Toplum Bilimleri ve Farabi

Toplum Bilimleri ve Farabi

Cilt/Sayı

2010 21. cilt – 1. sayı

Yazar

Dr. Kemal GÖZa

aFelsefe ve Din Bilimleri Doktoru

Öz

Toplum bilimleri, tarih, ahlak, siyaset ve sanat felsefesi gibi disiplinleri içine alan  genel bir kavramdır. İnsanlığın bugün ulaştığı gelişim seviyesine parelel olarak toplum bilimleri günümüzde  eskiye göre çok daha önem kazanmıştır. İslam dünyasında bilimsel açıdan toplum bilimlerin temellendirilmesine ve geliştirilmesine öncülük eden en önemli filozof ve bilgin hiç şüphesiz Farabi’dir. Farabi’nin toplum bilmine olan katkılarını, onun özellikle ahlak, siyaset ve genel kültürle ilgili yazmış olduğu eserlerinde bulmaktayız.

Anahtar Kelimeler

Toplum bilimleri, ahlak felsefesi, ilimlerin sınıflandırılması, siyaset felsefesi, sanat felsefesi

Abstract

Social sciences, is a  general concept that describes the fields such as, history, ethics, politics and philosophy of art. And  social sciences became more important  today than before. As it is known, al-Farabi was the first philosopher and scientiest who has scientificall established social sciences in the Muslim world. His contrubitions can be found mainly in his works on ethics, political science and culture.

Keywords

Social sciences, moral philosophy, classification of the science, political philosophy, philosophy of art


Günümüz dünyasının üzerinde önemle durduğu temel kavramlardan biri olan Toplum bilimleri, tarih, ahlak felsefesi, sanat felsefesi ve siyaset felsefesi gibi alanları bize anlatan geniş bir kavramdır. İnsan ve toplum bilimleriyle felsefe arasındaki ilişkinin ortak noktasını insan davranışları oluşturmaktadır.

Kültürel değerler olarak Din-Felsefe ilişkisi düşünce tarihinde çok büyük birikimlerin oluşmasına zemin hazırlamış, fikri hareketliliği hızlandırmıştır. Toplum bilimleri konusunda İslam Filozoflarının düşüncelerini aktarmak ve tespit etmek çok önemlidir. Biz, bu konunun açıklığa kavuşturulmasını kolaylaştıracağını düşündüğümüz Müslüman filozoflardan Farabi’yi ve bu kavram çerçevesindeki görüşlerini ele alacağız.

Kültürler arası iletişimin etkinleşmediği ilk yıllarda Müslümanlar arasında fikri açıdan bir birliktelikten ciddi olarak söz edilebiliyordu. Daha sonra sınırlar genişleyince diğer toplumların kültür değerleri ile karşılaşılmış ve birlikte yaşamak zorunda kaldıkları bu toplumların değerlerinden etkilenilmiştir.

İslam toplumunda toplum bilimlerinin sınıflandırılması hareketleri dokuzuncu yüzyılın başlarında zirveye ulaşmış ve tercüme faaliyetlerini yürütmek üzere Beytü’l Hikme kurulmuştur. Daha sonraları da kültürler arası iletişimi sağlayacak olan başta Yunancadan olmak üzere Hindçe ve Farsçadan yapılan tercüme faaliyetleri hızla devam etmiştir. Tercüme faaliyetleri ile Grek kültürü ve diğer yabancı kültürlerle temasa geçen İslam alemi, kendi inanç esaslarını savunarak sağlamlılığını ortaya koymaya ihtiyaç hissetmiştir. Bu savunma çalışmaları resmi idareciler tarafından da desteklenince Kelam İlmi ortaya çıkmıştır.

İşte tam bu noktada İslam felsefesiyle karşılaşmaktayız. Öyle ki İslam felsefesi Yunan felsefesiyle Avrupa felsefesi arasında bir köprü vazifesi görmüştür.

Felsefe, İslam âlemine girince onun yerine aynı anlama gelen “hikmet” kavramı kullanılmıştır. İslam filozoflarının çoğu 9. asrın sonundan itibaren felsefe yerine hikmet kelimesini kullanmışlardır.1

Tercüme faaliyetlerinin bir sonucu olarak, İslam alemi kadim Yunan düşüncesiyle karşılaşmıştır. Alfred Weber’e göre Yunan felsefesinin mutlak ve tam anlamıyla özgünlüğünden söz etmek güçtür. Doğu düşüncesinin bu felsefe üzerinde mutlaka etkisi olmuştur.2 Öyle ki, doğuda tahsil görmemiş filozoflara Yunan kültür çevrelerinde ciddi bir gözle bakılmaz, hatta hakîm (bilge-filozof) kabul edilmezlerdi.3

İslam felsefesi İslam’ın aklî ve fikrî cephesini temsil etmektedir derken, hemen Meşşaiyye ekolünü görüyoruz. Bu ekol metot olarak Aristo’nun etkisindedir. Yürüyerek ders vermelerine nispetle Meşşaiyyun denilmiştir. Bu düşünce ekolü Aristo’- yu taklit yerine kendilerine özgü bir sistem kurarak dinle felsefeyi uzlaştırmaya çalışmışlar ve İslam’da düşüncenin, mantığın, araştırmanın büyük bir değeri olduğunu ortaya koyabilmişlerdir.

Miladi 9. asrın ortalarından itibaren kurulup yayılan ve İslam aleminde medreselerin resmi felsefesi halini alan bu düşünce akımı esas meselelerde İslam’a tabi olan, fakat metot bakımından Aristo’yu örnek alan, Eflatun ve Yeni Eflatuncu izahlara değer veren felsefi bir ekoldür.4

Kısa sürede gelişmesini tamamlayan bu akım el-Kindi (ö.873) tarafından başlatılmış ve öğrencisi Filozof Ahmet el-Serahsi (ö.899) tarafından devam ettirilmiştir. Farabi (ö.950) ile en olgun dönemini yaşayan ekolü İbn Miskeveyh (ö.1030), İbn Sina (ö.1037), İbn Bacce (ö.1138) ve İbn Rüşd (1198) devam ettirmişlerdir.5

Meşşai Filozofları , “Hikmet Binası”nın birinci ve ikinci katlarındaki İlkçağ filozofları ve Ortaçağ Hıristiyan düşünür ve mütercimlerinden sonra üçüncü katında görülen en kalabalık ve önemli bir topluluktur.6

Bu düşünürlerimizin düşünce tarihimizde ansiklopedik bilgin filozoflar olarak anıldıklarını tespit ediyoruz. Bunlardan Farabi (870-950) sosyal bilimlerle felsefe arasında güçlü ve derinlemesine bir entegrasyon sağlamış ve günümüz toplumunun karmaşık yapısının farklı yönlerinin araştırılması ve problemlerine çözümler üretilmesi yönüyle farklı deneyimleri ortaya koymuştur. O tek bir disiplin perspektifine kendini hapsetmemiş, bilakis günümüz toplumunun tarihi, ekonomik, politik, sosyal, etik ve kültürel açılımlarına da ışık tutabilmiştir. O dilbilgisi, felsefe, musiki, matematik, astronomi ve zamanın diğer ilimlerini okumuştur. Felsefi ilimlerdeki derin performansından dolayı “muallim i Sani” ismiyle anılmaya başlanmıştır ki, felsefe dünyasında birinci muallim olarak Aristo bilinmektedir.

Farabi iletişim ve etkileşim açısından bakıldığında müzikten mantığa, siyasetten ahlaka kadar bir çok kıymetli eser kaleme almıştır. Bundan dolayıdır ki; onun fikirleri günümüze kadarsürekli yol bulabilmiştir; düşünürlere ve idarecilere rehberlik etmiştir.Hala da Medinetü’l-Fazıla7 , Siyasetü’l-Medeniye8 ve Tahsilü’s-Saade9 adlı eserleriyle günümüz insanının değerlerine tercüman olmaktadır.

Çok değişik konularda birçok eser bırakan10 ve toplum değerleri açısından felsefe ile dinin gayelerinin aynılığı üzerinde etkili bir çığır açan Farabi, bu yönüyle de kendinden sonra gelen filozofları etkilemiştir.

Toplumun değerlerine gönülden bağlı ve her hususta olduğu gibi topluma yön verme hususunda da örnek bir filozof olan Farabi, onur ve karakter timsali olarak kendisine sultanların bağışlarını kabul etmeden, kendi kazandıklarıyla bir ömür geçirmiştir. Fertlerin yaşadıkları hayatı onurla geçirmeleri gerektiğini mevcut toplum değerlerinin en önemlilerinden olarak zikrederek, bu özelliklerle donatılmayan toplumların sonunun pek iç açıcı olmadığını zikreder. Bu bağlamda gönül zenginliğine de çok önem verir. O, görüşlerini ve düşüncelerini kaleme alırken açık bir ifade kullanır.

İhsau’l-Ulum11 adlı eseriyle ilimler sınıflandırmasını toplum bilimlerine ışık tutacak şekilde değerlendirmiştir. İlimler sınıflamasını yaparken toplum bilimlerinin önemine işaret ederek günümüz değerlendirmelerine de ışık tutmuştur. Yukarıda ismini zikrettiğimiz eserinde kendi dönemindeki ilimlerin sınıflandırılmasını yapmış ve her bir ilmin, teorik ve pratik açıdan değerlerini ortaya koymuştur. Bu değerlendirmelerinde ilimleri dört kategoriye ayırır.

1. Dil ilmi ve bölümleri.

2. Mantık ilmi ve bölümleri.

3. Öğretme ilimleri (matematik, sayı ve musiki)

4. Tabiat ilmi, Metafizik ve bölümleri.

5. Medeni ilim ve bölümleri.

Pratik bir değerlendirme olarak nitelendirilen bu sınıflamanın yanında teorik olarak isimlendirilebilecek başka bir sınıflandırma da yapar.12

Metafizik ve Mantık ilimleri

Matematik ilimleri

Tabiat ilimleri.

Farabi’ye göre ilimler toplumla çok yakından ilgili olduğu için sınıflandırılmalarında da, bu değerlendirme kıstaslarını esas almış ve onları öne çıkarmıştır.

Toplum bilimlerinin felsefeyle yakınlığı, iç içelik derecesinde ileridir. Felsefenin toplum bilimlerine yansıyan en açık yönü ise “Ahlak felsefesi”- dir. Farabi insanlar arası ilişkilerin bir ürünü olarak ahlaki değerler üzerinde oldukça durur. Ahlaki değerler konusunda Eflatun ve Aristo’dan etkilenen Farabi, bu konuda onları da aşmıştır.13 Ona göre İnsan aklıyla iyiyi ve kötüyü ayırt edebilecek karar verme yetisine sahiptir. İsteyerek yapılan iyiliklerle mutluluğa erişilebilir. Zorla ve istemeyerek yapılan iyiliklerden maddi ve manevi haz söz konusu değildir. İyi fiiller devamlı olmalı ve insanın hayatında alışkanlık halini kazanmalıdır.

Toplum bilimlerinin en önemli alanlarından olan siyaset alanında da Eflatun ve Aristo’nun görüşlerinden etkilenmekle beraber, kendi özgün görüşlerini “Siyasetü’l-Medeniyye” ve “Medinetü’lFazıla” adlı eserlerinde ortaya koyan Farabi erdemli siyasetin erdemlilerin yaşadığı şehirde uygulanabileceğini belirterek toplum ve birey etkileşimine dikkat çekmiştir.

Düşünce tarihimizde ikinci muallim olarak da ün kazanan ve felsefe dünyasının ender yetiştirdiği filozoflardan olan Farabi, toplum bilimleri hakkında çok önemli tespitlerde bulunarak, İslam filozoflarının toplum bilimlerine ne kadar aşina olduklarını ortaya koymuştur.

Farabi’nin yukarıda zikrettiğimiz eserlerinde toplum bilim için ortaya koymuş olduğu temel ilkelerden bugün için de geçerli olduğunu düşündüğümüz ilkerden bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

1. Bütün ilimlerde ortaya atılan bilimsel görüşler ve uygulamalar,nihayi olarak insanın ve toplumun huzur ve mutluluğunun kazandırılmasına yönelik olmalıdır.

2. Başta hukuk ve siyaset olmak üzere bütün ilimler ahlak ilmi temeline oturmalıdır. Bu ilkesiyle Farabi, çok erken bir dönemden itibaren, bugün bilginlerin önemle vurguladıkları “Bilim Ahlakı” sorununa işaret etmiştir.

3. Hiç bir ilim, diğer ilmlerden bağımsız değildir. İlimler arasında her yönden çok çeşıtli ilişkiler vardır.

4. Özellikle toplum ilimleri, disiplin olma bakımından konuları, yöntemleri ve temel ilkeleri açısından evrensel iseler de, toplumsal meselerin çözümünde her toplumun özelliklerini ve ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmaları gerekir. Bu açıdan toplum ilimlerinin yerele hitap etmeleri zarureti vardır.

Bu temel ilkeler, günümüz toplum bilimcilerinin de hedeflediği ilkelerdir. Burada son olarak, bu ilkelerle ilgili önemli bir hususa da işaret etmede yarar görüyoruz. Bu da, onlardan Farabi’nin ilimleri tamamen toplumsal olana indirgemiş olduğu sonucuna varılmamasıdır. Farabi ilimlerin disiplin olarak kendileri için de gerekli olduğuna inanır ; ilimlerin disiplin olarak gelişmeleri, bizzat ilimlerle sağlanabileceğini söyler. Dolayısıyla Farabi’ye göre ilimlerin toplumsal olma yönüyle ilimlerin ilim için olma yönü birbiriyle çelişen ayrı iki yön değildir.


KAYNAKÇA

1 Mehmet BAYRAKTAR, İslam felsefesine giriş, Ankara 1988,S.27; Hüsamettin ERDEM İlkçağ Felsefesi tarihi, Konya 1993,S.23

2 Alfred WEBER, Felsefe tarihi, çev H. Vehbi ERALP, İstanbul 1993, s.3

3 Ali BULAÇ, İslam Düşüncesinde Din-Felsefe/Vahiy- Akıl ilişkisi, İstanbul 1995,s.14

4 Necip TAYLAN, Ana Hatlarıyla İslam Felsefesi Kaynakları-TemsilcileriTesirleri İstanbul 1985 s.59

5 Taylan, A.g.e.,s.157

6 Nihat KEKLİK, Türk-İslam Felsefesi Açısından Felsefenin İlkeleri, İstanbul 1987,s.89

7 Farabi, Medinetü’l- Fazıla, Çev. Ahmet Arslan ,Ankara 1990

8 Farabi, es-Siyasetü’l-Medeniyye, Çev.Mehmet Aydın, Abdülkadir Şener, M. Rami Ayas, İstanbul 1980

9 Farabi, Tahsilü’s- Sade, Çev.Hüseyin Atay, Ankara 1974

10 Farabi’nin eserlerinin toplu listesini 1951 yılında yayınlanan “Belleten” dergisinin 15.cildinde Ahmet Ateş’in kaleminden ve Hilmi ziya Ülken’in İslam Düşüncesi Tarihi adlı eserinde bulmak mümkündür.

11 Farabi, İhsaul-Ulum, Çev. Ahmet Ateş, İstanbul 1955

12 Farabi, A.g.e. s.28-38.

13 T. J. De Boer, İslam’da Felsefe Tarihi, Çev.Yaşar Kutluay, Ankara 1960,s.86.