinde bir alt başlık koyarak bunları ilk önce tablo olarak vermiş, ardından da burçlarla ilgili onların mevkilerinden hallerine kadar birçok çeşidine ve alâmetlerine değinmiştir. Nesefî bu eserinde burçların isim ve özelliklerine yer verdikten sonra yıldızların tabakaları ve hususiyetleri hakkında da bilgi vermektedir.[66]

Takvim

Düşünür yıldızlar hakkında yukarıdaki eserine yer verdikten sonra

(Bir yıl içerisinde hangi ayların ilk gününün Cuma olduğunu çıkarma yolu) başlıklı küçük bir risaleye de değinir. Nesefî, bir yılın hangi aylarının ilk gününün Cuma gününe denk geleceğini bilmek için geçmiş senelerin günlerinin sayısını Hz. Peygamber’in hicret zamanından bugünkü zamana kadar alıp onun üzerine eklemeler veya çıkarmalar yaparak bir çıkarıma ulaşmıştır. Düşünür bu risalenin sonunda Arabî aylar ve günlere dair bir çizelge de sunmaktadır.[67]

İlm-i İhtiyârât

İlmu’n-nücûm veya ilm-i ahkâmi’n-nücûm’un tabii astroloji ve ahkâm astrolojisi şeklinde iki kısma ayrıldığı bilinmektedir. Ahkâm astrolojisi gök cisimlerinin insanın geleceği hakkında birtakım tahmin ve kehanetlerde bulunmaya dayanan bir ilim olup astrolojinin en gelişmiş ve önemli dalıdır. Ahkâm astrolojisinin de öne çıkan iki literatürü veya dalı vardır: Mevâlîd ve ihtiyârât. Bunlardan ihtiyârât ilmi; günlerin veya vakitlerin hayırlı mı şerli mi olduğuyla ilgilenen ve bunlar hakkında hükümlerde bulunan bir ilimdir.[68]

Nesefî’nin eserinde bu ilimle ilgili bir bölüme veya çalışmaya yer verdiği görülmektedir. Çalışmasının başlığı

(Muharrem ayının ilk günü seneye giriş) ismini taşımaktadır. Düşünür bu bölüme “Eğer senenin ilk günü Pazar ile başlarsa o yılın kışı güzel olur, sıcağı veya kuraklığı şiddetli olur, yine o yılda koyun, keçi ve inek çok olur.” ifadeleriyle başlar ve bunu yılın Cumartesi veya diğer günlerle başlaması halinde o yılın nasıl olacağına dair tahminlerle devam ettirir. Nesefî senenin başlangıcının günleriyle ilgili bu tarz tahminlere değindikten sonra, bazı tecrübe ehlinin insanın hastalandığı günlere dair de birtakım tahminlerde bulunduğuna dair görüşlerine yer vererek bölümü bitirir.[69]

İLM-İ HESAP (ARİTMETİK)

Hesap ilminde muhtasar olarak bir esere yer veren Nesefî’nin çalışmasının başlığı

(Kesir ve oranları bulma, sayılar arasındaki benzerlikleri bilme, çarpma ve bölme ile ilgili muhtasar kitap) şeklindedir. Düşünür eserine ferâiz ve hesap ilimlerinin önde gelen âlimlerinden Ebû Hüseyin Muhammed b. Abdillah el-Farzî’nin (ö. h. 451) eserinden alıntı yaparak başlar. Çalışmanın başlığından da anlaşılacağı üzere adı geçen düşünürün eserinin özetlendiği bu risâlede Nesefî, birlerin çarpımı ve bunlardan oluşan sayı türleri, çarpmada kısa yollar, bölme ve çeşitleri, kesirli sayıların çarpımı, bölümü ve toplanması, sayıların oranları gibi birçok konuyu ele almaktadır.[70]

Bu ilimle alâkalı Nesefî’nin yer verdiği bir diğer eser de sayıların gizemli olan yönüyle ilgilidir.

(Doğru hesapla gizlenen şeyi ortaya çıkarma kitabı) başlıklı bu eserde, sayılardaki gizli anlamları, sayıların harflerle ilişkisi, sayıları isimlerle ilişkilendirerek birtakım anlam çıkarma gibi hususlar ele alınmakta ve yer yer harfler ve sayılarla ilişkiler düz veya dairesel çizimler gibi görsellerle desteklenmektedir.[71]

TIP

Müellif Matla’u’n-Nücûm ve mecme’u’l-ulûm’da tıp ilmine iki ayrı eser veya bölümle değinmektedir. Bunlardan ilkinin başlığı

(Tıp ilmi ve tohum sunma kitabı) şeklinde olup, düşünür eserine âlem ile insan arasında benzerlik kurarak başlar. Âlemde dört tür (tatlı, acı ve tuzlu gibi) su bulunduğunu insanın da farklı organlarında aynı şekilde bu tatların olduğundan bahsedildikten sonra, insanın anatomik özelliklerine dair klasik İslâm tıbbına dair eserlerde yer verilen tıba’ ve hılt teorileri burada da ele alınır. Nesefî bu genel girişten sonra bir alt başlık açarak Muhammed b. Zekeriya er- Râzî’nin (ö. 925) eserinin ismini vermeden beslenmenin fayda ve zararlarına, onların sıcak ve soğuk oluşlarına dair birçok hususa ayrıntılarıyla değinir.[72]

Tıp ilmi altında yer verilen bir diğer eser de

(Hastalıkların başlangıcına göre günlerin delaletleri) şeklindeki başlıkta olup, Nesefî bu çalışmaya veya bölüme filozoflardan tecrübe ehlinin; ayın ilk gününü hasta olup iyileşmeyen kimsenin o ayın tamamında hasta olacağına dair görüşü alıntılayarak başlar. Daha sonra da ilk günden itibaren ayın sonuna kadarki hastanın durumuyla ilgili belirtileri açıklar.[73]

ZOOLOJİ (İLM-İ HAYEVÂN)

Ömer Nesefî’nin ilimleri bir araya getirdiği Matla’u’n-Nücûm ve mecme’u’l-ulûm adlı eserinde üzerinde durduğu bir diğer ilim de ilm-i hayevân yani günümüz tabiriyle zoolojidir. Onun adı geçen eserde bu ilme

(Hayvanların tabiatına dair kısa bir alıntı) başlığıyla yer verdiği görülmektedir. Müellif esere Vehb b. Münebbih’ten (ö. 732) “Allah’ın insanın aklını beyine (dimağ) ve mutluluğunu da o organın tamamına yerleştirdiğini, öfkesinin insanın karaciğerinde, cesaretinin kalbinde, korkusunun akciğerinde, gülmesinin dalağında ve hüznünün de yüzünde olduğunu” belirten ifadelerle başlar. Daha sonra insan, at ve maymun gibi canlıların dışındaki her hayvanın suya atıldığında yüzebildiği, ancak istisna edilenlerin boğulduğu, insanın ise öğretildiğinde yüzebileceği zikredilir. Nesefî yer yer başkalarının görüşlerine atıfta bulunarak kuş, yılan, balık, at, inek, koyun, keçi, sinek, güvercin ve benzeri birçok hayvanın kısmî özellikleri hakkında bilgi vererek esere son verir.[74]

İLM-İ İHTİLÂC

İhtilâc; insan vücudundaki çeşitli organların seğirme, titreme ve kaşınma gibi hareket veya durumlarına bakarak bundan muhtelif manalar çıkarma ve bunları iyiye ya da kötüye yorma şeklindeki falların ortak adıdır.[75] Nesefî bu ilim dalına ait

(İhtilâcın etkisini bilmeyi sevme hakkında kitap) adıyla bir başlık açmış ve burada bütün bedenin veya göz, baş, kulak ve benzeri organların titremesinin ne manaya geldiğine değinir.[76]

İLM-İ FİRÂSE

Firâset kelimesi genel olarak insanların, diğer varlık ve olayların görünmeyen tarafını keşfetme, gelecek hakkında doğru tahminde bulunma melekesi anlamında kullanılan bir terim olup, bu konuları ele alan ilme de ilm-i firâse denilmektedir.[77] Daha çok insanın fiziksel özelliklerinden hareketle birtakım çıkarımda veya tahminde bulunmayı içeren bu ilimle ilgili Nesefî,

(Firâset sahasında firâsetle ilgili kitap) adında bir esere yer verir. Düşünür bu eserine “İki büyük kırmızı göz görürsen, onun sahibi eğlenceyi ve kadını seven olarak bilinir.” şeklinde bir aktarımla başlar. Daha sonra da kulak, burun, ağız, çene, sakal, yüz, boyun, alın ve omuz gibi insanın birçok uzvunun hususiyetleri ve erkeklik- kadınlık belirtileri ilgili alt başlıklar açarak bunlara dair özelliklere değinir.[78]

İLMU’Ş-ŞÂMÂT VE’L-HAYALÂN

İnsan bedenindeki ben veya lekelerden hareketle o insanın iç dünyası ve karakteri hakkında çıkarımda bulunmayı konu edinen bu ilimle ilgili Nesefî eserinde

(Ben ve lekelerin alâmetleri hakkında kitap) şeklinde bir başlık açmaktadır. Bölümün başlığından da anlaşılacağı üzere insan bedenindeki ben, leke veya organlara dair özellikler verilerek o insanın karakteri üzerinde çıkarımlarda bulunan düşünür, alın, şakak, zülüf, göz, burun, kulak, boyun, ense, ağız, damak, çene, köprücük kemiği gibi alt başlıklar açar ve bu organların özelliklerine göre birtakım karakter analizleri yapar.[79]

İLM-İ HURÛF

Bu ilim harfler ve rakamlarla belli bir teknik kullanılarak gerek insan gerekse tabiat olayları hakkında gaybdan haber vermeye dayanmaktadır. Nesefî’nin eserinde yer verdiği bu ilim

(İki ismin harflerini dikkate alarak dostluk ve nefret durumunu çıkarmaya dair kitap) başlığı altında ele alınmaktadır. Düşünür bu çalışmaya; “Eğer erkek ve kadın arasında sevginin olup olmadığını bilmek istersen, o ikisinin taşıdığı ismi göz önünde bulundur.” şeklindeki bir ifadeyle başlar. Buna göre erkek ve kadından her birinin birbiri arasında dostluk veya sevgi oluşup oluşmayacağı hususunda isimlerinin harfleri ebced hesabıyla değerlendirilir ve bundan bir hükme varılır. Nesefî’nin birtakım hükümler sunduğu bu eserini ilmin Allah katında olduğunu ve gaybı da O’ndan başka kimsenin bilemeyeceği sözüyle bitirdiği görülmektedir.[80]

İLM-İ FÂL

Gelecekten, bilinmeyen bir şeyden veyahut da varlıkların gizli özelliklerini birtakım teknikler kullanarak ortaya çıkarma sanatı olarak bilinen fal, hemen hemen her toplumda mevcuttur. Kâğıttan kuşa, yıldızdan varlıkların organlarına varıncaya geniş bir yelpazeyi kullanan bu ilim, bahsedilen sahadaki işlevlerine göre farklı isimler alarak kâğıt falı, yıldız falı ve benzeri isimlerle anılmaktadır. Niyet tutma ve tefe’ülde bulunma gibi anlamları olan falın bakılmasında kullanılan metinler önemli olup, buna göre falnameler çeşitli gruplara ayrılır. Örneğin Kur’an falnâmeleri, Kur’an âyetleri ve harflerine dayanarak hazırlanır.

Nesefî’nin bu ilimle ilgili eserinde yer verdiği çalışmanın başlığı

(Cafer-i Sâdık’tan mümtaz fal kitabı) şeklindedir. Bu bölüm başlıktan da bilineceği üzere Cafer-i Sâdık’ın eserini merkeze alarak oluşturulmuştur. Düşünür yukarıda da değinildiği üzere bu bölümde Bakara, Âl-i İmrân, Nisâ, Mâide, En’âm, A’râf gibi birçok surenin adını vererek altına âyetlerle bir çizelge oluşturarak bu ilimle ilgili bilgi vermiştir.[81]

MATLA’U’N-NÜCÛM VE MECME’U’L-‘ULÛM’UN İLİMLER TASNİFİ GELENEĞİNDEKİ YERİ VE ÖNEMİ

Muhteva itibarıyla çok çeşitli ilim dallarının bir araya getirildiği Matla’u’n-Nücûm ve Mecme’u’l-‘Ulûm adlı eseri ilimler tasnifi geleneği içinde birkaç açıdan değerlendirmesi gerekmektedir. Öncelikle Nesefî hem eserine isim vermede hem de mukaddimede amacının küllî veya kısmî bir ilimler sınıflandırması yapmayacağını aksine kendisi seçtiği belli başlı ilimleri bir araya getireceğini beyan etmektedir. Bu itibarla adı geçen eseri, girişte de ilimler tasnifi geleneği içindeki eserleri çeşitli sınıflara ayırdığımız göz önüne alındığı takdirde, düşünürün bu eserini ilimleri sıralama veya ilimlerden örnekler sunma grubuna dâhil etmekteyiz.

Nesefî’den önce Tevhîdî’nin mezkûr risâlesi her ne kadar bu çalışmaya konu olan eser ile ilimleri sıralama veya ilimleri örnekleme yönüyle birbirine benzerlik gösterse de birincisi ikincisine nazaran daha geniş çaplı değildir. Dolayısıyla Matla’u’n-Nücûm ve mecme’u’l-‘ulûm bu gelenekte tam anlamıyla bir ansiklopedik eser hüviyeti taşımaktadır. Ansiklopedi tarzı eserlerin karakteristiği olarak pek çok disiplini bir araya getirmenin yanında bazı ilimlere mahsus ıstılahları açıklamalara yer vermesi ve adı geçen eserde de bu hususların görülmesi onun söz konusu tarzı eser kaleme aldığı fikrini daha da kuvvetlendirmektedir.

Müellifin eserine Usûlü’d-dîn ile başlaması onun bu ilme ne kadar önem verdiğini göstermektedir. Bu ilmin akabinde “Şîa’nın isimlendirilmesi” başlığından hareketle bu fırkayla ilişkili grupların isimlerinin sayılması Nesefî’nin ilm-i firak disiplinine de ayrı bir ehemmiyet verdiğini göstermektedir. Bu bağlamda Nesefî öncesi ilimler tasnifinde bu ilme yer veren Hârizmî’nin Mefâtîhu’l-Ulûm adlı eserinin kelâm ilmine dair bölümünün altında bu ilme yer verdiği görülmekte, ancak o Nesefî’nin yaptığı gibi sadece bir grubu değil Müslüman, Hristiyan, Yahudi ve diğer dinleri ve mezheplerini de detaylı bir şekilde ele almaktadır.[82] Daha önce de değinildiği üzere Matla’u’n-Nücûm ve mecme’u’l-‘ulûm’un yönteminin müellifin gerek kendinin gerekse başkalarının eserlerine burada muhtasar bir şekilde yer vermek olduğu hatırlanacak olursa, Nesefî de Bağdâdî’nin el-Fark beyne’l-firak adlı eserinden bir bölümü alarak bu ilme değinmektedir.

İlimler tasnifi geleneğinin Nesefî dönemine kadarki süreçteki eserlere bakıldığında Kindî, Fârâbî, Harizmî ve İbn Sînâ gibi filozofların tasniflerinde tasavvuf, dua veya zikir gibi ilim dallarına rastlanılmamaktadır. Tevhîdî’nin ilimler tasnifinde tasavvufa müstakil bir başlıkta yer ayırılırken, İhvân-ı Safâ ilimler tasnifinde dinî ilimlerden bahsederken zikr, mev’ıza, zühd ve tasavvuf şeklinde bir başlık açarak bu ilimlere değinmektedir.[83] Nesefî’nin tasavvuf ilmine dair ıstılahlara ve açıklamalarına yer vermesi, bu ilmi önemsediğini göstermektedir. Hanefî-Mâtürîdî çizgisinde bir düşünür olarak öne çıkan Nesefî’nin tasavvuf ilmi içinde Eş’arî geleneğe mensup bir sûfî olan Kuşeyrî’nin eserinin çevirisine yer vermesi onun mezhebî tutumunun katı olmadığını da göstermektedir.

Düşünürün yukarıdaki Sünnî eğilimli esnek tutumu, eserinde geniş yer verdiği fıkıh ilmiyle alakalı bölümlerde de görülmektedir. Onun özellikle ferâiz ilmi üzerinde detaylı olarak durması bir yönden bu sahadaki uzmanlığını gösterirken diğer yandan da dönemindeki medreselerde bu ilmin de ne kadar önemli olduğunu ima etmektedir. Nesefî’nin fıkıh usulü ve fıkıh sahasında bu eserde yer verdiği çalışmalar bu ilim dalı için önemli bir kaynak niteliğindedir. Zira düşünürün burada ele aldığı eserlerin bazısı ki bu husus diğer ilim dalları için de geçerlidir, sadece Matla’u’n-Nücûm ve Mecme’u’l-‘Ulûm’un içinde yer almaktadır.

Dil ilimlerinin ilimler tasnifi geleneğinde önemli bir yeri olduğu bilinmektedir. Nesefî eserinde hem Arap dili hem de Arap edebiyatına dair ilimler hakkında oldukça geniş yer ayırmaktadır. Bunun yanında söz konusu gelenek içindeki eserlerin çoğunda mantık ilmi içerisinde ele alınan retorik (hitabet) ilmiyle de ilgili iki çalışmaya yer verilmiş, ancak bu disiplin mantık ilminden bağımsız olarak değerlendirilmiştir. Daha sonra da değineceğimiz gibi Nesefî’nin mantık ilmine yönelik olumsuz bir yaklaşımının olduğuna eserinde bu ilimle alâkalı herhangi bir atıfta bulunmadığından hareketle ulaşabiliriz. Ayrıca düşünürün Arap edebiyatı içinde inşâ, şiir ve belâgat gibi ilim dallarını ele alırken adı pek fazla bilinmeyen Natanzî ve Şatrancî gibi şâirlerden alıntı yapması da eserin Arap edebiyatı alanında önemli bir kaynaklık yaptığını göstermektedir.

Matla’u’n-Nücûm ve mecme’u’l-‘ulûm adlı eserin ilimler tasnifi geleneğindeki yeri ve önemini ortaya koyan bir başka husus da kendisinden önce Hârizmî’de görebildiğimiz kitâbet ilmine önem verilerek bu sahayla ilgili özellikle resmî yazışmalarda dikkat edilmesi gereken hususlar ele alınmıştır. Kutluer’in ifadesiyle Hârizmî Mefâtîhu’l-‘Ulûm adlı eserinde Hârizm, Horasan ve Tuharistan bölgelerindeki devlet yönetim sistemiyle ilgili zengin veriler sunan ve kendisi de bizzat Sâmânî bürokrasisinde görev alarak bu ilimde uzmanlığını gösterir tarzda ilimler tasnifinde kıymetli bilgiler vermiştir.[84] Hârizmî gibi Türk olan Nesefî’nin adı geçen eserinde de bu ilme yer verildiği dikkat çekmektedir.

Nesefî’nin adı geçen eserde ilimleri naklî-aklî veya dinî-felsefî ayırımı yapmadığı belirtilmişti. Ancak eserin geneline bakıldığında düşünürün dinî ilimler alanında kelâm, hadis, tefsir ve benzeri ilimlere; felsefî ilimlerde ise ilm-i hesap, astronomi, tıp, zooloji, astroloji gibi ilim dallarına da yer verdiği görülmektedir. Bunların yanında ilimler tasnifi geleneğinde Nesefî öncesi veya sonrası dönemde de her zaman yerini muhafaza eden okült ilimler (tılsım, sihir, fal, firâse vb. gibi) de oldukça hacimli bir şekilde bu eserde yer almaktadır. Hatta Nesefî’nin ilm-i hesapla veya tıpla ilgili bir meseleyi ele aldıktan sonra bunların gizemli tarafına dair bilgileri içeren eserlere yer vermesi de ayrıca önemi hâizdir.

İlimlerin bir araya getirildiği bu eserde en dikkat çeken yön ise, felsefî ilimler altında değerlendirilen yukarıda isminden bahsettiğimiz bazı alanlara yer açıldığı halde mantık ve metafizik gibi sahaların ilimler arasında hiç zikredilmediğidir. Bu verilerden hareketle Nesefî’nin felsefenin önemli iki dalı olan mantık ve metafiziğe karşı olumsuz bir tutumu olduğu sonucunu çıkarabiliriz. Eğer mezkûr iki sahayı kelâm ve Arap dili altında cem’ ettiği gibi bir itiraz dile getirilirse hem kelâm hem de Arap dili ile ilgili hususlarda mantık ve metafiziğin bakış açısını ortaya koyar tarzda ele alınmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Zira eserde kelâm ilmi Akâid-i Nesefî risâlesinin tekrarı olup bunun kelâmdan ziyade akâid ilmi olduğunu da söyleyebiliriz.

İslâm düşüncesinde ilimler tasnifi geleneği içinde Nesefî’nin adı geçen eserinin hem ihtiva ettiği ilimler hem de kaynakları itibarıyla örneklerle ilimleri tanıtması açısından öncü bir yerde durduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca bu geleneğin daha sonraki dönemlerinde hacmi oldukça fazla olup isimlerini burada tek teke alamayacağımız enmûzec türü ve benzeri tarzdaki çalışmalara örneklik teşkil ettiğini vurgulamak isteriz. Her ne kadar bu düşünürler adı geçen eserlerde Nesefî’nin Matla’u’n-Nücûm ve mecme’u’l-‘ulûm adlı eserine atıfta bulunmasalar da, düşünürün bu eserinin ortaya çıkmasıyla ilimler tasnifi geleneğindeki yeri ve önemi daha da belirgin hale gelmiş ve özellikle kendisinden sonra yazılan aynı tarzdaki eserlerle karşılaştırma imkânı sağlanmıştır.

