31 Mart Mahalli Seçimin Sonuçlarını Doğru Okumak

31 Mart Mahalli Seçimin Sonuçlarını Doğru Okumak

Akademik Akıl yazarlarından Doç. Dr. Tahsin Kazan‘ın köşe yazısı; 

Türkiye, 31 Mart’ta yerel yöneticilerini seçmek için sandığa gitti.  Seçim bir-iki münferit olay dışında olgunluk ve nezaket kuralları çerçevesinde geçti. Ramazan ayı ve daha önceki seçimlerin yorgunluğu kampanyanın tüm evrelerinde hissedilmekteydi. Mitingler heyecansız meydanlar sessiz,  seçmen ise yorgundu. Sandığa gitmek istemiyor ve daha çok geçimini yani yarını düşünüyordu. Seçmen, adayların kıyasıya yarışını ve ortaya koydukları projelerini duymamıştı bile. Seçmen, okuyucu pozisyonunda acaba siyaseti doğru okuya bilmiş miydi? Bir başka ifade ile söyleme prim vermiş miydi? Asıl sorulması gereken soru; siyasete güven ne durumdaydı? Bu seçimi, diğer seçimlerden ayıran temel unsur, ekonomik durgunluk ve dış olayların gölgesinde yapılıyor olmasıydı. Mahalli seçimde halkın renk vermemesi alamet miydi? Seçmenin suskunluğu ve nasıl bir mesaj vereceğini kestirmek bu seçimde mümkün görünmemekte idi. Hasılı bu seçim, sonuçları tahmin edilmeyen bir seçim olarak tarihe geçti. Katılımın düşük olacağı, günün ilk saatlerinde anlaşılmıştı. Sandıkların açılmasıyla sevinenler ve üzülenler. Sayılan her oy ile birlikte yıkılan hayaller ve ertelenen düşler. Adaylar için durum bu. Ya siyasî partiler ve genel merkezlerde durum nasıl idi? Acaba seçimi nasıl okudular? Kaybedenler ilk şoktan sonra niçin ve niye kaybettiklerinin muhasebesini yapmışlar mıydı? Seçmen bunca yatırımı görmemiş miydi? Yoksa yanlış giden bir şeyler mi vardı? Seçmen algılara yenik mi düştü? Gibi sorular ve cevap bekleyen daha nice sorular.

Tüm bu sorulara mantıklı ve tutarlı cevaplar vermek mümkün olmakla birlikte siyaset açısından şu durum tespiti yapmak isabetli olur kanaatindeyiz. Siyaset netice almak için yapılır. Bir oy alacak olan siyasetçi seçimden önce kendini favori olarak görür. İnanmayan koşmaz, koşmayan ise terlemez. Kurallarına göre oynamayan takım başarıyı yakalayamaz. Takım çok iyi olsa bile skora gitmezse seyirciden alkış almaz. Cumhuriyet tarihinin yaklaşık çeyreğinde hükümet olan ve ülkeyi yöneten Ak Parti nasıl oldu da Chp’nin gerisine düştü? Aslında Ak Parti Chp’ye değil kendine ve değerlerine yenik düşmüştü. Ak parti, Akp’yi hezimete uğrattı dersek olayı daha doğru teşhis etmiş oluruz. Elbette iktidar, bu sonucu masaya yatıracaktır. Okumalar ve değerlendirmeler sonucunda bazı adımlar atacaktır. Ancak görebildiğim kadarıyla Ak partinin hezimetine yol açan temel sebepler birkaç başlık altında hulasa edebiliriz.  

  1. Metal Yorgunluğu

Metal yorgunluk tabiidir. Zihni yorgunluk, zamanla bedensel hastalık ve hantallığa yol açar. Kanın işlevsiz kalması hatta zarar verecek boyuta gelmesi kan değişimini zorunlu kılar. Bu, sosyolojik bir olgudur ve dünyanın her yerinde geçerli bir kuraldır. Ak parti zamanında bu olguyu ya göremedi veya doğru okuyamadı. Fırsat elde iken, şartlar uygun ve zemin hazırken taze kan ve psikolojik hareket için hemen yani ertelemeden harekete geçmeleri gerekir. Teşkilatın yenilenmesi, yeni bir sinerjiye neden olacaktır. Bu itibarla iyi bir format kaçınılmazdır. Kısmî ve faturanın yüzeysel çıkartılması veya sadece birkaç isimle sınırlı kalması, çöküş sürecini daha da hızlandıracaktır. Atılması gereken adımlar hızlı ve kararlılıkla atılmalıdır. Bünyeye zarar verecek kanserli hücrelerin zaman kaybı olmadan temizlenmesi elzemdir. Zira müdahalenin gecikmesi tedaviyi zorlaştıracaktır.

  • Partiye Gönül Verenlerin Hak Ettikleri Değeri Görmemeleri

Bir kısım insanlar oy verdikleri partiyi sadece parti olarak görmezler. Onlar için parti bir mekteptir. Anadolu insanı, gönül verdiği siyasi oluşumun bir ferdi olarak kendini görür. Partisi için vazgeçilmez bir birey. Partisinin siyasal alanda kendine temsiliyet alanını açtığı için gönülden bağlanır. Lakin bu insanlara gereken değer verilmez, sadece seçimden seçime hatırlanırlarsa unutulmayacak dersleri de verirler. Seçimden sonra sosyal medyada Ebû Müslim el-Horâsânî (ö. 137/755)’ye nispet edilen ve günümüzdeki durumu izah etmeye yarayan bir sözü viral oldu: “Onlar sulh ve selamet günlerinde dostlarının dostluklarından emin oldukları için dostlarından uzak durdular, onları gücendirdiler. Düşmanlarının dostluğunu kazanmak için onları kendilerine yakın tuttular. Dar gün gelip çattığında, muharebe meydanında gördüler ki, sonradan dost edindikleri eski düşmanları yanlarında yoktu. Gücendirdikleri eski dostlarını aradılar onlar da meydanda görünmüyordu. Yapayalnız kaldıklarını anladılar ama iş işten geçmişti. Yıkılmaları mukadder oldu.”

  • Yerel Yöneticilerin Erişilmezliği

Partisini dava olarak görenler yereldeki temsilcilerle aralarındaki mesafenin çok olduğunu gün be gün hissettiler. Zaman geçtikçe partiye gönül verenler eleştiri yaptıklarında ihanet suçlamasıyla dışlandılar, ötekileştirildiler. İstihzaya maruz kaldılar.  Yaftalamak dünyanın en ucuzu argümanı iken birileri için paha biçilmez itibarsızlaştırma aracı olmuştu maalesef. Siz bilmezsiniz, biz her şeyin en iyisini biliriz havası ve üsten bakış tüm farklılıkları bastırdı. Susturulan diller duygusal kopuşu beraberinde getirdi. Nasır tutan temiz ellerle müsafahalar terkedildi. Gönül dili yerine kibirli dil tercih edildi. Devasa binalarda tutulan parti il ve ilçe teşkilatlarının binasına girmek neredeyse kozmik odalara girmek kadar zordu. Seçmen zorbalığa ve istikbara ders vermek istedi. Olay bundan ibarettir. Aliya İzzet’in bu tespiti hezimetin sebebini izah etmektedir: “İktidara gelirseniz, hâl ve hareketlerinize dikkat edin. Kibirli olmayın, kendini beğenmişlik etmeyin. Unutmayın ki sonsuz iktidar yoktur. Her iktidar geçicidir ve herkes, er veya geç, önce milletin ve nihayet Allah’ın önünde hesap verecektir.”  

  • Kutsal Değerlerin İstismarı

Toplum, din ve kutsallığın siyasi gündeme malzeme yapılmasından oldukça rahatsızdır ve bu rahatsızlığını son seçimde ortaya koydu. Kutsal değerlerin siyasi amaçlar uğruna aşındırmaya çalışılması oya dönüştürmek bir yana samimiyet testine neden oldu. Yeni söyleme ihtiyaç var iken geçmişte kalınması işi daha karmaşık hale getirdi. Gençler din üzerinden üretilmeye çalışılan politik tutumlara geçit vermediler. Aslında kutsal değerlerin dillendirilmesi, sadece siyaset kurumuna değil, değerlere de bizzat zarar vermekteydi. Siyasetçilerin kullandığı dışlayıcı dil, toplumu ayrıştıran dildir ve bu dil kazandırmaz bilakis kaybettirir. Son seçim bunun ispatıdır.

  • Gazze’deki Dram ve Soykırıma Karşı Verilen Tepkinin Yetersizliği

Gazze’de tarihte emsali görülmemiş bir soykırım yaşanmaktadır. Duyarlı seçmen, hükümetin diplomasi trafiği dışında kayda değer somut adımlar atmadıklarını söyleyerek tepkilerini sandığa gitmeyerek ortaya koydular. Bazı seçmenler de sandığa gittikleri halde oyunu geçersiz kılarak tepkilerini ortaya koydular. Aksa tufanı, ülke sınırlarını aşmış küresel bir sorun halini almıştı. Duyarlı seçmen, Müslüman ülkelerin Gazze’ye gıda ve suyu bile sokmamaları, ciddiyetle not etti ve siyasi yapıya kırmızı kart gösterdi. Seçimden birkaç gün önce İsrail’e yapılan ticaret verileri, TÜİK üzerinden piyasaya sunulması hezimetin temelini oluşturmuştur. Sözün özü; toplum söze değil icraata baktı ve cezayı ticareti sonlandırmayan iktidar partisine kesti.

  • Ekonomik Krizi

Devlet elde ettiği geliri adil dağıtmalıdır. İsrafa dayalı bir ekonomik sistemi dar gelirli vatandaşa izah etmek ve kabullenmesini beklemek oldukça zordu ve hükümeti de zorladı. Yoksul seçmen, fantezi gördüğü tartışmalardan uzak, market ile mutfak arasında mekik dokuyordu. Lüks araçlar ve gösterişe dayalı yaşam tarzının reklamı, Anadolu insanın hayata olan umudu yitirmesine neden olmuştu. Akşam alınan bir ürünün sabah aynı fiyattan satın alınmaması denetimsizlik ve fırsatçılık olarak okundu ve fatura iktidara kesildi. Vatandaş haksız da değildi.

  • Liyakatsiz Atamalar

Hükümetin merkezi ve yerel atamalarında liyakat ve ehliyeti değil başka gerekçelerle hareket etmesi ve atanan kişilerin kibir ve kin kokan icraatları, maalesef bu tablonun ortaya çıkmasının nedenleri arasında önemli birer faktör. Atamalarda oturmuş bir devlet geleneği vardı. Örneğin rektör bulunduğu üniversiteden en fazla oy alan üç aday arasında seçilirken ilk üçe girmek için adaylar öğretim üyeleri ile iletişim kapılarını açık tutmak zorun kalıyorlardı. İmdi ise atama Ankara’dan yapıldığı için kapılar sadece Ankara’ya açıktır.    

  • Diğer Sebepler

Elbette Ak Partinin oy kaybı doğrusu kendi seçmenin oyunu almamasının altında daha birçok sebep zikretmek mümkündür. Doğru adayların seçilmemesi, ittifak bloğu….       

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir