Osmanlı’da Eşkıyalık Meselesi ve Sözlü Tarih Işığında Bir Âlim Ailesinin İkamet Macerası

Osmanlı’da Eşkıyalık Meselesi ve Sözlü Tarih Işığında Bir Âlim Ailesinin İkamet Macerası

Cilt/Sayı

2018 29. cilt – 1. sayı – İslam Tarihi

Yazar

Mustafa ÜNVERa

aDiyanet İşleri Başkanlığı, Ankara

Öz

Osmanlı, 15-18. yüzyıllarda eşkıyalık meselesinden dolayı devlet ve halk olarak ciddi sıkıntılar yaşamıştır. Meselenin çözümü olarak çeşitli tedbirler hayata geçirilmiş olmasına rağmen sorun yine de tamamıyla çözülebilmiş değildir. 17. yüzyılda Çankırı’da yaşamakta olan bir Huzur Hocası, eşkıyaların baskın ve yağmalarından son derece bunalmış olan Arap Köyü halkına acımış ve üç yiğit oğlunu eşkıyalığı önlemek üzere ilgili köyde ikamet ettirmiştir. Osmanlı’da Çankırı köylerinden biri olan Arap Köyü, Cumhuriyet döneminde aynı ilin Şabanözü ilçesine bağlanmış ve Bakırlı Köyü adını almıştır. Binaenaleyh bu çalışma, eşkıyalık meselesine değindikten sonra bahsi geçen ilim ailesinin ikamet öyküsünü halk söylencesi eşliğinde ifade etmektedir.

Anahtar Kelimeler

Osmanlı; eşkıyalık; huzur hocası; huzur dersleri; Çankırı ve tarihi; Arap köyü; Şabanözü; Bakırlı köyü

Abstract

The Ottoman Empire and its community had both seriously suffered from banditry in the XV-XVIII centuries. Although various measures were taken, the issue was still not completely solvable. A “Huzur Hodja” who lived in Çankırı in the XVII century was pained to Arab Village in which its people were then depressed by the raids plunders of the bandits. The Hodja asked his three brave sons to resettle in the village in order to deal with banditry. The Arab village, one of the villages of Çankırı during the Empire was later attached to the same province Şabanözü and was finally named Bakırlı in the Republican era. This work refers to the relocation of the family of scholars in the context of the people’s thriller.

Keywords

Ottoman; banditry; huzur hodja; huzur lectures; Cankiri and its history; Arab village; Sabanozu district; Bakirli villag


Emniyet ve asayiş içinde yaşama hakkı, en değerli insan haklarından biridir. Devletlerin varlık sebeplerinden birisi, topraklarında emniyet ve asayişi sağlamaktır. Kamu düzeninin sağlanması, emniyet ve asayişin temini, insanların seyahat özgürlüğünün, mal, can ve namus güvenliğinin garanti altına alınması, İslam’ın da temel amaçları arasında yer almaktadır. Eşkıyalık yapmak dinen büyük günahlardan, hukuken de büyük suçlardan kabul edilmekte olduğundan oldukça ağır cezalar vazedilmiştir.[1]

Hz. Ömer’in kıtlık ve yokluk sebebiyle karnını doyuramayan bir hırsıza had cezası uygulamadığı, aynı şekilde can güvenliğini sağlayamadığı gerekçesiyle bir zimmî toplumdan da cizye vergisi almadığı bilinmekte ve bu tarihi uygulamalar, modern devlet felsefesiyle de koşutluk oluşturmaktadır.[2]

Mamafih bu makale Osmanlı’nın son dönemlerinde ağırlığını toplumsal hayatın hemen her veçhesinde hissettiren eşkıyalık meselesine değinecek, ardından meseleye çözüm yollarından birisi olarak bir Huzur Hocasının güçlü ailesinin Çankırı’nın çeşitli köylerinde iskân edilmesiyle ortaya çıkan manevi ve demografik gelişmeye halk söylenceleri ışığında temas edecektir.

Eşkıyalık, sebepleri itibariyle benzerlik ve yakınlık göstermekle birlikte, farklı zaman ve coğrafyalarda yansıma bulup zuhur etmesi itibariyle de karmaşık bir görüntü oluşturur. Bu yüzden eşkıya hareketlerinin zaman, sınır ve faaliyet coğrafyasını tespit edebilmek kolay değildir.[3]

On yedinci yüzyılda savaşların geçmiş asırlara nazaran daha uzun sürmesi, Avrupa’da sanayi ve ziraat alanında ulaşılan ilerlemelere ayak uydurulamaması, yine Avrupa’nın kullandığı ateşli silahlar ile modern savaş taktiklerini benimsemekte gösterilen isteksizlik ve gecikme, nüfus artışı, belirli görev ve hizmet karşılığında kişilere verilen topraklar için kullanılan tımar sistemi için yeterli arazi temin edilememesi, yüksek enflasyon, toprak ve vergi sistemindeki bozulmalar, yöneticilerce halka yüklenen keyfi yaptırım ve salmalar, adam kayırmalar, liyakatsizlik, yolsuzluk ve rüşvetin önü alınamaz şekilde yayılması, adalet ve güven duygusunun onarılamaz boyutta yıpranması, bazı devlet görevlilerinin kendilerine haksızlık yapıldığı ve devlete hizmetlerinin takdir edilmediği inancını taşıması; kısaca söylemek gerekirse Osmanlı toplumunun sosyo- ekonomik yapısında meydana gelen ciddi zayıflama ve bozulmalar eşkıya ve eşkıyalığın ortaya çıkmasına zemin hazırlamış bazı sebeplerdir.[4]

Eşkıyalık, Osmanlı İmparatorluğu’nun da dâhil bulunduğu Akdeniz havzasında XIV. yüzyıldan itibaren etkisini hissettirmeye başlamış, XVI. yüzyıldan başlayarak tırmanma eğilimine geçmiş ve nihayet XVII ve XVIII. yüzyıllar boyunca da devlet otoritesini sarsacak boyutlara ulaşmış çok önemli problemlerden biridir.[5] Sebep olduğu genel güvenlik ve asayiş sorunu yanında gerek ülke içindeki gerek sınır boylarındaki eşkıyalık hareketlerinin ulusal olduğu kadar zaman zaman uluslararası ve diplomatik sorunlara da sebep olduğu tespit edilmektedir. Örneğin eşkıyanın seyahat halinde olan diplomatlara saldırarak can ve mal güvenliklerini tehdit etmesi veya İran gibi komşu ülkelerin köy ve aşiretlerine hücum gerçekleştirmesi sonucunda uluslararası problemler de ortaya çıkmaktadır.[6]

Bu ciddi sorun, topluma bakan yönüyle sadece eşkıyalık ve Celâlî[7] olayları ile de sınırlı kalmıyor, zaman zaman devlet görevlilerinin görevlerini kötüye kullanarak çıkarları istikametinde halkı taciz etmelerine de sebep oluyordu. Nitekim eşkıya kadar olmasa da resmi görevlilerin kanuna aykırı şekilde halktan vergi talepleri, müdahaleleri, leventlerin ve yeniçerilerin yersiz zorbalıkları gibi rahatsızlıklar, doğal olarak sosyal huzursuzlukları ve onulmaz tepkileri meydana getiriyordu.[8]

Eşkıyalık problemi diğer Osmanlı bölgelerinde olduğu gibi etkili bir şekilde Çankırı yöresinde de asayişi tehdit etmiştir.[9] Kastamonu-Çankırı-Bolu üçgen hattı, adına suhte hareketleri de denilen eşkıya faaliyetlerine sahne olmuştur.[10] Hatta bu faaliyetler bölge hattında o kadar etkili olmuştur ki kayıtlarda buna dair pek çok belge bulunmaktadır. Çeşitli yönleriyle XVIII. Yüzyıl Çankırı’sı üzerine doktora tezi hazırlamış olan Dr. Uysal Dıvrak’a göre Çankırı ve havalisinde meydana gelen eşkıyalık hareketlerine dair sicillerde o kadar çok belge vardır ki bunları alt alta sıralamak dahi uzun bir liste yapmayı gerektirmektedir.[11]

Eşkıyalar tabiat ve coğrafyadan maksimum düzeyde istifade edebilmek maksadıyla genellikle bahar aylarında ve harman zamanında faaliyetlerini yoğunlaştırmakta, soğukların ve kışların bastırmasında ise azaltmaktadırlar.[12] Bu durum Çankırı Şeriyye Sicilleri (10/66; 11/64)’inde “mevsim-i bahar hulûl edip ağaçlar yapraklanup eşkıya dağlarda yaslanacak zaman olmağla” şeklinde ifade edilerek şehirdeki devlet otoritelerinin dikkatleri çekilmektedir.[13]

Halk dilinde eşkıyaya ait durumu anlatmak üzere yayılmış olan “Sarı Zeybek şu dağlara yaslanır / Yağmur yağar pusatları ıslanır” ya da Dadaoğlu’na ait olan “Hakkımızda devlet etmiş fermanı / Ferman padişahın dağlar bizimdir” şeklindeki sözler de sicillerdeki tespiti doğrulamaktadır.[14]

Çankırı’ya bağlı köylerde yaşayan halk, bölgelerinde yuvalanmış haydut eşkıyalardan son derece muzdarip haldedir ve neredeyse canlarından bezecek hale gelmişlerdir. Issız geçit ve köşelerde ortaya çıkıp insanların can, mal ve namuslarına halel getiren eşkıyaların bu vahim yapılanması Osmanlı Devleti’nin hemen tüm ferman ve emirnamelerinde dile getirilmektedir. Ne var ki tüm gayretlere rağmen eşkıyalığın önü bir türlü alınamamakta, her seferinde yeni yeni eşkıyalar ve eşkıya çeteleri zuhur etmektedir. Günümüzdeki adı Alanpınar olan Merzi Köyünde[15] eşkıyalık yaparken ölü ele geçirilen Sarı Hüseyin ile Karacalar ve Karacaviran taraflarına giderek oralardaki eşkıya gruplarına katılan Karabani adlı eşkıyalar, dönemin Çankırı bölgesindeki en azılı eşkıyaları arasında sayılmış, devlet özellikle isimlerini sayarak ortadan kaldırılmalarını ferman buyurmuştur.[16]

Devlet, sınırları içinde ortaya çıkan eşkıyalık hareketlerinin bastırılması ve halkın asayiş, güven ve huzur ortamına kavuşması için çeşitli önlemler almıştır. Eşkıyalık yapmaya ve eşkıyalara yardım ve yataklık etmeye yatkın aşiretleri kontrol altında tutmak maksadıyla onları belli bir yörede iskan etmek, eşkıyaların destek ve güç aldıkları yerel aşiret yöneticilerini şehir meclislerinde temsil konumunda bulundurmak, eşkıya önderleriyle uzlaşmak, askeri müdahalelerde bulunmak ve eşkıya başını sürgüne göndermek gibi yollar, eşkıyalığı yok etme önlemleri arasındadır. Amaca bütünüyle ulaştıramamasından olmalı ki bu yöntemler, eşkıyalık sebeplerini yok etmekten, başka deyişle bataklığı kurutmaktan çok günü kurtarmaya çalışarak halka biraz nefes aldırmaya çalışan kısa vadeli çözümler olarak değerlendirilmektedir.[17]

Eşkıyalıkla mücadele kapsamında şehirdeki görevliler uyarılmış, kendilerine haydut ve eşkıyaları bertaraf etmeleri emredilmiştir. Eşkıyanın devlet otoritesine teslim olmayıp karşı gelmesi durumunda ise ölü veya diri ele geçirilmeleri talep edilmiştir.[18]

Eşkıyalık hareketlerinin yoğunlaştığı dönemlerde devlet, Anadolu’yu orta, sağ ve sol kol olmak üzere üçe ayırır ve teftişe tabi tutardı. Takibat sonucunda yakalanan eşkıyalar ve başları mahkemeye sevkedilir; yargılama sonunda suçlu bulunan haydut eşkıyalar suçlarının derecesine göre idam, kısas, sürgün, kalebend, cezirebend, küreğe kanma gibi çeşitli cezalara çarptırılırlardı.[19]

Bu durumu tespit eden belgelerden biri, Ankara ve Çankırı Mutasarrıfı Ali Paşa’ya buyuruldu şeklinde gönderilmiş Cemaziye’l-âhir 1143/Aralık-Ocak/1730-1731 tarihli bir belgedir (Çankırı Şer’iyye Sicilleri 8/54). İlgili buyuruldu’nun içeriğinden anlaşıldığına göre birtakım kabadayı karakterli kimseler üçer beşer kişilik çeteler kurarak sebepsiz yere yol kesmekte ve halkı yağmalamaktadırlar. Mamafih aynı belgede “Anadolu’nun orta kolunda bazı mahallerde başıboş kapusuz levandât ve sair türkmân  ve ekrâd taifelerinden üçer beşer mezbur bir yere gelip kuttâ-ı tarik, emvâl ve eşyalarını ahz ve kabza gadr” denilmekte ve suçluların yakalanarak şer’î hükümlere göre cezalandırılmaları emredilmektedir.[20]

Öte yandan eşkıyayı teftiş ve tespit etmek üzere görevlendirilen devlet memurlarının da zaman zaman yolsuzluklara karıştıkları, bir yönüyle bu görevlilerin, eşkıyanın zarar ve korkularına ilave olarak, halka ayrı bir yük ve sıkıntı oluşturdukları da belgelerde yer almaktadır. Eşkıyayı teftiş ve tespit etmekle görevli devlet memurlarının teftiş akçesi, devir akçesi diye halktan para topladıkları; bedava yem ve yemeklik talep ettikleri, hatta zaman zaman da rüşvet aldıkları tespit edilmektedir.[21]

Nitekim Osmanlı’da eşkıya teftişine gönderilen devlet görevlileri masraflarını kanuna uygun olarak halktan talep ediyorlardı. Böyle bir duruma örnek olmak üzere 1154/1741 tarihli şeriyye sicilini göstermek mümkündür. Nitekim bu buyuruldu’da Numan Paşa’nın eşkıya teftişi göreviyle görevlendirildiği bildirilmekte, halk tarafından kendisine yardımcı olunması ve görev masraflarının karşılanması buyrulmaktadır.[22]

Maalesef devlet, belki de görevlendirdiği bu tür müfettişlerin masraf ve ücretlerini tam olarak kendisi karşılamak yerine eşkıyadan zaten ciddi mağduriyetler yaşamakta olan halkın üzerine bu konuyu ikinci bir yük olarak yüklemesi de eşkıyalık sorunun halledilememesinin bir başka yönünü oluşturmaktadır.[23]

Eşkıyalık problemini çözme konusunda Osmanlı Devleti yapısal anlamda çeşitli projeler de uygulamıştır. Bunlar arasında palanka ve kalelerin bina edilip tamir edilmesi, eşkıyaların teftişi ve tedibi çalışmalarının yürütülüp takip edilmesi, devlet görevlilerinin adalet ve hukuktan ayrılmamalarını tembih eden padişah buyrukları olan adâletnâmelerin yayınlanması, görevlilere çeşitli yasaklar konarak uyarılar verilmesi, stratejik öneme sahip derbent-menzil ve geçitlerin kontrol altına alınması, han-kahvehane ve meyhanelerin gözetim ve denetim altında tutulması, mahalli tedbirlerle gönüllü katılımların sağlanması, af-kefalet ve nezir gibi yöntemlerin işletilmesi, halktan silahların toplatılması, haydutlara resmi veya gayri remi görev verilerek onların eşkıyalıktan vazgeçirilmeye çalışılması, asker kaçaklarının cezalandırılması gibi çözüm yolları da tatbik edilmiştir.[24]

Çankırı bölgesinde eşkıyalıkla mücadele konusunda ise belgelerden hareketle aşağıdaki 3 yolun takip edildiği anlaşılmaktadır:[25]

1.Eşkıyanın faaliyetlerini artırdığı özellikle bahar mevsimlerinin başında bütün ülke çapında emir ve hükümler yayınlayarak idarecileri bu konuda haberdar edip uyarmak. Çankırı Şer’iyye Sicillerinde (9/64) böyle bir emir gelmekte ve idareciler ikaz edilmektedir: “Kuzât, mütesellimler, voyvodalar ve kethüdâyerleri, yeniçeri serdarları, havâss-ı evkâf zâbitleri, harb ü darbe kâdir il erleri, ayân-ı vilâyet ve iş erleri malum ola ki taht-ı hükümet ve kazalarınız dâhilinde mütena-i eşkıya olan mahalleri tecessüs ve tefâhhusdan hali olmayup sadır ve dâhiline her ne mahalde birden ikiden veyahut ziyade eşkıya olduğu haber alınur deyü ihmal ü müsameha etmeyüp”.[26]

2.Eşkıyanın aktif olduğu bölgenin idarecisini görevlendirmek ve gerektiği zaman da yakın bölgelerdeki diğer görevlileri destek olarak vermek.

3.Eşkıyanın Anadolu’nun hemen her tarafında aktif ve organize hale gelmesi durumunda vali veya mutasarrıflardan birini tam ve özel yetkili Anadolu müfettişi olarak görevlendirmek.

Bu yöntemlere ilave olarak eşkıyalık yapılan bölgelerde asayişi sağlamak üzere köklü grup ve aileleri iskan ettirmek gibi politikalar da uygulanmıştır. Nitekim 1143/1731 tarihli bir fermanda Alahan Mevkisi’nde mukim bulunan Akkurtlu Cemaati’nin eşkıyalık faaliyetleri görülen Kalecik bölgesindeki Şehsuvarzade Ahmed Beğ’in çiftliklerinde iskân edilmesi emredilmektedir. Çankırı Şeriyye Sicilleri (8/73)’nde yer alan bu ferman konuyu şöyle ifade eder: “Alacahan nam mahalde iskâna fermân olunan Türkmân cemaatlerinden Ak Kurtlu cemaati Çankırı kasabasında vaki Kalecik nam mahalde Şehsuvarzade Ahmed Beğin çiftliklerinde sakin olmalarıyla, sen ki Çankırı mütesellimi mumaileyhsin; tarafımızdan tayin olunan adamlar ile ecillerine varıp sadır olan emr-i alişanım mucibince cemaat-i mezbura mahal-i iskânları olan han-ı merkume naklettirilmek.”[27]

Bu yöntem tam da, Osmanlı kayıtlarındaki adıyla Çankırı yöresindeki Arap Köyünde, bugün için ise Şabanözü ilçesine bağlı Bakırlı Köyünde tatbik edilmiş bir yöntemdir. Binaenaleyh çalışmamız köylüler nezdinde anlatılan kadim bir iskân öyküsünü kayıt altına almaya çalışacaktır.

    ŞABANÖZÜ BAKIRLI KÖYÜNDE EŞKIYALIK MESELESİ ZARURETİNDE BİR İKAMET SÖYLENCESİ
    VE SONUÇLARI

Şabanözü Bakırlı Köyü nüfusuna kayıtlı rahmetli Hacı Şakir Ünver (1926-2003), Osmanlı dönemindeki adıyla Arap Köyündeki[28] aile soy ağacını ve köyünün ulaşabildiği kadar geçmişini kaynak kişileri dinlemek suretiyle araştırıp yazmış, herhangi bir ad da koymadığı bu çalışmayı 1986’da tamamlamıştır.[29] Binaenaleyh ilgili söylencenin kaynağı -şimdilik- sadece Şakir Ünver imzalı bu çalışmadır.

Ş. Ünver’in naklettiğine göre[30] köyün güneybatı taraflarından, eski adı Yuva, günümüzdeki adı Kınık olan köy istikametinden gelen eşkıya grupları, Bakırlı Köyüne saldırıya geçerler, yağma ve taşkınlık yaparlar ve halka bir türlü rahat ve huzur vermezlerdi. Eşkıyaların saldırı, yağma ve tacizlerinden bunalan halk, köylerinin doğusunda ve sırt yakasında bulunan Gözkayaları’nda nöbetçi bekletirlerdi. Nöbetçi ova istikametinden köye doğru gelen eşkıya gruplarını görür görmez hemen köye inip halka haber verir, köylü de kıymetli eşyalarını yanlarına alarak Gözkayaları’na çıkar, köyü boşaltırlardı. Eşkıyanın saldırısı anında evi barkı terk edip kaçma yöntemi, genelde saldırganlarla baş edecek güce sahip olmayan çaresiz insanların seçeneksiz davranışı olarak görünmektedir. Çünkü mağdur, mazlum ve çaresiz insanlar hiç olmazsa canlarını ve namuslarını kurtarabilmek için evlerini ocaklarını feda ederek dağlara kaçmaktan başka bir yol bulamıyorlardı.[31]

Nihayet köye giren eşkıya ne bulursa talan edip yağmalar, sonra da çekip giderdi. Eşkıyanın bu tecavüzünden çok bunalan köylü, ileri gelenlerinden birkaç kişiyi bu büyük soruna bir çare bulmak üzere Çankırı’ya gönderir. Arap Köyü heyeti, 17. yüzyılda Osmanlı’da huzur veya şehzade hocalığı yapan ama muhtemelen sarayla yaşadığı ihtilaftan dolayı önce Kastamonu’da, ardından da Çankırı’da sürgün konumda bulunan zamanın âlim kişisine dert ve sıkıntılarını güzelce anlatmışlar, sorunlarına çözüm bulması için kendisinden yardım istemişlerdir. Adı ve kimliği tam olarak bilinmeyen bu âlim kişi, çözüm yolu olarak köyü ve köylüyü eşkıyaya karşı korumak üzere üç oğlunu Arap Köyüne yerleştirmeye karar vermiştir.[32]

Huzur hocasının Arap Köyüne yerleşen üç oğlu, köylüyle ele ele vererek disiplinli çalışmalar yaparlar. Bu sayede eşkıyanın önü kesilir, köylü haydutların tehdit, saldırı ve yağmalarından kurtulur ve huzurlu ve güvenli şekilde yaşamaya başlar. Bu arada huzur hocasının üç oğlu, beş on yıl içerisinde köyün tüm sevk ve idaresini de ele alır.

Ne var ki huzura ve rahatlığa alışan köy halkı bu kez dedikoduya başlar, kendi köylerinden olmayan huzur hocasının üç oğlunun köylerinin imkânlarından yararlandıkları, sevk ve idareyi ele geçirdikleri, dağdan gelenin bağdakini kovduğu şeklinde ileri geri konuşmalara dalar. Bu dedikoduları duyan üç kardeşler duruma üzülürler ve köyü terk ederler.

Kardeşlerin köyü terk etmelerinden birkaç yıl sonra eşkıyalar Arap Köyünü yeniden yağmalamaya başlamıştır ve eskisinden daha şiddetli şekilde baskı ve kötü muamelelerini artırmışlardır. Eşkıyalarla baş edemeyeceklerini gören köylüler yaptıkları dedikodulardan çok utanıp pişman olmuşlar, kardeşlerin köyü terk etmiş olmalarına çok üzülmüşlerdir.

Köy heyeti yüzlerini eskiterek bir kez daha Çankırı’ya huzur hocasına giderler, yaptıklarından çok pişman olduklarını söylerler, özürler dileyerek eşkıyadan kendilerini yine kurtarması için huzur hocasına yalvarıp yakarırlar. İlim sahibi zat yine köylüye merhamet etmiş, özürlerini kabul etmiştir. Ama bu kez üç oğlunu değil, onlardan sadece adı Âlim olduğu ifade edilen bir oğlunu Arap köyüne yerleşmek üzere göndermiştir.

Kendisi de bir hoca olan Âlim Bey, bu kez Arap Köyünde çok iyi karşılanmış, köylü tarafından adeta baş tacı edilmiştir. Âlim hoca evlendirilmiş ve lakabı Kız Yusuf olan köylüye ait olan ve sonradan da köyün klüp binası olarak kullanılan yerde inşa edilen bir ev kendisine tahsis edilmiştir. Böylece Âlim hoca Arap Köyüne tamamen yerleşmiş ve bir daha da Çankırı’ya, huzur hocası olan babasının yanına dönmemiştir.[33]

Âlim hocanın diğer iki kardeşinden birisi Çankırı’nın Yapraklı (Toht) ilçesine, diğeri de yine Çankırı’nın Yanlar Köyüne yerleşmiştir.

Şabanözü ilçesinin günümüzdeki adıyla Bakırlı Köyü nüfusuna kayıtlı bulunan hepsi aynı kökten gelmek üzere Alâgiller ve Emir Ahmetler lakaplı iki boyun yanı sıra soy isimleri Özmen, Akyol ve Ünver olan dindar, ilme ve okumaya meraklı oldukça büyük bir boy, bahsi geçen Huzur hocasının oğlu Âlim hocanın neslinden çoğalarak bugünlere ulaşmaktadır. Bugün sadece köyde soy isimleri Özmen, Akyol ve Ünver olan bu boya mensup olup da yaşları 40 ile 60 arası olan kuşak ile huzur hocası arasında 10 göbek bulunmakta ve bu boy tahminen sadece hayatta olanları itibariyle 500 civarında bir nüfusa baliğ olmaktadır.[34]

    SONUÇ

Devletler de insanlar gibi bir ömre sahip olurlar ve “sebepsiz ölüm yoktur” fehvasınca yıkılışları da ancak somut sebepler eliyle gerçekleşir. Üç kıta üzerinde yedi asırlık parlak bir hâkimiyetin ardından hastalığa yakalanan dev bir imparatorluk, elbette bir anda yıkılmış değildir. Bünyede mikropların var olduğunu haber veren ağrılar, sızılar ve ateşlenmeler yaklaşık dört asır boyunca zaman zaman nüksetmekteydi. Bu hastalık belirtilerinden dolayı bünyeyi tedavi etmek için en tepeden en aşağıya kadar bir şeyler yapılmaya çalışıldı ise de -mukadderat böyleymiş- yıkımın önüne maalesef geçilememiştir.

Bu çalışma, imparatorluk bünyesinde gelişmiş olan bir takım meselelerin dışa vuran semptomlarından biri olan eşkıyalık meselesine değinmiştir. Nitekim Osmanlı devletinin idari, sosyal ve ekonomik yapısında baş gösteren çeşitli sıkıntılar sonucunda ortaya çıkan eşkıyalık sorunu, güvenlik ve asayiş başta olmak üzere pek çok sosyo ekonomik probleme yol açmıştır. Osmanlı devleti, en başta insanların can, namus ve mal güvenliğini tehdit etmesi yönüyle problemin çözümü için gayret göstermiş, bu yönde çeşitli projeler geliştirmiştir. Ne var ki problem etkin ve nihai şekilde yine de çözülememiş, pek çok toplumsal kaos ve sıkıntı sürekli hale gelmiştir.

Eşkıyalık kaynaklı bu toplumsal sıkıntı ve sorunlar, bazen de Bakırlı Köyü örneğinde olduğu gibi demografik yapının değişmesine, dindar ve manevi değerlere bağlı nesillerin yetişmesine de sebep olabilmiştir. Çankırı’da mecburi ikamete tabi tutulan bir ilim adamının önce üç oğlunu, sonra hoca olan bir oğlunu, eşkıyalık sorunuyla mücadele etmesi için Bakırlı Köyüne yerleştirmesi, köyde hem huzur ve sükunetin hâkim olmasına hem de kendisinden sonra en az 10 göbek neslin var olup yetişmesine vesile olmuştur. Binaenaleyh bireysel hayatlarda olduğu kadar toplumsal gelişmelerde de Kur’ân-ı Kerim’in deyişiyle bazen hayır sanılan işlerden şer, şer sayılan işlerden de hayır çıkabilmektedir.


KAYNAKÇA

[1] Bkz. Ali Bardakoğlu, “Eşkıya”, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 1995, c. 11, s. 463, 465.

[2] Bkz. Mustafa Fayda, “Ömer”, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2007,  c. 34, s. 48; Muhsin Koçak, “Ömer-Fıkıh”, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2007,  c. 34, s. 52.

[3] Mehmet Karagöz, “17. Asrın Sonunda Filibe ve Çevresinde Eşkıyalık Hareketleri (1680-1700)”, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2006, c. 16, sayı: 2, s. 374.