Eğitim-öğretim programları açısından ise Nesefî’nin bu eseri, giriş kısmında da ifade edildiği üzere gerek müellifin kendi eserlerinden gerekse öğrencilerinin ders esnasında onun görüşlerini kaleme aldığı veya onun öğrencilere imlâ ettirdiği notlardan müteşekkildir. Dolayısıyla Matla’u’n-Nücûm ve mecme’u’l-‘ulûm, bir müderrisin eğitim-öğretim esnasında hangi ilimleri okuttuğunu ve o ilimlerde hangi eserleri kaynak olarak kullandığını göstermektedir. Bu eser aynı zamanda Karahanlılar döneminde Semerkant bölgesindeki eğitim-öğretim hakkında ayrıntılı olmasa da bir fikir vermektedir.

SONUÇ

İslâm düşüncesinin zengin geleneklerinden biri olan ilimleri tasnif geleneği, farklı disiplinlerden birçok düşünürün eseriyle günümüze kadar varlığını canlı bir şekilde sürdürmüştür. Söz konusu gelenekte yer alan eserlere bakıldığında filozof veya düşünürlerin sadece ilimleri sınıflandırmadığı, bunun yanında ilimleri sınıflandırırken bir taraftan ontolojik, epistemolojik ve teolojik bakış açılarının mezkûr tasnife yansıtıldığı diğer taraftan da ilimlerin birbirine öncelendiği de görülmüştür. Ayrıca bu tür eserleri te’lif eden düşünürlerin bir ilim altında pek çok meseleden önemli gördüğü bir veya birkaç meseleyi vurguladığı da dikkat çekmektedir. Dolayısıyla ilimler tasnifi geleneğindeki farklı tarzdaki eserlere bakıldığında, o eseri kaleme alan düşünürlerin çeşitli fikrî yönlerini tanıma imkânı bulunabilmektedir.

On ikinci yüzyılın mümtaz düşünürlerinden biri olan Ömer Nesefî de adı geçen geleneğe ilgisiz kalmamış, gerek ilim gerekse eğitim-öğretim amacıyla Matla’u’n-Nücûm ve mecme’u’l-‘ulûm adlı eserini te’lif etmiştir. Dinî ve felsefî ilimlerin muhtelif pek çok sahasındaki disiplinlere farklı bir tarzda yer veren Nesefî’nin, hem ele aldığı ilimler hem de bu ilimlere yer verme tarzı olarak ilimler tasnifi geleneğinde farklı bir konuma sahip olduğunu söyleyebiliriz. Bu ve benzeri birçok sebepten dolayı İslâm düşüncesinde ansiklopedik eserler içerisinde Nesefî’nin adı geçen kapsamlı çalışmasının da araştırmacıların dikkatini çekeceği ümit edilmektedir.

Sonuç olarak ülkemizde son zamanlarda ilimler tasnifi geleneği içerisinde değerlendirilebilecek eserler üzerinde tahkik, inceleme ve tercüme şeklinde çalışmalar yapılmakta, ancak gerek yazma olarak gerekse Arapça ve Farsça matbu olup Türkçe’ye kazandırılmayı bekleyen bir o kadar da yayının varlığını bu eseri de örnek göstererek söyleyebiliriz. Özellikle Matla’u’n-Nücûm ve mecme’u’l-‘ulûm’un içeriğinde muhtelif ilim dallarına ait bir hayli eserin olduğu göz önünde bulundurulursa araştırmacıların bu geleneğe önem verip sözü edilen sahalardaki eserleri farklı açılardan incelemesi beklenmektedir.


KAYNAKÇA

[1] A. Hümeyra Aslantürk, “Nesefî, Necmeddin”, TDV İslâm Ansiklopedisi, İstanbul 2006, c. 32, s. 571-573.

[2] Bu eserler hakkında detaylı bilgi için bkz.: Mehmet Bayrakdar, İslâm Felsefesine Giriş, TDV. Yayınları, Ankara 2012, 9. Baskı, ss. 118-127; A. Kamil Cihan, “Bilimler Tasnifi ve İbn Sina”, Erciyes Üniv. Sos. Bil. Enst. Dergisi, sayı:9, Kayseri 2000, ss. 435-451.

