Muhammedü’l-emîn’ den ‘Şehru’l-emîn’ (Şehremini) e Yol Aramak

Muhammedü’l-emîn’ den ‘Şehru’l-emîn’ (Şehremini) e Yol Aramak

Akademik Akıl yazarlarından Prof.Dr. Mehmet Nadir Özdemir‘in köşe yazısı;

Bu ay ki yazımızda “Nasıl Bir Belediye Başkanı?” temalı bir hasbihal yapacağız. Malum yerel seçimler yaklaşıyor.

Belediyeler çağdaş anlamda Tanzimat döneminde hayatımıza girdi. Elbette öncesinde muhtesipler olarak Müslüman dünyada yer tutmuşlardı.

Belediyeler Cumhuriyet döneminde yeni bir hüviyete kavuştu. Çok partili siyasi hayata geçildikten sonra ise siyasi hayatımızda önemli bir konuma sahip oldular. Siyasetin âdeta ocağı, yerelde atan kalbi oldular.

Belediyeler halk ile devlet, halk ile siyasetçi arasında köprü oldular. Yerel yatırımların gelmesinde olumlu ya da olumsuz etkileri oldu. Hülasa devlet hayatında ve siyasi hayatta önemli bir yer tuttular.

Peki böylesi önemli bir göreve getireceğimiz adaylarda hangi özellikleri aramalıyız? Diye sormak isterim:

Sokağa çıkıp görüş alsak herhalde yaklaşık olarak ‘dürüst, çalışkan ve iletişim becerileri olan bir kişi olmalı’ diye cevaplar alabiliriz. Ama topluma baktığımızda gerçekten böyle mi? Bence değil. Zira yolsuzluk dürüstlüğün zıddıdır. Yolsuzlukları kanıtlanmış, kamu kaynaklarını sorumsuzca kullanmış bir başkana bunun hesabını sorabiliyor muyuz? Diyeceksiniz ki ama bunu hukuk yapar. Elbette öyle. Fakat, kanunen yapılanlar/yapılabilenler ya da yapılmayan /yapılamayanlar yeterli mi? Hayır. Çünkü vatandaşın oylarıyla başkan seçilmiş olan belediye başkanına hem sözlü olarak, hem de siyaseten tercih etmeyerek bir tepkisi olmayacak mı?

Bizde pek olmuyor…

Böylesi kamu ile ilgi durumlarda halkın cezalandırması hukukun verdiği cezadan daha etkili olur ve tesiri uzun sürer diye düşünüyorum. Merhume Alev Alatlı Hanımefendi’nin isabetle ifade ettiği gibi “Helalleşmek mahkemede dava kazanmaktan daha üstün olmalı. Çünkü her yasal hak helal değildir” sözünü unutmamalıyız. Belediye başkanının halk ile helalleşmesi buna mukabil de halkın hesap sorabilmesi icap eder. Şimdiye kadar şehriyle helalleşen belediye başkanları olmuş mudur? Varsa bu helalleşme kamuoyuna mâl olmuş mudur? Sorusunu sormak istiyorum.

Ancak bizde hesap sorma kültürü gelişmediğinden, itaat etmenin dışında başka bir şey yapmıyoruz. Kendi kendimize, aile içinde, dost meclisinde söyleniyoruz ama eski/yeni siyasetçiler gelince itibar ve saygımızı üst düzeyde gösteriyoruz. Peki nasıl davranalım?  Homurdanmalarımızın hiç olmazsa birazını yansıtabilelim’ derim. ‘Aramızda söylenmekle ve dedikodu tarzında konuşmakla kalmayalım’ derim. Siyasetçiler de, hiç olmazsa ‘Vatandaş bundan rahatsız’ desinler. Diğer bir ifade ile vatandaşın nabzını tutabilsinler. Bu ülke, bu vatan bizim olduğuna göre biz sahip çıkacağız. Daha iyi iş yapabilecek olanı arayıp bulacağız. Önereceğiz. Yapabileceklerimizi yapacağız. Buna batı dünyasında “sivil inisiyatif” diyorlar. Bizde gelişmedi tabi böylesi bir inisiyatif…

