Sufîlik ve Selefîlik Arasında: Arap Baharı Sonrasında Selefî Eğilimlerin Yükselişi ve Etkisi

Sufîlik ve Selefîlik Arasında: Arap Baharı Sonrasında Selefî Eğilimlerin Yükselişi ve Etkisi

Cilt/Sayı

2019 30. cilt – 2. sayı

Yazar

Yazan: Anna K. ZAJAC

Çevirenler: İsmail Hakkı GÖKSOYa, Kamile ÜNLÜSOYb

aİslâm Tarihi AD,

bİslâm Mezhepleri Tarihi AD, Süleyman Demirel Üniversitesi  İlahiyat Fakültesi, Isparta, TÜRKİYE

Öz

Arap Baharı yeni bir Kuzey Afrika imajı oluşturdu. Eski çatışmaların yerini yenileri aldı. Bu değişikliklerin en iyi örneği, Selefî-Sufî çatışmaların yeniden ortaya çıkmasıydı. Bu ise sadece fundamentalist eğilimlerin yeniden güçlenmesi olarak değil aynı zamanda ve her şeyden önce, siyasî Selefîliğin ani yükselişi olarak görülebilir. Sufî-Selefî çatışması Kuzey Afrika tarihinde bir süredir mevcut idi. Fakat, Arap Baharı’ndan sonra daha şiddetli oldu. Daha önce yazılı ve sözlü ifade edilen savaş kelimeleri pek çok sufî zaviyenin yıkıldığı süreçte gerçeğe dönüştü. Ancak, siyasî Selefîliğin ani yükselişi aynı zamanda kendi toplumlarının haklarını korumak için siyasî ittifaklar kurmaya başlayan Sufîlerin ortaya çıkarak kuvvetlenmesini sağladı. Mısır, Tunus ve Libya’daki Sufî-Selefî ilişkileri, Hasan el-Turabi’nin karizmatik kişiliğinin daha fazla çatışmayı artırmaksızın, ilişkileri normalleştirmeye yardım ettiği Sudan örneğini takip etmeyecektir. Siyasî Selefîliğin başarısızlığı genellikle cihâdî Selefîliğin daha fazla radikalleşmesine yol açmıştır. Gelecekte özellikle siyasî Selefîler nüfuzlarını kaybederse, biz büyük bir ihtimalle sufîlere ve onların ibadet yerlerine karşı daha fazla hadiseye şahit olacağız.

Anahtar Kelimeler

Selefî hareketler; Selefi-Sufi çatışması; Mısır; Kuzey Afrika

Abstract

The Arab Spring created a new image of North Africa. Old conflicts were replaced by new ones. The best example of these changes was the renewal of the Sufi – Salafi clash. It can be viewed not only as the result of the reinforcement of fundamentalist tendencies but also, and most of all, as a sudden rise of political Salafism. The Sufi – Salafi conflict has been present for some time in the history of North Africa. However, after the Arab Spring, it became more violent. The earlier war of words, both written and spoken, was transformed into a real one, during which many Sufi zawiyas were destroyed. However, the sudden rise of political Salafism also led to a consolidation and an elicitation of Sufis that started building up political alliances in order to protect the rights of their community. The Sufi – Salafi relations in Egypt, Tunisia and Libya will not follow the Sudanese casus, where the charismatic personality of Hassan al-Turabi helped in normalizing relations, without a further escalation of conflict. The failing of the political Salafism usually leads to further radicalization of the jihadi Salafism. It is highly possible that in future, especially if political Salafi organizations lose their influence, we will witness more acts against the Sufis and their places of worship.

Keywords

Salafi movements; Salafi-Sufi conflict; Eygpt; North Africa


Arap Baharı, yeni çizgiler çizerek ve yeni ittifaklar kurarak Kuzey Afrika’nın imajını değiştirdi. Bu değişikliklerin en ilginç örneklerinden birisi iki ideolojinin, Sufî ve Selefî çatışmasının yeniden ortaya çıkmasıdır. Bunun başlıca nedeni sadece fundamentalist eğilimlerin desteklenmesi değil aynı zamanda ve özellikle de siyasî  Selefîzmin  aniden yükselişidir. Selefî siyasî partilerin beklenmedik seçim başarısı elverişli şartlar oluşturdu ve bu, Selefîleri görüşlerini yerine getirmeye ve ideal bir İslâm devleti kurmak için mücadele başlatmaya teşvik etti.

Yaygın bir şekilde bilindiği üzere Sufî-Selefî çekişmesi Kuzey Afrika tarihinde daha önceleri mevcuttu. Biz bunun temellerinin Tanta’dan Muhammed Abduh (1849-1905), Reşid Rıza (1865-1935) ve Cemaleddin Afgânî (1838-1897)’nin öncülüğündeki reformcu olarak isimlendirilen hareketin ortaya çıkışına neden olan 19. yüzyıl tartışmalarında olduğunu söyleyebiliriz.[1] Bu vaizler Sufîliğin rasyonel yorumu değil gerilemeyi teşvik ettiğini belirterek ondan endişe duymaktaydılar. Yukarıda belirtilen görüşler birçok medya kaynağı tarafından, en önemlisi Reşid Rıza ve Muhammed Abduh tarafından Kahire’de çıkartılan Selefî gazete el-Menâr tarafından desteklendi.[2]

İlk baştan beri Sufî-Selefî çatışmasının dinî ve siyasî olmak üzere iki düzeyi vardı. İlki Selefîciler tarafından yapılan şeriatın çok katı yorumuna dayanır. Bu, Allah’ı hatırlamak için zikir yapma, sufî evliyaların doğum günlerini kutlama (Selefîler tarafından bid’at olarak kabul edilir), Hz. Peygamber’i öven ilâhîler söyleme, Allah’a bir peygamberi aracı koyarak (onun şefaatiyle) yalvarışta bulunma (tevessül), bazı Selefî âlimler tarafından şirk olarak kabul edilen Hz. Peygamber’in şefaatini dileme ve son olarak sufî evliyaların şefaat etmesi için onların mezarlarını ziyaret etme gibi sufî uygulamaları kınar.[3]

Siyasî alanda, Selefî âlimler, sufîleri Osmanlı Devleti’nde siyasî statü kazanmaya çalışmakla ve gelenekleri takip etmekle suçlayarak onların yozlaşmasını ve sefahatını eleştirdiler. 19. yüzyılda reformcuların çoğu, Sufîliği dağılmakta olan Osmanlı düzenini destekleyerek İslâm’ın geri kalmasından sorumlu olduğunu iddia ettiler.[4]

Biz Sufîlerin de bu anlaşmazlıkta sessiz kalmadıklarını varsayabiliriz. Örneğin, Kâdiriyye tarikatından Yusuf en-Nebhanî (1849-1932), Cemaleddin Afgâni’yi mürted, Muhammed Abduh’u şeytan ve Reşid Rıza’yı günahkâr olarak adlandırmıştır.[5]

    KUZEY AFRİKA REJİMLERİNE KARŞI SUFÎLER VE SELEFÎLER

Bu tartışmanın esas temeli ve tarihinin kısa bir tarifinden sonra biz,  şimdi dikkatimizi Arap Baharı sırasında ve hemen öncesindeki Sufî ve Selefîlerin faaliyetlerine vermeliyiz. Arap Baharı’ndan önce Sufîler Kuzey Afrika rejimleriyle ilgili farklı görüşlere sahiptiler. Mısır’da Sufîler Mübarek’in politikalarıyla yakından ilgilendiler ve Ulusal Demokratik Parti’ye verdikleri destek sayesinde onlar milli kimya sanayisinde hisse ve mülkiyet sahipliği gibi pek çok kazançlar elde ettiler. Ezher ve Din İşleri Başkanlığı üzerindeki nüfuzlarını artırdılar. Ezher’in mevcut şeyhi (üniversitenin rektörü) Ahmed et-Tayyib’in de Yukarı Mısır’dan bir sufî şeyh soyundan geldiğini zikretmeye değerdir.[6] Son zamanlarda o, Dünya Sufî Birliği’nin kurulması için desteğini ifade etti. Şu anki Mısır’ın Baş Müftüsü ve kıdemli Ezher âlimi Ali Cuma da çok saygı duyulan bir sufî üstaddır.[7]

Libya’da ise bazı şeyler ters gitti. Albay Muammer el-Kaddafî döneminden önce Libya, Senusî tarikatının çok önemli bir merkezi ve odak noktası olarak görülebilir.[8] Bu sufî tarikat büyük ölçüde siyasîleşmiş ve Kuzey Afrika’da sömürge güçlere karşı yapılan mücadelede çok önemli bir rol oynamıştı. Bazı bilim adamları bile bu tarikatın faaliyetleri sayesinde Sirenayka, Trablusgarp ve Fizan’ın birleşmesinin mümkün olduğunu düşünmüşlerdir. Libya’nın son ve tek kralı Muhammed İdris b. Muhammed el-Mehdi es-Senûsî de meşhur bir sufî şeyh idi. 1969’daki askerî darbeden sonra sufî uygulamalar, önceki kral ev hapsinde tutulan kralın halefi Hasan er-Rıza es-Senûsî’yle olan bağları sebebiyle yasaklandı.[9] Bu durum Arap Baharı’ndan kısa bir süre önce, Kaddafî’nin büyük bir ihtimalle artan Selefî/İhvan-ı Müslimîn etkisini zayıflatmak amacıyla sufîleri desteklemeye başladığı zaman değişti. O, sufî yanlısı konferanslara bile ev sahipliği yapıyordu. Bunların sonuncusu, Şubat 2011’de devrim başlamadan kısa bir süre önce gerçekleşmişti.[10]

Sufîlik Tunus’un dinî ve kültürel kimliğinin oluşumunda da her zaman önemli bir rol oynamıştır. Bu ülkedeki en fazla etkili olan tarikatlar arasında Kâdiriyye, Ticâniyye, Şâzeliyye, Medeniyye ve Şabiyye vardır. Zeyne’l-Abidîn b. Ali’nin yönetimi esnasında Tunus’taki sufîler, kayda değer önemli bir rol oynamadılar. Onlar ne rejime karşı idiler ne de rejimi destekliyorlardı. Sufî zaviyeler daha çok manevî gelişime odaklandı ve siyasete karışmadılar. Burda söylenmesi gereken başka bir şey de, Tunus’taki sufî türbe ve anıt mezarların devlet finansmanıyla desteklenmiş olmasıdır.[11]

Tunus, Libya ve Mısır’daki Selefîler, Arap Baharı’ndan önce çok aktif değillerdi. Mısır’daki en büyük Selefî hareket olan Ensâru’s-Sünneti’l-Muhammediyye[12], 1926’da kurulmuş olup apolitik kalmıştır ve sadece dinle ilgili nötr meselelere ve Selefî programın tipik unsurları olarak görülebilen şeylere odaklanmayı tercih etmiştir.[13] Aslında, devrim öncesi dönemde Ensâru’s-Sünne resmi olarak devlet tarafından faaliyetlerine izin verilmişti ve hükümete karşı silahlı eylemin kullanılmasını sert bir şekilde reddeden bir görüşü desteklemekteydi[14]

1970’lerden itibaren biz Mısır’daki faal Selefî merkezlerin karakteristik bölgesel dağılımını gözlemleyebiliriz. Eylemci Selefî hareketin teşkilatlanması, İskenderiyye (ed-Da‘ve ve’s-Selefîyye[15] ismi altında teşkilatlanan Selefî hareket, daha sonra Selefî Okul[16] olarak bilinir) ve Kahire’nin komşusu Şübre gibi şehirlerde veya bölgelerde önemli bir rol oynaması dikkat çekmektedir.[17]

Libya’daki Selefî akım ise 1960’larda başlamıştır. Diğer ülkelerde olduğu gibi, kuruluşundan itibaren çok farklı manzaralar ve bakış açıları ortaya koymuştur. Cihâdi olmayan Selefîlik hareketi, statükocu/apolitik/bilimsel Selefîlik ve siyasî/reformcu Selefîlik olmak üzere iki alt akıma bölünmüştür. Suûdlu teologlarla bağlarına rağmen, statükocu Selefîlik, Kaddafî yönetimi altında halk arasında varlığını devam ettirebildi. Bu (grup) rejimin meşruluğunu zayıflatmadı ve hatta onu destekledi.[18]