[4] Eşkıyalığın sebepleri konusunda geniş bilgi için bkz. Halil İnalcık, “The Ottoman  Decline and It’s Effects Upon The Reaya”, Aspects of The Balkans Continuity and Change Contributions to the International Balkan Conference Held at Ucla, October 23-28, 1969, Edit.: Henrik Birnbaum-Speros Vryonis, The Hague-Paris 1972, Mouton, p. 339-353 ; Mücteba İlgürel, “Eşkıya (Osmanlılar’da Eşkıyalık Hareketleri)”, TDV İslam Ansiklopedisi İstanbul 1995, c. 11, s. 467 ; Karagöz, “17. Asrın Sonunda Filibe ve Çevresinde Eşkıyalık Hareketleri (1680-1700)”, 375-378 ; Mehmet Öz, “Modernleşme Öncesinde Osmanlı Toplumunda Eşkıyalık Hareketlerinin Niteliği ve Özellikleri”, Osmanlı’dan Günümüze Eşkıyalık, Terör ve Ayrılıkçı Hareketler Sempozyumu, Editör: Osman Köse, Samsun 2009, s. 38-39 ; Bilgehan Pamuk, “XVII. Asır Başlarında Erzurum ve Havalisinde Eşkiyalık Hareketleri”, Osmanlıdan Günümüze Eşkıyalık ve Terör Sempozyumu, Editör: Osman Köse, Samsun 2009, s. 49 ; Kemal Daşcıoğlu, “Osmanlı’da Eşkıyalık Hareketlerini Cezalandırma Yöntemi Olarak Sürgünler”, Osmanlıdan Günümüze Eşkıyalık ve Terör Sempozyumu, Editör: Osman Köse, Samsun 2009, s. 253-254 ; Melek Öksüz, “XVIII. Yüzyılın İkinci Yarısında Trabzon’da Ayan, Eşkıya ve Göç Sorunları”, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, c. 5, Sayı: 1, 2010, s.170-174 ; Mehmet Ali Ünal, “Devlet İçi İktidar Mücadelesinin Bir Unsuru Olarak Eşkıyalık ve Ayrılıkçı Hareketler”, Osmanlıdan Günümüze Eşkıyalık ve Terör Sempozyumu, Editör: Osman Köse, Samsun 2009, s. 28.

[5] İlgürel, “Eşkıya”, TDV İslam Ansiklopedisi, c.11, 467.

[6] Bkz. Süleyman Demirci – Fehminaz Çabuk, “Celâli Kürt Eşkıyası: Bayezid Sancağı ve Osmanlı-Rus-İran Sınır Boylarında Celâli Kürt Aşireti’nin Eşkıyalık Faaliyetleri (1857– 1909)”, History Studies, Volume 6 Issue 6, December 2014, s. 80-81, 86, 87. Eşkıyalığın halka ve topluma verdiği zararlar için ayrıca bkz. Gürsoy Şahin, “XVII. Yüzyılın Sonlarında Afyonkarahisâr’da Eşkıyalık Hareketleri”, http://www.acarindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423867399.pdf, (20.04.2017), s. 82-85.

[7] XVI ve XVII. yüzyıllarda Osmanlı idaresine karşı meydana gelmiş bütün isyanlara Celâlî adı verilmekle birlikte aslında bu isim, 1519’da Bozoklu Şeyh Celâl adında bir kişinin mehdîlik iddiasıyla Tokat civarında isyan çıkarmasıyla ortaya çıkmıştır. Bundan sonraki bütün isyanlar, amacı ve türü ne olursa olsun halk arasında onun adına nisbetle Celâlî sıfatıyla anılmaya başlanmış, halk kendisine zarar veren her âsiyi Celâlî olarak görmüştür. Celâlî isyanları hakkında geniş bilgi için bkz. Mücteba İlgürel, “Celâlî İsyanları”, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 1993, c. 7, s. 252-257.

[8] Bkz. İnalcık, “The Ottoman Decline and It’s Effects Upon The Reaya”, 345; Mehmet Karagöz, “XVIII. Yüzyılın Başlarında Malatya ve Çevresinde Eşkıyalık Hareketleri”, http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/19/1151/13517.pdf, (22.04.2017) s. 205; Mehmet Beşirli, “Sivas Eyalet Valilerinin Bir Eşkıya Önleme Metodu olarak ‘Devre Çıkma’ Uygulaması ve Ortaya Çıkan Sorunlar (1768-1820)”, Osmanlıdan Günümüze Eşkıyalık ve Terör Sempozyumu, Editör: Osman Köse, Samsun 2009, s. 299; Bilgehan, “XVII. Asır Başlarında Erzurum ve Havalisinde Eşkiyalık Hareketleri”, 57-60; Öksüz, “XVIII.  Yüzyılın İkinci Yarısında Trabzon’da Ayan, Eşkıya Ve Göç Sorunları”, 177-179.

[9] Uğur Köse, H.1063-1065 (1058), M.1653-1655 Tarihli Çankırı Şer’iyye Sicili’nin Transkripsiyonu ve Değerlendirilmesi, Gazi Üniv. Sos. Bil. Enst., (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Ankara 2009, s. 201-211.

[10] Öz, “Modernleşme Öncesinde Osmanlı Toplumunda Eşkıyalık Hareketlerinin Niteliği ve Özellikleri”, 40. Farsçada “yanmış, tutuşmuş” anlamına gelen suhte kelimesi, Osmanlı’da ilme olan düşkünlüklerinden dolayı medrese öğrencileri için kullanılmış, sonra da bu kelime zaman içerisinde softa kelimesine dönüşmüştür. XVI. yüzyılda Osmanlı’nın diğer kurumlarında olduğu gibi medreselerinde de bozulmalar baş göstermeye başlamıştır. Hem müderris hem talebe hem de tedrisat ve müfredatlarda zuhur eden bozulmalar neticesinde yüksek seviyedeki ulema çocuklarına haksız imtiyazlar verilmesi, ilmiye yolunda yükselmenin rüşvet ve iltimasla elde edilir hale gelmesi, tedrisattan aklî ve matematik ilimlerinin kaldırılması, medreselere kapasitesinin üstünde talebe kabul edilmesi gibi unsurlar klasik medrese geleneğini lekeler hale gelmiştir. Belki bu bozulma örneklerinden daha da önemlisi ve acısı olanı şudur: İmparatorluk genelinde meydana gelen sosyo-ekonomik bozulmaların da etkisiyle medrese talebeleri arasında ciddi bir kargaşa ve buna bağlı olarak eşkıyalık hareketleri görülmeye başlandı. Belli sayılarda gruplar haline gelen talebe çeteleri, eşkıyalık yapmaya başlayarak asayişi ciddi anlamda tehdit etmişlerdir. Adına “softa şekâveti” de denilen bu hareketler, Celâlî isyanlarıyla birlikte Anadolu’da aynı dönemlerde ciddi sıkıntı oluşturmaya devam etmiştir. Bu isyankâr talebe taifesi halk üzerinde baskı kurmuş, köyleri ve kasabaları yağmalamış, cer, adak ve kurban adıyla kanunsuz şekilde salma salmış, haraç toplamıştır. Suhte ya da softa hareketleri hakkında daha geniş bilgi için mesela bkz. Mustafa Aklan, “Softa”,TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2009, c. 37, s. 342-343.

[11] Bkz. Uysal Dıvrak, XVIII. Yüzyılın İlk Yarısında Çankırı Kazası, Atatürk Üniv. Sos. Bil. Enst., (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Erzurum 2012, s. 131, 132.

[12] Bkz. Efkan Uzun, “Osmanlı Örneklemi Üzerinden Sosyal Eşkıyalığa Bir Bakış”, Türkiye Sosyal Araştırmalar Dergisi (TSA), 2006,  c. 10, sayı: 3, s. 33.

[13] Dıvrak, XVIII. Yüzyılın İlk Yarısında Çankırı Kazası, 132. Ayrıca bkz. Daşcıoğlu, “Osmanlı’da Eşkıyalık Hareketlerini Cezalandırma Yöntemi Olarak Sürgünler”, 254.

[14] Bkz. Tuncer Baykara, “Zeybekler Eşkıya mı İdiler?”, Osmanlıdan Günümüze Eşkıyalık ve Terör Sempozyumu, Editör: Osman Köse, Samsun 2009, s. 44.

[15] Bkz. Ahmet Kankal, XVI. Yüzyılda Çankırı, Çankırı Belediyesi Kültür Yayınları, Çankırı 2009, s. 45, Tablo 4.

[16] Bkz. Dıvrak, XVIII. Yüzyılın İlk Yarısında Çankırı Kazası, 133.

[17] Bkz. Köse, H.1063-1065 (1058) M.1653-1655 Tarihli Çankırı Şer’iyye Sicili’nin Transkripsiyonu ve Değerlendirilmesi, 211-212; Daşcıoğlu, “Osmanlı’da Eşkıyalık Hareketlerini Cezalandırma Yöntemi Olarak Sürgünler”, 255-258, 262; Beşirli, “Sivas Eyalet Valilerinin Bir Eşkıya Önleme Metodu olarak ‘Devre Çıkma’ Uygulaması ve Ortaya Çıkan Sorunlar (1768-1820)”, 305; Ünal, “Devlet İçi İktidar Mücadelesinin Bir Unsuru Olarak Eşkıyalık ve Ayrılıkçı Hareketler”, 32-33.

[18] Bkz. Beşirli, “Sivas Eyalet Valilerinin Bir Eşkıya Önleme Metodu olarak ‘Devre Çıkma’ Uygulaması ve Ortaya Çıkan Sorunlar (1768-1820)”, 295-296; Dıvrak, XVIII. Yüzyılın İlk Yarısında Çankırı Kazası, 132.

[19] Bkz. İlgürel, “Eşkıya”, TDV İslam Ansiklopedisi, c. 11, s. 468. Ayrıca bkz. Demirci, “Osmanlı Türkiyesinde Eşkıyalık Faaliyetlerini Önlemeye Yönelik Alınan Tedbirler ve Uygulanan Cezalara Dair Gözlemler: Maraş Eyâleti Örneği (1590-1750)”, 92-96.

[20] Bkz. Dıvrak, XVIII. Yüzyılın İlk Yarısında Çankırı Kazası, 132.

[21] Bkz. İnalcık, “The Ottoman Decline and It’s Effects Upon The Reaya”, 344-346; Köse, H.1063-1065 (1058) M.1653-1655 Tarihli Çankırı Şer’iyye Sicili’nin Transkripsiyonu Ve Değerlendirilmesi, 212; Süleyman Demirci-Hasan Arslan, “Osmanlı Türkiyesinde Eşkıyalık Faaliyetlerini Önlemeye Yönelik Alınan Tedbirler ve Uygulanan Cezalara Dair Gözlemler: Maraş Eyâleti Örneği (1590-1750)”, Journal of History Studies, Prof. Dr. Enver Konukçu Armağanı, 2012, s. 80; Beşirli, “Sivas Eyalet Valilerinin Bir Eşkıya Önleme Metodu olarak ‘Devre Çıkma’ Uygulaması ve Ortaya Çıkan Sorunlar (1768-1820)”, 299- 300.

[22] Bkz. Dıvrak, XVIII. Yüzyılın İlk Yarısında Çankırı Kazası, 134.

[23] Bkz. Dıvrak, XVIII. Yüzyılın İlk Yarısında Çankırı Kazası, 133; Beşirli, “Sivas Eyalet Valilerinin Bir Eşkıya Önleme Metodu olarak ‘Devre Çıkma’ Uygulaması ve Ortaya Çıkan Sorunlar (1768-1820)”, 303-304.

[24] Geniş bilgi için bkz. Demirci, “Osmanlı Türkiyesinde Eşkıyalık Faaliyetlerini Önlemeye Yönelik Alınan Tedbirler ve Uygulanan Cezalara Dair Gözlemler: Maraş Eyâleti Örneği (1590-1750)”, 77-89.

[25] Bkz. Dıvrak, XVIII. Yüzyılın İlk Yarısında Çankırı Kazası, 131-132.

[26] Dıvrak, XVIII. Yüzyılın İlk Yarısında Çankırı Kazası, 131.

[27] Dıvrak, XVIII. Yüzyılın İlk Yarısında Çankırı Kazası, 132. Ayrıca bkz. Demirci, “Osmanlı Türkiyesinde Eşkıyalık Faaliyetlerini Önlemeye Yönelik Alınan Tedbirler Ve Uygulanan Cezalara Dair Gözlemler: Maraş Eyâleti Örneği (1590-1750)”, 89-90. Karen Barkey, Eşkıyalar ve Devlet adlı kitabında Osmanlı tarzı devlet merkezileşmesini esas almış ve eşkıyalığın dünyadaki bazı örnekleriyle (16. ve 17. yüzyıl) Osmanlı Devleti’ndeki eşkıyalıkları mukayeseli olarak analiz etmiştir. K. Barey bu kitabında Osmanlı Devleti’nde eşkıyalığın sebepleri ve çözüm yolları hususunda Osmanlı idarecilerini nev’i şahsına münhasır olarak bazen esnek, bazen faydacı-çözüm yolları üreten ve tatbik eden kişiler olarak tarif etmektedir. Bkz. Karen Barkey, Eşkıyalar ve Devlet, çev. Zeynep Altok, İstanbul 1999, s. 249 vd.’dan nakleden Karagöz, “17. Asrın Sonunda Filibe ve Çevresinde Eşkıyalık Hareketleri (1680-1700)”, 374, 392-399.

[28] Meselaon altıncı yüzyıl tahrir kayıtlarında köyün Çankırı nahiyesine bağlı olarak “Arab” adıyla yer aldığına dair bkz. Kankal, XVI. Yüzyılda Çankırı, s. 45 (tablo 4), s. 80 (tablo 26).

[29] Benim de büyük amcam olan Hacı Şakir Ünver, 01.01.1986’da tamamladığı bu çalışmayı derleyip toplamaya ve yazmaya 1968 yılında başladığını ifade etmektedir. (s. 4) Tarafımdan Soyağacı Kitabım adı verilerek kaynakça kısmında da aynı adla kaydedilen bu çalışma, kapak sayfasından anlaşıldığına göre yazım işlemi daktiloda tamamlandıktan sonra Ankara’da Toshiba Corporation Copiers adlı bir firmada Mehmet oğlu Ali Şenlen tarafından fotokopiyle çoğaltılmıştır. Hayatı boyunca kendisini İslam tarihine ilgili, köyümüzün ve neslimizin mazisine meraklı, okumayı ve araştırma yapmayı seven bir insan olarak tanıdığım rahmetli Şakir amcam seyahat etmeyi, akrabalarını arayıp bulmayı, hal hatırlarını sormayı severdi. Arkasında bıraktığı bu mütevazı ve bir o kadar önemli çalışmasının rahmet ve mağfiretine vesile olmasını Allah Teâlâ’dan niyaz ediyorum.

[30] Bkz. Ünver, Soyağacı Kitabım, 3-5.

[31] Nitekim aynı yönteme, 17. yüzyılda beylerbeyi makamına kadar yükseldiği halde Balıkesir yöresinin ünlü ve korkunç eşkıyası haline gelmekten geri durmamış olan İlyas Paşa’nın binlerce eşkıyasıyla birlikte yağma yapmak üzere Manisa’yı basıp işgal ettiğinde de rastlanmaktadır. Bu esnada Manisalılar yanlarında götürebilecekleri değerli eşyalarını alarak dağlara kaçmışlardır. Bkz. Zübeyde Güneş Yağcı, “Bir İsyan ve Etkileri: Balıkesir’de İlyas Paşa İsyanı”, Osmanlı’dan Günümüze Eşkıyalık, Terör ve Ayrılıkçı Hareketler Sempozyumu, Samsun, 16–18 Mayıs 2008, s. 72-73, 81.

[32] Burada ismi geçen huzur veya şehzade hocası olan kök dedemizin tam adı ve kimliği hakkında maalesef bir belgeye ve doyurucu bilgiye sahip değiliz. Özellikle Osmanlı tarihi araştırmacılarının akademik bir çalışma kapsamında ilgili vesika ve belgelere ulaşabilmelerini ve bu hususu açığa çıkarmalarını heyecan, merak ve şükranla beklediğimizi bu vesileyle ifade etmek istiyorum.

[33] H.1063-1065/M.1653-1655 tarihli, 132 belge numaralı ve 82 sayfa numaralı Çankırı Şer’iyye Sicili’nde Çankırı’ya bağlı Âlim Bey Köyünden söz edilmektedir. Bu sicilde köyden asıl adı olan Arap Köyü adıyla hiç bahsedilmemiştir. Öyle görünüyor ki sadece bu sicile mahsus olmak üzere huzur hocasının köye yerleşen oğlu Âlim Hocaya atfen Âlim Bey Köyü denerek Arap Köyüne işaret edilmiş olması ihtimal dâhilindedir. Bkz. Köse, H.1063-1065 (1058) M.1653-1655 Tarihli Çankırı Şer’iyye Sicili’nin Transkripsiyonu Ve Değerlendirilmesi, 173.

[34] Bkz. Ünver, Soyağacı Kitabım, 1-25.