Bir araştırma şirketinin yaptığı araştırmaya göre; belediye başkanı adayının özellikleri sorulan vatandaşların;

%35’i dürüst olmalı,

% 28’i hukukun gücüne inanmalı,

% 28’i çalışkan olmalı,

% 24’ü halkın içinde olmalı,

%17 ‘si kendisine oy vermeyenlere de iyi davranmalı,

% 11’i kendi siyasi partisinin fikirleri dışındaki fikirlere de açık olmalı,

% 11’i dini vecibelerini yerine getirmeli,

% 8’i yüksek eğitimli olmalı… şeklinde (https://www.konsensus.com.tr/ideal-belediye-baskani-ozellikleri/ ) cevap vermişlerdir.

Yukarıdaki verilerden çıkarılacak sonuçlardan biri de dürüstlüğünhukukun gücünün ve çalışkanlığın oranlarına dikkat edersek her halde çoğumuz düşük buluruz. Bu verilerin 2017 yılına ait olduğunu dikkate alırsak acaba 2024’e kadar yükselme olmuş mudur? Diye kendime soruyorum. Sizler de sorun lütfen…Bu konuda yeni bir araştırmaya ihtiyaç var.

Bu verilerin dışında değerlendirmelerimize devam edecek olursak, bir belediye başkanı:

  • Belediye başkanı aday olduğu şehri, ilçeyi ya da beldeyi iyi tanımalı.
  • Şehir ile ilgili projeleri olmalı. Eksikleri bilmeli.
  • Hayata geçirmeyi düşündüğü projelerin mali kaynağını da planlamalı. Ayrıca belediye personelini imkânlar ölçüsünde çeşitlendirmeli, onların eğitimi için zaman ve imkânlar bulmalı.
  • İmar ve yapı ruhsatı konusunda çok hassas olmalı, yapı denetimi konusunda gerekli hassasiyeti göstermelidir. Zira 17 Ağustos ve 6 Şubat depremleri gibi büyük depremler yaşadık. 17 Ağustos 1999 depreminde resmi verilere göre 17.480; 6 Şubat 2023 depreminde ise resmi verilere göre 53.537 vatandaşımız vefat etti. Bunca kaybın nedenlerinin başında zemin etüdünün yeterince yapılmadığı arazilere, tarıma elverişli arazilere, fay hattı üzerine yapılaşmaya izin verilmesi, yapı denetimi konusunda hassas olunmaması, kolon kesilmesi ve daha başka faktörler sebebiyle oluşan ihmaller bize bu çok acı tabloyu yaşattı. Bunların inanç temelinde kader olarak değerlendirilip geçiştirilmesi İslam inancı ile asla bağdaşmaz. Yeryüzünün, tabiatın dilinin iyi kavranıp ona göre hareket etmek gerekir. Diğer bir ifade ile “Coğrafyaya muhalefet edilmez, coğrafya ile uyumlu yaşanır”.
  • Kamu malına hassasiyet göstermeli. Sadece kendisi ve yakın çevresi değil, kamu malına el uzatan kimler varsa engel olmalıdır.

 Kamu malı sayılan ganimetleri Hz. Peygamber izinsiz ve paylaşımı yapılmadan alanlara bir iğne bile olsa şiddetle uyarmış, cezasının cehennem olduğunu ilan etmiştir. Ganimet malını izinsiz aldığı tespit edilen bir şahsın vefatının ardından “Siz arkadaşınızın namazını kılın” diyen Hz. Peygamber o şahsın cenaze namazını kılmamış ve kıldırmamıştır(Bkz. https://www. akademikakil.com/kamu-malina-hassasiyet/mnadirozdemir/).