Bin Ali’nin Tunus’undaki Selefîler, ülkeyi terk etmeye zorlandılar ve onun döneminde etkili Selefî örgütler oluşmadı. Ülkede sınırlı bir etkiye sahip olan tek teşkilat ise, İslâmî Eğilim Hareketi (Fransızcası: Mouvement de la Tendance Islamique – MTI, şu anki en-Nahda) idi. Bütün önemli Selefî vâizler ülkeyi terk etmeye zorlandılar. Tunus Hükümeti sadece sınırlı bir sayıdaki apolitik dinî tavır sergileyen “literal” Selefîlere[19] tolerans gösterdi. Yıllarca sürgünde yaşayan Tunuslu Selefî âlimler, pek çok Suûdî teşkilatlardan faydalandılar ve Batı Avrupa camilerindeki şiddeti ve Selefîliğin sömürge karşıtı versiyonunu teşvik eden âlimlerle irtibat halinde idiler.[20]

    DEVRİMLER ESNASINDA SUFÎLER VE SELEFÎLER

Arap Baharı esnasında her iki grup çoğu durumda pasifti. Bir keresinde Libya’daki gösteriler esnasında sufîlikle alâkalı olabilecek semboller ve (Senûsiyye tarikatının bir lideri olan) Kral İdris’in posterleri sadece Sirenayka’da kullanıldı.[21]

Mısır’da sufî şeyh, aynı zamanda Ezher şeyhliğini de elinde tutan Ahmed et-Tayyîb, protestolar başladığında “gösterilere son verilmesi ve kan dökülmesinin engellenmesi” çağrısında bulundu.[22]

Bazı Selefî şeyhler, Ortadoğu rejimlerini devirmek niyetinde olan hareketleri daha açık bir şekilde kınayarak daha da ileri gittiler. Onlar, bütün gücün Allah’tan geldiği görüşünü destekleyerek protestoları İslâm devletine karşı yapılan izinsiz “isyan” eylemi olarak gördüler.[23] Bu görüş, yıllarca devletin güvenlik güçleri tarafından baskı altında tutulan İskenderiye’deki Selefîler tarafından bile yayılmıştır. Devrimden kısa bir süre önce, Aralık 2010’da bir Selefî vaiz Lütfi Amir Muhammed el-Baradey’in Hüsnü Mübarek’in eleştirisini kınayan ve onu “Mübarek rejimine karşı sivil isyanı kışkırtmak”la suçlayan bir fetva yayımladı.[24] Selefîlerin en meşhur vaizlerinden biri olan Şeyh Yâsir Burhâmî, “Arabic Salaf Voice” adındaki web sitesinde gösterilerin illegal yapısının olduğunu teyit eden bir fetva yayımladı.[25] Delta’daki Damanhur’da Selefîler şehrin her yerine “Yöneticiye karşı isyana hayır” sloganını boyadılar. Diğer Mısırlı Selefî alim Mustafa el-Adevî protestolar şiddetlendiğinde, Mısır devlet televizyonunda 4 Şubat günü, Müslüman kanının dökülmemesi için Tahrir Meydanı’ndakilere evlerine dönmeleri konusunda çağrıda bulundu. O, diğer Müslümanlarla yapılan savaşta ölenlerin şehit olarak ölmeyeceklerini belirtti.[26] 10 Şubat 2011 tarihinde Ensârü’s-sünne, Mübarek’e karşı gösterilere katılmanın caiz olduğunu belirten bir fetva yayımladı. Bu fetva, “Allah’ın şeriatıyla yöneten, Müslümanlar arasında namaz kılan ve açıkça sadakatsizlik göstermeyen Müslüman bir yöneticiye karşı isyan etme, Ehl-i Sünnet’e göre, yönetici yasağı çiğnese ve adaletsiz davransa bile bu (isyan) caiz olmaz.” hükmünü vermekteydi.[27]

Sözü edilen Mısırlı Selefiler’de olduğu gibi, “Statükocu Selefîlik” olarak isimlendirilen Selefîliği temsil eden Libyalı şeyhler, başlangıçta Libya devrimine karşıydılar. Şubat-Ağustos 2011 arasında bazıları, televizyonda ve radyoda devrimcileri gayrimeşrû ilan edip rejime dinî meşruluk sağlayan demeçler vererek Kaddafi yanlısı bir propaganda için kullanıldılar.[28]

    ARAP BAHARI SONRASINDA SUFÎLER VE SELEFÎLER

Arap Baharı sonrasında Sufî-Selefî çatışması daha da şiddetlendi. Daha önceleri yazılı ve sözlü olarak yapılan mücadele, çok sayıdaki sufî zaviyenin yıkılmasıyla birlikte gerçek bir çatışmaya dönüştü. Bu değişikliklerin ana sebebi, Selefî-cihâdî olarak isimlendirilen grupların güçlendirilmesiydi. Onlar burada ele alınan bütün ülkelerde mevcuttular ve çok aktiftiler.

Tunus’ta biz Selefî-cihâdî ideolojiden etkilenen pek çok örnek grup bulabiliriz.[29] Bu hareket büyük ölçüde Bin Ali’nin ülkeyi terk etmesinden sonra[30] hapishanelerden salıverilen eski mahkûmlar ile Batı Avrupa’dan sürgünden dönen pek çok cihâdî ve literal Selefîler tarafından desteklendi.

En büyük Selefî-cihâdî teşkilatın manevî lideri, Afganistan’daki Kuzey İttifakı’nın lideri olan Ahmed Şah Mesud’a yapılan suikasttan sorumlu tutulan Tunuslu Muharebe Grubu’nun eski lideri olan ve Ebû Iyaz et-Tunûsî olarak bilinen Seyfullah b. Hüseyin’dir. O, Tunus’ta Ensâru’ş-Şerî‘a’yı kurmuştu.[31] Bu teşkilatın ve aynı ideolojiyi paylaşan diğer pek çok küçük grubun faaliyeti, Sufî ibadet yerlerine karşı benzeri görülmemiş sayıda eyleme sebep oldu. Bin Ali devrildikten sonra en azından bu tür 38 yer (türbe yapısı) tahrip edildi. Onlar arasında, Bardo’daki Sidi el-Kâsım, Sidi Assila, Manastır’daki Sidi el-Muharib, Tataoine’deki Sidi Yakup. Kayravan’daki Sufi Anıtmezar, Menzel Bouzelfa’daki Sidi Abdullah el-Ghrivî, Manuba’daki Seyyide Ayşe Manuba, el-Hamma’daki Sidi Ali b. Salim, Douz’daki Sidi Muhammed el-Gavs, Menzel Abdurrahman’daki Sidi Ali Hakanî, La Marsa’daki Sidi Abdülaziz el-Mehdi, Sidi Ebû Said’deki Sidi Ebû Said el-Bicî, Akouda’daki Sidi Ourfelli vardı.[32] Bu Selefîler aynı zamanda Kayravan’da düzenlenen sufî festivalinde de karışıklıklara sebep oldular.[33]

Libya’daki Selefî teşkilatların büyük çoğunluğu, apolitiktir ve “cihadî” Selefî olarak görülebilir.[34] En aktifi, büyük ihtimalle Bingazi’de 2012 yılında Amerikan Konsolosluğu’na yapılan saldırıdan sorumlu tutulan Kâtibâtu Ensâri’ş-Şerî‘a’dır. Bu hareket, Muhammed ez-Zahavî tarafından yönetilmekteydi. Bu teşkilât, İhvân-ı Müslimin’in sosyal programını model almakta ve üyeleri yaşlılara yiyecek hazırlama, hastanelerde hastalara yardımcı olma ve şehirlerdeki düzeni koruma gibi faaliyetler yürütmekteydiler.[35]

Bir başka oldukça aktif olan Selefî grup ise Derna’daki (eski Guantanamo mahkumu olan) Ebû Süfyân b. Kûmî tarafından yönetilen Ensâru’ş-Şerî‘a idi.[36] Son gelişmelerden sonra bu grubun üyeleri Derna’daki merkezlerini kapattılar ve şehri terk ettiler.[37]

Bingazi’deki Ensâru’ş-Şerî‘a’dan Selefîler ve Selefî ideolojiden ilham alan diğer küçük gruplar, Bingazi, Mistrate ve Zliten’deki sufî camilere ve türbelere karşı yapılan çok sayıdaki saldıradan sorumluydular.[38] Onlar, Tripoli şehir merkezinde bulunan ve 50’den fazla sufî türbeyi ihtiva eden Şahab Camiî’nin üzerinden buldozerle geçtiler. Zliten’deki Sidi Abdü’s-Selam el-Esmer türbesini buldozerler, patlayıcılar ve kaya deliciler kullanarak kundaklayıp yıktılar.[39] Bunun yanında onlar Bingazi’nin yakınındaki Sidi el-Lafî anıtmezarına da saldırdılar. Tripoli’de sadece anıtmezarları kundaklamadılar, aynı zamanda zaviyeyi de Selefî bir camiye dönüştürdüler. Son örnek, önemli bir bulgu niteliğindedir ve Selefî eylemlerindeki yeni eğilimi göstermekteydi. Selefîler görünüşte İslâm’ın saf versiyonunu savunarak İslâm’ın Kuzey Afrika’daki görünen yüzünü değiştirmeye çalışıyorlardı. Bu açıkça camileri ele geçirme faaliyeti, onların stratejilerindeki araçlardan birisi olarak düşünülebilir.

Mısır’da Cihâdî Selefîler, 2012 Kasım’ında Ahmed Aşhuş tarafından kurulan el-Taliahu’s-Selefîyyeti’l-Mücâhidiyye Ensâru’ş-Şerî‘a, 2013 yılında kurulan Ensâru’ş-Şerî‘a, Sina yarımadasında faaliyet gösteren Tevhîd ve’l-Cihad ve Tekfîr ve’l-Hicre[40] tarafından temsil edilir. Sözü edilen bu gruplar Mübarek görevinden uzaklaştırıldıktan sonra çok sayıda İslâmcı’nın Mısır hapishanelerinden salındığında ortaya çıkmıştı. Bu teşkilatların sözde başkanı, el-Kâide lideri Eymen’in kardeşi Muhammed ez-Zevâhirî’dir. Bu grupların temel amacı şeriatı uygulamak ve şirkle mücadele etmektir. Sonuçta, Mısır’da en azından 20 sufî ibadethanesi kundaklandı ve yağmalandı;[41] bilhassa, asgari 36 sufî grubun bulunduğu İskenderiyye’de Selefîler pek çok ibadethaneye karşı saygısızlık yapmışlardır. Onların arasında meşhur bir tarikatın kurucusu olan Şeyh Ebû’l-Hasan eş-Şazelî’nin talebesi ve takipçisi Mursî Ebû’l-Abbas’ın türbesi de vardır.[42] Kalyûbiye Valiliği tarafından yönetilen bu bölgedeki Sufî türbeler de saldırıya uğramıştır.

Arap Baharı’ndan sonra biz sadece Cihadî Selefîliğin yükselişini değil, aynı zamanda Selefîlerin politik sürece daha derin bir şekildeki entegre oluşunu gözlemleriz. Selefî siyasî partilerin kuruluşu yeni bir fenomen olmuştur. Bu eşi benzeri görüşmemiş ölçüde Mısır’da gerçekleşmiştir. Kahire yakınlarında bulunan Selefîler el-Fadîle olarak isimlendirilen Mısır’ın ilk Selefî partisini kurdular.[43] Birkaç ay sonra Da‘vetü’s-Selefîyye tarafından yaklaşan parlamento seçimlerinde rekabet edebilmek için el-Nur Partisi kuruldu.[44] Temmuz 2011’de el-Fadîle partisinin başkanı Adil Abdu’l-Maksûd partiyi terk ettiği zaman ve Kahire’nin Aktivist Selefîlerinin desteklediği el-Asala partisini[45] kurduğunda üçüncü selefi parti kurulmuş oldu.[46] Bundan sonra çok vakit geçmeden, Cemaatü’l-İslâmiyye tarafından başka bir siyasî parti olan İnşa ve Kalkınma Partisi (Hizbu’l-Bina ve’t-Tenmiye) kuruldu.[47] 28 Kasım 2011’den 11 Haziran 2012’ye kadar geçen sürede gerçekleştirilen Parlamento seçimlerinde el-Nur Partisi 111 sandalye, Binâ ve’t-Tenmiyye Partisi 13 sandalye, Hizbu’l-Asala Partisi ise 3 sandalye kazandı.[48]

Tunus’ta Selefî siyasî partiler, 23 Ocak 2011 tarihindeki Kurucu Meclis için yapılan genel seçimlerde yarışamadı; çünkü onların hiçbiri seçimlere katılabilecek meşrû parti olarak tanınmadı. Hizbu Cebheti’l-Islâh’il-İslâmiyyi’l-Tunusî (Fransızcası: Front de la Reforme) ise 2012 yılında kuruldu. En-Nahda liderliğindeki geçiş hükümeti ona Mayıs 2012’de resmî yasal statü verdi.[49] Bu partinin lideri Muhammed el-Havceh (Hoca), Tunus Üniversitesi’nin eski bir profesörü idi ve halk arasında çok aktifti. Cebhetü’l-Islah çeşitli gösterilere ve protestolara katıldı. Bunlar arasında Persepolis animasyon filminin yayınlanmasına karşı yapılan gösteriler de vardır.[50]

Tunus’taki diğer siyasî Selefî teşkilat olan Hizbu’t-Tahrîr ise, daha geniş Panislâmcı hareketin bir parçasıdır.[51] Bu hareket, Rıza Belhac tarafından yönetilmektedir. Bu parti, en sonunda Nahda hükümeti üzerinde uygulanan baskıların akabinde, 17 Temmuz 2017 tarihinde resmen tanındı.[52] Parti, ulus-devlet ve demokrasi ilkelerini tanımaz ve hilafet düzenine dayalı bir dünyayı yeniden kurmak ister.[53]

Tunus’un siyaset sahnesindeki üçüncü ve nispeten küçük Selefî partisi, eski bir Nahda militanı olan Şeyh Said el-Cezirî tarafından yönetilen Hizbu’r-Rahme’dir.[54] Parti 30 Temmuz 2012’de yasal statü kazanmıştır. Partinin programı daha çok sosyal hizmetlere odaklanır.

Başka bir siyasî parti de Sfax’ta faaliyet gösteren ve Muhammed Feki tarafından yönetilen Hizbu’r-Refah et-Tunusî (Fransızcası: Parti Tunisien de la Prospérité) adındaki partidir.[55] Parti’ye Eylül 2012’de resmi yasal statü verilmiştir.

Libya’da Selefî akım, İslâmcı Müslüman Kardeşler ve Cemaatü’l-İslâmiyyeti’l-Mukâtile’den daha büyük olmasına rağmen, liderlik ve teşkilatlanma yetersizliği sıkıntısı çekmektedir.[56] Şu an mevcut olan Selefî partiler, el-Vatan ve Ümme el-Vasat Libya’daki 2012 seçiminde fazla destek alamadı. Ümme el-Vasat mecliste sadece bir sandalye kazanırken, el-Vatan ise hiç kazanamadı.[57] Buradan hareketle biz Libya’da siyasî temsilin yokluğunun doğrudan şiddet kullanarak pozisyonunu güvence altına almaya çalışan cihadî Selefî akımın güçlenmesine yol açtığı sonucuna varabiliriz.

Ancak, siyasî Selefîzmin ani yükselişi kendi cemaatlerinin haklarını korumak için siyasî ittifaklar kurmaya başlayan Sufîlerin yeniden ortaya çıkmasına ve güçlenmesine sebep olmuştur. Bu tür ittifaklar kurmak onlar için kolaydır; çünkü -Selefîlerin aksine- Sufî teşkilatlar her zaman daha hiyerarşik ve merkezileşmiş yapılardır.[58] Örneğin Mısır’da Sufîlerin Ezher’le bağlantıları vardı ve halen bağlantıları vardır. Mübarek’in zamanından beri onlar el-Meclisü’l-A‘lâ li’l-Turuki’s-Sûfiyye ve Cebhetü’l-Islahi’s-Sufîyye gibi yarı-şemsiye teşkilatlar altında birleşmişlerdir. Bunlardan ikincisi kısa bir süre içinde liberaller, devrimci gençlik grupları[59] ve Şiî Müslüman azınlıkla ittifak kurmuştur.[60] Onlar aynı zamanda Mısır Kurtuluş Partisi (Tahrîru’l-Mısrî) isimli ilk sufî siyasî partinin kuruluşunu gerçekleştirmişlerdir.[61]

Tunus’ta sufîler Sufî Kardeşler Birliği’nde bir araya geldiler. Bu teşkilat Vehhabileri saldırı suçu işlemekle suçlayarak sufî türbelere karşı yapılan saldırıları sert bir dille kınadı ve defalarca bu alanların korunmasının gerektiğini savundu. Bazı iyi teşkilatlanma sayesinde onlar, Selefîler tarafından kundaklanan kültürel miras alanlarını korumak için uluslararası toplumu (örneğin UNESCO) harekete geçirebildiler.[62] Mısır’dakilerin aksine Tunus’taki Sufîler siyasî bir parti kurmadılar.

Libya’da da sufî siyasî temsilin eksikliği vardır. Ancak yerel toplumlar (sadece Sufîler değil) Selefîler tarafından tahrip edilen sufî türbeleri yeniden inşa etmeye çalışıyorlar ve bu tür yerleri sosyal ve kültürel mirasın önemli unsurları olarak görüyorlar.[63]

    SONUÇ

Her iki grubun farklı yönlerinin analizi, bizim Sufîliğin uzun bir gelenekle gelen hiyerarşik yapısı ve yeni siyasî birleşmeler sayesinde Kuzey Afrika’daki rolünü koruyacağı sonucuna varmamızı sağlar. Görünüşte karizmatik liderlikten yoksun ve dağınık olan Selefîlik ise, sadece belirli bölgelerde, özellikle de Güney Tunus, Libya’nın Sirenayka bölgesi ve Kuzey Mısır’daki daha muhafazakâr olan fakir yerlerde varlığını sürdürmektedir.

Mısır, Tunus ve Libya’daki son gelişmeler de Selefî hareketi etkileyecek ve ayrıca onun siyaset sahnesindeki etkisini zayıflatabilecektir. Siyasî Selefîliğin başarısızlıkları genellikle cihadî Selefîliğin daha da radikalleşmesine yol açmıştır. Bu durumda, Selefîler büyük bir ihtimalle Sufîlere ve onların ibadet yerlerine karşı doğrudan güç/şiddet uygulayarak çatışma planlarını uygulamaya devam edeceklerdir.

Selefîlerin aksine, Sufîler Arap Baharı sonrasında hükümetler üzerinde etkilerini güçlendirecek ve kendilerine avantaj sağlayacak siyasî ittifaklar kurmada (örneğin azınlıklarla) daha esnek görünmektedirler. Neredeyse tüm Kuzey Afrika ülkelerinin uzun bir Sufî metafizik tarihine/geleneğine sahip olduğunu zikretmek kayda değer bir husustur. Sufî kutsal mekânları düzenli olarak ziyaret eden çok sayıda insan vardır ve onlar Sufizmi kültürel miraslarının bir parçası olarak görürler. Onların Selefî ideolojiden etkilenmesi ve Sufîlere karşı yapılan eylemleri desteklemeleri beklenmemelidir.

Sonuç olarak Mısır, Tunus ve Libya’daki Sufî-Selefî ilişkileri, Hasan el-Turabi’nin karizmatik kişiliğinin çatışmayı daha fazla tırmandırmadan ilişkileri normalleştirdiği Sudan örneğini takip etmeyecektir.[64] Büyük bir ihtimalle biz, gelecekte Sufîlere ve onların türbelerine karşı yapılacak birçok eyleme şahit olacağız.


KAYNAKÇA

[1]John L. Esposito, “Salafi”, The Oxford Dictionary of Islam, Oxford Islamic Studies Online, http://www.oxfordislamicstudies.com/ article/opr/t125/e2072 (erişim: 27.02.2013); Stephen Schwartz, The Other Islam, New York, 2008, p. 134. 19. yüzyıl modernistlerinin kendilerini Selefîler (Bu terim, Hz. Peygamber’in varisleri ve ashabına atfedilir.) olarak isimlendirirler. Fakat bazı modern Selefilerin ilk dönem Selefiyye hareketine karşı olduklarının belirtilmesi gerekir ve onlar Muhammed Abduh, Reşid Rıza ve Cemaleddin Afganî tarafından ortaya atılan görüşleri de sapma olarak tanımlamışlardır.

[2]Richard Martin, Encyclopedia of Islam and the Muslim World, USA: Thompson Gale, volume: 2, 2004, s p. 597.

[3]Alexander Knysch, “Contextualizing the Salafi-Sufi Conflict (From the Northern Caucasus to Hadramawt)”, Middle East Studies, volume: 43, issue: 4, 2007, p.504; Mogamat Adams, A Salafi Critique of the Sufi Concept of Wilâya (Sainthood) an Annotated Translation, with Critical Introduction of Muhammad b.Alî al­Shawkânî’s Qatru’l­walî alâ hadîth al­walî (The Later Clarification on the Tradition of the Walî), Western Cape Üniversitesi’nde M. Phil derecesi için gerekli şartları yerine getirerek hazırlanan (Arapça) tez, Kasım 2006; Quintan Wiktorowicz, “Anatomy of the Salafi Movement”, Studies in Conflict and Terrorism, volume: 29, issue: 3, 2006, p. 209.

[4]Schwartz, The Other Islam, p.134.

[5]Amal Ghazal, “Sufism, Ijtihad and Modernity: Yusuf al-Nabhani in the Age of Abd al-Hamid II”, Archivum Ottomanicum, volume: 19, 2001, p. 264-269.

[6]“Risks to Al-Azhar?”, http://weekly.ahram.org.eg/News/3403/32/Risks-to-Al-Azhar-.aspx (erişim: 10.10.2013).

[7]Jonathan Brown, “Salafis and Sufis in Egypt”, The Carnegie Papers, Middle East, Aralık 2011; A. Maged, “Salafis vs Sufis”, Al-Ahram Weekly, issue no: 1071, November 3-9, 2011;http://weekly.ahram.org.eg/2011/1071/eg4.htm (erişim: 1.03.2013).

[8]Yousef Bennaji, Ghulam Shams-ur-Rehman, “Neo-Sufism: A Case Study of the Sanusiyah Order of North Africa and Sahara”, Pakistan Journal of History and Culture, 2011, volume: 32, issue: 1, p. 51-77;  Edward Evan Evans-Pritchard, The Sanusi of Cyrenaica, 1949, tekrar baskısı 1963.

[9]“Gaddafi and the Libyan Crown Prince”, http://www.libyanconstitutional union.net/Gu2ndApril1992.htm (erişim: 01.03.2013).

[10]T.R. Furnish, “Sufis v. Salafis: Winning Friends and Interdicting Enemies in Islamic Africa”, RIMA Policy Papers, volume: 1, issue: 1, 2013.

[11]“Tunisia’s National Memory of Sufism: From Its Origins to the Present Destruction of Ancient Shrines”, http://www.tunisia-live.net/2013/03/21/tunisias-national-memory-of-sufism-from-its-origins-to-the-present-destruction-of-ancient-shrines/#sthash.50FP3EpT.dpuf (erişim:1.11.2013).

[12]Stéphane Lacroix, “Sheikhs and Politicians. Inside the New Egyptian Salafism”, Brookings Doha Center, Policy Briefing, June 2012, p. 1.

[13]Selahaddin Hassan, Kharitat al-taiyarat al-salafiyya fi Misr [A Map of the Salafi Movement in Egypt], Part 1, 2011, http://www.nokhbah.net/vb/showthread.php?t=9288 (erişim: 1.11.2013).

[14]Daniel A. Boehmer, James P. Murphy, “The Politicization of the Egyptian Salafiyya: Principled Participation and Islamist Competition in the Post-Mubarak Era”, IMES Capstone Paper Series, May 2012; “Salafi Groups in Egypt”, Islamopedia Online, http://www.islamopediaonline.org/countryprofile/ egypt/Salafists/Salafi-groups-egypt (erişim: 1.10.2013).

[15]Lacroix, “Sheikhs…”, p.3. Bu grubun kurucularından biri, şuan Mısır-Selefi harekette öne çıkan şahsiyetlerinden biri olup Da’vetü’s-Selefiyye’nin başkan yardımcısı olan Yasir Burhami’dir.

[16]Bu grup tarafından kullanılan temel araçlar, Furkan Enstitüsü olarak bilinen eğitim kurumu, Savtu’t-Da’ve isimli dergi ve sosyal medya ağıdır.

[17]Bu bölgede devrimden kısa bir süre sonra ilk Selefi parti -el-Fadîle- kurulmuştur.

[18]Omar Ashour, “Libyan Islamists Unpacked. Rise, Transformation and Future”, Brookings Doha Center, Policy Briefing, May 2012, p. 3.

[19]“Tunisia: Violence and the Salafi Challenge”, Middle East/North Africa Report, No. 137, 13 February 2013, p. 11.

[20]Stefano M. Torelli, Fabio Merone, Francesco Cavatorta, “Salafism in Tunisia: Challenges and Opportunities for Democratization”, Midde East Policy, volume: 19, issue: 4, 2012, pp. 140-154.

[21]“Libya’s Monarchist Flag: A Symbol of Anti-Gathafi Protest”, http://www.middle -eastonline.com/english /?id=44543 (erişim: 12.02.2013); “The Sufi Foundation of Libya’s Revolution”, http://www.huffingtonpost.com/stephen-schwartz/sufis-in-the-libyan-revolution_b_933611.html (erişim: 22.02.2013).

[22]“Risks to Al-Azhar…”

[23]Selefîler görüşlerini ortaçağ İslâm düşünürlerinden İbn Teymiyye tarafından verilen “Adaletsiz 70 yıllık bir yönetim yönetimsiz bir günden daha iyidir.” şeklindeki bir fetva üzerine temellendirirler. Onlar kötü bir Sünni yöneticinin fitneden (kaos) daha iyi olduğunu düşünmektedir. Karşılaştırma için bkz. George Moyser (ed.), Politics and Religion in the Modern World, Routledge, London/New York:  1991, p. 109.

[24]Brown, “Salafis”, p. 5.

[25]Hossam Tammam – Patrick Haenni, “Islam in the Insurrection?”, Al-Ahram Weekly, March 9, 2011, http://weekly.ahram.org.eg/2011/1037/sc70.htm (erişim: 01.02.2013).

[26]Brown, “Salafis”, p. 6.

[27]“Salafi Groups in Egypt”, http://www.islamopediaonline.org/country-profile/egypt/Salafists/Salafi-groups-egypt?page=223 (erişim: 1.11.2013).

[28]Ashour, “Libyan…”, p. 3.

[29]Sidi Bouzid, “Le salafisme d’aujourd’hui”, http://www.tunisiensdumonde.com/…/qui-sont-lessalafi; http://www.gatestoneinstitute.org/2972/tunisian-salafists (erişim: 12.02.2013).

[30]Özel Müdahale Birliği’ndeki (Brigade d’intervention spéciale) kıdemli bir subaya göre “Aralarında Afganistan, Irak, Yemen ve Somali’de savaşan 300 Selefînin de bulunduğu 1200 Selefi, hapisten çıkmıştır. Bu bilgi, “Crisis Group”da yer alan kıdemli özel müdahale tugay subayı ile yapılan röportaja dayanmaktadır. Tunus, Ağustos 2012, “Tunisia: Violence…” adlı yazıda yayımlanmıştır, s.14.

[31]“Who Are Tunisia Salafis?”, The Middle East Chanel, Foreign Policy, http://mideast.foreign policy.com/ posts/2012/09/28/who_are_tunisia_s_salafis (erişim: 10.02.2013); “Don’t Push Them Underground”, The Economist, http://www.economist.com/node/21563307 (erişim:3.03.2013); “Planting the Seeds of Tunisia’s Ansaral-Sharia”,http://mideast.foreignpolicy.com/posts/2012/09/27/planting_the_seeds_of_ tunisias_ansar_al_sharia (erişim: 10.01.2013); “Tunisia’s Student Salafis”, http://mideast.foreignpolicy.com/posts/2012/01/06/tunisias_student_salafis (erişim: 10.01.2013); A.Y. Zelin, V. Sakthivel, “Tunisia Designates Ansar al-Sharia”, http://www.washingtoninstitute.org/policy-analysis/view/tunisia-designates-ansar-al-sharia (erişim: 1.10.2013).

[32]“Salafist Arsonists Target Tunisian Heritage Sites”, http://www.Salafist ArsonistsTarget TunisianHeritage Sites – Al-Monitor the Pulse of the Middle East.htm (erişim: 10.10.2013); “Tunisia Sufi Shrine Attacks Continue”, http://www.magharebia.com/cocoon/awi/xhtml1/en_GB/features /awi/newsbriefs/ general /2013/01/29/newsbrief-02 (erişim:1.02.2013); “Tunisian Salafists Destroy More Sufi Shrines”, http://www.magharebia.com/cocoon/awi/xhtml1/ en_GB /features/awi/newsbriefs/general/2013/02/04/newsbrief-02 (erişim:5.02.2013).

[33]“Tunisia Salafists Halt Iranian Concert at Sufi Festival”, The Daily Star, August 17, 2012, p.16.

[34]Selefî cihâdi grup şiddetin kullanımını destekler.

[35]A.Y. Zelin, “Know Your Ansar al-Sharia”,  http://www.washingtoninstitute.org/policy-analysis/view/know-your-ansar-al-sharia (erişim: 10.12.2013).

[36]Aynı yer.

[37]“Derna Expels Ansar al-Sharia”, http://magharebia.com/en_GB/articles/awi/newsbriefs/ general/2013/12/04/ newsbrief-01 (erişim: 02.01.2014).

[38]“Freed from Gaddafi, Libyan Sufis Face Violent Islamists”, http://www.reuters.com/article/2012/02/01/us-libya-sufis-idUSTRE8101LA20120201 (erişim:14.02.2013); “Libya Officials Seem Helpless as Sufi Shrines Are Vandalized”, http://www.nytimes.com/2012/08/29/ world/africa/in-libya-extremists-vandalize-sufi-shrines-with-impunity.html?_r=0 (erişim: 15.02.2013);“Extremists Demolish Libya’s Shrines Using Bulldozers, Explosives”, http://observers. france24.com/content/20120829-extremists-demolish-libya-shrines-using-bulldozers-explosives-libya-mausoleum-zlitentripoli-video-salafists (erişim: 1.03.2013).

[39]“Lahzha tafjeer dharih wa masjid al-shaikh Abd al-Salam Al-Asmar”, http://www.youtube.com/watch?v =wnlRVKVuo7M&feature=player_embedded (erişim: 1.10.2013).

[40]“The Jihadist Threat in Egypt.s Sinai”, http://www.al-monitor.com/pulse/originals/2013/07/ jihad-threat-egypt-sinai.html# (erişim: 1.12.2013); A.Y. Zelin, “Jihadists on the Nile: The Return of Old Players”, http://www.washingtoninstitute.org/policy-analysis/view/jihadists-on-the-nile-the-return-of-old-players (erişim: 1.10.2013); “Ansar al-Sharia Egypt releases founding statement”, http://www.longwarjournal.org/archives/2012/11/_defending_al_qaeda.php (erişim: 1.10.2013).

