The Message of the Qur’ân’ın Türkçe Çevirisi (Kur’an Mesajı)’nin Eleştirisi

The Message of the Qur’ân’ın Türkçe Çevirisi (Kur’an Mesajı)’nin Eleştirisi

Cilt/Sayı

2010 21. cilt – 3. sayı

Yazar

Dr. İsmail ÇALIŞKANa

aTemel İslam Bilimleri Bölümü, Tefsir AD, Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Sivas

Öz

The Message of the Qur’ân 1982 yılında İngilizce olarak yayınlandıktan kısa zaman sonra bir çok dile çevrildi. Farklı dillerdeki çevirilerin defalarca baskı yapması onun gördüğü itibarın göstergesidir. The Message of the Qur’ân 1994 yılında Türkçe’ye Kur’an Mesajı adıyla aktarıldıktan sonra birkaç baskı yaptı. Eserde akıcı ve anlaşılır bir Türkçe’ni hakim oluşunun bunda etkili olduğu da dile getirilmektedir. Ancak şu ana kadar eserin Türkçe çevirisini eleştirel açıdan değerlendiren bir araştırma yayınlanmadı. İşte biz bu makalede adı geçen meal-tefsirin iki mütercim tarafından yapılan Türkçe çevirisi (Kur’an Mesajı)’nin eleştirisini yapmayı istedik. Meal ve tefsirlerin Türkçeye tercüme edilmesi bütün zorluklarıyla beraber yeni bir meal ve tefsir çalışması kadar zorlu bir faaliyeti gerektirir. Kur’an Mesajı adlı çeviride bu gayretin gösterildiği aşikârdır. Bu bakımdan o, Türkçedeki meal ve tefsir literatürüne özgün bir katkı olmuştur. Elbette bunda müellif kadar olmasa da mütercimlerin şahsi payı büyüktür. Eserde mütercimler serbest çeviriyi esas almıştır. Bu uygulamada bazı sorunlar gözükmektedir: (a) Çevirinin, çalışmanın (The Message of the Qur’ân) orijinal metninin kavramsal sistemi ve anlatım üslubu ile uyuşmaması, (b) iki çevirmenin üslubunda uyum sorunun olması. Bu çeviri Kur’an çalışmaları açısından iyi bir tecrübe olmakla birlikte kendi sorunlarını da beraberinde getirmiştir. Çalışmamızda Türkçe çevirilerin geneli için önemli olduğunu düşündüğümüz bu olguyu eleştirel açıdan ele aldık. Maksadımızı daha iyi anlatabilmek için mümkün olduğu kadar somut delillere dayanmaya çalıştık. Bu maksatla metin içinde verdiğimiz örneklere ilaveten tablolar halinde daha fazla örnek takdim ettik.

Anahtar Kelimeler

Muhammed Esed; Kur’an Mesajı; meal; tefsir; çeviri; çeviri eleştirisi; A. Ertürk; C. Koytak

Abstract

The message of the Qur’an has been translated in many languages soon after its being translated into English in 1982. The increase in the reprints of these translations in these different languages can be seen as its wide popularity. As such, it was reprinted several times following its translation into Turkish 1994 with the title Kur’an Mesajı. As it was argued, its clear and fluid Turkish translation made an important contribution to this. Nevertheless, there has been no research with critical approach done so far on its translation. For this reason, this study is a critical approach to the Turkish translation of The Message of the Qur’ân by two translators. It should be proposed that the re-translations of translations or commentaries of the Koran into Turkish is as much demanding as original works of translations or commentaries. Re-expressing their meanings and new interpretations. It is obvious that this translation (Kur’an Mesaji) is a product of such a labour. In this way it can be regarded as an original contribution to the literature of translations into Turkish. The translators preferred the model of free rendering in their translations. Some problems seem to be emerging from this approach: (a) incompatibility of the style of translation with the conceptual system of original text (The Message of the Qur’ân) and its genre, (b) the inconsistency in the styles of translators. Although the translation is unique in some respects of Quranic studies it is not far from some shortcomings. In this paper the author discussed this problem with an analytical and critical approach which is important for evaluating other translations in Turkish context. In order to show our aim, particularly clearly observable materials were selected. In addition to our examples in the texts, more cases were introduced in the tables presented.

Keywords

Muhammad Asad; The Message of the Qur’ân; meaning of The Qur’ân; exegesis; translation; review of translation; A. Erturk; C. Koytak


The Message of the Qur’ân 1980 yılında İngilizce olarak yayınlanmasından sonra çeşitli dillere, bu arada Türkçe’ye de Kur’an Mesajı adıyla Ahmet Ertürk ve Cahit Koytak tarafından tercüme edildi. Eserde üslup ve dil yapısı büyük oranda korunarak Türk okuruna hitap eden akıcı üslupta başarılı bir çeviri yapılmıştır. Eserin rağbet görmesinde bu yönünün mutlaka tesiri vardır. Ancak her bilimsel faaliyette olabilecek bir takım eksik ve yanlışlar, bu kitapta da vardır. İlk baskıdan sonra bazı düzeltmeler yapılmış olmasına rağmen1 birçok ciddi hata hala daha vardır. Bu yazımız, söz konusu çalışmanın daha iyi bir şekle kavuşmasına bilimsel bir katkı sağlamayı amaçlamakta olup mütercimlerin şahsiyeti ve onurlarına saygıyı ilke edinmiştir.2 İngilizce ve Türkçe karşılaştırmalı okumamız sonucunda Kur’an Mesajı üzerinde düştüğümüz sayısız nottan önemli olanlarına burada değinecek veya işaret edeceğiz. Örnekler daha çok meal kısmından olacaktır.3 Eser önce üç cilt sonra da tek cilt halinde yayınlanmış, her iki şekilde baştan sona devam eden sayfalandırma yapılmıştır, ilk baskılarla sonrakiler arasında sayfa ve şekil bakımından bir farklılık yoktur. Bu yüzden buradaki referanslarda meal kısmı için sûre ve âyet numarası, yorum kısmı için de sayfa numarası ve bitişik olarak dipnot numarasını (örneğin 481/110, yani 481. sayfadaki 110. dipnot), sure girişleri için de sadece sayfa numarası kullanacağız. Makalede dile getirdiğimiz eleştiri ve değerlendirmeleri kanıtlayabilmek için somut örnekler takdim edeceğiz. Bunların büyük kısmını da daha iyi gösterebilmek için tablolar (Tablo 1, 2, 3, 4, 5) halinde göstereceğiz. Bu arada ‘müellif’ nitelemesi Esed içindir. Son olarak, yazıda Muhammed Esed’in yaptığı meal-tefsirin4 ve mütercimlerin kimi notalara ilave olarak yaptıkları özel açıklamaların5 eleştirisi söz konusu olmadığından eleştirilerin tamamı Türkçe’ye çeviri ile ilgilidir.

I. İKİ ÇEVİRMENİN AYNI İFADE VEYA KAVRAMLARI FARKLI ÇEVİRİSİ

Mütercimlerden Ahmet Ertürk, 1-6, 29-114. sûrelerin meal-tefsiri ile önsöz, kaynaklar ve ekleri, Cahit Koytak da 7-28. sûrelerin meal-tefsirini çevirmiştir. Onların “Türkçe’ye Çevirinin Önsözü- ”nde de belirttikleri gibi (s. xvıı), çevirinin iki ayrı kalemden çıkmış olması, eserin hızlı bir şekilde tamamlanması avantajını sağlamıştır. Onlar çevirilerinde kavramlar dışında katı bir dil ve üslup birliğini gerekli görmediklerini, serbest çeviriyi esas aldıklarını belirtmişlerdir. Buna rağmen Koytak, kavramlarda ve ifadelerde daha serbest çeviri yapmıştır. Elbette bu tercihe saygımız vardır. Şayet serbest çeviri tekniği mealdeki dil bütünlüğünü bozmasaydı, hatta onların istisna ettiklerini belirttikleri kavramlarda dahi bunu görse idik, bir diyeceğimiz yoktu. Fakat aşağıda göstermeye çalışacağımız gibi epeyce problem söz konusudur. Hemen iki çevirmenin birbirinden farklı çevirilerinden birisine bakalım. Esed el-Kitâb kelimesini genellikle ‘divine writ’ olarak çevirmiştir. Ertürk bunu genelde6 doğru bazen de ‘ilahi vahiy/ferman/kitap/buyruk’7 diye çevirirken, Koytak çoğunlukla, ‘vahyedilmiş metin, ilahi kitap/metin, kitap, mesaj, vahyi, mesaj, öğreti, Kur- ’an’8 diye, bazen de doğru9 çevirmiştir. Bu karşılıklar mahiyet olarak belki aynı şeyi çağrıştırabilirse de divine writ ile aynı anlamda değildirler. Aynı durum âyet kelimesinde de vardır. Esed, melek aracılığıyla gönderilen sözlü âyetleri anlatan yerlerde ‘message’ olarak çevirmiş, Ertürk genellikle buna uyarken Koytak onu hemen her yerde ‘âyet’10 , nadiren de ‘ders’11 diye çevirmiştir. Yine Esed, âyet için ‘ders’ anlamında lesson kelimesini de kullanır ki onlar doğru çevrildiği gibi12 yanlış da çevrilmiştir.13

Benzer bir tasarruf da ‘hitap’ ya da ‘ilahi hitap’ olarak çevrilmesi gereken ‘discourse’ ve ‘divine discourse’ için yapılmış ve ‘metin’ karşılığı layık görülmüştür.14 ‘Vahiy’ denilmesi gereken ‘revelation’ da ‘kitap, mesaj’ diye çevrilmiştir.15 Mütercimler Allah’ın sıfatlarının anlamlarını da farklı ifade etmişlerdir. Örneğin ‘azîz’ sıfatını Esed, aynı kelimelerle (almighty) ifade etmiş olmasına rağmen, çeviriler arasında büyük tezat vardır.16

Esed, açıklama notlarında kendi görüşünü veya tercihini belirtirken, ‘bana göre, inanıyorum ki, düşünüyorum, tercih ediyorum, fikrindeyim, benim yorumum, tarafımdan tercih edilen, düşünceme göre, kanımca, bana göre’ gibi ifadeler kullanır, Ertürk bunları genellikle doğru çevirirken, Koytak, ‘bizce, bize göre….’ gibi çoğul veya ‘yukarıda aktarıldığı gibi’17 diye tercüme yapmıştır.18 Eserdeki bu gözle görülür bu farklar, kitabın adeta iki ayrı kalemden çıkmış iki eser olduğunu hissettirmektedir. Hâlbuki onun aslı tek kalemden çıkmış, kendi içinde kavram, ifade ve dil bütünlüğünü korumuş bir eserdir. İki mütercimin aynı ifade veya kavramları farklı çevirilerine bazı örnekler Tablo 1’de gösterilmiştir:

Son örneğimiz beş âyette tekrar eden velâ t‘asev fi’l-erdi müfsidîn ifadesi19 ile ilgilidir. Esed bunların hepsini de aynı cümleyle (And do not act wickedly on earth by spreading corruption) çevirmesine rağmen her iki mütercim de hem kendi içinde hem de diğeri ile uyuşmayan beş farklı şekilde çevirmiştir.20

AYNI ÇEVİRMENİN FARKLI ÇEVİRİLERİ

Serbest çeviride iki ayrı mütercimin farklı çeviriler yapması mümkündür, fakat aynı mütercimin aynı kavram ve ifadeleri tamamen farklı çevirmesi doğal karşılanamaz. Kitapta oldukça çok örneği olan ve bir kişiye ait olduğu halde sanki tamamen iki ayrı kalemden çıkmış gibi çeviriler bu kısma dâhildir. Ertürk’ün aynı lafızlı şu iki âyetin çevirisine bakalım:

-Allah’ın kat kat fazlasıyla geriye ödeyeceği bir güzel borcu O’na verecek olan kimdir? (Bakara 245)

–Kimdir Allah’a güzel, bereketli bir borç verip onu kat kat fazlasıyla geri alacak olan? (Hadîd 11)21

Yine beş ayrı âyette geçen ve aynı kelimelerle İngilizce’ye aktarılan velâ teziru vâziretun vizre uhrâ (No bearer of burdens shall be made to bear another’s burden) ifadesinin Türkçesi “Hiçbir yük taşıyan kimse, başkasının yükünü taşımayacaktır” şeklinde olması gerekirken, Ertürk tarafından iki ayrı şekilde çevrilmiştir.

-Sorumluluk taşıyan hiç kimseye başkasının sorumluluğu yüklenmez. (Enâm 16)

-Kimse kimsenin yükünü taşıyacak değildir. (Fâtır 18) (Koytak da İsrâ 15’de bu şekilde çevirmiştir)

-Hiç kimse kimsenin yükünü taşıyacak değildir. (Zümer 7, Necm 38)

Koytak da benzer tasarruflarda bulunmuştur. Mesela Ârâf suresi 175. âyeti yerinde farklı surenin girişinde farklı, mele’ (great ones) kelimesini ‘soylular, ileri gelenler, önde gelenler, seçkinler, seçkinler çevresi’,22 ‘(Şeriat) levhaları’ diye çevrilmesi gereken ‘tablets (of the Law)’ ifadesini bir yerde sadece ‘levhalar’, bir yerde ‘(Kanun) levhaları’23 diye çevirmiştir. ‘Bible’ kelimesini de bazen doğru şekilde ‘Kitab-ı Mukaddes’, bazen de ‘Tevrat’ veya ‘İncil’ diye karşılık vermiştir.24 Her ne kadar bahse konu yerlerde Tevrat veya İncil’den bahsedilse de metne uymak daha doğru bir tercihtir. Daha açık görülebilmesi için aynı lafızlara sahip iki âyetin farklı çevirisini sunalım:

-(Bundan sonraki) yapıp-ettiklerinize bakacak Allah; ve O’nun Elçisi (de öyle); ve sonunda, yaratıkların görüş ve algı alanı dışında kalan şeyleri de, onların duyu ve tasavvur yoluyla tanıklık edebilecekleri şeyleri de bütün gerçeğiyle bilen O’nun karşısına çıkarılacaksınız; Ve O sizin (hayatta) ne yapıp-ettiğinizi tam olarak kavramanızı sağlayacak”. (Tevbe 94)

-Allah yapıp-ettiklerinizi görüyor; O’nun Elçisi de (görüyor), inananlar da: (nasıl olsa) sonunda, insanın hem görüş ve kavrayış alanı dışında kalan âlemi, hem de duyuları ve tasavvurlarıyla tanıklık edebileceği âlemi bütün gerçeğiyle bilen Allah’ın huzuruna çıkarılacaksınız. Ve o zaman O, sizin yapageldiğiniz şeyleri (bütün gerçeğiyle) görüp anlamanızı sağlayacak”. (Tevbe 105)25

KAVRAMSAL SİSTEMİN KORUNMAMASI

Esed’in mealinin orijinal yönlerinden birisi, kavramlara verdiği özgün anlamlardır. Bunları geniş bir şekilde inceleyen birisi olarak aynı orjinalliğin Türkçe çeviride, en azından bazı kavramlarda, sürdürülmediğini söyleyebilirim. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi mütercimler, kavramlar dışında serbest çeviriyi esas aldıklarını söylemişlerdir. Esasında onlar serbest çeviriyi kavramlara da uygulamışlardır. Mesela Esed, takvâya ‘God-consciousness, consciousness of God (Allah bilinci/şuuru, Allah bilinçliliği)’, muttakîye ‘God-conscious (Allah bilincine sahip olan, Allah bilinçli)’, etkâya ‘who is truly conscious of God (gerçekten Allah bilincinde olan)’, emir haline de ‘remain conscious of God (Allah bilincinde olmaya devam edin)’26 anlamını vermiştir. Ne yazık ki bu anlam Türkçe’ye, hem meal hem de tefsir kısmında, ‘Allah’a karşı sorumluluk bilinci’ şeklinde tamamen farklı ve müellifin vurgulamak istediği anlamı yansıtmayan bir biçimde aktarılmış, dahası ‘Allah’tan yana uyanık tutmaya çalıştığı bilinç ve duyarlılık’ denilmiş veya Türkçe meallerdeki geleneksel anlam (yani Allah’tan korkun)27 aynen tekrar edilmiştir. Tespit edebildiğimiz kadarıyla sadece Câsiye Sûresi 19. âyette ve 1267/3. dipnotta doğru, Enfâl sûresi 1. âyette de kısmen doğru anlam verilmiştir. Fettekû’n-nâr28 ifadesine verilen, “ateş bilincinde olun (be conscious of the fire)” anlamı da tamamen ilgisiz bir şekilde “ateşi bekleyin” diye çevrilmiştir. Her şeyden önce Esed, tam da ‘Allah’a karşı sorumluluk bilincinde olmak’ anlamında ‘conscious of responsibility to God’ ya da sadece ‘responsibility/sorumluluk’ ifadesini kullanır. Nitekim mütercim bunları aynen aktarmıştır.29 Elbette onlar, ‘Allah bilinci’ anlamını biliyorlardı, tercih edilmemesinin nedeni, Türkçe ‘Allah bilinci’ ifadesinin zihinde ilk anda net bir kavrayışı doğurmaması olabilir. Mütercimler bu zorluğu aşmak için olsa gerek farklı bir tercihe gitmişlerdir ki, bu da Esed’in gözettiği vurgudan çok uzaktır. Zira bu anlamda sadece ‘görev bilinci’ vurgulanmaktadır ki, bu, ‘Allah bilinci’nin sadece bir yönüdür. Bazı meslektaşlarımız, ‘Allah’a karşı sorumluluk bilincinde olmak’ şeklindeki çeviriyi isabetli bulsa da30 başkaları, haklı olarak mütercimlerin bu tasarruflarının yeni bir tercüme problemi doğurduğunu, onların bu kelimeyi çevirmede zorlandıklarını ve ‘God consciousness’in vurgusunu yansıtamadığını31 ya da Esed- ’in verdiği anlamın Türkçe’ye aktaranlar tarafından daraltıldığını söylemiştir.32

Müellif, kavramların kullanıldığı bağlama göre ince ayrımlar yapmaktadır. O, ed-dîni çoğunlukla bilinen ve kabul edilen anlamıyla yani ‘din’, bazen de ‘inanç konuları (matters of faith)’, ‘ahlakî ilkeler (moral law)’33 olarak almaktadır. Mütercimler ise, iki üç yer hariç34 kişisel kanaatleri doğrultusunda, onlara da ‘din’ anlamını vermişlerdir. Vurgulamanın yapıldığı bir konu da şirk mantığına ilişkin anlatı ve kavramlar üzerindedir. Söz gelimi, lafzen “Allah’a ortaklar koşmayın”35 olarak çevrilen ifadeyi Esed, ‘Allah’a rakip olabilecek her hangi bir gücün olduğunu iddia etmeyin (do not claim that there is any power that could rival God)’ şeklinde geniş ve serbest çevirmiş, dipnotta da lafzî anlamını belirtmiştir. Yine o, el-müşrik (ve şirk) kelimesini, ‘Allah’tan başkasına ilahlık yakıştıran’ şeklinde değil, ‘Allah’ın yanında başka şeylere ilahlık yakıştıran’ şeklinde genişletmiştir. Çünkü müşrik, Allah’ın varlığına inanmakla beraber onun yanında yaratılmış olanlar da tanrılık özelliği tanır, yani Allah’ı bırakıp başka ilahlara yönelmez. İşte Esed, müşrik kavramını geniş bir şekilde çevirerek bu mantığı ve özelliği yansıtmıştır.36 Nitekim mütercimler bu hassasiyeti bazen belirtseler37 de genellikle geleneksel anlamı vermekle, yani sadece ‘müşrik, şirk’ demekle yetinmişlerdir. Birkaç örnek de Tablo 2’de gösterilmiştir:38

Yukarıdaki örneklere benzer biçimdeki değiştirmeler, başka kavramlarda da yapılmıştır. Ğayb kavramını Esed, ‘…(the existence of) that which is beyond the reach of human perception (İnsanın idrak/kavrama alanının ötesinde(kinin varlığı)…’ şeklinde anlamlandırmıştır. Bu, söz konusu kelimenin ifade ettiği anlamdır. İngilizce’de tek başına bunu karşılayacak bir kelime olmadığı için o, bu yolu seçmiş ve birçok kavramda da uygulamıştır. Mütercimler ise bu ifadeyi, ‘İnsanın idrakini aşa(n olguların varlığı)…’ diye çevirmişlerdir. İlk bakışta ikisi de aynı şeyi anlatıyor denilebilir, ama dikkatle bakıldığında müellifin vurgusu netleşecektir. Kur’an’ın ya da vahyin gelişi âyetlerde, ‘indir(il)me (inzâl, tenzîl)’ kelimesi ile tasvir edilmiş, Esed de bunu ‘yücelerden bahşetme/dilme (to bestow from on high)’ olarak ifade etmiştir.39 O, bununla vahyin indirilen her hangi bir şey değil, insana verilmiş özel bir lütûf olduğunu vurgulamak istemiştir. Ârâf sûresi 26. âyet hariç, mütercimler bu anlam inceliğini gözetmeden hemen her yerde ‘indirme’ karşılığı ile yetinmişlerdir.40 Allah’ın ‘iç huzuru’ vermesi de ‘enzele’s-sekînete’ ile ifade edilmiş, Esed de ‘He bestowed inner peace upon them from on high (O, onlara yücelerden iç huzuru bahşetti)’ diye çevirmiştir. Fakat Fetih sûresi 18. ve 26. âyetlerde aynen tekrar eden bu ifade aynı mütercim tarafından Türkçe’ye, önceki ‘onlara bir iç huzuru bağışladı’, sonraki de ‘… iç huzuru (nimetini) ihsan etmiş’ şeklinde tercüme edilmiştir. Yine Tevbe sûresi 26. ve 40. âyette tekrar eden aynı kalıp diğer mütercim tarafından farklı tercüme edilmiştir. ‘To bestow from on high’ ifadesi Âl-i İmrân sûresi 7 ve Ârâf sûresi 2. âyetlerinde kısmen doğru çevrilmiştr. Halbuki inzâl (indirme) kelimesi Kur’an’da, vahyin dışında, semadan sofra indirilmesi, meleklerin gönderilmesi, gökten yağmurun yağdırılması, gökten ordu indirilmesi41 için de kullanılmış ve Esed buralarda ‘send down (indirme)’ anlamını vermiş, Türkçe’ye de doğru aktarılmıştır. Serbest çeviri kuralı bir tercihtir, ama görüldüğü gibi çok fazla serbestlik eserin orjinalitesini gölgede bırakakabilmektedir.

Esed’e göre ahlak, basite indirgenmiş kurallar bütünü değil, dinî tutum ve davranışların en üst seviyedeki toplamıdır ve dolayısıyla tek başına ‘moral (ahlak)’ kelimesi bu kapsamı anlatmada yetersiz kalır. Kur’an’ın ahlak anlayışını ‘moral law (ahlak kanunu, ahlakî ilkeler/kanunlar sistemi)’ veya ‘ethics, ethical…’ kavramı daha iyi karşılar.42 İşte bu kavramsal özen eserin Türkçesinde gösterilmemiş, söz konusu kelimeler arasında iyi bir ayrım yapılmadan istisnalarla birlikte geçtiği hemen her yer ‘ahlak’ olarak anlaşılmıştır.43

Kur’an, hem muhteva hem de insanlığa gönderilmiş bir hediye olarak Allah’ın rahmetinin bir yansımasıdır. Rahmetin bittiği noktada bazen ‘lanet’ devreye girmektedir. Bunun pratiğini Kur’an’- da çok açık biçimde müşahede etmekteyiz. ‘Lanet’ geniş anlamıyla, ‘Allah’ın bir kimseyi rahmetinden yoksun bırakmasıdır’ ve bu anlam çerçevesi sözlüklerde ve tefsirlerde korunmuştur. Okuyucuya kavramların içeriğini yansıtmada mahir olan Esed de bu kelimeye, genellikle ‘(Allah’ın rahmetinden) reddedilmek, iyi olan her şeyden mahrum bırakılmak, kabul etmemek (reject, banish, bereft)’44 manasını vermiş, çok az yerde, ‘lanet (curse)’45 karşılığını kullanmıştır. Bu kavramın da Türkçe’ye aktarılmasında aynı yaklaşımın sergilenmediğini, tek düze ve sade bir çeviri esas alınarak ‘lanet, lanetlemek’46 kelimeleriyle yetinildiğini görmekteyiz. Ayrıca bu kavramın çevirisinde de çelişkili anlamlar verilmiştir. Ertürk’ün bazı kavramların dilimizde yerleştiği şekliyle aktarmayı tercih ettiklerine dair açıklamasının47 en iyi örneklerinden birisi de ‘lanet’in çevirisinde görülmektedir.

Kavramlardaki tutarsız ve sorunlu çeviri dipnotlarda da karşımıza çıkar. İslam literatüründe ‘hadis’, ‘sahih hadis’, ‘mütevatir hadis’ tabiri mahiyet ve içeriği belli bir şeyi anlatır, müellif bunu ‘authentic tradition’, ‘well-authentic tradition’, ‘Prophet’s famous saying’ diye ifade etmiştir. Dolayısıyla bunun yerine, söz gelimi ‘doğru söz, doğru hadis’ tabirini ya da tercümede olduğu gibi, ‘nakil’, ‘meşhur hadis, güvenilir rivayet, sahih nakil’48 kelimeleri kullanılamaz. Çok daha dağınık çeviri örneği, ‘Day of judgament’ tamlamasına birbirine yakın üç ayrı yerde49 üç ayrı anlam (Yargı Günü, Hesap Günü, Ceza Günü) verilmesi, üstelik üçüncü anlamın yanlış olmasıdır. Bir örnek de hukuki ifadelerden verelim. Esed’in Law, Islamic Law ya da Law of Islam kelimeleri ile ifade ettiği şey, büyük harfle, ‘Şeriat’ ya da ‘İslam Şeriatı’ demektir ve o bu kavramı özellikle kullanır, onun anlayışında hukuk kelimesi daha dar anlamda olduğu için bu kelimelere ‘hukuk’ ya da ‘İslam hukuku’ anlamı verilmemelidir. Bunun nedeni sadece 215. sayfadaki 120. not okunarak bile anlaşılabilir. Şayet küçük harfle (law) olursa ona ‘hukuk’ anlamı verilebilir. Mütercimler bu kelimenin çevirisinde bir birlik sağlayamamışlar ve onu doğru çeviriler50 yanında ‘hukuk, İslam Hukuku, sistem, İslami kurallar/kanunlar, kanun, Tevrat (halbuki müellif özellikle ‘Tevrat/Torah’ demiyor), Yasa, ilkeler’ olarak aktarmışlardır.51 Uzun cümle ve ifadelerde serbest çeviri olabilir, ama bir de eserin orijinalinde bir anlayış ve onu yansıtan kavramsal sistem vardır, bunun asla göz ardı edilmemesi gerekirdi.

Esed’in kavramları özenle seçme tekniği sadece Kur’anî kavramlar için değil, diğer dinî gelenekler için de geçerlidir. Örneğin, Hz. İbrahim’in başlattığı dinî geleneği sürdüren peygamberler için ‘İbrahimî peygamberler (Abrahamic prophets)’52 tabirini kullanmıştır. Ne yazık ki mütercimler onu, ‘İbrahim soyundan peygamberler’ diye çevirerek tamamen farklı bir anlam ile ilişkilendirmişlerdir. Yine aynı nottaki ‘Judaic (Yahudi)’kelimesini ‘İbrani’ diye aktarmışlardır. Hâlbuki aradaki farkı bilen Esed, ‘İbrani’ manasında ‘Hebrew’ kelimesini kullanır. Nitekim başka yerlerde bu kelime doğru tercüme edilmiştir.53 Bir başka örnek de Hıristiyanlığın ilk dönemini ya da ilk halini tanımlamak için kullanılan ve Esed- ’in de bilerek aldığı Judeo-Chiristian terimidir. Ancak Kur’an Mesajı’nda bu terim iki ayrı din olarak çevrilmiştir:

-K. Mesajı’n da: (özellikle, Yahudilik, Hristiyanlık gibi çıkışları itibariyle vahye dayanan dinsel gelişmelerin etkili olduğu bölgelerde yaşayan toplumların) (572/71. Terimin aynı mütercim tarafından doğru çevirisi için bkz.: 660/77, 728/6)

-Doğrusu: (özellikle, daha önceki Judeo-Christian/Yahudi-Hıristiyan dinî yapılanma tarafından etkilenmiş yerleşik bölgelerin…)

Esed, Kur’an’ın metinsel yapı sistemini, anlatım dilini ve üslubunu betimlemek için kavramlar seçmiş ve bunu meal-tefsirde başından sonuna kadar bütünlük içerisinde devam ettirmiştir. Bu sistemin söz sanatlarına ait parçaları allegory ve symbolic (müteşabih), metaphor, tropic, figurative (mecâz), metonym, spiritual/physical meaning/sense, elliptic; anlatım üslubuna ait parçalar da figure of speech, parable, idiomatic, sequence vs.dir. Bu sistemin ana esaslarını Âl-i İmrân suresi 7. âyetinin tefsirinde ve Appendix I’de görebiliriz. Maalesef eserin Türkçe çevirisinde, bu sistem özenle korunmamış ve andığımız kavramlara ya farklı anlamlar yüklenmiş ya da birbirlerinin yerine kullanılmıştır. Bu çalışmanın sınırlarını göz önüne alarak onlar içinden sadece allegoryyi örnek vermekle yetinmek zorundayız. Bu kelime, kimi yerde doğru (müteşabih, teşbih)54 olarak çevrilmiş ve çevirenin notu olarak ‘müteşahbih’ anlamına geldiği55 özellikle belirtilmişken, çoğu yerde ‘temsil, temsili anlatım, mecâz, tabir, tasvir, kıssa’56 şeklinde aktarılmıştır. Hemen hemen yukarıdaki terimlerin hepsinde aynı durum söz konusudur. Açıklamalarda kullanılan edebi tabirlerde de birlikteliğin olmadığı ya da edebiyat diline uyulmadığına dair bir misalle bu konuyu noktalayalım. Esed’in soru cümlelerinin ince ve derin yapısı için ‘rhetorical question (beliğ soru)’ ifadesini mütercimler, bir yer hariç,57 ‘belağat sorusu’, ‘belağat gereği soru’, ‘belağat gereği olan soru’, ‘üslup gereği soru’58 gibi edebi dilde pek kullanılmayan ifadelerle çevirmişlerdir. ‘Belağatlı soru’59 şeklindeki çevirileri bunlara katmıyoruz. Kısacası, Kur’an Mesajı’ındaki başta müteşabih ve mecâz olmak üzere edebî tanımsal yapının tam yansıtılamadığı kanaatindeyiz. Hâlbuki saydığımız edebi terimler, bu eserin ruhunu oluşturan sistemi ortaya koyar, onların ayırdına varılmadan Esed’in hem Kur’an anlayışı hem de Kur’an’ı anlama ve yorumlama metodu (icâz, hakikât-mecâz ayrımı, müteşahih, deyimsel anlatım vs.) anlaşılamaz.

IV. ANLAMIN DOĞRU YANSITILAMAMASI YA DA İNCELİKLERİN VURGULANAMAMASI

Esed, iman ve inkar olgusunu insanın psikolojik süreci olarak görmüş ve bunu anlama yansıtmıştır. Bu bağlamda, kefere/kâfir olgu olarak, ‘inkara şartlanmış olma, kararlı olma (bent on)’, âmene/mü’min ise ‘imana erişme (attain to faith)’dir. Mütercimler kefere kökü ile ilgili çevirilerde çoğunlukla metne uymakla birlikte bazen ‘inkara kalkışma, inkar etme, inkara yeltenme’60 gibi ilgisiz karşılıklar vermişler, daha garibi ise aynı ifadeyi tek bir âyette veya peş peşe gelen iki âyette bir doğru bir yanlış61 çevirmişlerdir. Âmene kökünün türevlerinde de metne uyma ilkesine her zaman riayet etmemişler,62 aynı şekilde bazen peş peşe gelen iki âyette bile farklı anlam63 verebilmişlerdir. Yine Esed’in zaleme kelimesini ‘bent on wrongdoing (kötülüğe şartlanmış)’, kezibe kelimesini ‘bent on giving the lie’ olarak çevirirken, Türkçe’ye daha hafif vurguyla ‘(kötülüğe eğilimli olmak, zulme niyetli olmak, yalanlamaya kalkmak)’64 şeklinde aktarılmıştır. Halbuki bir şeye ‘şartlanmak’, ‘eğilimli olmak’tan çok daha ileri ve katı bir düzeyi anlatır.

Bir incelik vurgusu kaybı da cause kelimesindedir. Esed Allah’ın fiillerini ilgilendiren konularda, söz gelimi ‘Allah yaptı…’ gibi doğrudan Allah’a atfedilen ifadelerde ince bir ayrımı esas alır. Zahir anlamı, “Göklerin kapılarını açtık” ifadesini, “Göklerin kapılarının açılmasını sağladık (We caused the gates of heaven to open…)” diye çevirmiştir.6 Böylece o, birçok fiil için ‘cause (sağlamak, neden olmak)’ kelimesini kullanarak Allah’ın olayları bizzat yapmadığını, onların olmasına imkan verdiğini veya neden olduğunu belirtmek istemiştir. Yine ona göre, Allah’ın ‘insanların kalplerini mühürlemesi, gelmesi, getirmesi, yol göstermesi, saptırması, yakalaması’ gibi ifadeler de O’nun böyle kararlar ve eylemlerde bulunması, koymuş olduğu tabii yasaların ve psiko-sosyal ilkelerin (sünnetullâh) mecâzlı ve kinâyeli anlatımından ibarettir. Yoksa Allah insana gelip kalbinin üzerine mühür basmaz, ama sünnetullâha uymayan davranışlar sergileyenler sonunda bu hale gelirler demektir. Dolayısıyla sonuçlar Allah’a izafe edilmiştir. Ancak eseri Türkçe’ye aktaranlar bu ince ayrıma dikkat etmeyerek, cause fiilini dikkate almadan neredeyse bütün ilgili ifadeleri doğrudan Allah’a nispet ederek çevirmişlerdir.66 Bir örnekle farkı görelim:

-Sizi çoğaltıp yeryüzüne yayan da O’dur; (Müminûn 79)

-Sizin yeryüzünde çoğalmanızı sağlayan O’- dur; (cause kelimesinin anlamını hesaba katarak)

Eleştirideki haklılığımızı belgelemek için peş peşe gelen iki âyetin çevirisinde mütercimin birinde söz konusu kelimeyi hesaba katması birinde de görmemesine örnek verelim:

11- Biz de seller gibi akan bir su ile göğün kapılarını açtık 12- ve toprağın pınarlar halinde fışkırmasını sağladık ki sular önceden belirlenmiş bir amaca hizmet etsin:… (54 Kamer 11-12. (11. âyetteki kapılarını açtık kısmı, kapılarının açılmasını sağladık olmalıydı. Surenin 15. âyetinde de 11. âyetteki durum vardır).

V. YANLIŞLAR-EKSİKLER

Bir çeviride farkına varmadan yanlışlar ve eksiklikler olabilir. Basım aşamasındaki teknik hataları bunun dışında görüyoruz. Yine de çevirmen- lerden kaynaklanan hatalar veya yanlışlar, düzeltilmesi dileğiyle ortaya konulmalıdır. Bu amaçla tespit edebildiğimiz bazı yanlış çevirileri doğrusu ile birlikte Tablo 3’te sunmak istiyoruz.67

Mütercimlerin metnin orijinaline aykırı tercihlerinden birisi de Türkçe çevirilerde geleneksel hale gelen ifadeleri tercih etmeleridir. Söz gelimi Esed’in deyim kabul ederek ‘onun bildiği ve bilmediği’ ya da ‘onun bildiği ve ondan gizli olan (can be perceived by him and such as are hidden from him)’ diye çevirdiği, beyne yedeyhi ve beyne halfihi ifadesini onlar, ‘önünden ve ardından’68 şeklinde çevirmişlerdir ki, müellifin kastıyla hiçbir ilgisi yoktur. Kur’an’da sıkça rastlanan elem tera sorusunu müellif, ‘Art thou not…’ diye anlamlandırmış, mütercimler de bazen geleneğe uyarak ‘… görmedin mi, görmüyor musun?’69 bazen de doğru olarak, ‘bilmez misin, haberin yok mu?’70 şeklinde çevirmiştir. Âyetlerde çok sık kullanılan edat ve harflerden mesela innenin karşılığı olarak vurgu için kullanılan behold, ve yerine kullanılan but, lâ, bel vs. için kullanılan yea, then, verily, lo, nay kelimeleri sık sık sanki cümlelerde yokmuş gibi çeviriler yapılmaktadır.71 Bir de birçok yerde kelime ya da cümle eksiklikleri vardır. Bunlar bir zuhûl eseri unutulmuş ya da eksik bırakılmış olabilir. Esed’in Ömer Muhtar’la görüşmediğine dair yanlış bilgi (s. ıv) dikkatten kaçmış olmalıdır. Önemli gördüğümüz bazı örnekleri Tablo 4’de sıraladık.72

Buraya kadar takdim ettiklerimizin dışında, tespit ettiğimiz bazı yanlış yazımları da aşağıda Tablo 5’te gösterdik.

VI. TÜRKÇE’NİN KURALLARINA UYGUN OLMAYAN İFADELER

İncelemekte olduğumuz bu eserin Türk dilinin kurallarına azami derecede uyduğunu ifade ederek bir hakkı teslim edelim. Yine de bazı yanlışlıklar gözden kaçmamaktadır. Mesela, birçok mealin Türkçe bakımından sınıfta kaldığı ‘ne… ne de…’ kalıbının kullanımında, Kur’an Mesajı da yer yer aynı konuma düşmüştür. Bir cümlede yüklem, hemen bu kalıbın ardından geliyorsa olumlu olmalıdır.76 Fakat şu örneklerde görüldüğü gibi yüklem olumsuzdur.

Onlardan hiç birini ne dost, ne de hâmi edinmeyin. (Nisâ 89)

Ve o kandilin yakıtı, ne doğuda ne de batıda eşine rastlanmayan. (Nûr 35)

…dönerek kaçarlar ve ne kendilerini koruyacak ne de yardım edecek kimse bulamazlar. (Fetih 22)

…ve ne (yakıcı bir) güneş, ne de şiddetli bir soğuk görmeyecekler. (İnsân 13)77

Kararı okuyucuya bırakarak şu cümlede tekrarlanan ‘eden’ kelimesine dikkat çekmekle yetiniyoruz: “Peygamber’in ise, bütün insanlığa hitap eden evrensel bir mesaj tebliğ eden ilk ve son peygamber olduğunu îma eden bir ifade”.78

SONUÇ

Kur’an’ın meal ve tefsirini yapmak, ilmi çalışmalar içinde en zor ve bir o kadar da titizlik isteyen çalışma alanıdır. Telif edilmiş meal ve tefsirlerin Türkçe’ye tercüme edilmesi de bütün zorluklarıyla beraber yeni bir meal ve tefsir çalışması kadar zorlu bir faaliyeti gerektirir. Çalışmamızda eleştirel açıdan ele aldığımız Kur’an Mesajı adlı çeviride bu gayretin gösterildiği aşikardır.79 Bu bakımdan o, Türkçe’deki meal ve tefsir literatürüne özgün bir katkı olmuştur. Elbette bunda müellif kadar olmasa da mütercimlerin şahsi payı büyüktür. Buraya kadar dile getirdiğimiz ve somut örneklerini gerek metin içinde gerekse Tablo 1- 5’te gösterdiğimiz eleştirilerle ilgili olarak genel bir değerlendirmede şunları söyleyebiliriz: Kur’an Mesajı güzel bir Türkçe’ye sahip olmakla birlikte iki ayrı mütercimin kaleminden çıkmış olması ve serbest çevirinin esas alınması, bazı problemleri doğurmuştur. İki mütercim de kendi içinde ayrı bir üsluba sahiptir ve bu eserin genelinde uyumsuzluğa neden olmuştur. Onların arasındaki dil ve üslup farklılıkları sorunları daha da büyütmüş, eserin İngilizce’deki ifade tarzının (anlatım üslubu) ve kavramsal bütünlüğünün Türkçe’ye sağlıklı bir şekilde yansıtılmasına da engel olmuştur. Bu tecrübe, çevirilerin ya tek kalemden çıkması ya da çok iyi bir redaksiyonla bütünlüğünün sağlanmasının gerekliliğini bir kez daha göstermiştir.80 Nitekim bundan önce yayınlanmış olan ve birden çok mütercimin çevirdiği kitaplarda bu tür sorunlar oldukça çoktur. Dolayısıyla bu çalışma aynı zamanda genel anlamda Türkçe’ye çeviri faaliyetine katkı yapabilir. Son olarak belirteyim ki, Kur’an Mesajı’nı bu makalenin konusu bağlamında incelerken, kitap üzerinde yazdığım notların bir kısmına burada yer verdim, arzu edilirse o nüshaları mütercimlere vermeye hazırım.


KAYNAKÇA

1 Bazı düzeltmeler için krş.: 197/49, 61 Saf 2.

2 Böylece belki Ertürk’ün böyle bir eleştirinin mütercim, okuyucu ve yayınevi için yararlı olacağına dair dileği (bkz.: Ahmet Ertürk, “Bir Çeviri Serüveni -Kur’an Mesajı ve Muhammed Esed”, (A. Ertürk’le röp.), Uygar Dergisi -Muhammed Esed Özel Sayısı, Ocak-Haziran 2002, sayı 3-4, s. 57) de yerine gelmiş olur.

3 Bilimçevrelerinde az da olsa Kur’anMesajı’ndaki çeviri hataları ile ilgili değiniler vardır. Bkz.: Erdoğan Baş, “Muhammed Esed’in “Kur’an Mesajı” Adlı Eserinin Meâl Açısından Değerlendirilmesi”, Kur’an Mealleri Sempozyumu -İzmir 24-26 Nisan 2003- (Tebliğleri), DİB. yay., Ankara 2007, I,421-22.

4 The Message of The Qur’ân’ın tahlil ve tenkidi ile ilgili ayrıntılı bir kitabımız yakında yayınlanacaktır.

5 T.ç.n. kısaltmasıyla şu ayetlerin açıklamalarıdır: 9 Tevbe 53; 29 Ankebût 45; 36 Yâsîn 5; 48 Fetih 39; 52 Tûr 27; 54 Kamer 1; 61 Saf 15; 71 Nûh 14; 72 Cin 3; 83 Mutaffifîn 8; 96 Alak 5; 98 Beyyine 7; 102 Tekâsür 2.

6 2 Bakara 2, 53; 3 Âl-i İmrân 3, 44.

7 30 Rûm 35; 31 Lokmân 2; 32 Secde 1; 882/55, 892/27, 35 Fâtır 40; 37 Saffât 157; 43 Zuhruf 2.

8 7 Ârâf 5, 169, 196, 308/136, 10 Yûnus 94; 11 Hûd 1, 5; 414/115, 420/1, 425/24, 12 Yûsuf 109, 111; 15 Hicr 4, 8; 19 Meryem 12, 16, 41, 51, 54, 56, 97; 515/4, 524/62; 20 Tâhâ 113; 22 Hac 16; 792/48; 28 Kasas 86.

9 Örneğin, 7 Ârâf 2; 13 R’ad 37, 43; 15 Hicr 4, 90; 26 Şuarâ 2.

10 Krş.: 2 Bakara 11, 19; 3 Â-i İmrân 119; 6 Enâm 49- 7 Ârâf 37, 146, 147, 156, 174, 175.

11 13 R’ad 3-4; 15 Hicr 77, 75; 16 Nahl 11-13, 67, 65; 20 Tâhâ 128; 23 Müminûn 30. Ertürk de bazı yerlerde ‘ders’ karşılığını tercih etmiştir: 29 Ankebût 24; 30 Rûm 22-23, 37; 34 Sebe 19.

12 16 Nahl 66; 18 Kehf 54; 20 Tâhâ 128; 23 Mü’minûn 21; 24 Nûr 34.

13 17 İsrâ 89.

14 Bkz.: 12 Yûsuf 2; 13 R’ad 31.

15 12 Yûsuf 1; 15 Hicr 1; 17 İsrâ 2; 19 Meryem 30; 645, 22 Hac 8; 25 Furkân 35.

16 2 Bakara 129; 3 Al-i İmrân 6, 62; 5 Mâide 38; 8 Enfâl 10, 63; 14 İbrahim 1, 4, 47; 16 Nahl 60; 22 Hac 40; 26 Şuarâ 68; 29 Ankebût 26; 35 Fâtır 1; 45 Câsiye 37; 59 Haşr 1, 23; 60 Mümtehine 5; 61 Saf 1; 62 Cuma 1, 3.

17 325/21.

18 İki mütercimin çeviri farkları şu ayetlerin, veya ifadelerin çevirisinde de görülebilir: 2 Bakara 34- 18 Kehf 50; 2 Bakara 216 ve ayetin 453. sayfadaki tekrarı; 12 Yûsuf 1-44 Duhân 2; hâcerû ifadesi için (2 Bakara 218; 8 Enfâl 72; 16 Nahl 41, 110; 22 Hacc 5); powers of evil (2 Bakara 256; 4 Nisâ 51; 5 Mâide 60; 16 Nahl 36; 39 Zümer 17); pay heed (2 Bakara 285; 3 Âl-i İmrân 100, 132, 149; 8 Enfâl 1; 9 Tevbe 71; Müminûn 78); el-latîfu’l-habîr (6 Enâm 103; 22 Hacc 63); 7 Ârâf 182-83 ile Kalem 44-45); müsrif (12 Yûnus 12; 43 Zuhruf 5; 51 Zâriyât 34); mutref ve fiil hali (11 Hûd 116; 43 Zuhruf 23); tâğut (2 Bakara 256; 4 Nisâ 41; 5 Mâide 60; 16 Nahl 36; 39 Zümer 17); be‘asnâ (2 Bakara 213; 5 Mâide 12; 7 Arâf 103; 10 Yûnus 75; 16 Nahl 36; 17 İsrâ 5); nutfe (16 Nahl 4; 22 Hac 5; 18 Kehf 37; 23 Müminûn 13-14; 35 Fâtır 11; 36 Yâsîn 77; 80 Abese 19); ‘arş (7 Arâf 54; 20 Tâhâ 5; 21 Enbiyâ 22; 23 Müminûn 86, 116; 32 Secde 4); ‘alak/‘alaka (22 Hacc5; 23 Müminûn 14; 40 Ğâfir 67; 75 Kıyâme 38; 96 Alak 2); inspiration (16 Nahl 2; 69 Hâkka 40; 70 Meâric 4; 97 Kadr 4).

19 2 Bakara 60; 7 Arâf 74; 11 Hûd 85; 26 Şuarâ 183; 29 Ankebût 36.

20 Bu çeviri sorununa dikkatimizi Zekeriya Pak çekmiştir. Bkz.: Zekeriya Pak, “Meallerdeki Çeviri Sorunları Üzerine Bir Örnek: Kur’an’da Aynı Anlamı İçeren Mükerrer İfade Kalıplarının Farklı Tercümesi”, İslami Araştırmalar Der., c.17, sayı 1, 34. Ayrıca dört ayrı grup çelişkili çeviri için sayfa 31- 35’e bkz.

21 Aynı ifadelerin çevirilerinde Ertürk’e ait farklılıklar için bkz.: 2 Bakara 225 ve 1121/6’daki tekrarı; Bakara 256-Şûrâ 13; 3 Âl-i İmrân 17-51 Zâriyât 18; fitne (2 Bakara 102-4 Nisâ 91); Maide 3-s.1317; Mâide 59-69; Mâide 75-Ğâfir 62; Sebe 46 ve girişteki tekrarı; ultimate good (39 Zümer 10; 41 Fussilet 50); 43 Zuhruf 22-23; 47 Muhammed 1- 19; 48 Fetih 28-61 Saf 9; kutile (51 Zâriyât 10; 74 Müddessir 20); 53 Zuhruf 5-51 Zâriyât 34; hûrun ‘iyn (44 Duhân 54; 52 Tûr 20; 55 Rahmân 2-78; 47 Muhammed 1-57 Hadîd 19; inspiration (69 Hâkka 40; 70 Meâric 4; 97 Kadr 4); mâ edrâke (82 İnfitâr 17, 18; 83 Mutaffifîn 8, 19; 86 Târık 2; 101 Kâri‘a 2, 10; 104 Hümeze 5); 96 Alak 6-1179/26; moral law (95 Tîn 7; 107 Mâ‘ûn 1; 109 Kâfirûn 6).

22 7 Ârâf 103, 109, 127; 11 Hûd 27, 96; 12 Yûsuf 43; 23 Müminûn 33; 28 Kasas 3.

23 7 Ârâf 145, 150.

24 456/9 ve 458/19, 524/67, 610/12, 617/41, 625/7, 635/73, 747/33, 35, 786/20, 787/25, 792/47, 1014/16; 1061/8. Doğru çeviri için bkz.: ‘Ahd-i atik’ (867/85), Kitab-ı Mukaddes (1118/52).

25 Koytak’ın başka çevirileri için krş.: 9 Tevbe 71 ve 72, 55 ve 85; 11 Hûd 117. ayetin girişteki ve yerindeki çevirisi; 14 İbrahim 13-7 Arâf 88; 16 Nahl 104-105, 110-115; 13 R‘ad 41- 21 Enbiyâ 44; 25 Furkân 30-sure girişi; 26 Şuarâ 8-9 ve 67-68, 103- 104, 139-140, 174-175, 190-191; lâ temessû hâ (7 Arâf 73-11 Hûd 64); inspiration (16 Nahl 73; 17 İsrâ 73, 85; 20 Tâhâ 38); apostle/prophet (19 Meryem 30, 49, 51, 52, 56, 58); rahmân (20 Tâhâ 5, 90; 21 Enbiyâ 26, 36, 112); nay (23 Müminûn 56-63, 90)

26 Örnekler için bkz.: 2 Bakara 2, 180, 183, 197; 3 Âli İmrân 76; 5 Mâide 2, 8, 57, 65; 7 Arâf 128; 58 Mücâdele 9; 91 Şems 8; 92 Leyl 17; 96 İkra 12.

27 15 Hicr 69; 550/121.

28 2 Bakara 24.

29 Bakara suresi girişi son cümle, 145/54, 540/66, 563/24, 766/20, 794/58, 886/16, 935; 1006/48, 1036/8; 1076/10; 1078/19; 1251/13.

30 Ali Galip Gezgin, “Kur’an Meallerinde ‘Takva’ Kelimesinin Türkçe’ye Çevirisi Sorunu”, Kur’an Mealleri Sempozyumu II,304.

31 Lütfullah Cebeci bu görüşünü Gezgin’in tebliğine yaptığı değerlendirmede (Kur’an Mealleri Sempozyumu, II,319) dile getirmiştir.

32 Yaşar Çolak’ın açıklaması için bkz.: Kur’an Mealleri Sempozyumu, I,427.

33 Örnekler: 2 Bakara 256; 83/260, 428/49.

34 42 Şûrâ 13; 95 Tîn 7; 107 Mâ‘ûn 1.

35 2 Bakara 22.

36 Başka örnekler için bkz.: 2 Bakara 105; 5 Mâide 82; 6 Enâm 22, 23, 41, 64, 81, 107, 121, 137; 9 Tevbe 1, 3, 5, 7, 28; 16 Nahl 35, 54; 24 Nûr 3.

37 Örneğin, 5 Mâide 86; 6 Enâm 100; 16 Nahl 86; 30 Rûm 40.

38 Benzer sorunlu çeviriler için bkz.: 2 Bakara 40, 54, 87.

39 ‘Necmin inişi’, ‘Allah’ın yetki vermesi’ (53 Necm 1, 23) için de aynı durum geçerlidir.

40 Halbuki ‘bestow upon’ ifadesini başka amaçlarla da kullanmış ve mütercimler doğru çevirdikleri gibi (39 Zümer 6; 40 Ğâfir 53), dikkate almadıkları da (39 Zümer 8; 963/37) olmuştur.

41 5 Mâide 112, 114; 6 Enâm 111; 10 Yûnus 24; 15 Hicr 8, 22; 18 Kehf 45; 36 Yâsîn 28.

42 Message, 743, 792, 979, 981 (Mesaj, 988, 1052, 1312, 1316). Açıklama ve mealler için bkz.: 6 Enâm 132; 8 Enfâl 60; 15 Hicr 65; 42 Şûrâ 21; 95 Tin 7; 98 Beyyine 5; 107 Mâûn 1; 109 Kâfirûn 6. Ethics/ehtik kelimesi ‘ahlak felsefesi, etik’, moral ise ‘ahlak’ anlamına gelir. (Doğan Özlem, Etik – Ahlak Felsefesi, İst. 2004, 13 vd.; Şahin Filiz, “Ahlak Felsefesi”, Tabula Rasa, yıl 4, s. 12, EylülAralık 2004, 79 vd.

43 Krş.: 336/65, 481/104, 529/7, 530/8, 536/34, 549/115, 551/122, 572/78. Sayfa 586/7, 982, 1053 ve 1285/4, 97 Tîn 7’de doğru çeviri.

44 2 Bakara 159; 4 Nisâ 118; 5 Mâide 13, 64; 7 Arâf 44; 11 Hûd 18, 60; 13 R‘ad 25; 24 Nûr 23; 33 Ahzab 57, 61, 68; 40 Ğâfir 52; 47 Muhammed 23; 48 Fetih 6.

45 5 Mâide 78; 7 Arâf 38; 28 Kasas 42.

46 4 Nisâ 47, 52, 118; 5 Mâide 13, 64; 7 Arâf 38, 44; 9 Tevbe 68; 11 Hûd 18 (bu âyetin notuyla açık çelişki), 60; 13 Ra‘d 25; 47 Muhammed 23. Doğru çeviriler de vardır: 5 Mâide 78; 24 Nûr 23; 33 Ahzâb 64; 40 Ğâfir 52 (âyetin notuyla paralel, doğru); 48 Fetih 6; 33 Ahzâb 57, 61, 64.

47 Ertürk, “Bir Çeviri Serüveni -Kur’an Mesajı ve Muhammed Esed”, (A. Ertürk’le röp.), 51-52.

48 Kur’an Mesajı, 54, 1110, 1159, 1175 1235, 1245. Ayrıca Tradition (hadis), tradition (rivayet, nakil) ayrımına dikkat edilmediği yerler için bkz.: 598/67, 606/100.

49 14 İbrahim 21, 512/62, 520/32.

50 133/4, 306/129.

51 Notlar: 133/5, 140/27, 211/101, 215/120, 216/123, 289/104, 356/44, 367/82, 402/58, 706/5, 7, 792/49, 1054/4, 1131/5, 1149/10. Ayetler: 5 Mâide 48; 7 Arâf 150; 28 Kasas 44.

52 1283/1.

53 Bkz.: 35/102, 97/32, 242/70, 465/44, 560/23, 617/43, 918/48. Hebrew, yani İbrani kelimesi, Hz. Yakub’a kadar olan dönemi, Judaic, yani Yahudi veya İsrail ise, ondan sonraki dönemi anlatmaktadır.

54 88-89. sayfalarda on bir defa, 935, 942/33, 1203, 1207/17, 1244/7, 8.

55 1329’da T.ç.n. kısaltmasıyla düşülen not.

56 9/18, 11/21, 12/22, 27, 28, 150/74, 267, 35/52, 583, 602/81, 873/20, 927/22, 931/45, 46, 933/52, 939/19, 962/33, 1182/9, 1226/10, 1248/9.

57 213/106.

58 585/4, 619/59, 644/120, 659/75, 730/14, 826/22, 943/38, 997/5, 999/21, 1003/35, 1040/28, 1177/12, 1181/2, 1243/3, 1244/8, 1285/4.

59 401/54, 585/3.

60 3 Âl-i İmrân 90 (bir sonraki ayette doğru çeviri vardır); 4 Nisâ 84; 5 Mâide 72, 73; 282/44; 8 Enfâl 12, 25; 341/82; 9 Tevbe 80; 15 Hicr 2; 29 Ankebût 12.

61 8 Enfâl 12. ve 15. ayetler; 48 Fetih 25.

62 3 Âl-i İmrân 57; 8 Enfâl 12-15; 29 Ankebût 2, 4, 7, 9, 11-12, 52.

63 Örneğin 33 Ahzâb 69-70.

64 7 Ârâf 162, 177; 21 Enbiyâ 3, 97; 663/95.

65 2 Bakara 50, 57; 4 Nisâ 49; 5 Mâide 13; 6 Enâm 25, 39, 99; 7 Arâf 16, 57; 13 R‘ad 27; 14 İbrâhim 27; 22 Hac 16; 23 Müminûn 79; 25 Furkân 45; 36 Yâsîn 8-9, 66; 42 Şûrâ 49; 45 Câsiye 23; 50 Kâf 7; 53 Necm 43; 54 Kamer 11, 12, 15; 61 Saff 5; 69 Hâkka 11; 75 Kıyâmet 17; 80 Abese 21, 27; 87 A‘lâ 2.

66 Bir önceki dipnottaki ayetlerin çevirisine ve ayrıca 515/12. dipnota bakınız. Cause fiilini hesaba katarak yapılan çeviriler için bkz.: 2 Bakara 57; 7 Arâf 57 (kısmen); 15 Hicr 19; 54 Kamer 12, 15.

67 Tabloda yer vermediğimiz ve düzeltilmesi gereken başka anlam hataları vardır: Ayetler: 2 Bakara 88, 89, 91, 95, 238, 248; 3 Âl-i İmrân 3, 55, 59, 65, 73; 4 Nisâ 1, 7, 130, 139, 144; 5 Mâide 54, 97; 6 Enâm 7, 28, 63, 70, 73; 7 Ârâf 2, 20, 26, 29, 31, 45-50, 54, 62, 163; 8 Enfâl 5-6, 16, 19, 39, 41, 44, 49, 58, 60, 63; 9 Tevbe 7-11, 13, 26-29, 33, 74-78, 111; 10 Yûnus 90, 94; 11 Hûd 45, 56, 83, 100, 118; 12 Yûsuf 6, 51, 67; 13 R’ad 7, 9, 25; 14 İbrahim 2-3, 9, 32-33 (benzer içerikli 45 Câsiye 12. ayetin çevirisi daha doğru); 15 Hicr 1; 16 Nahl 63, 112, 120, 128; 17 İsrâ 1, 16, 25, 32, 39, 42, 49, 78; 18 Kehf 12; 19 Meryem 2-6; 20 Tâhâ 52, 99; 21 Enbiyâ 48- 51, 69, 80; 22 Hac 17, 73-78; 23 Müminûn 63; 24 Nûr 1-3, 31; 25 Furkân 1, 53, 55, 62, 77; 26 Şuarâ 2-9, 192-97, 225, 227; 27 Neml 48, 65, 75, 82; 28 Kasas 51-52, 59, 74; 29 Ankebût 23; 30 Rûm 4, 8, 13, 20-24, 30; 31 Lokmân 4-5, 25; 33 Ahzâb 21, 48; 34 Sebe 3-6; 36 Yâsîn 71; 37 Sâd 2-4, 7, 70, 72; 39 Zümer 6-19, 22-23; 41 Fussilet 2-9, 41-46; 53 Zuhruf 15, 22; 44 Duhân 7, 37; 45 Câsiye 2, 4, 12; 48 Fetih 6-8, 17; 49 Hucurât 3; 51 Zâriyât 20; 57 Hadîd 27; 58 Mücâdele 3, 7; 62 Cuma 8; 73 Müzzemmil 20; 75 Kıyâmet 14-18; 76 İnsân 1; 83 Mutaffifîn 2-4; 84 İnşikâk 2, 7, 9, 13; 93 Duhâ 7. Notlar: 74/239, 89/5, 132/1, 195/44, 234/40, 266 ikinci paragraf, 269/2 ve 3, 330/35 ve 40, 331/41, 356/44, 37/103-108, 380/138, 412/107, 428/49, 431/62, 434/73, 445/129, 456/9, 506/34, 538/55, 559/1-2, 560/7, 615/37, 623, 640/85, 674/39, 706/4, 716/52, 742/6-7, 793/52, 859/40, 1200/1.

68 13 R’ad 11.

69 2 Bakara 243; 4 Nisâ 44; 14 İbrahim 19, 24, 28; 16 Nahl 48; 22 Hac 63; 31 Lokmân 20, 31; 32 Secde 24; 36 Yâsîn 71.

70 2 Bakara 246, 258; 4 Nisâ 77; 31 Lokmân 29; 89 Fecr 6; 105 Fil 1.

71 Bazı örnekler için bkz.: 2 Bakara 6, 30, 83, 133, 275; 3 Âl-i İmrân 4, 10, 19, 33; 5 Mâide 20; 7 Arâf 88, 206; 8 Enfâl 7, 36, 72; 11 Hûd 23; 18 Kehf 60; 14 İbrahim 13; 40 Ğâfir 10; 75 Kıyâmet 1-2, 19, 20, 26, 36; 79 Nâziât 14, 16; 80 Abese 11; 102 Hümeze 3-5.

72 Başka eksiklikler şunlardır: 213/106, 13 R’ad 31; 661/83; 36 Yâsîn 30; 905/34; 916/34, 39.

Her ne kadar Mustafa Öztürk, Enâm suresi 73. ayetteki kavluhu’l-hakk ifadesinin İngilizce çeviride olmadığı için Kur’an Mesajı’nın Türkçe çevirisinde de yer almadığını iddia etse de (Meal Kültürümüz, Ankara Okulu yay., Ankara 2008, 110) bu, yanlış bir tespittir. Söz konusu ifade mealde vardır, Türkçe çevirisindeki hata tam karşılığın verilememesinden kaynaklanır.

73 Bu yanlış yeni baskılarda birçok yerde düzeltilmişse de şu iki yerde hala vardır. Krş.: 336/62, 402/63.

74 Esed, bütün surelerin isimlerini tercüme etmiş ama mütercimler bunu dikkate almamışlardır.

75 Şu ayetlerin çevirisinde de aynı durum vardır: 75 Kıyâmet 1; 81 Tekvîr 15; 84 İnşikâk 16; 90 Beled 1, 3.

76 Nitekim Ali Osman Koçkuzu da Kur’an Mesajı’nda Lokman suresi 33. ayetin mealinde bu kalıbın yanlış kullanıldığını ifade etmiştir. (“Aziz Kur’ân ve Kur’ân Mesajı Meâl-Tefsir Adlı Eserler Üzerine Birkaç Söz”, Kur’an Mealleri Sempozyumu -İzmir 24-26 Nisan 2003- (Tebliğleri), DİB. yay., Ank. 2007, II,21).

77 Ayrıca bkz.: 29 Ankebût 22 (iki defa); 31 Lokmân 33; 876/25; 1034, 55 Rahmân 56; 57 Hadîd 22; 58 Mücâdele 17; 71 Nûh 23; 1308/2, 1333. Kalıbın doğru kullanımı için bkz.: 32 Secde 29; 56 Vâkıa 19; 60 Mümtehine 3; 78 Nebe 23-24; 86 Târık 10; 87 A‘lâ 13.

78 410/96.

79 Ahmet Ertürk de bu zorluğu kabul etmiştir. Bkz.: Ertürk, “Bir Çeviri Serüveni -Kur’an Mesajı ve Muhammed Esed”, (Ahmet Ertürk’le röp.), 51-53, 6-57; Nuriye Akman’ın Ahmet Ertürkle yaptığı röportaj. Zaman Gazetesi, 16 Nisan 2005. Ayrıca Uygar Dergisi’nin Muhammed Esed özel sayısında, Kur’an Mesajı’nın editörü Kudret Büyükcoşkun’un açıklamalarına (s. 62, 64) bakınız.

80 Bu yayınevinin de bir görevidir. Nitekim kitabın 6. baskıda (2004) Nisa sûresi 45-51. âyetlerin olduğu sayfada Türkçe metin doğru, ama Arapça metin Enâm sûresi 138-142. âyetlerine aittir. Yanlışlık fark edilmiş ve düzeltilmiştir.