[3] Tevhîdî’nin adı geçen eseri hakkında detaylı bilgi için bkz.: A. Kürşat Turgut, “Ebû Hayyân Tevhîdî’nin İlimler Tasviri: Risâle fi’l-ulûm”, Diyanet İlmî Der- gi, c. 55, sayı: 2, Ankara 2019, ss. 525-551.

[4] İlimleri tasnif, isimlendirme ve literatür için bkz. Mustakim Arıcı, “Temel Problemler Ekseninde Tasnîfü’l-Ulûm ve Enmûzecu’l-Ulûm Literatürleri”, İlimleri Sınıflamak, ed. Mustakim Arıcı, Klasik Yayınları, İstanbul 2019, s. 29-30.

[5] Fârâbî’nin ilimler sınıflamasının ayrıntıları için bkz.: Ebû Nasr Fârâbî, İhsâu’lulûm, nşr. Ali Bû Mulhim, Dâr ve Mektebetü’l-Hilâl, Beyrut 1996, ss. 17-92; Osman Bakar, İslâm Düşüncesinde İlimlerin Tasnifi, çev. Ahmet Çapku, İnsan Yayınları, İstanbul 2012, ss. 59-165.

[6] Nesefî sonrası özellikle XIII. yüzyıldan yakın döneme kadar ilimler tasnifine dair belli başlı eserlerin detayları için bkz.: İlimleri Sınıflamak İslâm Düşünce- sinde İlimler Tasnifi, ed. Mustakim Arıcı, Klasik Yayınları, İstanbul 2019.

[7] Necmeddin Ömer b. Muhammed en-Nesefî, Matla’u’nNücûm ve Mecme’u’lulûm, tah.&haz.: Said Ekber Muhammad Eminov, Dâru Câmiati Taşkent el- İslâmiyye li’n-neşr ve’t-tıbâ’a, Taşkent 2015, vr. 1b, 162a, 355b, XXXIX-XLI.

[8] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 1b.

[9] ‘Imâd Hasan Merzûk, “Mahtût (Matla’u’n-Nücûm ve Mecme’u’l-ulûm) li’l-İmâm Necmüddîn Ebî Hafs Ömer en-Nesefî (462-537=1069-1142) Dirâse Vasfiyye Tahlîliyye”, Câmiatü Benhâ Mecelletü Külliyyeti’lÂdâb, v. 46, Issue: 1, Autumn 2016, ss. 1-50.

[10] Merzûk, “Mahtût (Matla’u’n-Nücûm ve Mecme’u’l-ulûm)”, s. 36.

[11] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 2b-4a.

[12] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 4a-5a.

[13] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 5a-6b.

[14] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 6b-9b.

[15] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 9b-10a.

[16] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 10a-12a.

[17] Merzûk, “Mahtût (Matla’u’n-Nücûm ve Mecme’u’l-ulûm)”, s. 29.

[18] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 200a-216a. Bu eserle ilgili detaylı bilgi için bkz. Mehmet Bozkırlı, “Necmeddin en-Nesefî ve Hadis İlmindeki Yeri (es- Seb’iyyât-es-Sem’iyyât İsimli Yazma Eseri Özelinde)”, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü (yayımlanmamış yüksek lisans tezi), İstanbul 2019.

[19] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 12a-14b.

[20] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 15a-17a.

[21] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 17a-17b.

[22] Eser hakkında detaylı bilgi için bkz.: Huzeyfe Kocabaş, “Ömer Nesefî ve Kitâbü’l-Beyân an Garibi’l-Kur’an Adlı Eseri: Metin ve İnceleme”, Marmara Üni- versitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü (yayımlanmamış yüksek lisans tezi), İstanbul 2018.

[23] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 17b-36a.

[24] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 36a-44a.

[25] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 44b-162a.

[26] Merzûk, “Mahtût (Matla’u’n-Nücûm ve Mecme’u’l-ulûm)”, s. 26.

[27] Kaynakların belirttiğine göre Dâmeğânî’nin sadece bir eseri vardır, o da Hakîm eş-Şehîd’in el-Muhtasar’ına yaptığı şerhtir. Düşünürü nispet edilen bazı eserler de vardır. Bkz.: Cengiz Kallek, “Dâmegânî”, TDV. İslâm Ansiklopedisi, c. 8, İstanbul 1993, s. 453-454.

[28] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 163b-169a.

[29] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 179a-179b.

[30] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 179b-181a.

[31] Ali Bardakoğlu, “Ferâiz”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 12, İstanbul 1995, ss. 362-363.

[32] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 169a-170b.

[33] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 170b-171b.

[34] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 171b-173a.

[35] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 173a-179a. Bu eser hakkında detaylı bilgi için bkz.: Hüseyin Sağlam, “Hanefî Fıkhında Hilâfiyyât ve Nesefî’nin Bilinmeyen Bir Hilâfiyyât Eseri Tenkitli Neşir ve Çeviri”, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), İstanbul 2019, ss. 36-248.

[36] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 181a-183a.

[37] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 183b-198b.

[38] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 198b-199b.

[39] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 199b-200a.

[40] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 216a-227a.

[41] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 227a-251a.

[42] Bkz.: Fahrettin Atar, “Şürût ve Sicillât”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 39, İstanbul 2010, ss. 270-273.

[43] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 251a-256b.

[44] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 256b-260a.

[45] Ayrıntılı bilgi için bkz.: İsmail Durmuş, “İnşâ”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 22, İstanbul 2000, ss.341-342.

[46] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 260a-264a.

[47] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 264a-268b.

[48] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 268b-271a.

[49] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 271a-272a.

[50] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 280a-292a.

[51] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 292a-292b.

[52] Ayrıntılı bilgi için bkz.: Abdurrahman Özdemir, “Aruz İlmi”, İslâm Medeniyetinde Dil İlimleri, ed. İsmail Güler, İSAM Yayınları, İstanbul 2015, s. 372- 373.

[53] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 304a-309b.

[54] Nesefî’nin Şatrancî lakabıyla zikrettiği bu kişi muhtemelen Türk asıllı, tarihçi, edip ve şair olan Ebû Bekir Muhammed b. Yahya b. Abdillah b. Abbas b. Muhammed b. Sûl-Tegin el-Bağdâdî eş-Şatrancî es-Sûlî’dir. Bkz.: Abdülkerim Özaydın, “Sûlî, Ebû Bekir”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 37, İstanbul 2009, ss. 492-493.

[55] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 293a-304a.

[56] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 276a-276b.

[57] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 274a-276a.

[58] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 277b-280a.

[59] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 272a-274a.

[60] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 310a-315b.

[61] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 276b-277b.

[62] İsmail Durmuş, “Mesel”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 29, Ankara 2004, ss. 299-301.

[63] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 315b-316a.

[64] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 316a-321b.

[65] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 321b-325b.

[66] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 325b-330a.

[67] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 330a.

[68] Tevfîk Fehd, “İlm-i Ahkâm-ı Nücûm”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 22, İstanbul 2000, ss. 124-126.

[69] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 344a-344b.

[70] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 330a-335b.

[71] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 335b-340a.

[72] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 340a-344a.

[73] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 344a.

[74] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 344b-345b.

[75] İlyas Çelebi, “Fal”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 12, İstanbul 1995, ss. 138-139.

[76] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 345b-346b.

[77] Süleyman Uludağ, “Firâset”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 13, İstanbul 1996, ss. 117-118.

[78] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 346b-350a.

[79] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 350a-351b.

[80] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 351b-352a.

[81] Nesefî, Matla’u’nNücûm, vr. 352a-355b.

[82] Bkz.: Ebû Abdillah Muhammed b. Yusuf el-Kâtib el-Hârizmî, MefâtÎhu’l-Ulûm, tah. İbrahim el-Ebyârî, Dâru’l-kitâb’il-Arabî, 2. Baskı, Beyrut 1989, s. 45- 57.

[83] Bkz. Ebû Hayyân et-Tevhîdî, Risâletü Ebî Hayyân fi’l-ulûm, “Epitre sur les Sciences (Risala fi’l-Ulum) d’Abû Hayyân al-Tawhîdî (310/22?-414/1023): Introduction, Traduction, Glossarie Tecnique, Manuscript et Edition Critique”, (nşr.), Marc Bergé, Bulletin d’Études Orientales, T. 18, 1963-1964, s. 287-288; İhvân-ı Safâ, Resâilü İhvânı Safâ ve hullâni’lvefâ, c. 1, Bombay 1305, s. 2-17.

[84] İlhan Kutluer, Akıl ve İtikad, İz Yayıncılık, İstanbul 1998, s. 220.