[41]“Sufi Sheikh Warns of Sectarian War with Salafis”, Al-Masry Al-Youm, April 5, 2011, http:// www.egyptindependent.com/news/sufi-sheikh-warns-sectarian-war-salafis (erişim: 1.02.2013);“Egyptian Extremism Sees Salafis Attacking Sufi Mosques”, The Guardian, April 11, 2011, http://www. guardian.co.uk/commentisfree/belief/2011/apr/11/salafis-attack-sufi-mosques (erişim:1.02.2013).

[42]Victor Danner, “The Shadhiliyyah and North African Sufism”, Islamic Spirituality: Manifestations (ed: Seyyed Hosseyn Nasr), SCM Press, London 1997, p. 28-29.

[43] “Al-Fadila Party”, http://www.islamopediaonline.org/country-profile/egypt/muslim-political-parties/al-fadila-party (erişim:1.11.2013).

[44] “Al-Nour Party”, http://www.islamopediaonline.org/country-profile/egypt/muslim-political-parties/al-nour-party (erişim 01.11.2013); “The Rise and Fall of the Salafi al-Nour Party in Egypt”, http://www.jadaliyya.com/pages/index/15113/the-rise-and-fall-of-the-salafi-al-nour-partyin-en(erişim: 20.11.2013).

[45] “Al-Asala (Authenticity Party)”, http://egyptelections.carnegieendowment.org/2011/09/20/al-asala-authenticity-party (erişim: 1.04.2013).

[46]Boehmer, Murphy, “The Politicization…”, p. 31.

[47]“Al-Banna wa al-Tanmiyya (Building and Development Party)”,http://egyptelections. carnegieendowment.org/2011/09/20/al-banna%E2%80%99-wa-al-tanmiyya-building-anddevelopment-party (erişim: 1.04.2013).

[48]Lacroix, “Sheikhs…”, p.1.

[49]“Tunisia Licenses First Islamists Salafi Party”, http://www.reuter.com/article/2012/05/11 (erişim: 20.02.2013); S.M. Torelli, F. Merone, F. Cavatorta, “Salafism in Tunisia: Challenges and Opportunities for Democratization”, http://www.mepc.org/journal/middle-east-policy-archives/salafism-tunisia-challenges-and-opportunities-democratization (erişim: 10.01.2013).

[50]Aaron Y. Zelin, “Who Is Jabhat al-Islah?”, http://carnegieendowment.org/2012/07/18/who-is-jabhat-al-islah/cuxr (erişim: 1.10.2013); D. Goodman, “Tunisian Islamists Riot over Animated Film about Iran”, http://thelede.blogs.nytimes.com/2011/10/10/tunisian-İslâmists-riot-over-animated-filmabout-iran/?_r=0 (erişim: 1.03.2013).

[51]Bu parti Panislâmcı bir karaktere sahiptir ve birçok ülkede yasaklanmıştır.

[52]“Tunisia Legalizes Second Hardline Islamist Group Hizb Al-Tahrir”, http://english.ahram.org.eg/ NewsContent/2/8/48066/World/Region/Tunisia-legalises-second-hardline-Islamist-group-H.aspx (erişim: 1.11.2013).

[53]“Hizb ut-Tahrir”, http://www.hizb-ut-tahrir.org/(erişim: 1.10.2013).

[54]“Tunisia…”, p. 21.

[55]Journal officiel de la République tunisienne . Annonces légales, réglementaires et judiciaires, No. 111, Novembre 3, 2012; “Hizb Al-Rahma lors de sa première rencontre avec la presse: la Tunisie a besoin d.un gouvernement qui tienne ses promesses”, Attounissia, 31 Temmuz 2012, http://www. attounissia.com.tn/ details_article. php?t=41& a=65352 (erişim: 1.12.2013).

[56]Ashour, “Libyan…”, p.3.

[57]“The Wrath of Libya’s Salafis”,http://carnegieendowment.org/sada/2012/09/12/wrath-of-libya-s-salafis/dtdn (erişim: 1.10.2013).

[58]Danner, “The Shadhiliyyah…”, p. 28-29; Leonor Fernandes, The Evolution of a Sufi Institution in Mamluk Egypt: The Khanqah, K. Schwarz, Berlin 1988.

[59]“Aided by New Alliance, Sufis Plan Election Strategy”, http://www.egyptindependent.com/news/aided-new-alliance-sufis-plan-election-strategy#sthash. 7FnqMBFv.dpuf (erişim: 27.02.2013).

[60]“Egyptian Extremism Sees Salafis Attacking Sufi Mosques”,http://www.theguardian.com/ commentisfree/belief/2011/apr/11/salafis-attack-sufi-mosques (erişim:1.04.2013).

[61]Brown, “Salafis…”, p.12; “Hizb al-Tahrir al-Masry”, http://www.hizbaltahriralmasry.org;http://www.facebook.com/HizbalTahriralMisry (erişim: 27.02.2013). Parti farklı tarikatların pek çok önde gelen sufi şeyhlerinin (örneğin, Azamiyye’den Muhammed Alau’d-Din Ebû’l-Azayim) desteğini almıştır. Sufi eğilimli olmasına rağmen, Mısır Özgürlük Partisi siyasi programında partinin tüm Mısırlılara eşit vatandaşlık, insan hakları, çoğulculuk ve temel özgürlükleri sağlamak için mücadele etmek üzere kurulduğunu vurgulamıştır.

[62]“Tunisia to Secure Sufi Shrines”,http://magharebia.com/en_GB/articles/awi/features/2013/01/30/feature-01 (erişim: 1.02.2013).

[63]“Libyans Try to Rebuild Community after Holy Sufi Site Destroyed”,http://observers.france24.com/ content/20130401-libyans-rebuild-explosion-sufi-mausoleum (erişim: 01.10.2013).

[64]Rüdiger Seesemann, “Between Sufism and Islamism: The Tijaniyya and Islamist Rule in the Sudan”, Sufism and Politics. The Power of Spirituality (ed: Paul L. Heck), Markus Wiener Publishers, Princeton 2007, p. 23-58.