  • Şehrin kültürel değerlerini bilmeli, bunlarla ilgili etkinlikler düzenlemeli.
  • Şehirdeki üniversite öğrencilerine yönelik yaklaşımı, katkısı ve ilgisi olmalı.
  • Şehrin sokaklarında dolaşmalı, ihtiyaçları ve istekleri yerinde ve zamanında gözlemlemeli ve tespit etmeli.
  • Şehrin kurumları ile ölçülü ve saygın bir ilişkisi olmalı.
  • Kendisine yapılan yapıcı eleştirileri olgunlukla karşılayabilmeli ve gereğini yapma gayreti içinde olmalı.
  • Düğün, cenaze, mezuniyet vb. törenlere katılmalı, mazereti varsa yardımcısını göndermeli.
  • Özel hayatı ile de örnek olabilmeli.

Böylesi bir ortamda halkın kendi beklentileri çocuklarını belediyede işe alıp almayacakları veya bir takım akrabalık ilişkileri gibi nedenlerle yukarıdaki ölçütlerden uzak adaylara oy vermeleri ne kadar hazindir!

Bu şartlarda toplumda erdemli insanların hatırının sayılması beklenemez. Yolsuzluk vb. pek çok yüz kızartıcı suçu işleyenlere göz yumulması hem bu konuda hukukun yeterince etkili olamaması, vatandaşın tepkisizliği ya da tepkisinin dikkate alınmaması belediye hizmetleri açısından da vahim sonuçlar doğurmaktadır.

“Tüyü bitmemiş yetimin hakkı” ifadesi hepimizin bildiği bir söylemdir. Bunun sanki artık demode(!) olduğu, itibar edilmediği anlaşılıyor ki böylesi durumda toplumdan bereket kalkar, ahlaksızlık prim yapar. Halbuki iyi insan, iyi Müslüman ve iyi vatansever olmanın da yolu ahlaklı olmaktan ve ahlaklı kalmaktan geçer…

‘Ben ne yapabilirim? Dersen, böylesi adaylara teveccüh göstermemekle başlayabilirsin. Onların ellerini sıkmayabilirsin’ derim. Peki konuşmayalım mı? Hiç mi bir araya gelmeyelim? Belki bunu herkes yapamayabilir. Arkadaşıdır, akrabasıdır… Ama yaptıkları sorulmalı ve aklanmadan da desteklenmemeli, vakur bir tavır konulmalıdır.

Bizim insanımız okuyanı, tahsil yapanı sever, hem de çok… Medenî, “gün görmüş” ya da kadim bir ifade ile “umur görmüş” insanları da sever. İşte böylesi insanları bulup aday olarak desteklemeli…Desteklediği parti kimi aday çıkarırsa onun peşinden gitmeyi meziyet saymamalıdır. Hele bunu sadakat ve dava olarak asla görmemelidir. Unutmamalıdır ki, ahlak, fazilet ve kutsal değerler ancak davanın konusudur…

Seçilen başkan partizanlık yapmamalıdır. Diyeceksiniz ki Türkiye’de bu mümkün mü? Pratikte olmasa bile teoride mümkündür. Teoride mümkün olanı hayata geçirebilmekse iradeli ve dürüst insanların işidir. Tarihimizde bu mümkünler cümlesinden olmak üzere güzel örnekler var…Seçildikten sonra herkesin başkanı olacağım sözüne sadık kalabilmesi önemli. Günlük siyasetten ve merkezî siyasetten mümkün olduğu kadar dilini çekmesi ve şehrin/ilçenin/beldenin sorunlarına yoğunlaşması beklenen bir davranıştır.

Belediye başkanına “şehru’l-emin” yani “şehrin en güvenilir şahsiyeti” denilmesi boşuna değildir. O yıllarda bugünkü anlamda seçim olmadığı dikkate alınırsa bu ifade daha anlamlı hale gelir. “Muhammedü’l-emin”den “şehru’l-emin”e yol arayıp bulmak lazım.

Velhâsıl kelam, güvenilir, güven veren bir başkan lazım…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir